Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (Aşağıda alıntılar bulunan belge 1979 Yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliğine yapılan baskında elde edilmiştir)

    “Kürtçe Hint Avrupa dillerinin İran’ca dalı içinde yer alır ve Farsça, Beluci ve Puştu dilleriyle ilişkilidir. Bir bilim adamı tarafından “Farsçanın kardeşi özel bir dil, belki de ondan da eski bir dil” olarak nitelendirilmiştir. Kürtçe iki büyük lehçeye sahiptir: Kürdistan’ın kuzeybatı bölümünde konuşulan Kurmanci ve güneydoğu bölgesinde yaygın olan Kürdi. Türkiye’de Orta Anadolu’daki Kürtler tarafından konuşulan Zaza da üçüncü önemli lehçe olarak kabul edilir. Bu grupların değişik birçok biçimi Kürtler tarafından kullanılır ve yerel adlarıyla tanımlanırlar. Sözgelimi, Irak’ta Kürt aşiretlerinin yoğun olduğu bölgelerde kentlerdeki Kürtler arasında kullanılan Sorani, Kürdi lehçesi ile çok yakın özellikler taşır.” Sf. 300

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 300) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi Yayını;)

    “Şeyh Said, özellikle Dersim ve Muş Beylerini kendi tarafına çekmeye çalışıyor ve bunlara bu maksatla adamlar gönderiyordu. Eğer Şeyh Said bu teşebbüslerine sadece Kürdistan Bağımsızlığı adına ve daha Önce girişmiş olsaydı, ayaklanmayı Dersim ve Muş’a bulaştırması muhtemeldi. Fakat ayaklanmanın gayesi dini kurtarmak ve özellikle Osmanlı Halifeliğini yeniden kurmak şeklinde gösterilince, Genç ve Diyarbakır dışında bulunan ve Şeyh Said’in manevi nüfuzu altında bulunmayan Kürt aşiretlerine, ayaklanmayı iltifat ettiremedi.” Sf. 296

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 296) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Genelkurmay Harp Dairesi Yayınından alıntı;)

    “Asiler Genç’ten ve Çapakçur’dan sonra yavaş yavaş Palu’ya doğru yürüdüler. Asileri Murat nehrinin batınına geçirmemek için Önceden Havik geçidine bir müfreze gönderilmişti, fakat asiler 23 Şubat günü Murat nehrini geçtiler ve Havik’te bulunan müfrezeyi subayları ile beraber, Bucak Müdürü de dâhil olduğu halde esir ettiler. İleri hareketlerine devam eden asiler Elazığ’a 3-4 saat mesafedeki köyleri de işgal ederek 24 Şubat sabahı saat 03.00 te Elâzığ il merkezinin çevresine yerleştirilmiş bulunan kuvvetler üzerine taarruza başladılar. 20 er ve bir makineli tüfekten müteşekkil küçük bir müfreze tarafından korunan Hanik Köyü güneyindeki cephane deposu asilerin eline geçmiş ve yağma edilmeye başlanmıştı.”

    On yedinci Tugay Komutanı Osman, Tarihe göre, “hayatını tehlikeye atacak derecede cesaret göstererek”, Elazığ’ı müdafaa ettiyse de, Elazığ da Kürt Kuvvetlerinin eline geçiyor.

    Asiler şehre girer girmez önce jandarma dairesini yağma ettiler. Hapishanedeki tutuklu ve hükümlüler serbest bırakıldı, Adliyedeki evrak yakıldı. Bu sırada hükümet binasına giren asi lider Şeyh Şerif, ahaliyi toplayarak maksat ve gayesinin, dini ve Kur’an’ı kurtarmak olduğunu, ahaliye katiyen tecavüz niyetinde olmadığını söylüyordu. O, bu teminatı verirken, öte yandan avanesi evleri ve mağazaları yakmaya başlamışlardı. Bu alçakça hareket karşısında halk Şeyh Şerife başvurmuşsa da çapulculuk önlenememişti.

    “Bir yandan Elazığ’ı işgal eden asilere karşı askeri tedbirler alınırken, diğer yandan asilerin yağmaladığı ve çapulculuklarına karşı cephe alan halk, silaha sarılmış ve giriştiği savaşma sonunda 26 Şubat’ta asi Kürtleri, şehri boşaltmaya mecbur etmişlerdi. Firar eden asilerin büyük bir kısmı Palu doğrultusunda çekilmişlerdi.”

    Elazığ’ın düşmesi ve Hükümet kuvvetlerinin tekrar eline geçmesi Kürt aşiretleri için de dönüm noktası oluyor; Kürt aşiretlerinin bir bölümü, Hükümet kuvvetleri yanında yer almaya karar veriyorlar. Bundan sonra ayaklanma, bir yanıyla da, Kürtler arası iç savaşa da dönüşüyor.

    “Palu’ya gelen Şeyh Şerif tekrar Elazığ’a yürümek istemişse de Pertek yönlerinde, Doğu Dersim ve Mazgirt’ten gönderilen gönüllü aşiret kolları ile yaptığı çarpışmada fazla zayiat vererek Bulanık köyüne çekilmeye mecbur olmuştu.”

    Elazığ’ın tekrar hükümet kuvvetlerinin eline geçmesi, Şeyh Said ayaklanmasında önemli bir dönüş noktasıdır. Ancak asıl yenilgiyi Diyarbakır’ın Kürtler tarafından zapt edilememesi belirliyor. Sf. 294

    “Nihayet 8 Mart 1925 sabahı güneş doğarken, asi kuvvetler, ilk kez karşılaştıkları bu örgütlü ve azimkâr direnme karşısında dayanamayarak dağınık bir halde kaçmaya başladılar.” Sf. 295

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 294, 295) kitabından birebir alınmıştır.

  • İdeoloji ve aynı ölçüde başarı, hem görmeyi ve hem de görmemeyi sağlıyor. Geliştirdiğim ve burada tekrarlama gereğini duyduğum tez şudur: Kurtuluş Savaşı’nın başında Türk tarafı, Kemal Paşa ve yakın çevresi, Kürt yönetenlerine, vaadden çok “vaad izlenimi” vermişlerdir. Ermeni ve Greklere karşı, hilafet ve saltanatı kurtarmak için “ortak” mücadele daveti ortadadır. Kürt yönetenleri, başarıdan sonra, ortak çözüm izlenimini almış görünüyorlar; cumhuriyetin kurulduğu yılda bir genel ayaklanma komitesinin ortaya çıkması, belli bir hayal kırıklığının ürünü oluyor. Sf.290

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 290) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi yayını;)

    “Kürt Teali Cemiyeti, Damat Ferit Kabinesi’nin ’Büyük Ermenistan’ projesine şiddetle muhalefet ederken İtilaf ve Hürriyet Partisi’yle özerk bir Kürdistan kurulması konusunda sözleşme yapmaktan geri durmuyordu. Bu cemiyet cumhuriyetin ilanından az önce kapatılmıştı. Fakat buna karşılık 1923’te, cumhuriyetin ilanı senesinde, Seyit Abdülkadir, Hesnanlı Halit, Hacı Musa, eski milletvekillerinden Yusuf Ziya ve ailelerinden müteşekkil olmak üzere gizli bir komite teşkil edildi. Bu komitenin de gayesi, Kürdistan’ın bağımsızlığını sağlamaktı. Komiteye Yusuf Ziya’nın aracılığıyla Hınıs’ta oturan Şeyh Sait ve ailesi alınmıştı”  Sf. 290

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 290) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi yayınından alıntı;)

    “Çünkü sırasıyla, Tanzimat’ın ve meşrutiyetin, Kürtlerin yaşayışı üzerinde yapacağı değişiklik, doğrudan doğruya, ağa, bey, reis, şeyh ve hocaların bu ilkel sürüler üzerindeki nüfuzlarını kıracak nitelikte idi. İnsanlığı bile idrak etmemiş olan bir kitleye ise, Kürtlük telkin etmeye imkân yoktu, bu kitle varlığının manasını bir avuç gulgul (bir nevi darı) ve bir avuç arpa yemekten ibaret zanneder, cumhuriyet nedir, yaşadığı dağın arkasında ne vardır, bilmez ve bilmek de istemezdi. Hemen hemen hepsi bu bilgilerden yoksun bu kitleyi tahrik için, propagandayı din yönünden yapmak lazımdı. Gerçekte de öyle oldu.” Sf. 290

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 290) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi yayınından alıntı)

    Bu nedenle Şeyh Sait ayaklanmasında Elazığ’ın düşmesi Kürt kuvvetlerinin eline geçmesi üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın Tugay Komutanı Osman’a çektiği telgraf ile başlamanın yararlı olacağını sanıyorum.

    Tarih, “durumu yakinen izleyen Cumhurbaşkanı Atatürk de, 26 Şubat’ta Malatya Valisi aracılığı ile İzoli’de 17. Tugay Komutanı Albay Osman’a verdiği emirde” diyor ve telgrafı yayımlıyor. Aktarıyorum.

    “Durumunuz, tertibatınız, düşünceniz hakkında ait olduğunuz resmi makamlara elbette bilgi verdiniz. Gereken emirleri ve talimatı alacaksınız. Ben de size hatıra olarak bir iki noktayı bildireyim: Asiler ciddi muharebe ve çarpışma sonucunda değil, mensuplarının ve müritlerinin çağrısına uymak suretiyle ve bunların kendilerine katılması ile Elazığ’a kadar gelebilmişlerdir. Silahlı kuvvetleriniz arasında sizin yerli dediğiniz ülküsüz erlerin bulunuşu sizi şimdi bulunduğunuz yere ve duruma gelmeye zorlamıştır. Bu durum sizin için dikkat ve uyanıklığı gerektiren bir noktadır. Bundan sonra ülkeyi savunmak için kullanacağınız vasıtalarda bu noktaya dikkat buyurunuz. Asilerin silahı, aldatmayı, bozgunculuğu ve din ile şeriatı vasıta ittihaz ederek bilgisizlikten faydalanmadır. Sizin karşı vasıtanız ve savunmanız, bütün bu sahtekârlıkların emriniz altında olanlara ve temasta bulunanlara layığı ile ve süratle anlatılmasında ve şuurlu hareketinizdedir. Bilgisizlik ve gafilliğin çokluğu karşısında durumunuzu bozarak dağılmak elbette aleyhimizedir. En az sayıda da olsanız varlığınızın korunması bizce değerlidir. Geçmesi zorunlu olan birkaç günü mevcudunuzu koruyarak kazanmak tercihe değer. Ayrıca durumunuzun olağanüstü olduğundan ve bunun gereği olarak olağanüstü tedbir almaya zorunlu olacağınızdan beni haberdar etmelisiniz. Malatya halkı cumhuriyete sadık ve irtica düşmanıdır. Bu bilinmektedir. Bu değerli unsurlardan büyük ölçüde faydalanma olanağını elde ediniz. Bu öğütlerim bağlı olduğunuz makamlardan alacağınız kesin emirlerin yapılmasında size yardım eder umudundayım.” Sf. 288

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 288) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1979 yılında, Amerika Birleşik Devletlerinin Tahran Büyükelçiliği, İranlı devrimci gençler tarafından işgal edildi; hatırlanacağını umuyorum. İranlı devrimciler, ABD Büyükelçiliği’ndeki bütün belge ve raporlara el koydular. Bunları, dünyada ilgili oldukları yerlere ulaştırma nezaketini de gösterdiler. Bana ulaşanlar içinde Amerikan gizli servislerinin hazırladıkları bir “Kürt Tarihi” var; Amerikan diplomatları için el kitabı niteliğini taşıyor. Burada yayımlıyorum. Sf. 282

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 282) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tunceli Tenkil Harekatında Ayaklanan Halka Dördüncü Müfettişlikçe Yazılan Bildirge;  “Ovacık Kazasının Lertik, Mercan ve Birman mıntıkalarında oturan Kalan’lı (Dersimli, Tuncelili) halka;

    1-Halkı cahillikten ve fukaralıktan kurtarmak için, Hükûmetin Tunceli’de yapmakta olduğu iyi işleri her gün öğreniyorsunuz   … Bu sebeple Hükümet, zalimlerin zulümlerine son vermek ve masum halkı onların elinden ve şerrinden kurtarmak için asker getirmiş bulunuyor. Görüyorsunuz ki, dört tarafınızı asker sarmıştır ve harekete geçecektir. Maksadımız yalnız suçluları ve bilhassa elebaşıları uslandırmaktır.    Bunun için; 

     1.1  … suç yapmış olanlar, canlarını, çoluk ve çocuklarını kurtarmak için Hükûmetin adaletine güvenerek gelip teslim olsunlar.   

    1.2-Bu suçlular kendilerini zorla felakete sürükleyenleri ölü veya diri yakalayıp hükümete ve askere teslim ederlerse cezadan kurtulmakla beraber mükâfat da (ödül de) alırlar.  

    1.3- İçinizde suçsuz olanlar çoktur. Asker suçluları ararken suçsuz halkın zarar görmemesi için suçlulardan ayrılıp çoluk çocukları ile beraber Pülümür’deki kaza merkezine gelsinler….  

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 340) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1937 Yılında Tunceli Tenkil (cezalandırma, uzaklaştırma, ortadan kaldırma) Harekâtına Dair Bakanlar Kurulu Kararı;   Gayet Gizlidir; 

    Başvekâlet (Başbakanlık) Kararlar Müdürlüğü;   Son günlerde Tunceli’de vukua gelen hadiselere dair raporlar 4 Mayıs 1937 tarihinde Atatürk’ün ve Mareşal’in huzurları ile tetkik ve mütalaa edilerek (araştırılarak ve incelenerek) aşağıdaki sonuca varılmıştır; 

    1-Toplanan kuvvetlerle Nazımiye Keçikesen (Aşağı Bölge) Sin, Karaoğlan hattına kadar, şedit (şiddetli) ve müessir (tesirli, etkili) bir taarruz (saldırı) hareketi ile varılacaktır. 

    2- Bu defa İsyan etmiş olan mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olacaktır. Ve bu toplama ameliyesinde (faaliyeti sırasında) köylere baskın edilerek hem silah toplanacak hem de bu suretle elde edilenler nakledilecektir. Şimdilik 2.000 kişinin nakli tertibatı (hazırlığı) hükümetçe ele alınmıştır.   

    Mülahaza; Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe (yetinilirse) isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur.  Bunun içindir ki silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kâmilen (tamamen) tahrip etmek (yok etmek, harap etmek) ve aileleri uzaklaştırmak lüzumu görülmüştür. 

    Not; Birliklerin oraya gelişi de düşünülerek bir hafta sonra yani 12 Mayıs’ta ileri harekete başlanabileceği anlaşılmaktadır.   

    Not; Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lâzımdır.                                                  Aslı Gibidir İmza.” (1)

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 339) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1996): TC. Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı, TC Tarihinde Ayaklanmalar kitabı 1924 – 1938 belgesidir.

  •  (Aşağıda alıntılar: 1979 Yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliğine yapılan baskında elde edilen belgelerden alınmıştır:)

    “Uzun dönemde Kürtlerle bölge hükümetleri arasında daha ciddi çatışma olasılığı iki etkene bağlıdır; Gelecekteki olaylar hükümetlerin Kürt Bölgesini kontrol etme güçlerini o denli zayıflatabilir ki Kürtler bulundukları bölgelerde kendi kaderlerini belirleme hakkını ele geçirebilmek için daha fazla bastırabilirler ve 1975 Martından önce İran’ın Irak’taki Kürtlere yaptığı türden dış yardımı bölgedeki Kürt topluluklarında herhangi bir daha elde edebilirler.”   

    “Bölgede yaşayan Kürtlerin sayısına ilişkin kestirimler 9,65 milyon ile 12,4 milyon arasında değişmektedir. Bunun 4 ila 6 milyonu Türkiye’de, 2,8 milyonu İran’da, 2,5 milyonu Irak’ta 350 ile 360 bini Suriye’de 400 bini de SSCB’de yaşamaktadır.”  

    “Şah’ın devrilmesinden sonra Kürtler İran’da Kürtçeyi resmi dil ilan ettiler ve gelen haberlere göre Sanandaj ve Kermanşah gibi kentlerde Kürtçe, okullarda öğretilmeye başlamıştır.”   

    “Kürtçe Hint – Avrupa dillerinin İran’ca dalı içinde yer alır ve Farsça, Belucu ve Puştu dilleriyle ilişkilidir.”  

    “İran’da Şah’ın toprak reformu Kürt varlıklı sınıflarının elindeki mülklerin çoğunu dağıtmış ve böylece çoğu İranlı Kürt Reislerinin ve Hanlarının etkisini yıkmıştır.  Irak’taki Kürt İsyanının sona ermesinden sonra Hükûmet Kürtleri dağlık bölgedeki evlerinden alıp elektrik, su, eğitim ve sağlık hizmetlerinin sunulduğu Model Köylere nakletmiştir.”    

    “İran Hükûmeti tarafından Farsça Kürtlere zorunlu dil olarak kabul ettirilmek istenmiş ve geleneksel giysilerin batı giysileriyle değiştirilmesi zorlanmıştır.(1)

    “Irak’ta 1919’da Süleymaniye bölgesinde Şeyh Mahmut’un isyanı İngilizler tarafından bastırıldı. İngiliz dış politikası, bağımsız bir Kürdistan fikrine olumsuz olarak bakmakta… Kerkük yakınlarında 1927 yılında Amerikan ve Avrupa şirketleri tarafından petrol bulunması, Batının bağımsız Kürt hareketine karşı duyduğu ilgiyi yitirmesine yetti.” (2)  

    “1923 İsyanında Irak .. kuzey bölgelerde daha sıkı bir denetim sağlayabilmek için yeni eylemlere girişti ve Molla Mustafa Barzani’nin ayaklanmasına neden oldu. 1923’teki Irak’ın bağımsızlığından sonra da Iraktaki varlığını sürdüren İngilizlerin hava hücumları, Molla Mustafa Barzani’yi ve taraftarlarını Türkiye’ye kaçmaya zorladı.”   

    “1941’de İran Sovyetler ve İngilizler tarafından işgal edildi. 1945’te Azeriler İran Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetini ve Kürtler de Mahabad Kürt Cumhuriyetini kurdular. Başkan Kadı Muhammed 1946’da idam edildi. Silahlı Kuvvetlerin başı olan Barzani de Sovyetlere sığındı.” 

    “1960’a kadar tüm Kürt bölgesi sakin.   Bu göreceli sakin dönem 1960 yıllarında Türkiye’de Hükûmetin ordu tarafından devrilmesinden sonra siyasi karışıklıktan yararlanmak isteyen Kürtlerin ayaklanmalarına, baskıcı hükûmet politikalarına dikkat çekmek için ayaklanmalara kadar sürdü. Ordu tereddüt etmeden bu olayı bastırdı.   Aynı zamanda (1979) İran’daki Kürt Muhalefet hareketi Türkiye’de de Kürt milliyetçi duygularının ve eylemlerinin artmasına neden oldu. 1979 ortalarında Irak’ın Kürt bölgelerinde de muhalefet hareketinde artış görüldü.   1940 ve 1978 arasında Şah, Kürt bölgelerinde ekonomik gelişme ve eğitim programlarını arttırarak, görece sakin tutmayı başarmıştır.” (3)

    “Irak’ta 1968’de Saddam iktidar oldu.  Kürt umutlarının gerçekleşmeye en çok yaklaştığı nokta, Saddam Hüseyin’in önderliğindeki Baas’cı Hükümetin, Kürtlerin Ulusal haklarını tanıyan ve Bölgesel özerklik tanıyan antlaşmayı Molla Mustafa Barzani ile 1970 yılında imzalamasıdır. Kürtçe, Kürt Özerk bölgesinde ve Kürt eğitim kurumlarının resmi dili olacaktı ve Süleymaniye’de bir üniversite de dâhil olmak üzere Kürt eğitim kurumları kurulacaktı.  Kürtler genel nüfus içerisindeki ağırlıklarına göre orduda, emniyet güçlerinde ve üniversitelerde istihdam edileceklerdi.   Henüz iki yıldır iktidarda olan Baas Hükûmeti iç güvenliği ve düzeni sağlayamadıkları için Kürtlerin beklentileri yönünde büyük tavizler vermişti.   Kürtçe bir radyo istasyonu ve gazete yayını başlamış,   buna karşın, izleyen dört yıl boyunca Baasçılar iktidara yerleştikçe ve Kürtler de daha fazla toprak ve petrol gelirlerinden pay yönünde taleplerini arttırdıkça .. ilişkiler bozuldu.. Ve 1975 yılında Cezayir’de İran ve Irak arasında imzalanan antlaşma, Kürtlerin direne gücünü yok etti.  Bağdat 11 tümenlik ordusunu beşinci Kuzey Vilâyetlerinde tuttuğu gibi 50 bin polis, sınır devriyeleri ve yedek tümen bulundurmaktadır.   1977 de Kürtlere yönelik bir af ve 1979 da yoğun bir ekonomik kaynak aktarımı …”

    “Türkiye; İşsizlik oranı ülke geneli olan yüzde 20’nin üzerinde, Kürtler arasında Türkçe okur – yazarlık oranı ise yüzde 20’nin altındadır. Eğitimlerinden sonra Türkler, “dost olmayan” kırsal topraklarda görev almaya yanaşmamaktadırlar.”

    “… Ordu çoğu kez Kürtler tarafından bir “sömürge” ordusu olarak algılanmıştır.   1972’de hükûmet kuvvetlerince öldürülen ve Türk solunun başta gelen şehidi Mahir Çayan da bir Kürt’tü.  … Tüm Kürtlerin hemen yarısı Kurmançi lehçesini kullanırken, Türkiye’de Kürtlerin yalnız Hakkâri Vilâyetinde olanları bu lehçeyi kullanır.”   

    “Suriye’de azınlıklar rahat. Esad da alevi azınlıktan. Kürtler Suriye Komünist partisinin potasındalar.   SSCB, üçüncü taraflar yoluyla Kürtlere silah satıyorlar.”  

    “1960’ların başında Moskova Irak’ta bir Kürt özerkliğini hararetle destekledi.  Kürtlerle Baascı rejim arasındaki görüşmelerin 1974 yılında kesilmesi ve çarpışmaların başlaması üzerine Sovyetler tüm desteklerini Baas Hükümetine vermeye başladılar. 1975 Martında Cezayir’de yapılan Kürt – Irak antlaşmasından sonra Irak Sovyetleri bırakıp Batıya yöneldi.  1978 ortalarından beri Iraktaki Kürt unsurlarla Sovyetler arasında bir ilişki olduğuna ilişkin bir bilgi yoktur.  Bu, Kürt hareketi ile Sovyetlerin doğrudan ilgileri Ankara ile iyi ilişkilerini bozmak istememeleri nedeniyle sınırlıdır. Yılın başında Kürt Şii davasının bir temsilcisinin destek arama çabaları Sovyet ve Bulgar elçilikleri tarafından geri çevrilmiştir.”   

    “Bununla birlikte Türk Hükûmeti memurları Sovyetlerin Kürt muhaliflere silah, askeri eğitim ve mali yardım sağladığına inanmaktadır.    SSCB de Kürt köylerindeki okullarda Kürtçe öğretilmektedir.  Ermenistan’ın başkenti Erivan’da yayınlanan Re’ya Taz adında Kürtçe bir gazete ve Kürtçe bazı radyo programları vardır. Erivan’daki Kürt Araştırma Merkezi SSCB de tektir.   Ermeniler Kürtlerin de rol oynadıkları Türk Katliamını unutacağa benzemiyorlar.”   

    “Olası Gelişmeler;”

    “Şah rejiminin çöküşü ve Kürtlerin İran’da çoğunlukta oldukları bölgelerin büyük bir bölümünde yönetimi fiilen ele geçirmiş olmaları sadece İran’daki değil, aynı zamanda Türkiye ve Irak’taki Kürtler arasında da daha geniş özerklik yönündeki beklentileri yükselmiştir.   ..yakın gelecekte İran Devrim Hükûmeti ile Kürtler arasında topyekûn bir savaş olasılığı yüksek değildir.”     

    “Türkiye’de Hükûmet Kürt azınlığın daha geniş özerk kazanımları elde etme çabalarına sert biçimde karşı koyacaktır ama isteksizce de olsa Kürtlere kültürel miraslarını değerlendirme ödününü verebilir.    Ankara, Kürtleri Türk toplumu içerisinde eritemezse ayrılıkçı ve pankürt eğilimler varlıklarını sürdürecektir. İran’daki Kürtler daha geniş bir özerkliğe kavuşurlarsa ya da Ankara, Türkiye’nin aksayan ve sorunları artan ekonomi ve siyasetini toparlamakta başarısız kalırsa Türkiye’deki Kürtler Ankara’yı tanımamaya teşvik edilebilir.  Sovyetler Birliği;  İran, Türkiye ve Irak’a olan ilgilerini zedelemek istemediği için Kürt azınlıkları doğrudan desteklemekten kaçınacaktır.”

    “Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Araştırma Dairesi Gizli Mayıs 1979” 

    (Aşağıdaki bilgiler aynı kaynaktan özet olarak alındı)

    “Sovyetlerin eskiden Kürtlere bazı zamanlarda yardım verdikleri bilinmektedir ama şu anda o yönde bir faaliyet içinde olduklarının bir işareti görülmemektedir. Hatta Moskova şu sıralarda görülmekte olan Kürt kıpırdanmalarından uzak durmak için elinden geleni yapmaktadır.  Zaten Sovyetlerin 1970’ten beri politikaları bölge ülkeleri ile olan ilişkilerini her zaman Kürtlerin istek ve çıkarlarının üstünde tutmak yönünde olmuştur.    İran’daki son karışıklıklar dikkatleri yeniden Kürtlere çevirmiş.    Yıkıcı biçimde bağımsız ruhlu bu aşiret insanlarının çoğunluğu küçük köylerde yaşarlar.   1930’larda ve 1940’larda etkili Barzani Aşireti Irak Hükümetine karşı ayaklandı, Bağdat, İngiliz desteği ile bunu bastırdı.”   

      “Kasım’ın (O zamanın Irak Kralı) Kürtlerle baş edememesi 1963’teki devrilişinin nedenleri arasındadır. Yeni Baas Hükûmeti Kürtlere, daha geniş otonomi vaat etti ve Kürtlerin, Kürt Devlet başkanı yardımcısı, Kürt genelkurmay Başkanı Yardımcısı ve bakanlardan üçte birinin Kürt olmasının anayasanın hükmü olması yönündeki taleplerini kabul edebileceğinin işaretlerini bile verdi.  1968 de Arif devrildi ve Baasçılar yeniden iktidara geldiler. Celal Talabani’ye hoş görünerek Kürtleri bölmeyi denediler.   1975’te merkezi hükûmet 15 maddelik bir plan öne sürdü..   Irak’ın kuzeyinde aşiretlere otonomi teklif etti.   Bağdat bu planı inkâr etti. Irak İran ile anlaştı, yardımı kesti ve Kürtleri bastırdı. 1979 başında 30 yıldır Kürtler için umut kaynağı olan Molla Mustafa Barzani, Washington’da sürgünde öldü.    Türkiye’nin, İran Kürtlerine havadan Sovyet silah yardımı yapıldığına ilişkin basınında çıkan iddialara karşın, şu anda Sovyetlerin herhangi bir yerde bir Kürt hareketine yardım etmekte olduklarının kanıtı yoktur.    Moskova kendisini Kürt ayrılıkçı hareketinden uzak tutmaya özen göstermektedir.     Sovyetlerin SSCB dışındaki Kürtlere ilişkin dikkatinin altında, kaçınılmaz olarak Orta Asya’daki kendi azınlıklarının oluşturduğu potansiyel sorun yatmaktadır.” 

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 332 ile 338 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1996): İlginç, bizim Kılık Kıyafet Devrimimizin de Kürtlere yönelik olması ihtimali çok yüksek. bu işin İran’daki uygulamadan sonra olması da ilginç.

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (1996): 1920’de Sevr ile bağımsız bir Kürdistan dayatan İngilizler bir yıl önce Şeyh Mahmut’un isyanını bastırıyor.  Şeyh Mahmut 1923’te tekrar isyan ediyor ve Musul görüşmelerinde Cemiyeti Akvam tarafından, biraz da bu isyan sonucu, kütçe eğitim hakkı tanınıyor. 1923 İsyanında Şeyh Mahmut kendisini Güney Kürdistan Kralı ilan etmişti.

    BAKKAL’IN NOTU (3) 1996): İran Şahı Toprak reformu ile gelişmişlik farkını azaltmış.

  • Sıkıyönetim olmadığı ve Milli Güvenlik Kurulu’nun hiç işlemediği, normal sivil yönetim zamanlarında da, Genelkurmay, Türkiye yönetiminde en etkin organların başında yer alıyor. Bu, ayrıca, fark edilmeyen pratik bir durum olmaktan da uzaktır; bilinçli ve planlı bir nitelik taşıyor. Sf. 284

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 284) kitabından birebir alınmıştır.

  • Düşünmek, aklın sürekli gelişmesinin sonucu olduğu kadar başlangıcıdır. Sf. 281

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 281) kitabından birebir alınmıştır.

  • İç savaş, devletin, en demokratik göründüğü zamanlardır.

    Demokrasi bir devlet durumudur. Artık yalnızca iç savaş dönemlerinde görünüyor.

    Eylülizm, iç savaş koşullarını ortadan kaldırma operasyonudur. Tekelsi düzeni kuruyor. Eylülizm, üniversite özerkliğini, basın özgürlüğünü iç savaş ilanı olarak görüyor. Eylülizm, kişilikleri iç savaş ilanı sayıyor. Sf. 278

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 278) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Hoca. Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı’nın 1924 – 1938 Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar simli kitaptan alıntı yapmış)

    Mustafa Kemal 26 Şubat 1925 te Malatya Valisi aracılığı ile İzolu’da bulunan 17. Tugay Komutanı Albay Osman’a bir telgraf gönderiyor;

    “….Asiler, ciddi muharebe ve çarpışma sonucunda değil, mensuplarının ve müritlerinin çağrısına uymak suretiyle ve bunların kendilerine katılması ile Elazığ’a kadar gelebilmişlerdir. Silahlı kuvvetlerimiz arasında, sizin yerli dediğiniz ülküsüz erlerin bulunuşu sizi şimdi bulunduğunuz yer ve duruma gelmeye zorlamıştır.” (1)

    Aynı kaynaktan; “Kürt Teali Cemiyeti, Damat Ferit Kabinesinin “Büyük Ermenistan” projesine şiddetle muhalefet ederken İtilaf ve Hürriyet Partisiyle özerk bir Kürdistan kurulması konusunda, sözleşme yapmaktan geri durmuyordu. Bu Cemiyet Cumhuriyetin ilanından az önce kapatılmıştı. Fakat buna karşılık 1923’te Cumhuriyetin ilanı senesinde Seyit Abdülkadir, Hasenanlı Halit, Hacı Musa, eski milletvekillerinden Yusuf Ziya ve ailelerinden müteşekkil olmak üzere gizli bir komite teşkil edildi. Bu komitenin gayesi Kürdistan’ın bağımsızlığını sağlamaktır. Komiteye Yusuf Ziya’nın aracılığıyla Hınıs’ta oturan Şeyh Sait ve ailesi alınmıştı.” (2)

    Aynı kaynaktan; “Üçüncü Ordu Müfettişliğinin ayaklanmanın niteliği hakkındaki düşüncesine göre, olay, padişahlık, hilafet, şeriat ve Abdülhamit Oğullarından birisinin saltanatını temin gibi irticakâr bir propaganda maskesi altında tamamen Kürtçülük’tü.” 

    Aynı Kaynaktan, Elazığ’ın 24 Şubatta işgali; “Bir yandan Elazığ’ı işgal eden asilere karşı askeri tedbirler alınırken diğer yandan asilerin yağmaladığı ve çapulculuklarına karşı cephe alan halk silaha sarılmış ve giriştiği savaşın sonunda 26 Şubatta asileri şehri boşaltmaya mecbur etmişlerdir.” (3)

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990- Sf. 288 ile 295 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1996): Bu yazıda Mustafa Kemal Paşa, Şeyh Sait İsyanının şeriatçı bir ayaklanma olduğunu ve Kürt halkına güvenmediğini belirtiyor.

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (1996): Musul hakkındaki resmi tarih tezi; Musul’da Kürt çok ve Kürtler Türklerin yönetimini isterler şeklinde. O zaman Mustafa Kemal ve arkadaşları Kürtlere daha çok güveniyorlar. Şeyh Sait Ayaklanması onlar için bir sürpriz oluyor. Yusuf Ziya gibi Kürt Milletvekillerinin 1923 seçimlerinde Meclise alınmaması Mustafa Kemal’in bu konuda yaptığı önemli bir hatadır.

    BAKKAL’IN NOTU (3) (1996): İsyancılar kuşatılıyor ve 8 Mart 1925’te yeniliyor ve kaçmaya başlıyorlar.

  • Hücreden uzaya çıkmanın yolunu buldum: Açlık. Teorik aklı işletmenin tek yolu, aklı, duyuların bozucu etkisinden özgürleştirmektir. Dervişlerin, inzivada, yemeği ve içmeyi kesmeleri, felsefi bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Sf. 273

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 273) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zamanın ölçüsünü ise dünyanın güneş etrafındaki hareketine göre ayarlamayı da bir türlü kabul edemiyorum. Bu nedenle bir yerde, güneş ışınlarının dünyaya gelişinin engellendiği zamanda, bir yapay uydu ile bu ışınları dünyaya yansıtmayı hayal ettiğimi yazdığımı hatırlıyorum. Böylece insanlığı çok basit ve kaba bir zaman ölçüsünden kurtarmış olabileceğimizi düşünüyorum. Sf. 273

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 273) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1979’daki Tahran ABD Büyükelçiliği baskını sonucu, Tahran Büyükelçiliğinde bulunan belgeler, Moskova’nın aksine Washington’ın Kürt sorununa çok yakın ilgi duyduğunu gösteriyor.

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 282) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sözlük anlamı ölümle yüz yüze.

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 305) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ekonomiyi piyasa mekanizmalarına bırakmaya doktriner nedenlerle karşı çıkmıyorum. Bu, var. Ancak bundan daha önemlisi, kontrol etmemeyi, insanlığa bir hakaret sayıyorum. Ekonomik yaşamı, insanoğlunun iradesi dışında düzenlemeyi, insanlığın yüz karası sayıyorum.

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 273) kitabından birebir alınmıştır.