Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Türkiye bugün bir tekelci polis devletidir.

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 178) kitabından birebir alınmıştır.

  • Filozof Kant da söylüyor; “İnsanoğlu için iyiyi dilemek kadar büyük bir iyilik ve erdem yoktur.”

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bu tür iddianameler yazılabildiği sürece, ben Değerli Mahkemenizin önüne daha çok gelirim.  

    … Önünüze bu kadar çok gelmekten utanıyordum. 

    Artık hiç utanmıyorum. …  Artık sanık olmayı bir görev saymaya başlıyorum.  Eğer böyle iddianameler hazırlanabiliyorsa, bu toplumun bana ve benim türümden bir sanığa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.  Bundan sonra da, bir kamu görevlisi düzenliliğiyle huzurunuza geleceğime ve görevimi yapacağıma inanıyorum.  

      Benim görevim hukuku savunmaktır.    Benim görevim, eşitliğin, hukukun temel ilkesi olduğunu savunmaktır.  Benim görevim iddia etmenin de bir kamu görevi olduğunu tartışmaktır.   

      Artık tutuklanmaktan ve mahkûm olmaktan utanmaz ve korkmaz bir insan haline getirildim. Çünkü artık yalnızca görevimi yaptığımı düşünüyorum.  

    (Savcının evinin aranması ile ilgili yazısını okuyor ve)   Benim evim bir kütüphanedir.  Ben evimde aradığımı bulamıyorum.  

      DGM (Devlet Güvenlik Mahkemesi) Savcısının emriyle evime gelen siyasi şube ekipleri benim evimde ne arayacaklarını bilmiyorlar. Emir, neyi aramalarını emretmiyor.  Benim aradığımı bulamadığım evimde, ne aradıklarını bilmeyen polisler ne bulabilirler? 

    “Suçlu” insan veya örgütün her söylediğinin suç olduğu düşüncesini Ceza Hukuku çoktan aşmıştır.

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 143 ile 145 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Yalçın Küçük’ün Devlet Güvenlik Mahkemesindeki savunması;)

    “Artık sanık olmayı bir kamu görevi saymaya başlıyorum. Artık bundan sonra toplumsal bir görevim olduğunu, bundan böyle bir mesleğimin bulunduğunu düşünüyorum. Eğer böyle iddianameler hazırlanabiliyorsa, bu toplumun bana ve benim türümden bir sanığa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra da, bir kamu görevlisi düzenliliğiyle huzurunuza geleceğime ve görevimi yapacağıma inanıyorum.”

    “Benim görevim, hukuku savunmaktır.”

    “Benim görevim, eşitliğin, hukukun temel ilkesi olduğunu savunmaktır.”

    “Benim görevim, iddia etmenin de bir kamu görevi olduğunu anlatmaktır.”

    “Benim görevim, hiçbir hukuk ülkesinde, savcılık makamının keyfilik makamı olmadığını anlatmaktır.”

    “Benim görevim, Savcılık işlevinin idarenin mi, yoksa yargının mı bir parçası olduğunu tartışmaktır.”

    “Savunmak, anlatmak ve tartışmanın bir kamu görevi haline geldiği bir aşamadan geçiyoruz. Sf.143

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 143) kitabından birebir alınmıştır.

  • Said’in isyanı ile Musul meselesinin çözümü aynı yıldadır. Biri başında, Kürt başkaldırısı Şubat 1925 tarihinde Musul’un Milletler Cemiyeti kararı ile Irak’a ve fiilen Büyük Britanya’ya verilmesi ise 1925 yılı Aralık ayında oluyor.

    Cemiyetin Musul kararı, aynı zamanda, bir Kürt reform programı olarak ortaya çıkıyor; işin bu yanı, çok zaman gözlerden uzak tutuluyor. Karara göre, Kürtlere pek çok garantiler veriliyor ve bunun için, Bağdat ile Londra’nın ayrı bir antlaşma imzalamaları şart koşuluyor. Cemiyet, Birleşik Krallığı, Irak’ın Kuzey Kürdistan’da alacağı pek çok ıslahatı gözetmekle görevlendiriyor. Sf. 89

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 89) kitabından birebir alınmıştır.

  • Araştırdığım bütün kaynaklar, Kemalistlerin bu dönemde, 1919 ve 1920 yıllarında, Güney Kürdistan denilen bölgede Kürt ayaklanmaları peşinde koştuğunu ve bunun için çalıştığını kaydediyor. Türk Kemalist direnişçileri Kürt bağımsızlığına destek olmak istiyorlar. Sf. 86, 87

    Londra ordusuyla, bu isyanı kırıyor. Bunun üzerine kendi bağımsızlığı için çabalayan Kemalistler, Londra’ya karşı bu bölgede Kürt ayaklanmaları örgütlemeye başlıyorlar. Sf. 87

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 86, 87) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu kadar değil; Jawad, ek bilgiler veriyor. “Britişler Kürtler ile doğrudan temaslar kurarak ve tanınmış bir Kürd’ü, Süleymaniye’nin Berzenci aşiretinden Şeyh Mahmud’u Süleymaniye’ye vali atayarak, daha da teşvik ettiler.” Ancak burada da kalmıyor; Mahmut Berzenci, ya Londra’nın niyetini tam kestiremiyor ve iyimser yorumluyor ya da kendisini güçlü hissediyor, bağımsızlık için, 1919 Mayıs ayında bir isyan düzenliyor. Bu, Londra’nın istediğinden ileri gitmektir; Güçlü Britiş ordusu, Mahmut Berzenci’nin ihtilalini hemen bastırıyor ye şeyhi Hindistan’a sürüyor. Ancak iş burada da kalmıyor; Kürt sorununun anlaşılmasını son derece zorlaştıran gelişmeler çıkıyor.

    Ancak anlamak, tutarlı bir tasniftir ve bu ise bütünsellik demek oluyor. Anlamayı kolaylaştırabilmek için gerekli bütünselliği bulmak zorunlu oluyor. Sf. 86

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 86) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şeyh Mahmud Berzenci, 1922 yılında Süleymaniye’yi “Kürdistan’ın başkenti”, kendisini Kürdistan Kralı ilan ettiği zaman bir de “Kürdistan Kabinesi” kuruyor. Başkanlığı Şeyh Kadir, Milli Savunma Bakanlığı’nı bir başka Şeyh Mahmud, İçişleri Bakanlığı’nı Şeyh Muhammed, Adalet Bakanlığı’nı Şeyh Ali, polis şefliğini Seyit Ahmet, Eğitim Bakanlığı’nı Hacı Mustafa Paşa üstleniyor. Şeyh Mahmud’un Kürdistan Krallığı hükümeti nerede ise bir şeyhler hükümeti olarak kuruluyor. Sf. 81

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 81) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devlet otoritesi bölgelerde parçalara ayrılıyorsa ve otoritenin anlamlı bir bölümü irsiyet temeline göre önemli kişilere devrediliyorsa, feodal düzenden söz etmek mümkün görünüyor.

    Ancak buna askeri feodalite ya da diğer bir deyişle, askeri-tımar sistemi demek daha doğrudur; bu da temel tarım sistemine uygun düşüyor. Çünkü hu dönemde Kürt feodalleri yerleşik tarımdan çok hayvancılıkla uğraşıyorlar; ancak on dokuzuncu yüzyılın başlarından itibaren toprak mülkiyeti ile ilgileniyorlar. Bu ilgiyle birlikte Kürt köylüsünün feodal baskı altında inlemesi dönemi de başlamış oluyor. Sf. 79

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürt egemenlerine, Ermeni köylülerini köle olarak kullanma hukuku doğuyor.

    Osmanlıda toprak köleliği bilinmiyor. Bilinen ev hizmetlerinde kullanılan ve çoğunluğu Kuzey Afrika’dan getirilenlerdir. Kürtler ve Ermeniler söz konusu olunca tam anlamıyla köle uygulamasının bulunduğu anlaşılıyor. Bu o kadar öyle ki, Lazarev, Ermeni kızları için Kürt egemenlerinin “ilk gece hakkı” ile de donatıldıklarını ve köle Ermenilere sarı altınla alınıp satıldıkları için “zir-hurli” dendiğini ileri sürüyor. Sf. 73

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 73) kitabından birebir alınmıştır.

  • Talat Paşa, İçişleri Bakanı olur olmaz, Hamid’in adamı Şeyh Ubeydullah’ın oğlu Abdülkadir, derhal Kürt bölgelerine giderek Rusya’ya karşı isyana hazırlanmalarını öneriyor. Ancak daha önce değindim; Kürtler, artık Türklere karşı başkaldırmayı tercih ediyorlar. Sf. 71 

    Hamid’i, aynı ideolojinin daha soğukkanlı ve temkinli, ittihatçıları da daha hızlı ve cüretkârı olarak düşünmek gerekiyor. İttihatçılar, Kürtlerin, eskiden olduğu gibi kendi istedikleri isyanları ve hareketleri yapmadıklarını ve buna karşın kendilerine karşı isyan ettiklerini görünce, derhal Kürt politikasında yeni bir dönemeci uygulamaya koyuyorlar. 1915-1916 yılında art arda hükümet kararnameleri çıkararak Kürtleri sınır bölgelerinden alıp Batı Anadolu’ya yerleştirmeye başlıyorlar. Kürtlerin sınır koruma görevleri sona eriyor; yüz Türk’e on Kürt hesabıyla, Kürtlerin zorunlu İskânı politikası uygulamaya konuyor. Sf. 71, 72

    Osmanlı gecikmiş bir feodal yapıda gecikmiş bir biçimde merkezi otoriteyi ve devleti kurmak istiyor. Kürt isyanlarının başlangıcında iki temel hedef var: Birincisi, Osmanlı merkezi otoritesinin vergi salması ve ikincisi iskân politikası uygulamaya konuyor. Sf. 72

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 72) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dımbıllı Zaza, Dersimli ya da “Kızılbaş” kendi tarihlerinin de etkisiyle daha çok dik başlı oluyor. Osmanlı, burada, bir itibari egemenlik ile yetinmek zorunda kalıyor. Modern Türkiye Cumhuriyetini en çok uğraştıran işlerden birisi de Tunceli’ye otoritesini götürmek oluyor; bu da biliniyor.

    Bu tür tarihin somutundan gelen zikzaklar bir yana Osmanlı yöneticilerinde Kürtleri, sınır koruma kuvveti ve bir tür paralı asker olarak kullanma eğilimi hep var oluyor. Karşılık, Kürt egemenlerine Kürt köylüleri üzerinde mutlak bir zor tanıyarak ve daha da önemlisi bu bölgedeki Ermeni ve Asuri türünden eski Hristiyanları, tümüyle Kürt egemenlerinin acımasızlığına terk etmek suretiyle ödeniyor. Sf. 67

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kütükoğlu, bunları Mühimme Defterlerinde okuyor ve yazmamak edemiyor;

    “Umumiyetle İran’la münasebeti sabit olan Kızılbaşlar ya aileleriyle Kıbrıs’a sürülüp tecrit edilmişler veya hırsızlık, şakilik (eşkıyalık) ve sair töhmetler isnadı ile idam edilmişlerdir. Akıbetlerini öğrenmemekle beraber İran’la münasebeti olduğu itham altında kalıp teftiş edilmeleri istenilen kimselerin bir hayli yekûna baliğ olduğunu görüyoruz.” Osmanlı, dinsel hoşgörülü bir devlet imajına dokunmamak için, Kızılbaşları, hırsız ya da şaki diye idam ediyor. Sf. 66

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 66) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürtlerde Sünniler çoğunluktur ve Osmanlı yanlısı bir tutum içinde yaşıyorlar. Şiiler ise daha çok Iran içinde yaşıyorlar ve genellikle Iran Devleti yanlısı bir politika izliyorlar.

    Bir de bunların arasında ve Anadolu’nun ortalarına yakın bir yerde yaşayan, etnik kökenleri tartışmalı Zazalar var. Bunlar Dımbıllı Kürtleri olarak da biliniyorlar; “Kızılbaş” sayılıyorlar. Ancak Kürtlükleri çok tartışmalıdır; Kürtler bile kendilerini “Mervan” ve “Nemervan” olarak ikiye ayırırken, “insan” ve “insan olmayan”, Zazaları “Nemervan” olarak niteliyorlar.

    Osmanlılar ise bunları, Selim’in bu toprakları zaptından beri hem “sapkın” hem de İran casusu olarak gördüler; bunlara uygulanan vahşetin engizisyon ya da Yahudilere uygulananları aratacağını sanmıyorum. Sf. 65

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • Garo Sasuni’nin “Kürt-Ermeni İlişkileri” başlıklı çalışmasından aktarma yapmak istiyorum;

    “Uzak mesafeli bir amacı güdüyordu. Şöyle ki, Kürtleri ulusal bilinçlilikten yoksun bırakıp, onları ulusal bağımsızlık savaşından uzaklaştırmak ve onları yalnız bir dini toplum haline getirerek yavaş yavaş Türkleştirmekti,”

    Taşnaktsiyun Partisi’nin merkez yayın organı Troşak’ta 1901 yılında yayımlanan bir başyazıdan aktarma yapmak durumundayım, başyazıda bu paragraf da yer alıyor;

    “Gerçekten de bize sorarsanız, Ermeni ulusuna hiç olmazsa 19. yüzyıldan itibaren, sürekli olarak hangi halk daha çok zarar vermiştir diye sorarsanız, o zaman ‘Kürtlerdir’ cevabını vermeyecek olan hiçbir Ermeni bulamazsınız. İşte bizi daimi olarak harap eden, kesen, ırzımıza geçen, işkenceye tabi tutan ve bizi vatanımızdan göç ettiren, kanımızı emen, yani tek bir deyişle, “Ermenileri asan ip’ Kürtlerdir” ve biz işte böyle bir ipten bahsedeceğiz. Durum çok fecidir.” Gerçekten de Hamid, izlediği politika ile kardeş olmaları gereken Kürtler ile Ermenileri birbirinin boğazına sarılan iki halk durumuna getiriyor.” Sf. 60

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 60) kitabından birebir alınmıştır.

  • Taşnak, Ermenice “federasyon” anlamına geliyor. Çeşitli Ermeni örgütlerini bir araya getiriyor. Garo Sasuni’nin bir ara Taşnak’ın üst kurullarında görev yapmış olduğunu incelediğim bazı kaynaklarda rastladığımı ifade etmiştim. Şimdi yine Garo Sasuni’nin “Kürt-Ermeni İlişkileri” başlıklı çalışmasından aktarma yapmak istiyorum;

    “Sultan, Kürt beyleri hesabına şeyhleri güçlendirerek bir dini İslam devleti yaratmak ve gayretkeşliğinde İslam dini sayesinde bütün Kürtler Halife Sultan’a bağlanacaklardı.” Sf. 59

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir: Osmanlı’nın son dönemindeki Hamidiye Alayları ile Adalet Partisinin ikinci dönemindeki Milliyetçi Hareket Partisi birlikleri ve Ülkü Ocakları, nitelik olarak bir ve aynıdır. Birincisinin beyni ve ruhu Sultan Hamid’dir. İkincisinin beyni ve otorite kaynağı Süleyman Demirel oluyor.

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hamidiye, Ermeni köylerine saldırırken hiçbir sınır tanımıyordu, köyleri basıyor ve ürünleri imha ediyordu; kuşkusuz Ermenileri kıyıyordu, Burada kalmıyor ve hızını alamayarak Türk, Arap ve Kürt köylerine de baskınlar düzenliyordu. Sf. 58

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • Misakı Milli Damat Ferit Paşa tarafından, Anadolu’ya görevle gönderilmiş bulunan Kemal Paşa’nın İstanbul Hükûmeti ile bağlarını gevşeterek kendi adına hareket etmeye başlaması üzerine, Kemal Paşa hareketinin etkisini kırmak için İstanbul’daki yöneticilerin almış oldukları bir karardır.

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf.139) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mustafa Kemal’in Çanakkale’den sonra bir yıl görevlendirilmemesini Enver’in rekabeti şeklinde düşünmek yanlıştır. … Hiçbir Orduda Başkomutan ile bir yarbay arasında rekabet söz konusu olamıyor.  Kemal, sınıflarında da parlak bir öğrenci sayılmıyor. Kâzım, Ali Fuat, Kemal’den çok daha parlaktırlar. Ayrıca Osmanlı düzeninde Harbiye’yi parlak bir biçimde bitiren kurmaylar, Makedonya Ordularına atanıyorlar; Kemal Bey Suriye’de göreve gönderildi.

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 137) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1996): Kemal Paşa, Suriye’den Makedonya’ya gitmek için çok uğraştı ama başaramadı. Hatta Şam’ı izinsiz terk etti.