Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (Konya Valisi Cemal Bardakçı’nın hal’i işinde Refet Paşa gönderiliyor:)

    Refet Bey’in Konya – Sivas yolu üzerinde Mustafa Kemal’e bir telgraf çektiği görülüyor. Başarı sağlanması için kendisine 2. Ordu Müfettişliğinin verilmesini istiyor.    Atatürk hayretler içinde “Nasıl olur? Refet Bey benim hiçbir resmi sıfatım olmadığını bilmiyor mu?”  diyor. 

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar I – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 57, 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • 12 Eylül 1919 günü sabahı, Sadrazam’a şu telgraf çekildi;

    “-Hükümet, milletin sevgili Padişahına olan maruzat (sunum) ve bağlantısını keserek haince hareketinde devam ettiğinden, millet; meşru bir hükûmet heyeti iktidara gelinceye kadar merkezi hükümetle idari ilişkilerini ve İstanbul’la telgraf ve posta haberleşmesini kesmeye karar vermiştir.”

    (Karabekir’in Kemal Paşa’ya telgrafı:) (1)

    “Verdiğim açık talimata rağmen, Halit Bey’in askeri kıyafetle gelip Valiyi tevkif etmesi, dillere destan olmuştur.” diyor. O sıralarda devir için çıkmış bulunan Ankara Valisi Muhittin Paşa da Çorum’a geldiği sırada, Mustafa Kemal tarafından Ankara Kolordu Kumandanına verilen bir emirle, ansızın tevkif edilerek palas pandıras Sivas’a sevk olunuyor.  

    Dersim Mutasarrıflığına tayin edilen Osman Nuri Bey, görevine gitmek üzere Sivas’a geldiği gün orada alıkonuluyor. Çorum Mutasarrıfı Samih Fethi Bey’de o sıralarda Mustafa Kemal tarafından davet edilerek bir güzel haşlandıktan sonra İstanbul’a iade edilen şanssız idare adamlarındandır.   Kastamonu’da Vali olan İbrahim Bey çareyi İstanbul’a kaçmakta buluyor, kurtuluyor. Ama Yerine gelen Valinin 16 Eylülde İnebolu’ya varmış bulunduğunu haber alan Mustafa Kemal kendisinin derhal tevkif edilmesini emretti. Bu emri… Kastamonu’da bulunan Miralay (Albay) Osman Bey yerine getirecekti, fakat Vali vekili ve Jandarma komutanı Emin Bey tarafından bir punduna getirilerek evinde tevkif edildi. Subayların müdahalesinden kurtulmuş oldu. Sonra da Vali ekibi ile Jandarma Kumandanını yakalatarak deliğe tıktırmıştır. Mustafa Kemal Osman Bey’e derhal şu emri verdi; “-Bizzat Vali vekilliğini üstleniniz. Size yetki veriyorum, silah kullanmakta tereddüt etmeyiniz!” 

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar I – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 55, 56) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): İdari yönetime müdahaleler de başlıyor. Bu karara karşı çıkanlar da var, Sivas Müdafai Hukuk Cemiyeti Merkez heyeti “-Memlekette geçici bir idare kurulacağı anlaşılıyor. Bu ise Cemiyet tüzüğüne aykırıdır” deniliyor. Trabzon Valisi Ali Galip Bey, Yarbay Halit tarafından usulünce enterne ediliyor, Karabekir Paşa bundan hoşlanmıyor 17 Ekim 1919’da Mustafa Kemal’e sıkıntısını yazıyor:

  • Atatürk bir akşam misafirleriyle poker oynarken, İzmir’in tanınmış tütüncülerinden birinin şikayeti üzerine, pokeri bırakıp yanındakilerle beraber geç vakit İsmet Paşa’nın evine gitmiş ve;

    “-İsmet! Bak! İzmir’de biri, kanunsuz bir takım tagallüpler (galip gelmeler, zorla galip gelmeler) tahakkümler (baskılar) yaparak tüccarlara zarar veriyor, piyasayı ürkütüyor ve yaptığı baskı ile kimseye iş gördürmüyormuş. Kimdir bu adam, araştır ve bu iş ile bizzat ilgilen!” diye meseleyi açtıktan sonra, adını da söyleyerek; “-Bu adam seni de beni de zor duruma sokuyor. Bu işi düzeltmeyi bana bırakma. Sen hallet! Yoksa bana bırakırsan çok kötü yaparım!

     … bir gece de, yine böyle duyduğu bir olaya fena halde sinirlenmiş bir vaziyette evine gittiği İsmet Paşa’yı uyandırarak; 

    “-Baksana! Meclis Muhtelit (karma) Komisyonunda soruşturması yapılan Ali Cenani’nin Adapazarı Araba Fabrikası meselesinde de kardeşinin adı geçmiş.  Komisyon Başkanı Yunus Nadi; artık bu adamdan bıktık, bir zaman önce Yüce Divan’a verilen Bahriye Bakanı Topçu İhsan’ın Yavuz- Havuz meselesinde de ismi geçmişti. Hangi taşı kaldırsak altından çıkıyor. Ne yapmalı?” diye şikâyet ediyor. Nedir bu, neler yapıyor? Deyince, İsmet Paşa da;

    “-Merak etmeyin, bu sefer belini kıracağım!” cevabını vermiş. Atatürk de;

    “-Vallahi İsmet eğer sen onun belini kırmazsan, ben senin belini kırmağa mecbur kalacağım!” diyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 52, 53) kitabından birebir alınmıştır.

  • (17 Eylül 1933 Dolmabahçe Sarayında, sofrada, Maarif Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, ödeneklerden bahsediyor, Kemal Paşa İsmet Paşa’nın dalkavuğu olan bu Bakan’a fena kızıyor:)

    “-..Bütçe darlığı bütün bakanlıklar için aynıdır. Anlaşılıyor ki, kusur sizdedir. Bugünkü şartlar altında siz bu işi yürütemezsiniz. İstifa ediniz. Yerinize kimi tavsiye edersiniz?” 

    Esat Bey afallıyor. Esat Bey’i sofradan kaldırarak yandaki odaya götürmüş, bu günün şartlarına göre, Maarif Bakanlığını en iyi idare edebileceğine kanaat getirdiği mebus arkadaşlarından bir genci ileri sürerek, onun tavsiye edilmesini telkin etmişti. Tekrar salona dönüp te sofraya oturunca Esat Bey’e sormuştu;

    “-Her halde düşündünüz! Lütfen kararınızı söyleyiniz. Kimi tavsiye ediyorsunuz?”   

    Derhal ayağa kalkan Esat Bey, Aydın Mebusu Dr. Reşit Galip Bey’i göstererek; “-İşte!” demiştir. Mustafa Kemal ise;

    “-Bravo! İsabet ettiniz! Ben de tasvip ediyorum (onaylıyorum)” demişti.  

      Bu olaydan önce Reşit Galip İsmet Paşa’ya ağır sözler sarf etmiştir. Bir gün Mustafa Kemal’in sofrasında Esat Bey’e (O zamanın maarif Vekili Mahmut Esat Bozkurt’a) 

    “-Softa zihniyetli adam! Maarifi berbat ediyorsun!” dedikten sonra, Atatürk’e hitaben;

    “-Paşa’m! Maarifi ve gençliği bu softa zihniyetli adamların pençesinden senden başkası kurtaramaz!”  diyor.  Konuyu dağıtmak isteyen Atatürk’ün ihtarına rağmen;

    “-Susmuyorum! Bu sofra millet sofrasıdır! Söyleyeceğim!”  tarzındaki cüretkârlığı karşısında, Atatürk;

    “-O halde ben gidiyorum!” diye gidişi, Reşit Galip Bey’i uzun zaman menkup (gözden düşmüş) durumuna düşürmüştü.  Son günlerde Atatürk’ün affına mazhar oluyor, Maarif Vekili oluyor. İsmet Paşa Reşit Galip’in, kendisini uyuklayarak iş görmekte olmakla itham edişini unutamamıştı.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 44 ile 47 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mustafa Kemal poker oynamak için Anadolu Kulübüne giderken İsmet Paşa ile karşılaşıyor ve aralarında ilginç diyaloglar geçiyor.)

    Gazi, İsmet’e “-Yorgunum! ” deyince, İsmet;

    “- Vah, vah! İşlerle bizzat meşgul oluşunuz, rahatça içmenize engel olacak derecede yoruyor demek.”  cevabını veriyor. Mustafa Kemal bu cevaptan, “Bensiz yapamazsın.” anlamını çıkararak alınıyor. Ve Kulüpte kalmadan İsmet Paşa’yı da alıp Çankaya’ya götürüyor. Sofra derhal kuruluyor. İsmet Paşa’ya dönüyor;

    “-Lütfen ayağa kalkıp, biraz önce asansörde bana söylediğin sözü izah eder misin?” diyor.

    İsmet Paşa’nın birden bire rengi atıyor, ne diyeceğini bilemiyor, kekeliyor;   

    “-Sayın Büyük Şefim! Görevden af buyrulmam suretiyle devlet işlerinin yüklendiği,..” derken Atatürk;

    “-Bunların bana söylediklerinle bir ilgisi yoktur, ne demek istediğini biliyorum. Boş laflar! Sözlerine dikkat et! Her şey olabilir fakat ben varım Ben! Anladın mı?” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 42) kitabından birebir alınmıştır.

  • (İsmet Başvekâletten ayrılmış bir kenarda oturuyor. Ankara’da maç seyretmek için stada gidiyor. Çıkışta halk coşkun bir biçimde “Yaşa!” diye sevgi gösterisinde bulunuyor. Kemal Paşa’nın adamı Salih Bozok bu tezahüratı önemsiyor ve konuyu Meclis’e getiriyor:) 

    “-Efendim! İsmet Paşa, önceki gün stadyumda kendisini halka alkışlatmış. Bu ne demektir? Bundan amaç nedir? Bizzat İsmet Paşa’dan bu hususta hemen açıklama istiyorum!” 

    İsmet Paşa bitkin bir durumda kürsüye çıkıyor;  

    (Milli Şef İsmet Paşa, çok korkmuş, kendisini çok küçük düşürücü bir konuşma yapıyor:) 

    “-Ben bir hiç’im!  Atatürk benim elimden tuttu, en yüksek makama çıkarttı. Çoluk çocuğumla bugün bir lokma ekmek yiyorsak, yine onun sayesindedir. O benim velinimetimdir. Görüyorsunuz ki bugün yine bir hiç’im. Vallahi, billahi bu işte benim hiçbir kastım ve haberim yoktur. Ayağım kırılsaydı da stadyuma gitmeseydim. Bir daha gitmem de. Atatürk emretsin, çoluğumu çocuğumu alayım, memleketin en ücra yerine gideyim. Ad ve nişanımı sileyim, ortadan kaybolayım.” diyor ve yine tir tir titreyerek kürsüden inip gidiyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 40, 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • 20 Eylül akşamı, Dolmabahçe’de, Tarih Kurultayı üyeleri, Fuat Köprülü, Hasan Reşid, Ali Canip, Necmi Dilmen vs. huzurunda;

    “-İsmet bana isyan etti! Evet, isyan etti. Ben de kendisine, sen hastasın, izin veriyorum biraz istirahat et dedim. Heybeli’ye gönderdim.” 21 Eylül gecesi, yemekte Celal Bayar’ da var.  

    “-Ben bu İsmet’i 25 senedir yola getiremedim. O kadar kararsız, mütereddittir ki (tereddütlüdür ki) Ordu kumandanlığı edemez. Askeri bilgisi şüphe yok ki vardır. Fakat işte o kadar. Belki Erkânı Harp Reisi olabilir ama Ordu kumandanı, asla. Vehim (evham, kuruntu) hastası. Zannediyor ki memleketi kendisi idare ediyor. Bana dedi ki; Başvekil miyim kıç vekili miyim anlayamıyorum, nefes aldırmıyorsunuz. Kendi görüşlerimi kendi düşüncelerimi uygulayamıyorum. Yani demek istiyor ki, ben ona muhtacım.. Asla. Ben hiç kimseye muhtaç değilim. Ben içinizden birini şimdi başbakan yapar, onunla da memleketi idare ederim. Ne dersiniz? Kimi Başbakan yapalım?” Kimse cevap veremiyor. Atatürk;

    “-Ben Celal Bey’i uygun görüyorum ne dersiniz.?”  Herkes bir anda dile geliyor; “-Hay!  Hay!” Atatürk Celal Bey’e dönüyor;

    “-Yarın akşam hemen trene bin! Ankara’ya git! Başbakan vekilliğine başla! Programını oku!”   İsmet’in durumuna üzülenler de var. Mustafa Kemal;

    “-Merak etmeyin. Ben ona söylerim, gider Celal Bayar’ı istasyonda karşılar. Gazeteler de bunu yazar, resimlerini koyarlar. Herkes görür. Ben kendim yaparım ama onu başkasına ezdirmem!”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 27 ile 29 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Çok çeşitli oldubittiler ve müdahaleler İsmet’i dolduruyor. Nyon olayı da son damla oluyor. 17 Eylül 1937’de Mustafa Kemal trenle Ankara’ya geliyor. İstasyondan gelirken İsmet Paşa, Mustafa Kemal’in kurdurduğu ve genişletme çalışmalarını istediği Bira fabrikası için, ekonomik değil, yazık oluyor bunca masrafa vs. diyor. Mustafa Kemal o akşam hemen bira fabrikaları hakkında adamları vasıtasıyla bilgi topluyor, kârlı bir iş olduğuna kani oluyor. Ve o akşam rakı sofrasında Mustafa Kemal ile İsmet Paşa arasında tatsız konuşmalar geçiyor:)   

    “-.. işler yolunda gitmiyor. Ziraat işlerinde bir keşmekeş var Bu böyle devam edemez. Esaslı bir ziraat politikasına ihtiyacımız olduğu kesindir. Fakat yapılamıyor. Çünkü Ziraat Vekâleti acz içindedir. Buna bir çare bulmak gerekir.” diyor.

    İsmet Paşa isyankâr bir hal almıştır;

    “-Yani Ziraat Bakanının çekilmesi isteniyor. Tıpkı bundan önce diğer bazı bakanlar hakkında yapıldığı gibi, fikrimi alma gereği duyulmadan bakanlarım istifaya zorlanıyor. Emrivakiler (oldubittiler) karşısında bulunduruluyorum. İleri sürdüğüm düşüncelere güvenilmeyerek, başkalarından araştırılıyor. En önemli memleket sorunları, ilgili olmayanlarla görüşülerek, hep sofra başında kararlaştırılıyor. Bu durumdan korkuyorum.”

    “-Yaaa! Demek devlet işleri, sarhoş kafalarla, sofra başlarında görülüyor, öyle mi? .. Bu cüretinizin anlamını anlıyorum… Pekâlâ.” diyerek sofradan kalkmış. (1)

    “-İsmet’in yine şansı varmış. Çünkü eğer Meclis’i toplantı halinde bulsaydım, meseleyi orada açıkça ve kendisi için çok daha ağır bir biçimde halledecektim.” demiştir.

    O akşam, Mustafa Kemal, maiyeti ve İsmet Paşa ile Ankara’dan İstanbul’a gidiyorlar. 20 Eylül’de trende saatlerce baş başa görüşüyorlar. Ve 21 Eylülde yapılan resmi açıklamada, İsmet İnönü’ye talep ve ricası üzerine Atatürk tarafından bir buçuk ay izin verilmiş, yerine Celal Bayar’ın Vekâlet edeceği açıklanmıştı.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 20 ile 26 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): İsmet Paşa’nın bu çıkışı geleceğe yönelik bir plandır. İsmet Paşa, hastalığı artan ve ölümü yaklaşan arkadaşını terk ederek, onun halefi olma şansını arttırıyor. Mustafa Kemal 18 Eylüldeki Nyon görüşmelerinde, Çubuk barajında saati kaçırınca Meclis’e yetişemiyor. Arkadaşlarına bu konuda şunları söylemiş;

     

  • Akdeniz’in güvenliğini birlikte sağlamak maksadıyla Nyon’da toplanan Türkiye, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya, Yunanistan ve Mısır devletleri bir Antlaşma imzalamışlardı. Atatürk’ün memleket menfaatlerine aykırı olduğunu ileri sürdüğü nokta; Antlaşmayı imzalamış olan büyük devletlerin, gerek gördükleri takdirde, bizi silah kuvvetiyle müdahaleye sevk edeceklerine ve böylece durup dururken başımıza bir iş açma hakkını onlara bağışlar gibi olan kayıttı. Nyon’da bulunan Dışişleri Bakanımızdan alınan cevap; Atatürk’ün haklı ve bu kusuru fark edemeyen İsmet Paşa’nın haksız olduğunu ve paktın da (antlaşmanın da) bu şekilde İsmet Paşa’nın direktiflerine uyularak alelacele imzalanmış bitmiş olduğu sonucunu belirtti… Telaşa düşen İsmet Paşa, Dışişleri Bakanına hemen bir telgraf çekerek, paktı imzalayan devletler delegeleri olan Hâriciye Bakanlarından, gerek gördükleri takdirde dahi, bize silahla müdahale mecburiyeti yüklemeyeceklerini taahhüt eden bir mektup almasını istedi.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): 18 Eylül 1937’de Meclis’te bu Nyon Paktı görüşülürken 17 Eylül 1937’de İsmet Paşa Mustafa Kemal’e kafa tutuyor.

  • (24 Kasım 1934’de Mustafa Kemal’e Atatürk soyadını veren kanunu İnönü teklif etmiş, Mustafa Kemal de İsmet Paşa’ya İnönü soyadını vermiş. Zamanın dalkavukları İsmet Paşa hakkında neler söylüyorlar;)

    “Büyük Baş’ın (Mustafa Kemal’in) başarıcı kolu olmakla talihin en parlak lütfuna nail olan İnönü.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Cafer Tayyar Paşa anlatıyor;)

    “1916 Eylülünde ben Diyarbakır’da 2. Kolordu Kumandanı bulunuyordum, Mustafa Kemal Paşa da 2. Ordu Kumandanlığına Vekâleten gelmişti.

    (Cafer Tayyar Paşa Mustafa Kemal’e kendisinden önceki komutanın eksikliklerini söylüyor:)

    “-İzzet Paşa’nın kararsızlığı vardı. Fakat bu kararsızlıkta Erkânı Harbi (Kurmay Subayı) İsmet Bey’in de etkisi olmuştur, deyişim üzerine, Mustafa Kemal Paşa aynen; “-Haydi Allah aşkına, sen de ne diyorsun? İsmet’in ne etkisi olabilir?  Ona dikte edersin, aldığı emri yapar. Başka bir kabiliyet gösteremez.”  

    “Mareşal Fevzi Çakmak merhum emekliye ayrılıp İstanbul’a geldiği zaman Erenköy’deki köşkünde ziyaretine gitmiştim. Mareşal dedi ki; “Dumlupınar taarruzuna karar verdiğimiz zaman Mustafa Kemal Paşa ile cepheye gittik. Mustafa Kemal Paşa Yunan Ordusuna saldırı konusunda İsmet Paşa’nın görüşünü sordu. O da Ordumuzun henüz saldırı yeteneğinde olmadığını ileri sürerek, yapılacak saldırının başarılı olamayacağını ifade etti. Şaşırmıştık. Mustafa Kemal Paşa hayretle bana baktı. Ben de

    “-Paşa’m dedim biz buraya gelmeden önce Ankara’da uzun boylu görüşmeler sonunda saldırının yüzde yetmiş başarılı olacağına kanaat getirmiş ve bu kanaatimizi birçok yakınlarımıza da telkin etmiştik. Şimdi Gurup Kumandanının bu görüşü karşısında bana bu görevden çekilmek düşüyor. Derhal istifa ediyorum.”

    Mustafa Kemal Paşa başını önüne eğdi, düşünmeye başladı. Biraz sonra da İsmet Paşa’ya hitaben; “-Ben de istifa ediyorum!” dedi.  İsmet Paşa hemen ayağa kalktı, hiç unutamam. Son derece mutavaatkâr (itaatkâr, bağlı) bir tavırla; “-Ne emrederseniz öyle olsun!” dedi.  O gün gördüm ki, Mustafa Kemal Paşa öteden beri tanıdığı İsmet Paşa’ya emir vermesini biliyor. Mustafa Kemal Paşa bu karakterinden dolayı İsmet’i yanından ayırmamıştı.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 10, 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Atatürk; “-İsmet … benim bildiğim İsmet olmaktan çıkıyor.”  diyordu.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 9, 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • (İsmet Paşa Başbakanlığının 10. yılının kutlanması bayram havasında geçiyor. İsmet, Kemal Paşa’ya rakip olma havalarında. Çok güçleniyor. 10. Yılında yazar İbrahim Alaaddin Gövsa onun hakkında şunları yazıyor;) 

    “İsmet İnönü bugün, Avrupa’nın Mussolini ve Hitler gibi en ünlü ve en genç başbakanları ile aşağı yukarı bir çağdadır.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Karabekir’in yakılan kitabında, Mustafa Kemal ile konuşmasından bir bölüm;)

    “İngilizlerin Doğudan Ordu Kumandanı Şevki Paşa’nın kaldırılmasını istemeleri bu fırsatı verdi.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Karabekir’in Kitabı Niçin ve Nasıl Yakıldı?) V – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 107, 108) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995). Karabekir bu sırada Kolordu komutanlığı rütbesinde, Ordu Kumandanı Şevki Bey buradan aldırılınca bu Ordu da Kolordu’ya döndürüldü ve Kâzım Paşa da onun kumandanı oldu. Sanki İngilizler onun da önünü açmışlar. Daha sonra Karabekir’in İstiklâl Harbimiz adlı kitabında yazdığı çok ilginç bir görüşme var. “27.12.1919 Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Çok Mahrem. Rawlinson geldi görüştük. Görünürde 15. ve 13. Kolordularda Ateşkes şartları oluşturulmuş mu araştırması. Fakat asıl görevi, gayri resmi olarak haricin ve dâhilin, hatta hükümetimizin dikkatini çekmeksizin benimle görüştükten sonra sizinle görüşmektir….”  diye devam eden ve ayrıntısı bu notlarda bulunan görüşme beni, Karabekir Paşa’nın da İngiltere ile yakın temasta olduğu hakkında şüphelendirmişti.

  • İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Muhittin Üstündağ, emekli olduktan sonra Kandemir ile röportaj yapıyor ve şunları söylüyor; “Başbakan İsmet Paşa’dan senin yüzünden mükemmel bir zılgıt yemiştim. Bana, muharrir Kandemir Bey’i, Karabekir Paşa’nın kitabı meselesinden dolayı takip ettiriyormuşsunuz. Paşa da bundan fena halde şikâyetçi. Katiyen böyle bir şeye izin vermem. Kendisini de derhal davet ederek özür dileyip teminat vereceksiniz, demişti.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Karabekir’in Kitabı Niçin ve Nasıl Yakıldı?) V – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 85) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1933 Haziranının 4’ünü 5’ine bağlayan gece, sabaha doğru, polis müdürü Fehmi Bey’in kumandasında seferber olmuş, yüz kadar polis Kâzım Karabekir Paşa’nın Erenköy’de istasyon yakınındaki köşkünü sarıyordu.   

    Köşkte Kâzım Karabekir Paşa, eşi, iki kızı, iki evlatlığı ve misafir Cafer Tayyar Paşa vardı.  Arama emri yoktu. Aynı anda, Cafer Tayyar Paşa’nın Üsküdar’daki evi ile Kardeşi olan Hamdi Bey’in evi ve eski kumandanlardan Halit Bey’in evi de tıpkı böyle basılarak aranmakta idi.  Kâzım Karabekir Paşa savcılığa başvuruyor.    Kitabın beş nüshası bulunamayınca, Cumhuriyet ayağa kalkıyor. Emniyet Genel Müdürü Tevfik Hadi Bey İstanbul’a bu kitapları bulmak için gidiyor.  Ve İstanbul’da Feridun Kandemir Bey’i sorguluyor. Bu beş kitabı bulup ortaya çıkartamadığı takdirde mevkiinden olacağını hissettiren bir hali vardı.

    (Tevfik Hamdi Bey, Feridun Bey’e bu kitabı bulmanın vatanseverlik olacağına dair sözler söylüyor.) 

    Ben; “-Bana herkes vatanseverlik dersi verebilir, yalnız, Milli Mücadelede ben Konya’da Kurtuluş davası uğrunda kellemi koltuğumun altına alarak canla başla çalışırken, düşman güçleriyle gelip matbaamı basan bu polis müdürü asla!” diye bağırdım. 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Karabekir’in Kitabı Niçin ve Nasıl Yakıldı?) V – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 66 ile 83 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü İsmet Paşa’dan zılgıt yiyor. Karabekir ve Feridun Kandemir’in sıkıştırılmalarını İsmet Paşa engelliyor. İlginçtir, Karabekir’i anılarını yazmak için tahrik edenler de İsmet Paşa’nın adamlarıydı. İsmet Paşa, Mustafa Kemal’e karşı Kâzım Paşa’yı kullanmak istemiş olmalı. Mustafa Kemal’in adamları da Karabekir’in kitabını yakarak onu susturmuşlar.

  • Siirt Mebusu Mahmut Beyle (1) partili arkadaşları, basılmakta olan kitabın formalarını peyderpey matbaadan aldırarak kitabın baskısını adım adı takip etmiş ve tam baskı sona erince de imha kararını vererek, bu girişimi başlatmışlardı. Sinan Bey’den (matbaanın sahibinden) “Bastığım Kâzım Karabekir Paşa’nın İstiklâl Harbimizin Esasları adlı eserin üç bin suretini zararlı bulduğum için imha ettim.” yazılı bir belgeyi imza ettirip elinden alıyorlar.   

    Gece yarısına doğru, peşine taktığı CHP İstanbul Merkezi memurlarından Kâzım ve Şaban ismindeki kişilerle Sinan matbaasına giden Sinop Mebusu Recep Zühtü Bey (Recep Zühtü, Gazi’nin yakını)  “-Kitaplar nerede?” diyor.   Kitaplar torbalar ve çuvallarla doldurulup, İstanbul itfaiyesi tarafından yükleniyor.  Recep Zühtü, kitapların hepsi bu mu diye soruyor ve Sinan Bey her formadan beş nüshanın Kâzım Karabekir Paşa’ya Feridun Bey tarafından iletildiğini söylüyor. İtfaiye arabaları Cağaloğlu Hamamı’nın önünde duruyorlar. Hamam sahibi Ahmet Bey’i bir türlü bulamıyorlar… Hoca Paşa Hamamına gidiyorlar, hamam sahibi, ızgaralar tıkanır ve bozulur diye yalvara yakara özür dileyince, bu sefer Topkapı’daki tuğla fabrikalarına gidiliyor. Kitaplar cayır cayır yakılıyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Karabekir’in Kitabı Niçin ve Nasıl Yakıldı?) V – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 66 ile 70 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Mahmut Esat Karakurt: Irkçı bir insan, Milli Eğitim Bakanlığı yapmış birisi.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Ve kitap yakan devlet olarak tarihteki yerimizi alıyoruz.  

  • (Kitabı basan Sinan Bey’i yolda yakalayıp kaçırır gibi Ali Çetinkaya’nın evine götürüyorlar Karabekir’in evini basan ekip orada ama Kılıç Ali Sinan Bey ile teke tek konuşuyor:)

    Kılıç Ali sözü döndürüp dolaştırıp basılmakta olan kitaba getiriyor. Ve henüz satışa çıkartılmamış yani mahiyeti (içeriği) hiç kimsece bilinmeyen bu kitabın muzır (zararlı) olduğunu ileri sürerek bazı mütalaalarda (görüşlerde) bulunuyor. .. Sinan Bey; “Bu kitap belgelere dayanan bir hatırattan ibarettir. Esasen Kâzım Karabekir Paşa bu hatıratını, Halk Partisi organlarının “Yayınlasanıza, söyleyecek sözleriniz varsa ne bekliyorsunuz?” diye teşvik etmeleri üzerine yayınlamaya karar vermiştir. Şu halde Parti tarafından da isteniyor demektir.” Kılıç Ali Bey;

    “-Hayır! Bu kitap muzırdır (zararlıdır)! Karabekir Paşa bunu Gazi Paşa’ya karşı yazmıştır. Sen bilmezsin. Biz İstiklâl Mahkemesinde bu adamı asacaktık ama yine Gazi izin vermedi. … Bizce bu kitap zararlıdır fakat savcılık böyle anlamayabilir ve kitabı serbest bırakabilir.” 

    Sinan Bey; “-Aman efendim! Öyle şey olur mu? Zatı Alinizin zararlı telakki buyurdukları bir kitabı kim serbest bırakırsa bıraksın, satışa çıkartmak benim haddime mi düşmüş?” 

    “-Neden?”  

    “-Hıyaneti Vataniye ile mahkûm olduğum gündür! Kime meramımı (sorunumu) anlatabilirim ki?”  

    “-Ne münasebet! Nasıl olur? ”   

    “-Şöyle olur Beyefendi! Bu kitaptan birkaç tanesini bir baldırı çıplağın eline verirler, Köprübaşında “Ermenistan fatihi Kâzım Karabekir Paşa’nın kitabı! … Neler yazıyor!” falan diye bağırtarak sattırmaya kalkarlar. Halk ta toplanır. Bunun üzerine, vay efendim memlekette karışıklık çıkarmak istiyorlar diye bir gürültü ile hava bulandırılarak, beni tutup doğru İstiklâl Mahkemesine verirler ve yapıştırırlar alnıma Hıyaneti Vataniye suçunu. Bugün bundan kolay ne var?” 

    “-Sen hangi okulda okudun Sinan Bey?”

    “Hayat mektebinde okudum Beyefendi!” 

    “-O halde kısa keselim! Bu kitap ….”  

    “-Siz ne istiyorsunuz Beyefendi?”  

    “-Bu kitabı bize veriri misiniz?”  

    “-Verir misiniz ne kelime? Siz ver dedikten sonra, ben vermemezlik edebilir miyim? Ne isterseniz onu yaparsınız!” 

    “-O halde bu kitapları olduğu gibi bize teslim et!

    “-Emredersiniz! Ancak bunun kâğıt vs. gibi birçok masrafları oldu.” 

    “-Ben sana onları veririm, hallederiz.” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Karabekir’in Kitabı Niçin ve Nasıl Yakıldı?) V – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 61) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Ama Sinan Bey dolandırılıyor, Kılıç Ali 3000 kitap için önce 500 lira veriyorlar, kitapları aldıktan sonra hiçbir şey vermiyorlar.

  • Haziran 1933 İstanbul’a gelen BMM Başkanı Kâzım Özalp, Afyon Mebusu Ali Çetinkaya, Sinop Mebusu Recep Zühtü, Gaziantep Mebusu Ali Kılıç beyler hemen burada bulunan Cevdet Kerim İncedayı (CHP İstanbul yetkilisi) ile buluşup, bir meclis kurarak Kâzım Karabekir Paşa’nın, basılıp ta ertesi günü kitapçılara dağıtılmak üzere ciltlenmekte olan … İstiklâl Harbimizin Esasları adlı kitabını imhaya (yok etmeye) karar veriyorlar ve bu önemli görevi içlerinde en becerikli saydıkları Recep Zühtü Bey’e havale ediyorlar.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Karabekir’in Kitabı Niçin ve Nasıl Yakıldı?) V – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 61) kitabından birebir alınmıştır.

  • Paşa’nın Erenköy’deki köşkü gözetim altında idi. Kundura boyacısı, seyyar satıcı, köylü, dilenci kılığına sokulmuş bir sürü memur köşkün dört bir tarafını sarmışlar … köşkten çıkanları takip ediyorlar.    İstiklâl Harbimizin Esasları eseri, forma forma basılmaya başlandığı sırada .. 7. mektup gazetelerde yayınlanmadı.  

    Ve 18 Mayıs 1933’de Nuri Conker Milliyet Gazetesinde Paşa’nın kendiliğinden sustuğunu yazıyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Karabekir’in Kitabı Niçin ve Nasıl Yakıldı?) V – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 5) kitabından birebir alınmıştır.