Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Hatta bizzat Adliye Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) Bey bile, Ali Fethi Bey’e karşı alınan cepheyi idare etmek amacıyla İzmir’e gitmişti.  Veda etmeye gittiği zaman Gazi Paşa kendisini (Fethi Bey’i) bir kenara çekerek;

    “-İzmir’den, Mahmut Esat Bey’den bir telgraf aldım. Telgrafta deniliyor ki; Fethi Bey’in İzmir’e geleceği söyleniyor. Hâlbuki halk Fethi Bey’in aleyhinde çok müteheyyiçtir (heyecanlıdır) Gelirse belki hakarete uğrar, gelmemesi uygundur. Bu telgraftan anlıyorum ki, senin oraya gitmene karşı çıkmak istiyorlar. Fakat sen gideceksin! Ama ihtiyatlı davranmanı tavsiye ederim.”    Ali Fethi Bey, 4 Eylülde İzmir’e vardı.

    (İzmir Valisi Kâzım Dirik Paşa, Ali Fethi Bey’in ziyareti sırasında makamından ayrılarak, onu hakaretle karşılıyor:) 

    Vali, Fethi Bey’e gönderdiği bir yazı ile şehrin asayişini bozacağı endişesi ile yarınki nutkundan vazgeçmesini, aksi takdirde oluşacak olayların sorumluluğunu kabul etmeyeceğini bildiriyordu. 

    (Fethi Bey Vali’nin direncini kırmak için Gazi Paşa ile telgrafla görüşmek istiyor, Vali telgrafını çekmesine izin vermiyor. Fethi Bey bu telgrafı başka bir merkezden çekeceğini söyleyince Vali kabul etmek zorunda kalıyor. Gazi, Başbakan ve İçişleri Bakanı’na da giden telgrafını Fethi Bey’e gönderiyor;)

    “-Anlıyorum ki, sana nutkunu söylettirmek istemiyorlar. Fakat sen behemehâl (her durumda) nutkunu söyleyeceksin ve tesadüf edeceğin (karşılaşacağın) herhangi bir engeli derhal bana bildireceksin. Asayişin temini için Başbakan, İçişleri bakanı ve İzmir Valisi gereken tedbirleri almakla mükelleftirler.”

    (1) Bu sırada on dört yaşlarındaki bir öğrenci vuruluyor. Çığlıklar kopuyor, feryatlar yükseliyor.  Vurulan çocuğunu kucaklayan baba, kucağındaki, kanlar içinde can çekişen evladını Fethi Bey’in önüne bırakarak; “-İşte size bir kurban! Başkalarını da veririz.  Yalnız sen bu memleketi kurtar!”  diye ellerine sarılıyor. Fethi Bey’de arkadaşları da kendilerini tutamayarak ağlıyorlar.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 89, 90) kitabından birebir alınmıştır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Fethi Bey’i dinlemek için heyecanla bekleyen halk, iyice çileden çıkıyor. Ve CHP’nin önünden geçerken bazıları; “-Kahrolsun mutemetler! (emanetçiler)” diyorlar. CHP’yi asıl temsilci değil de emanetçi, olarak değerlendiriyorlar. Partiden cevap verilince binayı taşlıyorlar. Daha sonra, bir gün önce Fethi Bey’in karşılanması olayı için para ile tutulmuş sarhoşlar diye yayın yapan Anadolu Gazetesini de taşlıyorlar. Burayı savunmak için önceden içeriye alınmış bulunan polisler tabancalarını çekip rastgele ateş ediyorlar.

  • Bu sırada belediye seçimleri de yaklaşmıştı… İsmet Paşa da Sivas’a kadar ulaşan demiryolunun açılış törenini yapmak için Sivas’a gitmişti. İsmet Paşa;

    “-Uzun vadeli ve uygun şartlarla borçlanma talebi geldi de ben kabul etmemezlik mi ettim? Lozan’dan sonra Avrupa Türkiye’yi tekrar ekonomik olarak mahkûm etmek istiyordu.  Yabancı sermaye yedi yıldır gelecek uygun şartlar bulamadı. Gelmek isteyenler milli istiklâli yıkacak kadar zararlı idi.”  

    Ali Fethi (Okyar) Bey’in İzmir’e, hem örgütlenme hem de İsmet Paşa’nın (Sivas) nutkuna cevap vermek üzere gideceğini anlayan Halkçılar (CHP’liler) ne pahasına olursa olsun bu seyahati yaptırmamak için, öteden beri bilinen susturma ve kıpırdatmama usullerine başvurarak derhal harekete geçtiler.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 80 ile 83 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • Madde1- Serbest Cumhuriyet Fırkası; Cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve laiklik esaslarına bağlıdır.

    Madde 2- Vergiler millet fertlerinin girişim yeteneğini sarsmayacak…..         

    Madde 4- … Yabancı sermayeye yol açmak azmindedir.

    Madde 5- Parti … vatandaşların mali ve ekonomik her türlü girişimlerine engel olan hükûmet müdahalelerini kabul etmez. …  

      Madde 11- parti; … siyasi hakların Türk kadınlarına da teşmilini savunacaktır.   Parti tüzüğünün genel hükmü;  Vicdan hürriyeti, çalışma özgürlüğü, fikir, kalem ve toplanma hürriyetleri, yürütme gücünü kontrol ve denetleme yetkileri, halk kütlelerinin belediye ve vilâyet idarelerinde kendi işlerini kendileri görme esası partinin özellikle benimsediği ilkelerdir.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 72 ile 75 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

     

  • Ağaoğlu Ahmet Bey “Halk Partisi o ana kadar liberalin liberali iken, birden bire devletçi oldu.” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV -Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 72) kitabından birebir alınmıştır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Çok ilginç bir tespit. O dönemin ve Ağaoğlu’nun anlayışına göre, baskıcı ve nerede ise tüm ekonomik faaliyetleri elinde tutan CHP liberal oluyor. Tabii ki Serbest Fırka olayından sonra daha devletçi olmuş olabilir.

  • Basına, dışarıda saygınlığımız kalmadı, diyor. 

    “- Uzman Müller’in verdiği rapor bile, Milli Savunma işleri ile demiryollarına fazla para harcandığını ve bilhassa demiryolları inşaatının külfetinin bir nesle yükletilmesinin doğru olmadığını açıklıkla söylüyor.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 72) kitabından birebir alınmıştır. 

  • 11 Ağustos 1930 tarihli gazeteler Ali Fethi Bey’in Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya hitaben yazılmış olan şu mektubunu yayınlar;

    “… Parti (CHP) üyelerinin kendi hükümetlerini tenkit etmekten çekinmeleri sebebiyle Millet Meclisi’nde serbest tartışma azalmış ve hükûmet gayri mesul (sorumsuz) denecek bir halde kalmıştır. … Zatı Devletleri Reisicumhur olduktan başka, şimdiye kadar mensup bulunduğum CHP’nin de genel başkanı olmalarından dolayı işbu arzum, nazarı devletlerinde, ne yolda anlayışa mazhar buyrulacağını bilmek gereğini hissediyorum. Cevabı Devletlerini bekler ve en derin kalbi muhabbetimle beraber hürmet ve tazimlerimi sunarım, Efendim!   Fethi” 

    12 Ağustos 1930’da Gazi’nin mektubu;

    “- … Laik cumhuriyet esası dâhilinde partinizin her cins siyasi faaliyet ve cereyanlarının bir engele uğramayacağına emniyet edebilirsiniz, efendim!   Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka nasıl Kuruldu, nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 67 ile 70 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • Gazi, Ağaoğlu Ahmet Bey’e hitaben;

    “-Profesör bey, sen ne dersin?” 

    “-Bu biraz fazla yapaydır!” 

    “-Ne demek istiyorsun?”

    “-Arz etmek istiyorum ki, Zatı Devletinizin durumu açık değildir. Eski parti olduğu gibi kalıyor, onun başında İsmet Paşa, devletin bütün güçlerine, cihazlarına, araçlarına hâkim kalıyor, bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Zatı Devletleri de uluslararası şöhret ve prestijinizle yine o partinin başında kalıyorsunuz. Buna karşılık her türlü araçtan mahrum Fethi Bey çıkıyor, kim gider onun yanına?”  

    “-Sen gidersin!” 

    “-Ben gitmem! Sizden ayrılmam!”  

    “-Neden ayrılamazsın? Bana bitişik misin?”

    “-Etinize kemiğinize bitişik değilim fakat ifade ettiğiniz manaya bitişiğim!”     

    “-Bana senin, kışkırtıcı adam olduğunu söylerlerdi, ben inanmazdım. Gerçekten sen kışkırtıcısın!” …

    “-Paşa’m amacım size karşı daima düşündüklerimi olduğu gibi söylemektir. Fakat bu da sizi sinirlendiriyor. Şimdi ben ne yapayım?”   

      “-Sinirlenmeyeceğim düşündüklerini söyle!”  

      “-.. Parti ve Meclis’te bunlara serbest düşünmek, serbest söylenmek ve serbest hareket etmek imkânı verilirse, parti kendi kendine iki kola ayrılır ve bunlar git gide iki parti halini alırdı.”  

    Gazi kahkaha ile gülüyor; “-Bu fikir, Profesör Bey’in başına gelmiş te, kimsenin aklına gelmemişmiş. İsmet Paşa mı bırakmadı?” 

    Ağaoğlu Ahmet Bey İsmet Paşa’ya soruyor; “-Paşa neden bırakmadınız?” 

    “-Ben isterim ki, benim adamlarım belli olsun. On kişi olsun, arkamdan bir tabur gibi gelsin! Siz ne zaman söz istediniz de verilmedi yahut söylemekten men edildiniz?”  

    “-Paşa’m, serbesti (hürriyet) öyle bir şeydir ki sizi kuşatan havadır. O hava kurutulursa, elbette ki kimsede ne söz istemek ne de söylemek hevesi kalır… Biz mebuslar 400 lira aylık alıyorduk ve gayet memnunduk. Neden 500 liraya çıkarılma gereği ortaya çıktı? Neden ömrü boyunca on dakika bakanlık yapan kimseler, velev arkasında on dakika bir devlet hizmeti bulunan, ayda 150 liraya kadar bir emekli maaşı alsınlar?” 

    (Cumhuriyet’in kıyak emekliliği:) 

    Başbakan İsmet Paşa sinirlenerek; 

    “-Ahmet Bey! Siz hülyaperver (hayalperest) bir idealistsiniz! Hayattan haberiniz yoktur. İnsanlar para istiyorlar! Para!”  

    “-İşte bu hak mefhumu, soluduğumuz havadan kovulmuş ve onun için herkes söz almak ve söz söylemek hakkına sahip ise de, bu hakkı kullanmak cüreti kimsede kalmamıştır.” 

    Gazi Paşa Hazretleri; “-Ben yeni partiye 50-60 ve daha çok mebus temin edeceğim. Şimdiden bile işte size Kütahya Mebusu Nuri’yi (Conker) Genel sekreter olmak üzere veriyorum. Nuri! Kabul ediyorsun değil mi?”  Nuri Bey; “-Emredersiniz!”  diyor.

    Ağaoğlu Ahmet Bey soruyor;

    “-.. Fethi Bey, halen Paris Büyükelçisi bulunuyor.. Yeni partinin liderliğini nasıl yapacak?”

    “-Mebus olacak!”  

    “-Paşa’m nasıl Mebus olacak? Orasını aklım almıyor!”  

    “-Canım nasıl aklın almıyor? Başkası nasıl Mebus oluyorlarsa o da öyle olacak..”  

    “-Paşa’m! Af buyurun, başkalarını siz tavsiye ediyorsunuz, çünkü onlar sizin partinizdendir ve yine sizin partinize ait delegeler onları seçiyorlar.  Şimdi bu delegeler, başka bir parti kurmak için birisini nasıl seçerler?” 

    “-Canım, ne karıştırıyorsun? Seçilecektir diyorum!” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka nasıl Kuruldu, nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 58 ile 61 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • 31 Temmuz 1930 akşamı, Gazi, Ali Fethi (Okyar) Bey ile görüşüyor. Ali Fethi Bey bunu şöyle açıklıyor;

     “-Görüştük, bana, ille ikinci bir parti kurup başına geçeceksin diye ısrar etti. Ben de kabul ettim. Anlaşmamıza göre, kuracağım partinin, Cumhuriyet Halk Partisinden esaslı bir farkı olmayacaktır. Zaten iki partinin de yüksek idare ve gözetimi, kendi elinde olacaktır.  Hulâsa, benim partim, CHP’nin bir cenahı (kanadı) olacaktır. Sağ mı, sol mu onu artık olaylar gösterecektir. Mektuplarla, Gazi, ikinci bir partinin kurulmasını arzu ettiğini ve bu partinin kurulması ve yaşaması için elinden geleni yapacağını alenen açıklayacaktır. Ayrıca, fırkayı kurmak için gereken parayı da veriyor. Hatta daha şimdiden bize, 70-80 mebus ta ayıracaktı.” 8 Ağustos 1930’da Gazi bir gazeteye demeç veriyor; “-Paşa’m size muarızlar (karşıtlar) çıkıyormuş, yeni parti yapılıyormuş, doğru mu?”  “-Tabii doğru!  Yeni partiyi çok doğal kabul ediyorum. Tartışmanın başarılarımızı daha ortaya çıkaracağına eminim.”   “-Peki ama Paşa’m, CHP’nin lideri Gazi Hazretleri’nin durumu ne olacaktır?” “-Ben, yani Gazi, memleketin Reisicumhuruyum! Tabii eski durumum devam edecektir.”   Aynı gün Ali Fethi Bey’in demeci; “-En başta kalem ve fikir hürriyeti programımızda yer alacaktır.”  diyor.  8 Ağustos 1930 akşamı Yalova’daki konutlarında İsmet Paşa’yı da yanına alarak baş başa veren Gazi Paşa ile Ali fethi Bey, birbirlerine yazmayı kararlaştırdıkları mektupları hazırladıktan sonra …   Yeni partinin ismi aslında birkaç gün önce bizzat Gazi Paşa tarafından, Halk Partisine göre liberal olması düşüncesi ile Serbest diye tespit edilmiş bulunuyordu.    Gazi Paşa ilk hamlede Ali Fethi Bey’e en güçlü yardımcı olarak Kars Mebusu Ağaoğlu Ahmet Beyi ve partiye ayrı bir güç vermesi için de en yakın arkadaşı Nuri Conker (Mustafa Kemal’in en yakını, Kütahya Mebusu) ile kız kardeşi Makbule Hanım’ı seçmişti.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka nasıl Kuruldu, nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 52 ile 56 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • 1 Mayıs 1930 BMM’nde sesini yükselten İzmit Mebusu Kılıçzâde Hakkı Bey; “-Memlekette genel bir hoşnutsuzluk vardır. Bu, daha çok irtikâp (suç işleme)ve irtişadan (rüşvet yemekten) ileri geliyor!” diye bağırıyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 344, 45) kitabından birebir alınmıştır. 

  • (Topçu İhsan cezaevinden Kılıç Ali’ye mektup yazarak, bu olanların sebebini soruyor, o da 21 Temmuz 1934’de mektupla cevaplıyor;)

    “-Benden mahkûmiyet sebeplerini ve Gazi’nin hakkındaki intibalarını soruyorsun. İsmet Paşa’nın sebebini elbette hatırlarsın. Latife Hanım tarafından Çankaya’da verilen büyük ziyafette, ayağa kalkarak, İsmet Paşa’ya hitaben, Gazi’yi göstererek; “Bu adamın sana itimadına ve emniyetine şükür et! Yoksa ben seninle boy ölçüşmesini iyi bilirim!” demiştin. Bir de yine hatırlarsan, Bahriye Vekilliğinden çekildikten ve açıkta kaldığından müteessir olarak, hükûmet aleyhine, Parti içinde bir gurup oluşturduğuna dair olan asılsız telkinler İsmet Paşa’yı ne kadar sıkmış ve sinirlendirmişti. Sonra da İsmet Paşa’ya yazdığın mektubu unuttun mu? Bunları İsmet Paşa’nın unutup, seni affedeceğini mi zannederdin? … Mektubunu Gazi’ye verdiğim zaman ne kadar üzülmüştü.

    (Kılıç Ali, Topçu İhsan’ın Gazi’den af dileyen mektubundan bahsediyor. Gazi, İhsan Bey’in ne istediğini sorunca, Kılıç Ali ne cevap verdiğini yazıyor:)

    “-Affını rica ediyor, dedim. .. Yarın Meclis’te görüşülecekmiş… bu konuda himaye buyrulmasını rica ediyor dedim. Büyük Şef (Gazi Mustafa Kemal) “-İhsan, bizim inkılap arkadaşımızdır. Kendisine verilmiş herhangi bir hizmeti namuskârane yapmış bulunduğundan asla şüphemiz yoktur.”  dedi. 

    (Kılıç Ali, Topçu İhsan’ın yargılanması meselesinden dolayı üzgün dolaşırken, İsmet’e rastlıyor:) 

    “-Görüyorum Kılıç Ali çok üzgünsün!” 

    “-Evet Paşa’m!” 

    “-Haklısın ben de mustaribim! Haklısın fakat baldırından et kesip, başkalarına yama yapma!”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 8 ile 43 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • BMM’nin 26.01.1928 günü, bir bakanın yasama dokunulmazlığı kaldırılıp Yüce Divan’a verildiği gün. Topçu İhsan; “-Benim masum olup olmadığımın Cumhuriyet Adliyesinden çıkacak bir kararla anlaşılmasını istiyorum.  Adliyemizin geçireceği bu imtihandan muzaffer çıkacağıma imanım vardır. … her inkılap sonucunda inkılapçılar birbirlerini darbelemeye başlarlar. .. Ben elinde inkılap bayrağı, cebimde banknot destesi taşıyanlardan değilim.”  İsmet Paşa; “-Vekillerle temasa gelmek için onlar gibi bir karaktere bürünmek zorunluluğunu itiraf ediyor. Demek ki, aramızda takma, taklit bir karakterle oturuyordu. Yazık, savaşlarda topladığımız şerefleri böyle mi koruyacağız? Teessüf ederim (üzüntülerimi bildiririm)! 

    Mahkeme hükmünü veriyor; İki yıl ağır hapsine ve iki yıl rütbe ve memuriyetinden mahrumiyetine oy birliği ile karar verilmiştir.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 22 ile 30 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • Topçu İhsan Yüce Divan’da sorgulanıyor;

    “-.. Bir gün Azmi Bey’de gelmişti. Hugositeyns ismindeki şirketin temsilcisi olduğunu söyledi ve Ankara’da çalışmak üzere bana teklifte bulundu. Liderimin muvafakatini almalıyım diye Ankara’ya geldim. Reisicumhur Gazi Paşa Hazretleri’ne durumu arz ettim. Bana dediler ki; “Ticaretle uğraşmanız iyidir. Fakat Azmi Bey kim oluyor ki, o, Hugositeyns başkanı olacak, sen de onun yanında müstahdem gibi küçük bir meblağ karşılığında çalışacaksın? Bunu kabul etme ve kendisine de ki; Hugositeyns gelsin ben onun işini yaparım, gerekirse ben onu kullanırım dersin”  dedi. … Esasen Mebusların bu gibi işlerle meşgul olmaları yasak mı idi ki, saklayayım? Sonra, ben Yavuz’u Bakanlığım sırasında Nazım Bey’in temsilcisi olduğu kurumun rakibi olan ‘Sen Lazar Şirketi’ne ihale etmişim.    İsmet Paşa beni Flandr’ın rakibi olan Sen Lazar firmasına Yavuz’un tamirini verdiğim için muaheze etmek (sıkıştırmak, azarlamak) istiyor. Siz de şimdi tamamıyla aksini, yani sen Lazar’ın rakibi olan Flandr’dan otuz-kırk bin lira aldığımı iddia ederek, beni muaheze ediyorsunuz. Dünyada şu kadar acayip şey olur mu? … Evet, bu Hikmet Paşa bana geldi. “Ben İngiltere’de çok bulundum. Dostlarım da vardır. Size bu havuzu .. İngiliz bahriyesinden ucuz olarak alabilirim. Bana da uygun bir komisyon verirsiniz.” dedi. Teşekkür ettim. .. bu şekilde İngiltere’ye gitti. Yazdığı mektupta bu havuzun mutlaka Türkiye’ye satılacağını bildirdi.. opsiyon müddeti bitti. Bu sefer de .. bize satılmak istenmediğini, açık arttırmaya konulacağını bildirdi. .. Londra Sefirimiz, bize yazdığı mektupta, bu havuzun ihtiyaca cevap vermeyeceğini … bildirdi.” 

    Komisyon Başkanı; “-Londra Sefareti müdahale etmemiş, teminat parası da gecikmeden zamanında gitmiş olsaydı, bu çürük havuzu almış olacaktınız.  Bu hatayı kabul ediniz. Meseleyi bitirelim!” 

    “-Reis Beyefendi, olsaydı, olacaktı, olmalıydı, olmamalıydı gibi sözler mahkemede geçerli olmayan mantıklardır. …  Bahriyelilere sorun, bir tek çatalın kırılmasından dolayı birçok subayları haşlamışımdır. .. Bu müsteşar Hüsamettin Bey’i ben, Reisicumhur Hazretlerinin, bunu al, müsteşar yap tavsiyeleri üzerine aldım.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka nasıl Kuruldu, nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 22 ile 30 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • “-Çok iyi hatırlarsınız ki, o devirlerde, arkadaşlar meşru biçimde kazanç sağlasınlar düşüncesi vardı. Bütün Mebus arkadaşlar böyle düşünüyorlardı. Bir kısmı şirket temsilcisi, komisyoncusu falan olmuş, bir kısmı da ticaretle meşgul olmuştu.”

    (Yıllarca İstiklâl Mahkemesinde görev yapan, Topçu İhsan, şimdi, BMM’de oluşan adliye ve Anayasa Komisyonlarından seçilmiş 40 kişilik heyetin huzurunda. Komisyon Başkanı, Hâkimiyeti Milliye Gazetesinde görev yapan Yunus Nadi Bey, Yazıcı Giresun Mebusu Hakkı Tarık Bey. Reis, olayı anlatmasını söylüyor;) 

    “-Affınıza sığınarak arza mecburum ki .. Araştırmayı yapmakta olan bu Komisyon Başkanı Beyefendi, hakkımda böyle bir teşebbüse geçildiğini, benim bile haberim olmadığı bir günde suçlu olduğum sonucuna varmış olarak, Gazeteleri ile ve imzaları altında yazdıkları makalelerle beni bütün milletime suçlu olarak teşhir etmiştir ve yine bu komisyonun mazbata muharriri (zabıt kâtibi, tutanak yazıcısı) olan beyefendi de aynı şekilde gazeteleriyle beni teşhir ve rezil etmede adeta reis beyefendi ile yarışa kalkışmıştır. Ben, bir yandan bunları görür, bir yandan da bana düşmanlık yönelten zatın (Yani İsmet Paşa’nın) bugünkü nüfuz ve kudretini göz önüne getirirsem, haklı olarak endişe etmekte haklı görülmez miyim? … Bana husumet yönelten zatın bu günkü nüfuzu ve kudreti beni tedhiş etmektedir. (aşırı derecede korkutmaktadır).   Efendiler! Damat Ferit’e suikast meselesinden dolayı İstanbul Hükûmeti tarafından idama mahkûm edilince kaçtım. Ankara’ya geldim. Mebus oldum.  Ankara İstiklâl Mahkemesi Başkanı oldum. Zafere kadar İstiklâl Mahkemesinde vatani görevimi yaptım. Ufak tefek ticaret işleriyle de uğraştım.”    Komisyon Başkanı; “-İstiklâl Mahkemesi Başkanı olarak bulunurken herhangi bir ticari işlem için herhangi bir adamla anlaştınız mı?”  

    Topçu İhsan; “-Çok iyi hatırlarsınız ki, o devirlerde, arkadaşlar meşru biçimde kazanç sağlasınlar düşüncesi vardı. Bütün Mebus arkadaşlar böyle düşünüyorlardı. Bir kısmı şirket temsilcisi, komisyoncusu falan olmuş, bir kısmı da ticaretle meşgul olmuştu. ..İttihat ve Terakki komitesinin fedailerinden, kalçasına bir kurşun yemişti. Enver Paşa’nın da eniştesi olacak. İşte Dr. Fikret Bey bu zatı bana tanıştırdı. Nazım Bey, Hükûmetin bazı demiryolu malzemesi alacağını duymuş, bir fabrika temsilciliği de olduğundan bunları hükümete vermek istiyormuş. Hükümete sözünü geçirecek nüfuz sahibi bir adam arıyormuş.  Dr. Fikret Bey ile beraber nüfuz sahibi bir adamım, bunu göz önüne alarak ben de bu konuda çalışacak olursam kârdan bana da hisse vereceklerini söylediler. Bu şekilde aramızda bir anlaşma oldu, fakat o kadarla kaldı. Bu sırada herkes cayır cayır para kazanıyordu.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 16 ile 20 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • İsmet, ilk Bahriye Nazırlığını (deniz bakanlığını) Gazi Paşa’nın tavsiyesi üzerine Topçu İhsan Bey’e vermek zorunda kalmıştı. 4 Aralık 1927 Cumartesi günü Malatya Mebusu İsmet Paşa, sabık Bahriye Vekili Topçu İhsan Paşa’nın Yüce Divan’a sevki hakkındaki önergeyi veriyor; “Temmuz 1926’da Bahriye Vekili İhsan Bey zamanında Yavuz zırhlısının bir senede tamir edilmesi ve iki senede parasının ödenmesi lâzımdı, … Üç milyon lira gerektiği tahmin edilmişti.   Yavuz’un, tamir süresinde beş milyon İngiliz lirasına sigorta ettirilmesi gerekiyordu.”

    (Sonra Hükûmetinde kabul ettiği bir oran ile 1.300.000 İngiliz lirasına sigorta ettiriliyor:)

    “Sözleşme Fransız şirketi ile imza edildi.  Bir yılda onarım, iki yılda ödeme, tamir süresince de sigorta edilecekti.   Yavuz, geçen şubatta havuza girerken kazaya uğradı.     Bu sırada Bahriye Bakanlığı, şirketin Yavuz’u teslim almaktan kaçındığını ve havuz kazasından dolayı sigorta ücretlerinin yükseldiğini, kısacası sözleşmede sigorta maddesinin değiştirilmesini istediğini haber verdi.    Sözleşme değişikliğinin, daha tamir başlamadan önce, doğru bir hareket olmayacağını söyledim.  Bakan Bey protesto gönderdi.”

    (İsmet Paşa, Gazi de bu bakanlıktaki işler hakkında beni uyardı diyor. Ve devam ediyor:)  

    “Bir gün, biraderim bana, şirket tarafından kendisine avukatlık teklif edildiğini söyledi. Ben de Bahriye Vekiline durumu anlattım.  Bahriye Vekili, şirket yetkililerinin, Cumhurbaşkanı Hazretleri ile görüşme yapmak istediğini söyledi, mümkün olduğu cevabını verdim.    Bir gün Bahriye Vekili evime geldi, şirketin sigorta süresini dört aya indirmeye talip olduğunu beyan etti. .. Serbestçe düşünüp karar vereceğimi söyledim. … Vekil Bey bana, “-Bu meseleden para aldığımı söylüyorlar, haysiyetim kırılıyor! ” dedi.   Bahriye Vekâletinden 17 Ekim 1927 günü şirketin değişiklik talebi Başbakanlığa bildirildi. .. Bakanlar Kurulu sigorta süresinin dört aya indirilmesini kabul etti, uzman görevlendirme talebini reddetti.  30 Ekim 1927 akşamı Bahriye Vekili Beyle evimde buluşarak, sene başında Hükûmetin istifası üzerine .. hükûmet kurma işini tekrar bana verirlerse, Bahriye Vekâleti ile Milli Savunma Vekâletini birleştireceğimden, kendisinin zorunlu olarak hükûmet dışında kalacağı bilgisini verdim.  Yeni hükûmet ilk toplantısını ancak 13.11.1926 da yaptı. Gündemde Yavuz’un tamiri sorunu vardı.”

    (Topçu İhsan, yeni Hükûmeti umursamadan, Şirket ile 30 Kasım 1927’de antlaşmayı yapıp notere tasdik ettirmiş. Aynı gün Bahriye Vekâleti Hukuk Müşaviri emekli olmuş:) 

    “Ödeme işinde şirketin bile istemediği ve şirket lehine değişiklikler sözleşmede yapılmış.   Sabık Bahriye Vekili İhsan Bey’in, Yavuz’un onarımı sözleşmesinde 24 ila 31 Ekime kadar süren işlemleri, güveni ihlal edecek (sarsacak, zarar verecek) bir tarzda ve bakanlar Kurulu kararları aksine ve yetkisi haricinde hareket etmekten ve devletin yararlarına kayıtsızlık göstermekten Divanı Ali’ye (yüce divana) sevkini teklif ediyorum.” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 6 ile 13 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • Çorlu Belediye Başkanı gelip Cafer Tayyar Paşa’ya şu haberi ulaştırıyor; “Biz bütün Çorlu, sana oy verecektik, ama Vali telefon başına Kaymakamı çağırdı ve kesinlikle hiçbir taraftan bağımsızlara oy verilmemesi için tebligatta bulundu. İsmet Paşa, sabaha kadar telgraf başında Vali’ye direktifler vermiş..”  

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 3, 4) kitabından birebir alınmıştır.     

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Bir süre sonra Ali Fuat Paşa ve Refet Paşa ikisi de eğiliyorlar ve Mebusluk alıyorlar.

  • (27 Temmuz 1955’de Halkçı Gazete’de, Hüseyin Cahit Bey’in “Atatürk Devri” isimli hatıraları yayınlanıyor bu yazıda anlattığına göre; Çorum’dan dönüşte İsmet Paşa’ya uğrayıp onunla uzlaşıyor:) 

    “-Güçlü bir kalem, ateş püskürerek yazıyordu, öyle bir sırada bizi nereye doğru götürdüğünü bilemediğimiz bu güçlü kalemi serbest bırakamazdık. Fakat artık geçmiş silinmiştir. İstediğiniz gibi çalışabilirsiniz, hiçbir husumete (düşmanlığa) maruz değilsiniz.” dedi.  Verdiği güvenceye rağmen, Hüseyin Cahit Bey yine takibata uğramış, hatta geçimini sağlamak için Fransızcadan tercüme ederek Cumhuriyet Gazetesinde yayınlamaya başladığı bir roman tefrikası (sürekli yazı) bile ikinci günü Ankara’dan verilen emirle kesilmiştir.

    BMM üçüncü devre seçimi yaklaşıyordu. Afyon Mebusu Ali Çetinkaya, Cebelibereket Mebusu Topçu İhsan, Aydın Mebusu Reşit Galip Beyler bazı taraftarları ile toplanarak; “-…yaptığımız aday listelerinde birkaç tarafsıza yer bırakalım… Meclise bazı bağımsızlar da girerse, durum kurtarılmış olur.”  diyorlar ve galiba bunu Partiye de kabul ettiriyorlar.  Buna göre Kâzım Karabekir Paşa ve Refet Paşa, İstanbul’dan, Cafer Tayyar Paşa Tekirdağ’dan adaylıklarını koymuş.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Hüseyin Cahit İstiklal Mahkemesinde;)

    “- … hiçbir suç teşkil etmeyen makalelerimden dolayı, beni itham olmuş görmesi Türk Cumhuriyetinin adliye tarihine öyle elim bir örnek olarak kayıt etmek olur ki, tarihi bir mahkeme gördüğünü açıklayan yüce mahkemenizin tarihin huzuruna elinde böyle bir kararla çıkmaktan sakınacağından şüphem yoktur. Herhalde böyle bir muhakemede ben, hâkim olmaktansa, mahkûm durumunda bulunmayı tercih ederdim.  Hür basınsız demokrasi olmaz! Vatanımın en yüksek adalet fikrini temsil etmesi gereken yüce mahkemeniz beni mahkûm edemez! Yalnız, kasıt, intikam ve kuvvet mahkûm edebilir. Ona karşı da hiçbir sözüm yoktur. Böyle bir felakette milletimin vicdanında bulacağımdan kuşkulanmadığım muhabbet ve merhamet de benim için en büyük teselli ve güç kaynağımdır.” 

    (Mahkeme savcısı, Hüseyin Cahit’in savunmasında tahrik unsuru bulmuş:)

    Karar açıklanıyor; “Cahit Bey’in savunmasındaki yazılar da yanıltmaca ile alude (bulaşmış) ve efkârı umumiyeyi (çoğunluğun fikrini, kamuoyunu) başka biçimde tahrike yöneliktir. Bu sebeple Cahit Bey’in Basın Kanunu’nun 17. Maddesine göre ömür boyu hapis cezasına ve cezasını Çorum’da çekmeye karar verilmiştir.”  Cahit Bey karardan sonrasını şöyle anlatıyor; “Hüküm verildikten sonra beni karşıdaki odaya koydular. Mahkeme heyeti aşağıya iniyordu. Reis Ali Bey’in sesi işitildi; “-Kelepçe tak!”  Jandarma kumandanı Salih Bey’in sesi duyuldu; “-Bırak onu hınzır!” Ve ellerime kelepçe vurmayı vicdanına sığdıramamıştı.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 112, 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • “-… engizisyon devrinden sonra, medeni ve hür dünyada ve bilhassa hakimiyeti halka dayanan bir demokrasi ve cumhuriyette, kimse fikir ve mesleğinden (ideolojisinden) dolayı muhatap ve sorumlu olmamıştır. ..Ben mesleğimin (Siyasi görüş ve ideolojimin) de tetkik (incelenme) ve tahlil (araştırma) edilmesinden çekinmem; Cumhuriyetçi değil miyim? Laik değil miyim? Yenilenme aşığı değil miyim? Demokrasi savunucusu değil miyim? Hükûmet de bu prensiplere taraftarlığını ilan etmemiş midir?  Benim mesleğimi (İdeolojimi, siyasi düşüncelerimi) bırakınız, muhafazakârlarla gericiler ve padişahçılar beğenmesinler. Bunu onlara bırakın. Bu mesleğimden nasıl şikâyet edersiniz?  …. Affetmeyen bir kin’im olduğunu söylediniz. Benim affetmez bir kin’im varsa, bana musallat olan kin benim peşimi hiç bırakıyor mu?” 

    (Hüseyin Cahit Bey, Takriri Sükûn Kanunu’ndan önce yazılmış iki yazısı ile ilgili olarak da şunları söylüyor;) 

    “-Basın Kanunu’nun 32. Maddesi bu konuda, Basın suçu aleyhinde yayın tarihinden itibaren üç ay içerisinde açılmayan davalar yapılamaz, denilmektedir.  Makalenin biri tahminen yedi, diğeri beş aylıktır. İstiklâl Mahkemeleri bazı kanuni şekillere bağımlı değildir, denilse bile akıl ve mantık ile adalet ve hak ile bağımlı olmadığı da iddia edilemez ya? Çünkü o zaman mahkeme mahiyetini (kendi özelliğini) kaybeder.” Bütün medeni ülkenin hukuk kurallarını sıralıyor.

    (Mahkemeye evrensel hukuk kurallarını anlatıyor:) 

    “-Kesinlikle görüşülüp halledilmiş davalar tekrar tazelenemez.  …Kanunun cevaz verdiği (müsaade ettiği)  bir hareketinden dolayı kimse sorumlu tutulamaz.  Mürur zamana (zaman aşımına) uğramış meseleler hakkında soruşturma yapılamaz. Bir kanun makabline şamil olamaz (geçmiş zamanı kapsayamaz).

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 110, 111) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Tanin’i kapatmak Hüseyin Cahit’in aklından geçiyor ama sonra okuyucuya, bunu yapamayacağını düşünüyor. Son köşe yazısında şunları yazıyor;)

    “Tanin, bundan sonra sadece haber gazetesi olarak yaşamak girişiminde bulunacaktır…. Eğer siz almazsanız bu gazete batar, dolayısı ile Tanin sizin ellerinizle kapatılmış olur.” diyor. (1)

    (Bu arada Terakkiperver Partinin evrakları, Ankara İstiklâl Mahkemesince incelemeye alınıyor, çünkü Şeyh Sait İsyanının müsebbibi olarak bu parti görülüyor:)

    12-13 Nisan 1925 gece yarısı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na baskın yapılıyor. Bir zaman sonra İstiklâl Mahkemesi yoluyla alınan kararla, Terakkiperver Cumhuriyet fırkası, memlekete muzır (zararlı) addedilerek, tamamen lağv (kaldırılmış, yok edilmiş) ve yok edilmişti. ..Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının İstanbul Merkez Şubesi’nin basıldığı, gecenin sabahında, bu haberi; “Dün gece Terakkiperver Parti basıldı!” başlığı ile veren Tanin Gazetesi de, hemen ertesi gün, yine İstiklâl Mahkemesi emriyle kapatılmış, Yazı İşleri Müdürü Baha ve Kadri Beylerle, Mesul (sorumlu) Müdürü Muammer Bey tevkif edilmişlerdi. İstiklâl Mahkemesine göre, sebep,  sadece, bu haberi verirken Baskın kelimesinin kullanılmış olmasından ibaretti.

    (Mahkeme bu üç kişinin sorgusundan sonra, baskın başlığının sorumlusu olarak Hüseyin Cahit’i tutuklattırıyor. Oysa bu başlığı atanlar bu elemanlardı. Ve Hüseyin Cahit İstiklâl mahkemesine çıkartılıyor:)  

    “-Tanin’de çıkan yazıyı ben yazmadım. Bu bir başmakale değildir, bir haberdir, havadistir. .. Havadisleri ben görmem..” 

    Reis “-Takriri Sükûn Kanunu çıktıktan bir gün sonra, Hükûmeti protesto şeklinde ve bundan böyle siyasi makale yazmamaya karar verdiğinizi yazdınız?”

    “-Siyasi makale yazmamaklığım, Takriri Sükûn Kanunu’na uymak içindi. Gazetem öteden beri .. Tenkitler yapmakla tanınmıştır. Bu şekilde yazılar yazmayayım da Tanin ortadan kalksın, Hükümet’te Tanin’den kurtulsun dedim.  Hatta Yunus Nadi Bey’den rica ettim, gazetesinin Ankara muhabirinin haberlerini bize vermesini istedim..

    Mahkeme üyelerinden Dr. Reşit Galip; “-Memlekette gericilik vardı, isyan vardı, kan dökülüyordu. Böyle bir zamanda niçin birden bire sustunuz? Bu anlamlı bir hareket değil midir Hüseyin Cahit Beyefendi?” 

    “-İsyan, Takriri Sükûn Kanunundan on beş gün kadar önce başlamıştı. Bu zaman içerisinde isyanı takbih (kınayan) eden şiddetli makaleler yazdım. İrtica (gericilik) başarılı olursa beni de yaşatmazdı!” 

    Reis Ali Bey; “-Baskın mı yapılmıştır Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası merkezine yoksa arama mı?”  

    “-Şüphe yok ki aramadır. Amma bu da baskın biçimindedir. Asıl beni buraya getiren sebebin, bu baskın kelimesi olmadığını zaten siz de itiraf etmiş bulunuyorsunuz. Meselenin esası şu; Bana güvenilmiyor, benden, iyi niyetimden şüphe ediliyor. Hükûmeti protesto için makale yazışım affedilmiyor. Böyle şey olur mu?”   

    Hüseyin Cahit Bey’in bu isyanı karşısında şaşalayan mahkeme başkanı;

    “-Yanlış düşünmeyiniz, biz bu kelime üzerinde dururken, bunu gazetenizin özel mesleği (ideolojisi, siyasi görüşü) addediyorum.”  Deyince,

    Cahit Bey de köpürdü; “-Söyledim, tekrar edeyim. Ben gazetenin havadis kısmıyla ilgili değilim, bir.  Herhangi bir havadis te gazetenin mesleği ile ilgili değildir, iki.  Bu baskın başlığı da bir zabıta havadisine aittir, üç.”   

    “-Asıl meseleye gelelim; Başmakale yazmaktan neden vazgeçtiğinizi izah eder misiniz?” 

    “- …Takriri Sükûn Kanunu çıkıyor dediler. Sustum. Şimdi susuşum bir suç oluyor. ..başka ne yapabilirdim? Susmak hakkım yok mu benim?”   

    Cahit Bey’i mutlaka cezalandırmak gerektiğine, elde de bunun için birkaç makaleden başka bir şey olmadığına göre ne yapmalı idi? Reis bir süre dalgın durduktan sonra, yine o son makaleye dört elle sarıldı.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 100 ile 103 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) 1995; Bu çok güzel bir final yazısı!  Ve Hüseyin Cahit bundan sonra hep suyuna tirit yazılar yazıyor.

  • (Adana’da kapatılan gazetenin iki yazarı tanık sıfatıyla ve tutuklu olarak Ankara’ya isteniyor. Gönderilmeleri gecikince, Adana Valisi, sonradan CHP mebusu olup ta İçişleri Bakanlığı yapan, Hilmi Uran, tevkif edilerek, koruma altında Ankara’ya getiriliyor:)        

    Bu gecikmenin sebebi bile sorulmadan, bir Valiyi makamında yakalayıp bir cani gibi teşhir ederek getirtme işi, Hükûmetin başında bulunanları bile şaşırtmış. Bu İstiklâl Mahkemesi Heyeti; Afyon Mebusu Ali Çetinkaya, Rize Mebusu Ali, Antep Mebusu Kılıç Ali, Aydın Mebusu Reşit Galip.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 83 ile 85 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Üç Aliler divanı, Mahkeme heyeti tam bir cellat takımı. Vali Hilmi Uran, bu mahkûmları, ödenek bulamadığı için gönderemediğini söylüyor, mahkeme de onu 250 lira para cezasına çarptırıyor.