Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (12 Aralık 1922, Lozan’da Birinci Etap)

    Curzon bize büyük bir şans oyunu oynadıklarını bildirdi ve objektif bir gözle kendi kendisinin eğlenceli bir tasvirini yaptı; Türklere karşı sanki onlar barış şartlarını dinlemek için galiplerin huzuruna sürüklenmiş mağlup düşmanlar gibi alaycı ve müstehzi bir tonla konuştuğunu söyledi.

    Alıntı: Atatürk ve İnönü – Joseph Grew (Kitapçılık Ltd. Şti. 1966 Baskısı – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU 1995; Kitabın yazarı olan Joseph Grew hem Lozan’da ABD temsilcisi olarak bulunmuş hem de 1927 ve 1932 yılları arasında ABD büyükelçiliği yapmıştır.

  • (7 Aralık 1922, Lozan’da Birinci Etap)

    Kendisine ister sempati duyalım ister duymayalım Venizelos konuştuğunda hepimiz dinliyoruz. .. İsmet Paşa’nın tutuk ve renksiz konuşmalarından sonra.

    Alıntı: Atatürk ve İnönü – Joseph Grew (Kitapçılık Ltd. Şti. 1966 Baskısı – Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU 1995; Kitabın yazarı olan Joseph Grew hem Lozan’da ABD temsilcisi olarak bulunmuş hem de 1927 ve 1932 yılları arasında ABD büyükelçiliği yapmıştır.

  • (7 Aralık 1922 Lozan’da Birinci Etap)

    Herkes kapitülasyonların kalkması gerektiğini biliyor. Onlar kalkmalı, yalnız yerlerine inandırıcı garantiler elde etmeye çalışılmalı.

    Alıntı: Atatürk ve İnönü – Joseph Grew (Kitapçılık Ltd. Şti. 1966 Baskısı – Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU 1995; Kitabın yazarı olan Joseph Grew hem Lozan’da ABD temsilcisi olarak bulunmuş hem de 1927 ve 1932 yılları arasında ABD büyükelçiliği yapmıştır.

  • (22 Kasım 1922, Lozan’da Birinci Etap)

    Bugün İsmet Paşa ile görüştüm. Kendisi diplomattan çok askerce konuşan ve yine öyle düşünen bir adam.

    Alıntı: Atatürk ve İnönü – Joseph Grew (Kitapçılık Ltd. Şti. 1966 Baskısı – Sf. 15) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU 1995; Kitabın yazarı olan Joseph Grew hem Lozan’da ABD temsilcisi olarak bulunmuş hem de 1927 ve 1932 yılları arasında ABD büyükelçiliği yapmıştır.

  • (21 Kasım 1922, Lozan Birinci Etap)

    İlk oturum. İsmet en küçük şeylere bile itiraz etmekle hata ediyor… Konferansa aslen davet edilmiş olanlardan başka hiçbir milletin alınmamasını istedi, reddedildi. Önemli komitelerden birinin başkanlığını istedi, reddedildi. Konferansta görülecek işlerin tetkikiyle görevli üç komisyondan birinin başkanlığına bir Türkün getirilmesini istedi, reddedildiler.

    Alıntı: Atatürk ve İnönü – Joseph Grew (Kitapçılık Ltd. Şti. 1966 Baskısı – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU 1995; Kitabın yazarı olan Joseph Grew hem Lozan’da ABD temsilcisi olarak bulunmuş hem de 1927 ve 1932 yılları arasında ABD büyükelçiliği yapmıştır.

  • (20 Kasım 1922 Lozan’da Birinci Etap)

    Açılış oturumu; Curzon’dan sonra İsmet Paşa ayağa kalktı, tehdit ve çatma havası taşıyan bir konuşma yaptı. İlk oturum tamamen bir törenden ibaret olduğu için, bu şekilde konuşmanın ne yeri ne de zamanıydı. … Konuşması son derece kötü etki yaptı. Mussolini’nin yüzünde son derece vahşi bir ifade belirmişti.

    Alıntı: Atatürk ve İnönü – Joseph Grew (Kitapçılık Ltd. Şti. 1966 Baskısı – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU 1995; Kitabın yazarı olan Joseph Grew hem Lozan’da ABD temsilcisi olarak bulunmuş hem de 1927 ve 1932 yılları arasında ABD büyükelçiliği yapmıştır.

  • MADDE 27 – a) Herkes topluluğun kültürel faaliyetlerine serbestçe katılmak, güzel sanatları tatmak, ilim sahasındaki ilerleyişe iştirak etmek ve bundan faydalanmak hakkını haizdir. 

    b) Herkesin, sahibi bulunduğu her türlü ilim, edebiyat veya sanat eserlerinden doğan manevi ve maddi menfaatlerinin korunmasını isteme hakkı vardır.  

    MADDE 28 – Herkesin işbu beyannamede derpiş edilen hak ve hürriyetlerin tam tatbikini sağlayacak bir sosyal ve milletlerarası nizama hakkı vardır.

     MADDE 29 – a) Her şahsın, şahsiyetinin serbest ve tam gelişmesi ancak içinde yaşamasıyla mümkün olan topluluğa karşı vecibeleri vardır. 

    b) Herkes haklarını kullanmak ve hürriyetlerinden istifade etmek hususlarında, ancak kanun ile sırf başkalarının hak ve hürriyetlerinin tanınmasını ve bunlara saygı gösterilmesini sağlamak amacıyla ve demokratik bir cemiyette ahlak, nizam ve genel refahın haklı icaplarını karşılamak için tespit edilmiş kayıtlamalara tabidir. 

    c) Bu hak ve hürriyetler hiçbir şekilde Birleşmiş Milletlerin amaç ve prensiplerine aykırı olarak kullanılamaz. 

    MADDE 30 – İşbu beyannamenin hiçbir hükmü, içinde ilan olunan hak ve hürriyetlerin bir devlet, zümre veya fert tarafından yok edilmesini güden bir faaliyete girişmeye veya bilfiil bunu işletmeye herhangi bir hakkı gerektirir mahiyette yorumlanamaz.  

    Alıntı: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi – Meydan Larousse ansiklopedisinden birebir alınmıştır.

  • MADDE 20 – a) Her şahıs silahsız ve saldırısız toplanma ve dernek kurma ve derneğe katılma serbestîsine maliktir.  

    b) Hiç kimse bir derneğe mensup olmaya zorlanamaz.  

    MADDE 21 – a) Her şahıs, doğrudan doğruya veya serbestçe seçilmiş temsilciler vasıtasıyla, memleketinin kamu işleri yönetimine katılmak hakkını haizdir. 

    b) Her şahıs; memleketinin kamu hizmetlerinden eşitlikle yararlanmak hakkını haizdir. 

    c)Halkın iradesi hükümet otoritesinin esasıdır; bu irade, gizli şekilde veya serbestliği sağlayacak belli bir usul ile cereyan edecek genel ve eşit oy verme yönüyle yapılacak olan periyodik ve dürüst seçimlerle ifade edilir.   

    MADDE 22 –  Her şahsın, cemiyetin bir üyesi olmak itibariyle sosyal güvenliğe hakkı vardır; haysiyeti için ve şahsiyetinin serbestçe gelişmesi için zaruri olan ekonomik, sosyal ve kültürel hakların milli gayret ve milletlerarası işbirliği yoluyla ve devletin teşkilatı ve kaynaklarıyla orantılı olarak gerçekleştirilmesine hakkı vardır.  

    MADDE 23 – a) Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır. 

    b) Herkesin hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit çalışma karşılığında eşit ücrete hakkı vardır. 

    c) Çalışan bir kimsenin kendisine ve ailesine insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma araçlarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.  

    MADDE 24 – Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, bilhassa çalışma süresinin makul bir biçimde sınırlandırılmasına ve belirli devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.   

    MADDE 25 – a)Her şahsın gerek kendisi ve gerekse ailesi için yiyecek, giyim, mesken, tıbbi bakım, gerekli sosyal hizmetler dâhil olmak üzere, sağlığını ve refahını temin edecek uygun bir hayat seviyesiyle, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, ihtiyarlık veya geçim imkânlarının iradesi dışında mahrum bırakacak diğer hallerde, güvenliğe hakkı vardır. 

    b) Analık ve çocukluk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar aynı sosyal korumadan faydalanırlar.   

    MADDE 26 a) Her şahsın eğitime hakkı vardır. Eğitim parasızdır, hiç olmazsa ilk ve temel eğitim safhalarında böyle olmalıdır. İlk eğitim zorunludur. Teknik ve mesleki eğitimden herkes istifade edebilmelidir. Yükseköğretim liyakatlerine göre herkese tam eşitlikle açık olmalıdır.  

    b) Eğitim insan şahsiyetinin tam gelişmesini ve insan haklarıyla ana hürriyetlere saygının kuvvetlenmesini hedef tutmalıdır. Bütün milletler, ırk ve din gurupları arasında anlayış, hoşgörülük ve dostluğu teşvik etmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışın sürdürülebilmesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir. 

    c) Ana – baba, çocuklarına verilecek eğitimin cinsini tercihan seçmek hakkını haizdirler.

    Alıntı: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi – Meydan Larousse ansiklopedisinden birebir alınmıştır.

  • MADDE 11- a) Bir suç işlemekten sanık herkes; savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır. 

    b) Hiç kimse, işlendiği sırada milli veya milletlerarası hukuka göre suç oluşturmayan fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkûm edilemez. Bunun gibi, suçun işlendiği sırada uygulanan cezadan daha şiddetli bir ceza verilemez.    

    MADDE 12 – Hiç kimse özel hayatı, ailesi, meskeni veya yazışması hususunda keyfi karışmalara, şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz kalamaz. Herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korunma hakkı vardır.   

    MADDE 13 – a) Herkes herhangi bir devletin arazisi dâhilinde serbestçe seyrüsefer (gezmek) ve ikamet etmek hakkına sahiptir.  

    b) Herkes kendi memleketi de dâhil olduğu halde, herhangi bir memleketi terk etmek ve memleketine tekrar dönmek hakkına sahiptir.  

    MADDE 14 – a) Herkes zulüm karşısında başka ülkelere iltica etmek ve bu memleket tarafından mülteci muamelesi görmek hakkına sahiptir.  

    b) Bu hak adi bir cürüme veya Birleşmiş Milletleler prensip ve amaçlarına aykırı faaliyetlere gerçekten dayalı kovuşturmalar halinde ileri sürülemez.  

    MADDE 15 – a) Her ferdin bir vatandaşlığa hakkı vardır.  

    b) Hiç kimse keyfi olarak vatandaşlığından veya vatandaşlığını değiştirmek hakkından mahrum edilemez.  

    MADDE 16 – a) Evlilik çağına varan her erkek ve kadın, ırk, vatandaşlık veya din bakımından hiçbir kayıtlamaya tabi olmaksızın evlenme ve aile kurma hakkını haizdir. 

    b) Evlenme akdi ancak müstakbel eşlerin serbest ve tam rızasıyla yapılır.  

    c) Aile, cemiyetin tabii ve temel unsurudur ki cemiyet ve devlet tarafından korunmak hakkını haizdir (sahiptir).  

    MADDE 17 – a) Her fert tek başına veya başkaları ile birlikte mal ve mülk sahibi olmak hakkına haizdir.  

    b) Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum edilemez.   

    MADDE 18 –  Her şahsın fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyetini, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle açıklama hürriyetini gerektirir. 

    MADDE 19 – Her ferdin fikir ve ifade hürriyetine hakkı vardır. Bu hak, fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları söz konusu olmaksızın bilgi ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek ve yaymak hakkını gerektirir.

    Alıntı: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi – Meydan Larousse) ansiklopedisinden birebir alınmıştır.

  • MADDE 1- Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.   

    MADDE 2- a) Herkes, ırk, renk cins, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai (sosyal), köken, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu beyannamede ilan olunan bütün haklardan ve hürriyetlerden yararlanabilir. 

    b) Bundan başka, bağımsız memleket uyruğu olsun, vesayet altında bulunan, gayri muhtar (muhtar olmayan, özerk olmayan) veya sair (diğer) bir egemenlik kayıtlamasına tabi ülke uyruğu olsun, bir kişi hakkında uyruğu bulunduğu memleket veya ülkenin siyasi, hukuki veya milletlerarası statüsü bakımından hiçbir ayrılık gözetilmeyecektir.  

    MADDE 3- Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.   

    MADDE 4- Hiçbir kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti, her türlü şekliyle yasaktır.     

    MADDE 5-  Hiç kimse, işkenceye, zalimane insanlık dışı, onur kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutamaz.    

    MADDE 6 –  Herkes her nerede olursa olsun, hukuki kişiliğinin tanınması hakkına sahiptir.     

    MADDE 7 – Kanun önünde herkes eşittir ve farksız olarak kanunun eşit korumasından yararlanma hakkına sahiptir. Herkesin işbu beyannameye aykırı her türlü ayırt edici muameleye karşı ve böyle bir ayırt edici muamele için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.   

    MADDE 8 – Her şahsın, kendisine anayasa veya kanun ile tanınan haklara aykırı uygulamalara karşı fiili sonuç verecek şekilde milli mahkemelere başvuru hakkı vardır.  

    MADDE 9 –  Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonulamaz veya sürülemez.   

    MADDE 10 – Herkes haklarının, vecibelerinin veya kendisine karşı herhangi bir isnadın tespitinde, tam bir eşitlikle, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından nasfetle ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir.

    Alıntı: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi – Meydan Larousse) ansiklopedisinden birebir alınmıştır.

  • İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde bulunan haysiyetin ve bunların eşit ve devir kabul etmez haklarının tanınması hususunun, hürriyetin, adaletin ve dünya barışının temeli olmasına. İnsan haklarının tanınmaması ve hor görülmesinin, insanlık vicdanını isyana sevk eden vahşiliklere sebep olmuş bulunmasına, dehşetten ve yoksulluktan kurulmuş insanların, içinde, söz ve inanma hürriyetlerine sahip olacakları bir dünyanın kurulması en yüksek amaçları olarak ilan edilmiş bulunmasına. İnsanın istibdat ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasının esaslı bir zaruret olmasına. Birleşmiş Miletler haklarının, antlaşmada, insanın ana haklarına, insan şahsının haysiyet ve değerine, erkek ve kadınların eşitliğine olan imanlarını bir kere daha ilan etmiş olmalarına ve sosyal ilerlemeyi kolaylaştırmaya, daha geniş bir hürriyet içerisinde daha iyi hayat şartları kurmağa karar verdiklerini beyan etmiş bulunmalarına. Üye devletlerin, Birleşmiş Milletler Teşkilatı ile işbirliği ederek insan haklarına ve ana hürriyetlerine bütün dünyaca gerçekten saygı gösterilmesinin teminini taahhüt etmiş olmalarına. Bu hakların ve hürriyetlerin herkesçe aynı şekilde anlaşılmasına, yukarıdaki taahhüdün yerine getirilmesi için son derece önemli bulunmasına göre. BM Genel Kurulu,  İnsan topluluğunun bütün fertleriyle uzuvlarının bu beyannameyi daima göz önünde tutarak, öğretim ve eğitim yoluyla bu haklara ve hürriyetlere saygıyı geliştirmeye, gittikçe artan milli ve milletlerarası tedbirlerle, gerek bizzat veya devletler ahalisi gerekse bu devletlerin idaresi altındaki ülkeler ahalisi arasında, bu hakların dünyada fiilen tanınmasını ve tatbik edilmesini sağlamaya gayret etmeleri için işbu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini ilan eder.

    Alıntı: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi – Meydan Larousse) ansiklopedisinden birebir alınmıştır.

  • İnsan Hakları (The Right of Man) 1776’da ABD’de ve 1789’da Fransa’da bu haklar belgeleniyor. Uzun görüşmelerden sonra Birleşmiş Milletler Teşkilatının 10 Aralık 1948 tarihinde toplanan Paris Kongresinde kabul edildi. Teşkilata üye olan 48 devlet tasarıya olumlu oy verdi, sekiz devlet ise çekimser kaldı, bunlar; SSCB, Polonya, Yugoslavya, Çekoslovakya, Güney Afrika, Suudi Arabistan vs.

    Beyanname 1789 Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesinin büyük ölçüde etkisinde kalınarak hazırlanmıştır. Türkiye bunu 6 Nisan 1949’da kabul etti, 27 Mayıs 1949’da yürürlüğe girdi.

    Alıntı: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi – Meydan Larousse) ansiklopedisinden birebir alınmıştır.

  • Seçimler, sessizlik hatta ilgisizlik içinde cereyan etti. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının muhalefetine katılmış hatta bağımsız bir hareket, izlemiş olanlardan hiç kimseyi Halk partisi merkezi aday göstermemiş, meclis içerisinde bir muhalefetin oluşmaması için özel itina gösterilmişti.       

    Yeni Meclis 1 Kasım 1927 günü açılıyor. Halk Partisi Meclis gurubu Cumhurreisliği için aday göstermemiş. Bunun bizzat Gazi tarafından telkin edildiği söyleniyordu.

    Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Suiistimaller I – Cemal Kutay – (Ercan Matbaası 1956 Baskısı – Sf. 48) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bahriye Vekâleti kurulurken muhalefet karşı çıkıyor.

    Rauf Bey; “-Kadro masrafından başka faydası olmayan lüks tedbir olarak vasıflandırıyordu.” 

    Topçu İhsan’ın Bakanlığının üzerinden üç yıl geçiyor. Kelimenin tam anlamıyla otoriter bir idare kurulmuştu. Halk partisi koyu bir merkeziyetçiliğe doğru gidiyordu. Mutemetler adı verilen teşkilat, İttihat ve Terakki’nin murahhas (yönetim kurulu) teşkilatına benzer olarak, Halk Partisi, tasfiyeye karar verdiği selefinin teşkilatını ad değiştirerek benimsedi.

    (Eylül 1927’de İsmet Paşa Mustafa Kemal’e yolsuzluğu haber veriyor, Gazi ise;)

    “-Seçimler vardır. Bu sırada, bu çapta bir olayın ortaya atılması doğru değildir. İhsan Bey şu ana kadar güvendiğim bir arkadaşımızdır. İhsan Bey partimiz adına yine Cebelibereket’ten aday gösterilir. Meclis toplandıktan sonra Meclis Tüzüğü gereği ne ise onu mutlaka tarafsızca yerine getirirsiniz. Bu eski arkadaşımız hakkındaki zanların kesinlik derecesine varmamasını temenni ederim.”

    Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Suiistimaller – Cemal Kutay (Ercan Matbaası 1956 Baskısı – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Topçu ihsan 12 Nisan 1928 de iki yıl mahkûmiyet cezası almış. 

  • 31 Temmuz 1924 tarihli İleri gazetesi;

    “-Dün akşam Gaziantep Mebusu Kılıç Ali Bey idarehanemizde Celal Nuri (İleri) Bey’i yaralamıştır.”

    (Kılıç Ali Telefonla Celal Nuri Bey’i arıyor;)  

    “-Ben Kılıç Ali! Dâhiliye Vekilinin açıklamasını okudun mu? Okudunsa bu konudaki fikrini söyle!

    “-Ne yapacaksınız?”

    “-Ben ne yapacağımı bilirim!  Şimdi geliyorum!”

    .. Kılıç Ali Bey yanında mebuslardan Rauf Bey bulunduğu halde matbaamıza gelmiş ve Celal Nuri Bey’le Dersim Mebusu Feridun Fikri ve Suphi Nuri Beylerin bulundukları odaya birden bire girerek, tabancasını teşhir etmiş ve ağzına gelen şetum (küfür) ve hakaretlerde bulunduktan sonra, masanın üzerinde bulunan  fincan, sigara tablası, sürahi, bardak gibi şeyleri Celal Nuri Bey’in kafasına atmaya başlamıştır….  Feridun Fikri Bey .. Kılıç Ali Bey’in ellerini tutarak olayın büsbütün faciaya dönüşmesine engel olabilmiş ise de saldırgan elindeki tabancasının dipçiği ile Celal Nuri’yi başından yaralamıştır.   

     .. dün Dâhiliye Vekili Recep Bey’in açıklaması Kılıç Ali Bey’i kızdırmış, her nedense Celal Nuri Bey’e saldırarak teskin olmak istemiştir.   

    Saldırgan dün avaz avaz;

    “-Ben hepinize göstereceğim, gazetelere, teftiş heyetine, Dâhiliye Vekili’ne, hepinize göstereceğim!” 

    Gazete devam ediyor; “Kılıç Ali Bey geçenlerde yine bir gün matbaamıza gelerek saldırıda bulunmuştur. Savcılık o günkü olay hakkında da gereken bilgiyi almıştı. Ya! Artık bu devirde böyle saldırılarla hiçbir yazarın kalemi kırılamaz, basının şeref ve haysiyeti ihlal edilemez, hak kazanılamaz.” 

    Dersim Mebusu Feridun Fikri Bey şunları söylüyor; “-Kılıç Ali Bey’i Celal Nuri Bey’e vurmaması için bütün kuvvetimle engel olmaya çalıştığım zaman hiddetinden köpürerek dişlerinin arasından çıkan boğuk bir sayha ile bana; “Seni de öldüreceğim! Seni de!” demiştir.”

    Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Suiistimaller – Cemal Kutay (Ercan Matbaası 1956 Baskısı – Sf. 31 ile 39 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Bütün bu şiddetli tavırlar, Ermenilerin geri dönen varlıklı ailelerinden büyü çapta rüşvet alınmasının dava konusu olmasından kaynaklanıyor. 23 Nisan 1924’de Meclis tatil olunca bu kötülüğün de üstü kapanmış oldu. Birkaç Genel Müdür, yüze yakın memur mağdur oldu o kadar!

  • Firari Ermenilerin yurda geri dönüşleri rüşvet karşılığı oluyor ve bu işin ucunda Dâhiliye Vekili Ferit Bey bulunuyor. … müfettişlerin verdikleri raporlar da olayı yeterli açıklıkta ortaya çıkartıyordu; Firari Ermeniler meselelerinde her şeyden önce, menfaat kastıyla nüfuz kullanılmıştı.  Polis Müdürü Sadettin Bey, daha sonra da Vali Haydar Bey görevlerinden alındılar. Tahkik Kurulu, raporlarında, Gümüş, Gerdanyan, Artin Dökmeciyan, Sebuhyan, Fesciyan, Tahtabunyan, Kozmeto olaylarında suç unsurlarını tamamen belirlemişti….   Ve Ferit Bey istifa etti, yerine Recep Peker Bey geldi. ..  Tahkikat Komisyonunun raporunda isimleri geçen Mebuslar arasında Necmettin Molla, Kılıç Ali ve Rize Mebusu Rauf Bey’de vardı.

    Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Suiistimaller I – Cemal Kutay (Ercan Matbaası 1956 Baskısı – Sf. 21 ile 25 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Bu Rauf, Rauf Orbay Paşa değil, Deli Halit Paşa’yı öldüren Rauf.

    BAKKAL’IN YORUMU (1996): Çok büyük yolsuzluklar yapılmış. Tarihçi Cemal Kutay’ın tehcire maruz kalmış Ermenilere firari demesi, o yapılmış olan yolsuzlukların hepsinden daha kalıcı bir kötülüktür.

  • O yılların suiistimale müsait olan tek konusu da mübadele, iskân, muhacir ve firarilere ait emlak ile Hanedandan kalan mülkler, saraylardaki eşya, Milli Emlak satış işleridir.

    Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Suiistimaller I – Cemal Kutay (Ercan Matbaası 1956 Baskısı – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): 1920 ile 1956 arasında Yüce Divan üç kere toplanıyor. Birincisi Bahriye Vekili Topçu İhsan Eryavuz, diğerleri Ticaret Bakanı Ali Cenani ve Gümrük ve Tekel bakanı Suat Hayri Ürgüplü.

    Alıntı; Cumhuriyet Devrinde Suiistimaller I – Cemal Kutay (Ercan Matbaası 1956 Baskısı – Sf. 5) kitabından not alınmıştır.

  • 23 Aralık günü Ankara’dan hareket eden heyet (Ethem Bey ile Mustafa Kemal arasında arabuluculuk yapmaya giden heyet) Reşit Bey, Celal (Bayar) Bey, Kılıç Ali Bey, Eyüp Sabri Bey ve Vehbi Bey, bu heyet 26 /27 Aralık gecesi Mustafa Kemal’e telgraf çekiyor;

    “1- Emniyet tedbiri alındığına şüphe yoktur. Fakat durumları tamamıyla savunmaya yöneliktir. Kendilerine karşı tutulan kuvvetler ve yeni icat edilen karakollar, kendi yerlerine çekildikleri takdirde bu hareketlerden vazgeçeceklerdir. 

    2-Düşmanca hareketlerle karşılaşmadıkça memleketin yarınki selameti için .. her türlü fiili hareketleri sakınacaklarını … temin etmişlerdir.”   

    Mustafa Kemal aldığı bu telgraf üzerine Kütahya’ya giden heyetin, Çerkez Ethem tarafından tevkif edilmiş olduğuna artık kesin olarak kanaat getirdi.

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 122, 123) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Oysa bu heyet Ankara’ya gayet rahat dönüyor. Hatta dönüşte Sabuncupınar istasyonunda İsmet ile görüşüp Çerkez Ethem birlikleri hakkında bilgi verip, İsmet’i teşvik ediyorlar. Ve 29 Aralıkta İsmet saldırıya geçiyor, 5 Ocak 1921’de Çerkez Ethem birlikleri Yunan Ordusuna teslim oluyor, 6 Ocak’ta Yunan Genel saldırısı başlıyor. Çok ağır yenilgilerle, Afyon Meydan Muharebesi yenilgisi ile ta Polatlı’ya kadar Yunan İşgali ortaya çıkıyor.

  • 5 Kasım 1920 Yer Bilecik istasyonu, Mustafa Kemal İstanbul’dan gelen İzzet ve Salih Paşalara kendisini tanıtıyor; “Ben, TBMM ve Hükûmeti Reisi Mustafa Kemal!”  Sonra kendilerine sordu; “-Kimlerle müşerref oluyorum?”  İzzet Paşa tanıştırmaya başlayınca, Mustafa Kemal; “-İstanbul’da bir Hükûmet bulunduğunu kabul etmiyorum. Sizi de o Hükûmetin bakanları olarak tanımıyorum!”  Sonra sıfatlar söz konusu olmadan konuşmalar yapıldı.  6 Aralıkta Ankara’ya geliniyor ve Mustafa Kemal bir resmi tebliğ yayınlayarak, heyetin; “-..memleket yararına ve selametine yarayacak işlerde çalışmak amacıyla, milli hükümete katıldıkları..” ilan ediliyordu.

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 107) kitabından birebir alınmıştır.