Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • 1 Mayıs 1920 tarihinde 8. İçtima 1. Celse

    Hükümet Teşkili Hakkında Kanun teklifi görüşülüyor, Bu teklifi Mustafa Kemal Paşa ve Mehmet Şükrü Bey birlikte hazırlıyorlar. Bu takriri Refik Bey (Konya), Abdülkadir Kemali (Kastamonu), Besim Atalay (Kütahya), Celalettin Arif (Erzurum), Yunus Nadi (İzmir), Rıza Nur (Sinop), Şeyh Servet (Bursa), Mustafa Kemal imzalıyorlar.: 

    2. Celse; Reis; Celalettin Arif Bey

    BMM İcra Vekillerinin (Hükümetin) Sureti İntihabına (Seçilmesi Biçimine) Dair Kanun Görüşülüyor;

    Refik Şevket Bey (Saruhan); (Kabinede hem Milli Savunma Vekâletinin hem de Erkânı Harbiyei Umumiye’nin, yani Genelkurmay Başkanlığının olmasına karşı çıkıyor. Erkânı Harbiyei Umumiye’yi Milli Savunma Vekâletine bağlayalım diyor.) 

    Mustafa Kemal Paşa (Ankara); “-Müdafai Milliye Vekâleti, Harbiye Nezareti mukabili (karşılığı) istimal edilmiş (kullanılmış) bir tabirdir. .. Harbiye Nezaretinin işgal ettiği vezâif (görevler), ordunun iaşesi (yeme içmesi), ilbas (giyim, elbiseler) ve teçhizi (cihazlandırılması) gibi hususattır (hususlardır). Vezâifinde (görevleri içerisinde) emrü kumanda (kumanda etmek) dâhil değildir. .. bir Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi (Genelkurmay Başkanı) doğrudan doğruya imparatora, padişaha merbut (bağlı) olur. .. ikisini bir zatın (kişinin) üzerinde cem etmek (toplamak) doğru değildir.

    (Mustafa Kemal Genelkurmay’ı elinde tutuyor. Refik Şevket ve arkadaşları çok karşı çıkıyorlar)   

    Madde 1 – Şer’iye ve Evkaf (Dini Kanunlar, Şeriye ve Vakıflar), Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye (sağlık ve sosyal yardım), İktisat (Ticaret, Sanaat, Ziraat, Orman, Maadin) (maden), Maarif (öğretim), Adliye ve Mezahip (Adliye ve mezhepler), Maliye ve Rüsumat (Maliye ve Vergiler), Defteri Hakanî (Defterdarlık), Nafıa (Bayındırlık, faydalı işler), Dâhiliye (Emniyet Umumiye, Posta Telgraf), Müdafai Milliye, Hâriciye, Erkânı Harbiyei Umumiye, işlerini görmek üzere BMM’nin on bir zattan mürekkep (oluşmuş) İcra Vekilleri Heyeti (Yürütme kurulu, hükümet) vardır.”  

    (Hamdullah Suphi, 2. Madde görüşülürken, Heyeti Vekîle’nin seçimini Reisimize bırakalım diyor. Muhittin Baha Bey, Meclis’in tek tek hepsini seçmesini istiyor. Ali Şükrü, bir kaç kişiyi Reisin önermesinden yana.)   

    Madde 2 – İcra Vekilleri BMM’nin ekseriyeti mutlakasıyla (mutlak çoğunluğu ile) aralarından intihap olunur (seçilir). 

    (Üçüncü ve son celsede Tunalı Hilmi “biz ihtilâlciyiz” diyor, Hamdullah Suphi hayır diyor.)

      Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima; 8, Celse;1 ve 3 – Sf. 172 ile 179 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 29 Nisan 1920 tarihinde 7. İçtima 2. Celse

    Bursa Mebusu Operatör Emin Bey ve arkadaşlarının fes yerine kalpak giyilmesine dair takriri (yasa önergesi). Fes için yıllık 7-8 milyon verildiğinden, kalpağın bir serpuşu milli (milli başörtüsü) olarak kabulü ve ilanını teklif ediyorlar:

    Tunalı Hilmi; “-Fes Türk’ün ruhunda yerleşmiştir.” (Yaşasın fes sadaları) 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima; 7, Celse;2 – Sf. 1, 2) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): 30 Nisan Cuma günü Meclis tatil. Cuma günleri resmi tatil.

  • 29 Nisan 1920 tarihinde 7. İçtima 2. Celse

    Ali Şükrü Bey Milli Muhafız Müfrezesi Teşkili hakkında kanun teklifi yapıyor ve bu kanun kabul ediliyor:

    Ali Şükrü Bey (Trabzon) bir takrir (önerge) veriyor; “Halkımızın cehaleti ve düşmanların pek melanetkârâne (kötü niyetli) iğfalâtı (aldatmaları) nazarı dikkate (göz önüne) alınınca Meclis’in her an elinin altında… bir müfrezenin (koruma birliğinin) vücudu (varlığı) labüttür (gereklidir) zannederim. .. bir Milli Muhafız müfrezesi teşkilini (oluşturulmasını) teklif ederim. Trabzon Mebusu Ali Şükrü ” 

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;1, Celse;1 – Sf. 149, 150) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Ali Şükrü Bey’in hemşerilerinden oluşan bu müfreze yani Laz Topal Osman müfrezesi. Laz Topal Osman 1923’te Ali Şükrü’yü boğarak öldürtüyor. Rüzgâr eken fırtına biçiyor.

  • 29 Nisan 1920 tarihinde 7. İçtima 1 ve 2. Celse

    Hıyaneti Vataniye Kanunu görüşülüyor.

    Hüseyin Avni Bey’in İstanbul’un İşgalinden Sonraki Kararların Geçersizliği hakkındaki kanun teklifi komisyona gönderiliyor.

    Konya Mebusu Mevlana Postnişini’nin Kadın Oynatanlara ve Oynayan Kadına Ceza Verilmesi ile ilgili kanun teklifi görüşülüyor:

    Konya Mebusu Postnişini Hazreti Mevlana Abdülhalim Efendi bu teklifi sunuyor.   “… icrayı fuhuş maksadıyla evlerde, bağ ve bahçe gibi nim (yarı) açık mahallerde kadın oynatıldığı takdirde, oynatan eşhas ile bilihtiyar (isteği ile) oynayan kadınlar muvakkaten (geçici olarak) küreğe konulur.” (Encümene Gidiyor.)

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;7, Celse1 ve 2 – Sf. 149, 150) kitabından birebir alınmıştır.

  • 28 Nisan 1920 tarihinde 6. İçtima 1. Celse

    Hamdullah Suphi’nin Vahdettin’e bağlılık bildiren mektubu okunuyor:

    “Padişahımız; kalbimiz hissi sadakat ve ubudiyetle (kullukla) dolu, tahtınızın etrafında her zamandan ziyade daha sıkı bir rabıta (bağlılık) ile toplanmış bulunuyoruz. İçtimaının (toplantılarının) ilk sözü Halife ve Padişahına sadakat olan Büyük Millet Meclisi son sözünün yine bundan ibaret olacağını süddei seniyelerine (Padişahın kapısına) en büyük tazim (ululama, yüceltme) ve huşu (tanrıya karşı duyulan korku ve saygı, alçakgönüllülük) ile arz eder.” (alkışlar) 27 Nisan 1337 (1919).

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;6, Celse;2 – Sf. 118, 119) kitabından birebir alınmıştır.

  • 28 Nisan 1920 tarihinde 6. İçtima 1. Celse

    Hıyaneti Vataniye Kanunu Görüşülmeye Devam Etti:

    Neşet Bey (Kangırı); “- .. Madde 3- Sözlü veya yazılı surette muhalefet ya da fesatta bulunanlar küreğe (kürek cezasına) mahkûm olur. … meselâ resim suretiyle, karikatür suretiyle .. (o o maşallah sesleri) .. suveri saire (başka bir şekilde) ile de olabilir.” 

      Dr. Adnan Bey (İstanbul) (Dr. Adnan Adıvar); “-.. meselâ Meclis altı buçukta toplanmaya karar vermiş buna itiraz eden yine küreğe mi gidiyor? Tahriri (yazılı) muhalefetin ne demek olduğu açıktan açığa yazılmalıdır.” 

      İsmail Şükrü Efendi (Karahisarısahip); “-Hürriyeti fikriye (fikir hürriyeti) yok mudur? Hürriyeti içtihat (ifade, görüş bildirme hürriyeti) yok mudur? Meşrutiyet ki, hürriyeti fikriyeyi veriyor…. Bu, hürriyeti fikriyeye de dokunuyor. Bunu alelacele kabul edersek meşrutiyetin bu esaslarını yıkmış oluruz.”

    (Sivas mebusu Mustafa Taki Bey bu üçüncü maddenin hepten çıkartılmasını istiyor ve çıkartılıyor)  

    Hakkı Hami Bey (Sinop); (1): “-Bir kimsenin bir dakika bile haksız yere mahkûmiyetine hangi birimiz razı olur? Mevkuf (tutuklu) olmamak için bendeniz nasıl isem herkes de öyle.

    2. Celsede Hıyaneti Vataniye Kanunu Görüşmelerine Devam:

    Madde 7; … muhâkemat (mahkeme işlemi) azami (en fazla) yirmi günde rapt olunacaktır (bağlanacak, sonuçlanacaktır).” 

    Refik Şevket Bey (Saruhan): “-… hükkâmı (hâkimleri) takyit (sınırlandırmak) kadar müthiş bir fecâyi yoktur.”  

    Tunalı Hilmi Bey (Bolu); “- ..ben bilakis (aksine) müddetin (sürenin) bir haftaya tenzilini (inmesini) teklif ediyorum. Memleketin böyle bir zamanında adaletin mutlakiyetinden bahsolunduğunu işitim. .. Varsın milyonlarca bu memleketin feda olmuş evladına mukabil (karşılık) birkaç tane mazlum (suçsuz, günahsız) gitsin. Tek bu saltanat kurtulsun. (Bravo sadaları)” (Tunalı Hilmi taşlama yapıyor.)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); (Meclisteki ilk konuşması. Bu kanunun 8. maddesinde belirtilen idam cezalarının Meclis tarafından tasdik olunması işini diğer kararlara da şamil edelim (kapsamına alalım) diye takrir (önerge) veriyor, bu takrir kabul ediliyor.)

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;6, Celse;1 ve 2 – Sf. 1, 2) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Hakkı Hami Bey hukukçu ve aydın bir kişi, bu kanunun suçlarına en az Liva (sancak, Osmanlı’da vilâyetten daha küçük mülki birim) mahkemeleri baksın, bir hata olmasın diyor.)

  • 28 Nisan 1920 tarihinde 6. İçtima 1. Celse

    Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in Teklif Ettiği Müskiratın (alkollü içeceklerin) Men’i (men edilmesi, yasaklanması) Hakkındaki Kanun teklifi görüşülüyor:

    Madde 1- Memaliki Osmaniye de her nevi (çeşit) müskiratın (alkollü içeceğin) imal (üretim), ithal (dışarıdan getirme), füruht (satış) ve istimali (kullanımı) sureti katiyede (kesin surette) memnudur (yasaktır).   

    Madde 3- İşret ettiği (alkol aldığı) görülenler ya haddi şer’i (şeriatın en yüksek cezası) ile tedip olunur (cezalandırılır) veyahut elli liradan iki yüz elli liraya kadar cezai nakdiye (para cezasına) mahkûm edilir. (Bravo sadaları)

    (Acilen komisyona havale ediliyor)

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima; 6, Celse:1 – Sf. 118, 119) kitabından birebir alınmıştır.

  • 27 Nisan 1920 tarihinde 5. İçtima 2. Celse

    Hıyaneti Vataniye Kanunu görüşülüyor:

    Necati Bey (Erzurum); “-.. muhalefet kelimesine haini vatan kelimesi ismi verilemez. Fiilen ortaya çıkıp da bir şey yapmaz, bitaraf (tarafsız) bir vaziyette kalabilir. Hıyaneti vataniyeden addedilebilmek için her halde fiile inkılâb etmiş (fiile dönüşmüş) olan şekiller olması lâzımdır.” (1)

    Mehmet Şükrü Bey: “- ..asıl en ziyade tecziye edilmesi (cezalandırılması) lâzım gelen bu gibi müşevviklerdir (teşvik edenlerdir).”  

    “Madde1- Makamı Muallâyı Hilafeti ve Memaliki Mahrusâi Şahaneyi (yüce Hilafet ve saltanat makamlarını) yed’i ecanipten (yabancıların elinden) tahlîsa (kurtarmaya) ve taarruzâtı defi maksadına matuf (saldırıların ortadan kaldırılması amacına yönelik) olarak teşekkül eden (oluşturulan) BMM’nin meşruiyetine (yasallığına) isyanı mutazammın (isyan etmeyi kapsayan) kavlen (sözlü olarak) ve fiilen muhalefet veya ifsadatta (fesatlıkta) bulunan kesan (kişiler) haini vatan (vatan haini) addolunur (sayılırlar).” (2)

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima; 5, Celse2 – Sf. 100, 101) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Süleyman Necati Bey; demokrat ve akıllı bir adam, Albayrak Gazetesi’nin sahibi ve başyazarı. Erzurum Kongresinde Mustafa Kemal’in üzerindeki asker elbisesini çıkarttıran adam.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Yasa bu sakat haliyle çıktı. 4. celsede de bu yasa tartışılmaya devam etti. Bu madde sonraki görüşmelerde daha da sert hale getirildi.

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (1995): Hıyaneti Vataniye Kanununu teklif eden mebus, bu kanuna dayandırılarak 1926 İzmir Suikastı davasında asılan Mehmet Şükrü Bey. Bu kanunda Vatan haini yani suçlu tarif ediliyor, oysa kanunda suç tarif edilir.

  • 27 Nisan 1920 tarihinde 5. İçtima 2. Celse

    Fevzi Paşa İstanbul’dan Ankara’ya gelişi, İstanbul’un işgali ve oradaki durumu anlatıyor:

    Fevzi Paşa; “-Evvelemirde (her şeyden önce) İstanbul’un esaret muhitinden kurtularak Ankara’nın hür muhitine geldiğimden dolayı Cenabı Hakka hamd ve şükürler ederim.”

    (İstanbul’un işgali hakkında bilgi veriyor:)

    “İngilizlerin maksadı, etrafı tedhiş etmek (korku vermek) olduğu için Nezaret makamında bulunmuş bir takım zevatı (kişileri) ellerine kelepçe vurarak yalın ayak başıkabak (başı açık, eskiden erkeklerin başının açık olması hoş bir durum değildi)  yük otomobillerine (kamyonlara) atarak… toplattıklarını haber aldım. Esbabını (sebeplerini) sual ettiğimde (sorduğumda) hiçbir cevap alamıyorduk. Bu suretle efkârı münevvereye (aydın fikirlere) karşı büyük bir tehdit ika ederek (oluşturarak) herkesi sindirmek .. istediği anlaşılıyordu. .. Zat-ı Şahanenin (padişahın) selamlığa (cuma selamlığına) çıkıp çıkmamasını İngilizlerden sormağa mecbur olduk. .. Bilahare (daha sonra) İngilizler müsaade ettiler (izin verdiler). Gelmeden evvel bendenizi kabul buyurdular, (padişah) fevkalade dil hunum (içim kan ağlıyor), enkazın altında ezildik diyerek teessüf (üzüntülerini) buyurdular. Zatı Şahane ertesi selamlıkta bendenizi tekrar kabul ile buyurdular ki; Aman Anadolu ile irtibatı (bağlantıyı) temin ediniz (sağlayınız), bendeniz dedim ki; irtibat müheyyadır (hazırdır) ancak İngilizler mani oluyorlar. Bendeniz bu ferman üzerine yaverimi (İsmet Paşa olmalı) göndermek hususuna teşebbüs ettiğim gibi, kabinede bazı zevatın (kişilerin) gönderilmesine teşebbüs ettim. İngilizler muvafakat ettiler (uygun gördüler).” (1)

    Fevzi Paşa Devamla; “İcap eden zevatın gönderildiğini ve bir taraftan da bazı kolordularla irtibatlarımızı arz ettiğim vakit fevkalade memnun oldular.” (2)

    “İstanbul işgalinden İngilizlerin beklediği gayenin artık kaybolmak üzere bulunduğu hissolunuyordu. Biz de memnun idik. Bu sırada efendiler; bendeniz üzerine vaki olan tazyikat (baskılar) ref’ olundu (kaldırıldı) . Çünkü İngilizlere diyordum ki; tehdit ile bir şey yapamazsınız, tatmin ediniz (memnun ediniz). Bizi siz tatmin ederseniz, hakkı hayat bahşederseniz (yaşama hakkı bağışlarsınız), biz her şeyi yapmaya hazırız.. Kabineyi tatmin ediniz. Bu ricamız aksi tesir icra ederek (aksi tesir yaratarak) her gün kabineye nota bombardımanı oldu.” (3)

    Fevzi Paşa Devamla; “Kabineyi taciz (rahatsız) ederek… çekilmeye icbar (mecbur) ettiler. .. Bu tazyikin (baskının) esasını efendiler; Kuvayı Milliyenin red ve takbihi (ayıplanması, kınanması) teşkil ediyordu. Diyorlar ki; Kuvayı Milliyeciler köprüleri tahrip ettiklerinden İstanbul’a erzak (yiyecekler) gelmiyor. Sonra kıtlık olursa siz mesulsünüz (sorumlusunuz), biz Hıristiyanlar için ABD’den un getiririz. Maksat bizi tazyik edip illa ki kuvayı milliyeyi red ve telin ettirmektir (reddettirip, lanetlettirmektir). … bir nota yazdık… dedik ki; bizim maksadımız sulhu temin etmektir (barışı sağlamaktır) ve bu sulh ile biz bizzat Osmanlıların memleketini kurtarmak değil, sulhu cihanı temin edeceğiz. Siz bize hayat hakkı verirseniz biz bunu kabul edeceğiz., millete kabul ettireceğiz ve sizin bize bahşedeceğiniz (bağışlayacağınız, vereceğiniz) adilane şeraiti sulhiyeyi (adil barış şartlarını) yapacağız… Efendiler bu teklifimizi İngilizler kabul etmediler.”

    Fevzi Paşa Devam Ediyor; “-Bunların en büyük arzuları, içimizde bazı hainleri teşvik ederek millet namına kan düşürmektir (kan dökmektir). .. Bunu söylemekten de çekinmiyorlardı; diyorlardı ki; Siz mademki bize arzu ettiğimiz imzayı vermiyorsunuz, yani… sizi mahvedecek sulhu (barışı) imza etmeye rıza göstermiyorsunuz, biz buna rızadade (rıza gösterecek) olacak bir heyet bulacağız. Fakat bu rızadade olacak heyet millet namına olsun. Buraya dikkat isterim. … Yani diyorlar ki sulhu milletle yapacağız.”

    Mustafa Kemal Paşa (Reis Paşa); “Fevzi Paşa Hazretleri Gebze Kazasınca intihâb olundular (Mebus seçildiler) .. (Kabul, kabul sesleri) (4)

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;5, Celse2 – Sf. 90,91) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): (İngilizler İstanbul’un önde gelen kişilerinin Ankara’ya geçmelerine muvafakat ediyorlar. Neden? Fevzi Paşa, onların amacını anlayamıyor, kendisi de Ankara’ya geçiyor.

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (1995): Vahdettin derin uykuda, bu duruma memnun oluyor, meyus oluyor, başka bir şey olamıyor! Fevzi Paşa devam ediyor:

    BAKKAL’IN YORUMU (3) (1995): Ankara’ya adam yollanırken İngiliz baskısı yok, İstanbul Hükümeti İngilizlere yaltaklanırken kabul görmüyorlar. Bu adamların çoğu İngilizlerin oynadığı oyunu anlayamıyor.  Bu oyunu anlayanlar, Mustafa Kemal, Damat Ferit ve gazeteci ve eski Nazırlardan Ali Kemali.

    BAKKAL’IN YORUMU (4) (1995): Nasıl yani! Fevzi Paşa nasıl Gebze Milletvekili seçildi? Seçildi mi, atandı mı?

  • 26 Nisan 1920 tarihinde 4. İçtima 2. Celse

    Ceza Kanunu’nun Hıyaneti Vataniye Kanunu ile ilgili maddesi görüşülüyor:

    Madde 56;… Kaziyei fesat (fesatlık yapma isteği) tamamıyla fiile çıkar veyahut maddei fesadın icrasına (fesatlığın maddi olarak uygulanmasına) başlanmış olursa, ol kimse kezalik (böylece) idam olunur.” 

    (3. Celsede de görüşme devam ediyor:)

    Mehmet Şükrü (Karahisarısahip) (Hıyaneti Vataniye Kanunu teklif sahibi); “-.. bu kanunu müstacelen (aciliyetle) tatbik etmek (uygulamak) ve serian ibreti müessire kaziyesini (seri bir şekilde ibret alınması hükmünü) mahallinde (yerinde) göstermek lâzımdır. Bunu inkılâplar icap ettirir (devrimler bunu gerektirir).”

    (3. Celsede Alafranga saat konusu görüşülüyor:)

    Mustafa Kemal Paşa (Reis Paşa); ”  …içtima saatlerimizi (genel kurul toplantı saatlerimizi) alaturka ve alafranga olarak zikredelim… Yarın, öğleden sonra alafranga saat ikide ve alaturka saat altı buçukta içtima etmek üzere celseye hitam (son) veriyorum.” (1)

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;4, Celse:3 – Sf. 83 ile 85 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Bu kanun maddesi Osmanlıdan kalmış ve sadece eylemi cezalandırıyor. Yeni teklif edilen kanun ise düşüncede kalmış fikirlerin sahiplerini cezalandırmak istiyor.

    BAKKAL’IN YORUMU (2022): Çocukluğumda yani 60’lı yıllarda camilerdeki saatler hâlâ alaturka ayarlıydı. Sanki yeni uygulamaya bir direniş gibiydi.

  • 26 Nisan 1920 tarihinde 4. İçtima 2. Celse

    Maarif Vekâleti’nin (Öğretim Bakanlığı’nın) durumu görüşülüyor:

    Müfid Efendi  (Kırşehir) (Mazhar Müfit Kansu); “-Ders başka, terbiye (eğitim) başkadır. … Ankara Vilâyetinde, Encümeni Vilâyette (İl idare komisyonunda) bulunmaklığım dolayısıyla, birçok tecrübeler gördük. Köylerdeki mekteplerde, programı mucibince haftada bir kere Kur’an’ı Kerim okutuluyor. Bir saat kadar ulumu diniyye (dini ilimler) dersleri veriliyor. Haftada bir Kur’an’ı Kerim ve ulumu diniye, evladı vatanın (vatanımızın çocuklarının) asıl ilmihaline olan sureleri bile okumasına mani (engel) oluyor.”

      Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima; 4, Celse2 – Sf. 83 ile 85 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): konuşmalardan anlaşıldığına göre Osmanlıda okullardaki din dersi haftada bir saatmiş. Müfit Bey bir saat yetmez diyor. Şimdi de haftada bir saat din dersi veriliyor. Abdülhamit ve İttihatçılar bu konuda ileri adımlar atmışlar demek ki.

  • 25 Nisan 1920 tarihinde 3. İçtima 6. Celse

    Afyon Mebusu Mehmet Şükrü Bey’in Hıyaneti vataniye kanunu teklifi görüşülüyor:

    Mehmet Şükrü Bey (Karahisarısahip); “-… Görüyoruz ki her tarafta ifsadat (fesatlıklar) var, bu ifsadata bilmeyerek peyrev olanlar (uyanlar) var, .. bilerek peyrev olanlar elbette haini vatandırlar ve haini vatanların cezası da kanunu mahsusunda (özel kanunda) idamdır. Hıyaneti Vataniye Kanunu Mahsusu mucibince (icabınca, gereğince), ki bu, seferberlikte ilan edilmiş ve Divanı Harplerce (askeri savaş mahkemeleri) tatbik edilmiştir (uygulanmıştır).  O kanunu mahsusu mucibince bu gibilerin mehâkimi adliyeye (adliye mahkemelerine) tevdii (gönderilmesi) ile serian (hızlı bir şekilde) tecziyeleri (cezalandırılmaları) ve ibreti müessire kaziyesinin (ibretlik etkisinin) bu suretle tecelli etmesi (bu şekilde ortaya çıkması) her halde lâzımdır.”

      Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;3, Celse: 6 – Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Mehmet Şükrü Bey 1926’daki İzmir suikastı davasında hıyaneti vataniye kanununa dayanılarak idam edildi. Ne kadar acı ve ironik bir durum? Mehmet Şükrü Bey bütün seferberlik boyunca savcılık ve müşavirlik yapmış, sosyalist bir hukukçu bilgili bir adam. 1926 yılında hiçbir suçu yok iken İzmir Suikastı davasında bu savunduğu özel bir kanuna kurban gitti. 

  • 25 Nisan 1920 tarihinde 3. İçtima 3. Celse

    Beypazarı olayı görüşülüyor:

    (Beypazarı’nda bazı kişiler “Komünizm geliyor!” diye ayaklanmış. Silah kullanılarak müdahale edilmiş ve mahkûm edilmişler. Sonra, oranın ileri gelenleri bu kişilerin affedilmelerini istiyorlar.  Mustafa Kemal bu celsede de konuşarak aftan yana olduğunu söylüyor. Sinop Mebusu Hakkı Hami Bey af işini Osmanlının da çokça sulandırdığını, idarenin caydırıcılığını azalttığını söylüyor. Bursa Mebusu Şeyh Saffet Efendi de aynı görüşte. Mustafa Kemal teklifini yumuşatıyor, elebaşları değil de kananlar affedilsin diyor ve öyle oluyor.)

    3. İçtimanın 6. celsesinde, Lâyiha Encümeni (Yasa Tasarısı Komisyonu) seçimi yapıldı: En çok oyu Rıza Nur alıyor. Celalettin Arif, Yusuf Kemal, Yunus Nadi, Hamdullah Suphi ve Hakkı Behiç Beyler.

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;3, Celse3 – Sf. 50 ile 65 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 25 Nisan 1920 tarihinde 3. İçtima 1. Celse

    Meclis ikinci başkanlarının seçimi yapıldı.

    (Bir gün önce İkinci Başkan seçiminde Kırşehir mebusu Çelebi Efendi ve Ali Fuat Paşa’nın babası Yozgat Mebusu İsmail Fazıl Paşa ikisi de yeter çoğunluğu alamamışlardı. Fazıl Paşa bugün söz istiyor ve Çelebi Efendinin bu göreve çok daha layık olduğunu, kendisinin bu yarıştan onurla çekildiğini söylüyor.)

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;3, Celse1 – Sf. 50 ile 65 arası) kitabından not olarak alınmıştır.

     

  • 24 Nisan 1920 tarihinde 2. İçtima 5. Gizli Celse

    Meclsi Başkanı ve Başkan Vekillerinin seçimi yapıldı:

    (Mustafa Kemal Paşa toplam 120 oyun 110 unu alarak Meclis Başkanı seçildi. Seçim sonucunda bir teşekkür konuşması yaptı:)       

    Reis Mustafa Kemal Paşa (Ankara); “-… İnşallah Padişahı Âlempenah (dünyanın sığınağı olan) Efendimiz Hazretlerinin sıhhat ve afiyetle ve her türlü kuyudatı ecnebiyeden azade (yabancı bağımlığından kurtulmuş) olarak tahtı hümayunlarında (kutlu tahtında) daim kalmasını eltafı ilahiyeden (ilahı lütuftan) tazarru eylerim. (kendimi aşağı duruma düşürerek yalvarır, yakarırım.) (şiddetli alkışlar)

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;2, Gizli Celse5 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • 24 Nisan 1920 tarihinde yapılan 2. İçtima 1. Celse

    (24 Nisan 1920 tarihinde 2. İçtima ve 1. Celsede TBMM’de ilk konuşmasını yapan Mustafa Kemal Paşa konuşmasında: Kısa bir durum değerlendirmesi yapıp, vatanı kurtarmak için nasıl söz verdiğini anlatıyor. Ve 27 Mayıs 1919’da Royters Ajansında yayınlanan manda haberini Damat Ferit’ten nasıl sorduğunu belirtiyor. Paşa, kendisini vatanı kurtarmaya gönderen ve 25 veya 40 bin altın değerinde para ile finanse eden Babıali’nin böyle manda arama işine girişmesine çok kızıyor anlaşılan. Samimiyetinizden şüphe ederim demeye getiriyor. . İşte Kemal Paşa’nın Telgrafı;) 

    “Makamı Celilei Sadareti Uzmaya (Çok büyük ve yüce Başbakanlık makamına);

    27 Mayıs sene 1335 tarihli Türkiye Havas – Royter ajansının, Şurayı Saltanatta (saltanat heyetinde) Heyeti Umumiye’nin (bütün heyetin) fikri, Türkiye’nin tamamiyeti mülkiyesini (bütün mülkünün) muhafaza (korunması) şartiyle Düveli Muazzama’dan (büyük devletlerden) birinin müzaheretini (yardımın – mandasını) temin merkezinde olduğunu kayıt ve ihbar(haberdar) ediyordu. .. Sadık Bey’in ifadei tahririyesinde (yazılı ifadesinde) İngiliz himayesinin(korumasının) teklif olunduğu ve bunun Heyeti Umumiye’nin fikri bulunmadığı anlaşılıyor.… İçinde bulunduğumuz bu hassas devirde artık bu hakikati kemaliyle müdrik (gerçekleri olgunlukla idrak etmiş) ve bütün avakıbı meşumeye (kötü son’a) karşı en son fedakârlığı göze aldırarak muhafazai istiklâliyeti milliyeye azim olan (milli bağımsızlığı korumaya azmetmiş olan) milletin, mazharı sükûnet (sükûnete kavuşması) ve tesliyet olması (silahlanması) merkezi hilafet ve saltanattan vasıl olacak (ulaşacak) işaratı sahiha (gerçek işaretler) ve samimiyeye (samimi işaretlere) vabeste (bağlı) olduğu kanaatindeyim. Vicdanı Milliyeyi temsil etmeyen ihbarat (haberler), şayanı endişe (endişe edilmeye layık) akisler (yansımalar, tepkiler) tevlid edebileceği (doğurabileceği) cihetle bu babda (konuda) tenvir (aydınlanma) ve irşad (ve doğru yolun gösterilmesini) buyurulmaklığımı hassaten (özellikle) istirham eylerim (saygıyla isterim.)

      Üçüncü Ordu Müfettişi ve Fahri Yaveri Hazreti Şehriyari

      (Şah Hazretlerinin fahri yaveri, özel yardımcısı)

                                                                   Mustafa Kemal.”  Sf. 6, 7, 8

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;2, Celse1 – Sf. 6 ile 8 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 24 Nisan 1920 tarihinde yapılan 2. İçtima ve 1. Celse;

    Mustafa Kemal Paşa (Ankara – Devamla); “-….Erzurum Kongresi bu hududu çizmiştir. .. Bu hududu Milliyi suhuletle (barış içerisinde) ipka (yerleştirmek) için demiştir ki; mütarekenâmenin (ateşkes antlaşmasının) imza olunduğu 30 Teşrinievvel (Eylül) 1918 tarihinde çizdiği hudut, hududumuz olacaktır. … şark Hududuna Elviye-i Selaseyi (Üç vilâyet; Batum, Kars, Ardahan) dâhil ederek …. garp (batı) Hududu Edirne’den bildiğimiz gibi geçiyor. .. Cenup (güney) Hududu İskenderun Cenubundan başlar…. Şark parçasında da Musul Vilâyeti, Süleymaniye ve Kerkük havalisi bu iki mıntıkayı biri birine bağlayan hat. Arkadaşlar bu hudut sırf askeri mülahazat (anlayışlar) ile çizilmiş bir hudut değildir, hududu millidir. Fakat bu hudut dâhilinde tasavvur edilmesin (zannedilmesin ki) ki anasırı islamiye’den (İslam unsurlarından) sadece bir cins millet vardır. Bu hudut dâhilinde, Türk vardır, Çerkez vardır ve anasırı sairei İslamiye (diğer İslam unsurları) vardır… Bu hudut, … bütün maksatlarını, bütün manasıyla tevhid etmiş (birleştirmiş) olan kardeş milletlerin hududu millisidir. Bu hudut meselesini tespit eden maddenin içerisinde büyük bir esas vardır. Fazla olarak o da bu vatan hududu dâhilinde yaşayan anasırı islamiyenin her birinin kendine mahsus olan muhitine, âdâtına (adetlerine), ırkına mahsus olan imtiyazatı (ayrıcalıkları) bütün samimiyetle ve mukabilen (karşılıklı olarak) kabul ve tasdik edilmiştir (onaylanmıştır). Bittabi (tabii ki) buna ait teferruat (ayrıntı) ve tafsilat (açıklama) yoktur. İnşallah mevcudiyetimiz (varlığımız) tahlis edildikten (kurtulduktan) sonra (İnşallah Sadaları) kardeşler beyninde (arasında) hal ve fasledileceğinden (çözümleneceğinden) bırakılmış ve teferruatına (ayrıntıya) girilmemiştir.”  (1)

      “..Kongrenin (Erzurum Kongresi), esas veçhile anasırı gayrımüslimeye, anasırı Müslime’ye verilmiş olan hukuku vermekten ibaret olacaktır ve bundan daha tabii esas bulamam. Bununla aynı hudut dâhilinde yaşayan insanlara aynı hukuku kanuniyeyi bahşetmiş (bağışlamış) oluyordu…..    biraz değil çok geriyiz. … bunu telafi edebilmek için çok büyük membalara (kaynaklara), çok büyük vesaite (araçlara) velhasıl (kısaca) her şeye ihtiyacımız vardır.    …. muhtaç olduğumuz her şeyi hariçten (dışarıdan) almak hususunda bittabi kemali sıhhatle hareket edecek, yani harici müzaherete (destek) ve muavenete (yardımlara) tamamen muvafakat edeceğiz (uygun bulacağız.)” 

    (Mustafa Kemal 16 Mart 1920 İstanbul’un işgalinden sonra aldığı tedbirleri anlatıyor;)

    “Anadolu’da mevcut resmi, gayriresmi bilumum müessesatı maliyenin(bütün maliye kurumlarının)ihtiva eylediği(bulundurduğu)  nakit veya nakit mukabili (karşılığı) ziynet eşyalarını Vilayattan (vilâyetlerden) sorduk ve hiçbir müesseseden Dersaadet’e (İstanbul’a, başkente) para gönderilmemesinin lüzumunu(gereğini)tamim eyledik(yazılı emir olarak bildirdik).”  Sf. 24, 29

    Mustafa Kemal Paşa 24 Nisan 1920 tarihli 2. İçtimanın 2. Celsesinde konuşmasına devam ediyor:

    (İngilizlerin propaganda yapmaması için telgrafı kestik, Anadolu’da itilaf devletlerinin subaylarını tevkif ettirdim, diye devam diyor;) 

    “-İstanbul işgali şekil ve mahiyeti (içeriği) itibariyle Osmanlı Devletinin hâkimiyetini esasından ıskat etmek (ortadan kaldırmak) … hedeflerine müteveccih (yönelik) bir harekettir.  … kuvvei adliyesi(adalet gücü) müstakil (bağımsız) olmayan bir milletin devlet halinde mevcudiyeti kabul olunamaz.” (Kemal Paşa yeni bir hükümet teşkili (oluşturulması)hakkında konuşmaya devam ediyor:)  “Biz, ittifakı cumhura (bir araya gelmiş halka) her kuvvetten ziyade salahiyet (yetki) bahşeden (bağışlayan) İslamiyet esasatını (esaslarını) nazarı dikkate (göz önüne) alarak Meclisi Âlinizi (yüce meclisinizi) kaffei umuru millette (milletin bütün işlerinde), doğrudan doğruya vaziülyed (el koymuş olarak) tanımak taraftarıyız. Devleti Osmaniye, diğer herhangi bir devlet gibi hükümdarının nüfuzu cismanisi (kişisel gücü) etrafında müteşekkil (oluşmuş) değildir. Makamı saltanat aynı zamanda Makamı Hilafet olmak itibariyle Padişahımız, cumhuru İslam’ın da reisidir. Mücahedatımızın (gayretlerimizin, mücadelelerimizin) birinci gayesi ise saltanat ve hilafet makamlarının tefrikini (ayrılmasını) istihdaf eder (hedefler).   Düşmanlarımıza, iradei milliyenin buna müsait (uygun) olmadığını göstermek ve bu makamatı mukaddeseyi (mukaddes makamları) esareti ecnebiyeden (yabancı esaretinden) tahlis ederek (kurtararak) ulülemrin (padişahın) salahiyetini (yetkisini) düşmanın tehdit ve ikrahından (tiksinmesinden) azade (kurtarılmış) kılmaktır. Bu esasa göre Anadolu’da muvakkat (geçici) kaydıyla dahi olsa bir Hükûmet reisi tanımak veya bir Padişah Kaymakamı ihdas etmek (oluşturmak) hiçbir suretle kabili caiz (uygun) değildir.      Şu halde reissiz bir hükümet vücuda getirmek zarureti (zorunluluğu) içindeyiz. …..Nihayet İslamiyet’in şeraiti esasiyesine (esas şartlarına) müracaatla (başvurarak) Meclisi Alinizde teksif edilmiş (yoğunlaşmış olan) olan ve bütün cumhuru İslam’ın da müzaheret (destek) ve muvafakatine (uygun bulmasına, onaylamasına) mazhar bulunan (ortaya çıkan) iradei milliyeyi bilfiil (fiili olarak) mukaddesatı vatana vazıülyed tanımak (mukaddes vatana el koymuş olarak tanımak) umdei esasiyesini (esas ilkesini) kabul ediyoruz.    Meclisi Âliniz, … mahdut bir vazifei teşriiye (sınırlı bir yasama yetkisi) ile değil, idarei umumiyei milleti (milletin genel idaresini) fiilen deruhte (üstlenme) ve selameti memleket ve hilafeti (memleketin ve hilafetin geleceği ve esenliğini) bizzat temin ve müdafaa vazife (görev) ve salahiyetiyle (yetki) teşekkül etmiştir ve artık Meclisi Ali’nizin fevkinde (üzerinde) bir kuvvet mevcut değildir.”  Sf. 31, 32

    (Mustafa Kemal Paşanın bu hükümet ile ilgili takriri (önergesi) 3 numaralı kanun dosyasında bulunamamış, Bu takriri Ali Fuat Paşa’nın babası İsmail Fazıl Paşa, Hacim Muhittin ve Konya Mebusu Refik Bey, görüşelim diyor. Kemal Paşa kızıyor ve gizli celse istiyor. Meclis tarafından görüşülmeden aynen kabul edilmiştir. Nutuk güzel bitiyor:)

    “Cenabı Hak muzafferiyet ihsan etsin, amin.”  (Üç dakika sürekli alkış.) 

    24 Nisan 1920 tarihli 2. İçtimanın 3. ve 4. Celseleri hafidir yani gizlidir.

      Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;1, Celse1 – Sf. 24 ile 32 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995) Cumhuriyet kurulunca kardeş falan kalmamış hepsi Türk ırkına tabi edilmiş Şeyh Sait, Ağrı vs. isyanları çıkmış ve kardeşler hâlâ bu işi hal ve fasledememişler.

  • 24 Nisan 1920 tarihinde 2. İçtima 3. ve 4. Gizli Celseler

    Yeni hükümet şekli ile ilgili görüşmeler var.

    (Bu gizli Celse ile ilgili o zaman hiçbir tutanak tutulmamış. Meclis zabıtlarını kitap haline getiren Meclis eski başkanlarından Kâzım Öztürk’ün kendi notlarından aktardığı notlar var. Ama TBMM arşivindeki Gizli Celse Zabıtlarını 2014’de inceledim Mustafa Kemal Paşa’nın aşağıdaki beyanatının aynısı var muhtemelen açık celse ile gizli celse tutanakları karıştırılmış:)

      Mustafa Kemal Paşa Devamla; “-… Turanizm politikasını kendi arzumuzla takip etmek istemedik. …  Harbi Umuminin (genel harbin, Birinci Dünya Savaşının) neticesini gördükten sonra, Suriye’de İngilizler ve Fransızların tarzı idaresine (idare şekline), muhakkirâne olan (hakir gören, aşağılayan) idaresine hedef olduktan sonra, bu aksamdaki (kesimlerdeki) ehli İslâm (Müslümanlar) pek büyük bir hataya duçar olduklarını (düştüklerini) takdir ettiler ve onu müteakip (takip eden günlerde) bir kısmı kendi dâhillerinde (içlerinde) müstakil (bağımsız) olmak fakat yine bir suretle, bir şekilde camiai Osmaniye dâhilinde (Osmanlı topluluğu içerisinde) bulunmak cihetini (yönünü, tarzını) düşündüler. ..  Diğer bir kısmı, daima ileriye gittiler. Bize hiçbir şekil ve surette istiklâlin (bağımsızlığın) lüzumu (gereği) yoktur, biz Halifemiz ve padişahımıza merbut (bağlı) olarak camiai Osmaniye dâhilinde (Osmanlı topluluğu içerisinde) bulunacağız dediler. .. Suriyeliler herhangi bir devleti ecnebiye ile münasebetinin (ilişkinin) kendileri için binnetice (sonuçta) esaret (esirlik) olacağına kani oldular (ikna oldular, inandılar). Bundan dolayı bize teveccüh ettiler (yöneldiler). … dedik ki; artık bu hututu millimiz dâhilinde (milli sınırlarımız içerisinde) bulunan menabii insaniyeyi (insan kaynaklarımızı) ve menafii umumiyeyi (genel menfaatimizi) hududumuzun haricinde (dışında) israf etmek (boşa harcamak) istemeyiz.  Suriyeliler de hududu dâhilinde ve hâkimiyeti milliye (milli egemenlik) esasına müstenit olmak (dayalı olmak) üzere serbest ve müstakil (bağımsız) olabilirler. Irak’a gelince; … onlar bizimle temas aradı ve alelıtlak (ne olursa olsun) eskisi gibi bir Osmanlı memleketinin cüz’ü (parçası, bölümü) olmağı kabul ettiler. Fakat biz onlara Suriyelilere söylediğimiz noktai nazarı (bakış açımızı) söylemekten başka bir şey yapmadık …. kendi dâhilinizde kendi kuvvanızla kendi mevcudiyetinizle (varlığınızla) müstakil (bağımsız) bir devlet olunuz. Biz her şeyden evvel istiklâllerinizin teminine (elde edilmesine) çalışıyoruz.     İtalyanlar sureti umumiyede (genel görünüşleri itibarı ile) mülayim (ılımlı) bir vaziyet almışlardır. Kendileriyle hiçbir vak’a (olay) hadis olmadı (ortaya çıkmadı).”

      Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;2, Gizli Celse: 3, 4 – Sf. 36 ile 38 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 24 Nisan 1920 tarihinde 2. İçtima ve 1. Celse

    Mustafa Kemal Paşa uzun bir konuşma yapıyor: (1)

    Mustafa Kemal Paşa’nın İlk Konuşmasının Devamı; “Ferit Paşa’ya da cereyanı ahvali (durumun gidişatını) izah ettikten (açıkladıktan) sonra tebdilihava (hava değişimi) suretiyle de Anadolu’da kalmakta bir beis (engel) görmediğimi yazdım.”

    (Paşa özetle: Daha sonra Harbiye Nazırı Ferit Paşa’nın İstanbul’a gelmesini istemek zorunda kaldığını ve bu hususta İtilaf Devletleri mümessillerine (temsilcilerine) söz verdiğini belirten telgrafı var. Ferit Paşa her türlü teminatı (güvenceyi) veririz diyor, Mustafa Kemal Paşa buna olumsuz yanıt veriyor. Ben de İstanbul’a gelirsem, tıpkı Şark’tan İhsan ve Şevki Paşaların çekilmesi ile ortaya çıkan durum gibi, Batı Anadolu’nun işgaline zemin hazırlanır, dedim, diyor. Ve 9 Temmuz 1919 tarihli Padişaha yazdığı istifanamesi:)

       “… Makamı Uzma’yı Saltanat ve Hilafetin ve Milleti Necibelerinin (asil milletin çok yüce saltanat ve hilafet) makamına:

      Hayatımın son noktasına kadar daima haris (bekleyen) ve sadık bir ferdi gibi kalacağımı kemali ubudiyetle (olgun bir kullukla) arz ve temin eylerim (sunar ve güvence veririm)….

                                                                             Kulları Mustafa Kemal”

    (Birinci celseye ara veriliyor)

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;1, Celse1 – Sf. 7, 8) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995); Meclisin ikinci günündeki konuşmasında Mustafa Kemal Paşa, özet olarak şunları söylüyor: 8 Haziran 1919’da Harbiye Nezaretinden, hemen İstanbul’a dönmesi isteniyor. 11 Haziranda ise Genelkurmay Başkanı Cemal Paşa “İngilizlerin baskısıyla böyle bir emir çıktığını”  söylüyor. Ve Mustafa Kemal Paşa Padişah’a bağlılık ve sadakat belirten yazısını yazıyor. Paşa anlatmaya devam ediyor; Dâhiliye Nazırı Ali Kemali Bey 18 Haziran 1919 tarihli bir tamim yapıyor. Savaş niyetlerini köstekliyor ve Mustafa Kemal’in bildirilerinin tel edilmemesini emrediyor. Kemal Paşa buna kızıyor ve kızgınlığını Padişaha yazıyor. Ali Kemali bu tamiminde Damat Ferit Paşanın da bulunduğu, Paris’te barış görüşmelerinin sürdüğünü olumlu sonuç beklediğini de belirtiyor. Ali Kemali 23 Haziran tarihli tamiminde ise, Harbiye Nezaretinin İngiliz temsilcisinin talep ve ısrarı ile Mustafa Kemal’in azledildiğini, idarecilerin Mustafa Kemal’in emirlerini takmamalarını söylüyor. Kemal Paşa bu tamimi 27 Haziranda Sivas’ta öğreniyor, 28 Haziranda Harbiye Nezaretinden bu işin aslını soruyor, böyle bir şey varsa memlekette anarşi çıkar anlamında hafif tehditkâr bir telgraf çekiyor. Bu telgrafa karşılık Harbiye Nazırı Ferit Paşa’nın yolladığı 30 Haziran tarihli şifresini Paşa, 2/3 Temmuzda alıyor. Ferit Paşa, Padişah ile senin durumunu görüştüm, sağlık durumunu öne sürerek İstanbul veya herhangi bir yerde tebdil havaya (hava değişimine) ihtiyacını talep edersen, millet ve hükümet nezdindeki (huzurundaki) yerin korunacaktır, diyor ve “ellerinizden öperim” diyerek bitiriyor.

  • 24 Nisan 1920 tarihinde yapılan 2. İçtima, 1. Celse:

    (24 Nisan 1920 tarihinde 2. İçtima ve 1. Celsede Encümen (komisyon) seçiminde bir mebus ile ilgili tereddüt oluşuyor, Mustafa Kemal’den durum soruluyor. O da seçilen Mebuslardan gelmek istemeyenlerin yerine, ondan sonraki oyu alanı çağırttık diyor. İlk muhalefetle karşılaşıyor:) 

    Haydar Bey (Kütahya); “Bugün İntihabı Mebusan Kanunu (Milletvekili Seçimi Kanunu)  ya mevcuttur yahut değildir. Eğer mevcut ise ahkâmına (hükümlerine) her halde riayet (uymak) lâzımdır. Eğer değilse o vakit Paşa Hazretlerinin teklifi varid (geçerli) olabilir. Mademki İntihabı Mebusan Kanunu’nda ikinci derecede haiz-i ekseriyet olanların (İkinci derece oy alanların), o mazbata ile Meclisi Mebusan’a dâhil olmaması muhakkaktır ve İntihabı Mebusan Kanunu mevcuttur; o halde ahkâmına (hükümlerine) riayet (uymak) doğrudur.” 

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;1, Celse1 – Sf. 7,8) kitabından birebir alınmıştır.