Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Recep Peker Meclis’te konuşuyor;

      “-… İstanbul Gazetelerinin memlekette ne kadar kurum ve makamlar varsa hepsini tahrike geçtiklerini görüyorum. Genç Olayı’nın (Şeyh Sait İsyanının) en birinci müsebbibi (sebebi) bunlardır. … ve hepsi saralı salgıları ile yalnız tahrip ediyorlar. İşte biz bu yılan yuvalarını tahrip (harap etmek) etmek ve susturmak azmindeyiz. Bu yılanlar, bu zehirli yuvalar, kanun kuvvetiyle dezenfekte edilmedikçe, memleketin rahat yüzü görmesi ihtimali yoktur.

    (Kılıç Ali de ona katılıyor:)

    “-Allah belalarını versin! Allah senden razı olsun!

    (Daha sonra Başvekil İsmet konuşuyor, sonra Recep Peker yine geliyor kürsüye:)

      “-İstanbul basını içinde vatanperverce çalışanlar da vardır.” diyor. Muhalefetle aynı görüşleri paylaşan basın için, söylediklerinden dolayı bahtiyar olduğunu söylüyor.

    Kılıç Ali Bey, yine bir; “-Allah razı olsun!” derken,

    Kâzım Karabekir soruyor; “-Demek ki bu basını susturmak için bu kanunu (Takriri Sükun, susturma kararları kanunu) yapıyorsunuz! Bu kanun basın hürriyetini sınırlayacaktır. İsmet Paşa Hazretleri zan ve vehim (evhamlılık, şüphecilik) üzerine hareket ediyorlar. Şunu arz ediyorum ki, yirminci medeniyet asrında bir millet zan ve vehim ile idare edilemez.” 

    (Recep Peker son sözünü söylüyor;)

      “-Hülasa (özetle, sonuç olarak), gereken kuvvet ve şiddeti kime karşı gerekiyorsa, ona karşı uygulayacağız!” 

      Kanun kabul edilir edilmez, Tevhidi Efkâr, Son Telgraf, İstiklâl gibi gazeteler, bazı dergiler kapatıldı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Erzurum Mebusu Rüştü Paşa;

    “- ..bu kanunun makabline şümulü (geriye doğru kapsaması) yoktur ve olamaz. Takriri Sükûn Kanunu’ndan yayınından önce yapılmış yayından dolayı bu gazete ve dergilerin kapatılması doğru değildir. .. Hükûmet söz ve basın hürriyetini ihlal etmektedir.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 81 ile 83 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsmet Paşa’nın ilk işi alelacele hazırlattığı Takriri Sükûn Kanunu’nu (susturma kararları kanunu) BMM’ne vermek oldu. Bu kanun üç maddeden ibaretti. Kanunun amacını belirten birinci madde şöyleydi;

    “-Gericiliğe ve isyana ve memleketin sosyal düzenini, huzur ve sükûnunu ve emniyet ve asayişini bozmaya sebep bütün örgüt, tahrikçi, teşvik eden, teşebbüsat (yeltenen) ve yayını, hükümet, Cumhurbaşkanının onayı ile doğrudan doğruya ve idarece yasaklamaya izinlidir. İşbu suçları işleyenleri hükûmet İstiklâl Mahkemesine tevdi edebilir.”

    Bu kanun yayınlanmasından itibaren iki yıl yürürlükte kalacaktı. 

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adına Dersim Mebusu Feridun Fikri Bey;

    Dış ve iç güvenliğimizi ihlale kalkışacakların mahkeme edilmesi için elimizde kanunlar varken, bu yeni teklife ne gerek vardı. Bu kanunla bütün insan hakları Hükûmetin takdirine bırakılıyor. .. Bu kanun, anayasayı Hükûmetin murakabesine (denetimine) bırakmak gibi bir durum yaratıyor.  Teklif olunan bu kanun maddesindeki bütün tabirler müphemdir (belirsizdir). Hiç birisinin kat’i bir çember içerisinde düşünülmesine imkân yoktur. Bu demokraside, vatandaşların bütün faaliyetlerini, hareketlerini boğar.” dedi.

    Kâzım Karabekir ise şöyle konuştu, “-Bu açık olmayan ve elastik kanun kabul edilir ve buna dayanarak, Teşkilatı Esasiyemiz’den doğan siyasi unsurların faaliyeti sınırlanır ve basın kayıt altına alınırsa, halk hâkimiyetinin anlamı kalmaz. Bu kanunun kabulü Cumhuriyet tarihi için bir onur olmayacaktır. İstiklâl Mahkemelerini artık tarihe bırakmak, yüksek Meclis için bir onur olacaktır. İsmet Paşa Hazretleri, İstiklâl Mahkemelerini ıslahat (iyileştirme) aleti zannediyorsa, pek çok aldanıyor.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 74 ile 75 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 2 Mart 1925 (1) BMM İsmet Paşa ve Recep Peker’in tahrikleri ile CHF olağanüstü toplanıyor. Başbakan Ali Fethi Bey, “..durum izam olunduğu (zannedildiği) kadar önemli değildir, yakın bir zamanda hükûmet duruma hakim olacaktır”, diye açıkça söylemesine rağmen, müfritler verdikleri önerge ile memleketin her tarafında şiddetli tedbir alınmasını istiyorlar. 

    Ali Fethi Bey; “-Bir olay çıktığı zaman, sadece o olayın yapanları aleyhinde hareket etmek, genel sükûn ve huzuru bozmaktan çekinmek gerekir. Birkaç kişinin hareketinden dolayı milyonlarca vatandaşın rahatını kaçıracak bir siyaset izleyemem ve böyle bir sorumluluğu kesinlikle kabul etmem. Efendiler! Türkiye Cumhuriyetinin dini İslam dinidir. Teşkilatı Esasiye Kanununda bu kayıt vardır.” Bir anda ortalık allak bullak oldu. Ergani Mebusu İhsan Hamdi Bey, daha söze başlarken üstüne atılarak susturmak istendi.  Kardeşi Diyarbakır mebusu Zülfü Bey, tabancasını çekerek saldıranlara yöneltti, zorlukla teskin ettiler. Recep Peker, asabi bir ses tonuyla; “-Şiddet şarttır!” diye söze başlayarak, ünlü alman generali Ludendorf’un bile Almanya’nın şiddetli tedbirler almadığından dolayı mağlup olduğunu itiraf ettiğini belirtiyor. 

    Ali Fethi Bey ise; “Ben de Recep Bey’den … sormak isterim, İngilizlerle Fransızlar aynı harp yıllarında hiçbir şiddet göstermeden, hatta memleketlerindeki gazeteleri bile geniş bir hürriyet ve serbesti içerisinde bıraktıkları halde niçin galip geldiler?  Nasturî olayı ile onu takip eden bu son İsyanın başlangıcını oluşturan Kürt Harekâtı, o sırada Vekil bulunan bizzat Recep Bey’den devir alınmıştır. Recep Bey Dâhiliye Vekili olduğu halde, o zaman bu hareketlere karşı hiçbir önlem almamıştır.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 70 ile 72 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2023); Şeyh Sait İsyanı başlamış.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Söz konusu önerge 60’a karşı 93 oyla kabul edilince Ali Fethi Bey derhal istifa etti ve İsmet İnönü Başvekil ve Recep Peker’de Dâhiliye Vekili oldu.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): Recep Peker: İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı olduğu dönemde Başbakan olarak Eskişehir’de, “Açız!” diyen vatandaşlara “Açsanız bok yeyin!” diyen kişidir.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. ) kitabından not alınmıştır.

  • Fethi Bey; (Son derece üzgün ve yumuşak); “Açıkladığım sebepler beni, Partinizi bırakarak, yine eskisi gibi birlikte çalışmamız gereğini ifadeye mecbur ediyor. Durumumun hassasiyetini takdir edersiniz..”  

    Kâzım Karabekir Paşa, hayretler içerisinde;

    “-Anlamadım! … Yani partimizi fesih mi edelim diyorsunuz?” 

    “-Maalesef evet!” 

    “-Buna imkân var mı Fethi Bey? Partimiz, emirle kurulmamıştır. Emirle kapatılamaz. Parti ne benim ne de buradaki arkadaşlarımındır. Bütün mensuplarınındır. Biz onları terk edip atmak yetkisine sahip değiliz. Bunu ancak bir parti kongresi onaylarsa yapabiliriz.”  

    “-Ama arz ettiğim gibi, partinizin altıncı maddesi, bu isyanın amili olarak görülüyor.”   

    “-Yani, ‘Parti düşünce ve dini inançlara saygılıdır.’ maddesi! Bu maddeyi içeren programımız size, yani hükümete verildiği zaman, neden bu maddeye itiraz edilmedi? Gazi Paşa Hazretleri bile Times Gazetesi muhabirine verdikleri beyanatta, bilhassa bu madde hakkındaki soruya, bunu gayet tabii karşıladıklarını, açıklıkla ifade buyurmuşlar mı idi?” 

    “-Ben şahsen bu maddeye saygılı ve taraftarım. Çok şiddetli, ağır bir mukabelede bulunmaya hazırlanıyorlar. Bu nedenle sizden tekrar rica ediyorum, partiyi feshediniz!”  

    “-İmkânı yok Fethi Bey!  Biz bunu yapamayız. Hükûmetin elinde gücü var, isterse zorla fesheder, istediğini yapabilir.   Bizim için yapılacak sadece bir şey vardır o da esasen takbih (kınama) ve tel’in ettiğimiz (lânetlediğimiz) bir İsyan hareketini, BMM huzurunda da açıkça tel’in ile bütün varlığımızla bu harekete karşı hükümetle beraber cephe aldığımızı âleme ilan etmektir.”  

    Ve Karabekir Paşa Mecliste konuşuyor;

    “-Hükümetimizin açıklamasına göre, Doğu Vilâyetlerimizin bazı yerlerinde, sınırlı sayıdaki mütegallibenin (eşkıyanın, zorbanın), dış kışkırtmalara kapılarak halkı izlâl ettikleri (yoldan çıkardıkları) anlaşılmıştır. Dini alet ederek milli varlığımızı tehlikeye koyanlar lanete şayandır (lanetlenmeye yakışırlar). Dini siyasete alet etmek vatana hıyanettir. Hükümetimizin sıkıyönetim ilan etmesi çok doğaldır. Hükümetimize bütün gücümüzle yardımcıyız. .. bugün bu tehlike karşısında bütün vatan evlatları her fedakârlığa hazırdır.”

    (Bu konuşma Cumhuriyet Halk Fırkası sıralarından bile büyük alkış alıyor:) 

    İçişleri Bakanı Cemil (Uybedin) Bey; Hükümetçe alınan tedbirlerin yeterli görüldüğünü, İstanbul gibi bazı yerlerde sıkıyönetim ilanı ve İstiklâl Mahkemesi gönderilmesinin söz konusu olmadığını ve hatta Terakkiperver Cumhuriyet Partisinden seçilecek bir heyetin Doğu’ya giderek halka nasihat vereceğini ve hatta İsyanı bastırmakla meşgul kuvvetlerin başına İsmet Paşa’nın gönderileceğini resmen müjdelemişti.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 67, 68) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Bu Meclis görüşmeleri 18 Şubat’ta oluyor. Fakat, vazife çıkartarak, azalan itibarlarını artırmaya ve güçlenen muhalefeti yok etmeye yöneliyorlar.

  • 21 Şubat 1925 tarihinde birden bire Şeyh Sait İsyanı patlak veriyor. .. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası mensupları bu isyanı yerel bir eşkıyalık olarak görüyorlar. Fakat CHP’liler bu hareketi siyasi amaçlar güden büyük bir isyan telakki ediyor.  Başbakan Ali Fethi Bey, Halkçı müfritlerin (aşırıların) bu fikrine katılmıyor, İsyanı normal şartlar altında alınacak kesin tedbirlerle bastırmak imkânı olduğunu kabul ediyordu.   .. Müfritler, muhalefeti sindirmek hatta kökünü kazımak amacıyla bu isyanı vesile ederek, memlekette bir terör havası yaratmak arzularını Başbakan’a kabul ettirmek istiyorlardı.  Bu sırada Heybeliada’daki köşkünde inzivaya çekilmiş olan İsmet Paşa, Ankara’ya gelmiş ve müfritlerin başına geçmişti.   Başbakan’ın siyasi amaçlarına alet olamayacağını anlayan müfritler, işi daha da azıtarak, Şeyh Sait İsyanının Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının tahriklerinden doğduğu, iftirası yayılmaya başlandı.  Ve Başbakan Ali Fethi Bey’den, her şeyden önce TCF’nin ortadan kaldırılmasının yolunu bulması istendi.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 64) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • (Muhalefetten bunalan CHF, doğal ayrımlara, Türkçülüğe yöneliyor. Türkçülüğün sözcülüğünü de Falih Rıfkı Atay yapıyor. Hüseyin Cahit Yalçın ona cevap veriyor:)

      “..yayınların şekline göre tüm CHF’nin kanaati ve mesleği (siyasi anlayışı, ideolojisi) olarak şunları kabule zorlanıyorum. Teşkilatı Esasiye Kanunu (anayasa) Türkiye hudutları dâhilinde yaşayan bütün vatandaşlara Türk demiştir. Fakat bu zahiri (görünür) bir şeydir. Gayri Müslim, gayri Türk unsurlar CHF nazarında Türk değildir.   Soruyoruz bunun anlamı nedir? Eski Posta Telgraf Bakanı Oskan Efendiyi örnek göstermiş ve bu kişiden yararlanılmasına üzülmüştük. Bu o kadar büyük bir cinayet (burada cinayet kelimesini mecazi anlamda kullanıyor, büyük kötülük anlamında kullanıyor) oluşturdu ki; “Türk Milleti, artık Oskan Efendiyi, kendisi gibi Türk addeden ve ona devlet makamlarında mevki vermek isteyen, yahut Türklüğe temessül etmemiş yabancıları Türk’le eşit sayan insanları, başta görmek istemem!” deniyor ve biz de aforoz ediliyoruz.   Oskan Efendi’yi Türk sayan ben değilim, Teşkilatı Esasiye kanunudur. Halk Partisinden sorarım; bu Kanunu tanımayacaklarsa niye yaptılar? Neden memleketi aldattılar, tanıyacaklarsa, ortadaki abuk-sabuk sözler nedir? Bugün, şu okuduğumuz satırları terkip eden (Eskiden gazete veya kitap yazıları, harflerin tek tek dizilmesi ile yapılır ve bunu yapana da mürettip, tertip eden, düzenleyen denilirdi) harflerin amili (yapıcısı) Hurufatçı Haçik Efendi Türk vatanına, Türk kültürüne, hizmet itibarı ile elbette CHP hesabına bu münasebetsiz sözleri yazan Falih Rıfkı Bey’den çok muhterem, çok faydalı bir Türk vatandaşıdır.   Haçik Efendi teselli olabilir, çünkü Falih Rıfkı Bey, Türklüğü bana bile çok görüyor. …  Pek açıkça söylüyoruz, böyle hafifliklerle devlet idare edilmez.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 60) kitabından birebir alınmıştır.

  • (1) .. Bu sırada Kozan Mebusu Ali Saip Bey .. Basına gem vurulmasını sağlayacak bir yasa tasarısını teklif etti.  Hüseyin Cahit’in Tanin’deki tepkisi; “-Şu sırada kamuoyu, iki partinin programını inceleme ve karşılaştırmak ile meşgul olduğu bir zamanda, Halk Partisi tarafından böyle hürriyetperverlikle değil, sıradan bir muhafazakârlıkla bile açıklanamayan gerici ve baskıcı bir kanun tasarısının ortaya çıkarılması herkesin gözünü dört açmasına sebep olmuştur. Kozan Mebusunun girişimi, basın hürriyetini ortadan kaldırmaktan başka bir şeye yaramaz.”

    Ali Saip teklif ettiği bu kanunla memlekette gazeteci ve gazete bırakmayacağı hakkındaki itirazlara; kalmazsa kalmasın. Bu kadar Harbiye (Harp okulu) mezunu vardır, pekâlâ muhabirlik yaparlar. Esasen memleketi idare eden askerler değil mi? basın da askeri idarenin eline geçsin. Ben de yazarım, pekâlâ hitabetim de vardır. … cevabını veriyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 60) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Terakkiperver Fırka’nın gelişmesinde rahatsızlık duyan CHP’liler, susturma kararları diyebileceğimiz Takriri Sükûn Kanunu hazırlıyorlar. Kozan Mebusu Ali Saip, İstiklâl Mahkemelerinin üç Ali’sinden biri. Ali Saip, aleyhinde bir yazı yazan Vakit Gazetesi muhabirini Meclis koridorlarında tokatlıyor. Bu sırada gazetenin sahibi Hakkı Tarık Bey’den de bir tokat yiyor. Kılıç Ali’nin de desteği ile ortalığı birbirine katıyorlardı.

  • (İsrafları yasaklayan kanunun uygulanması için çıkan yönetmelikte komik şeyler var:)

    Düğünlerde yemek ve ziyafetleri, paça günlerini ve çocuk doğduğu zaman loğusa şerbeti kaynatılıp, komşu evlere götürülmesini ve damatların gelinlere yirmi liradan fazla hediye almalarını yasak edişi gibi maddeleri bulundurması gazetelerde bir alay mevzusu olmuştu. 1 Şubat 1925 günü Başvekil Ali Fethi Bey ağzından kaçırıyor; O gün Meclis’te harcırahların veriliş şekli görüşülüyordu, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Mebusu Muhtar Bey bu konuda israf olduğunu söyleyince, Başvekil Ali Fethi Bey’de boş bulunup bu israfların kendi zamanında değil İsmet Paşa’nın Başvekilliği zamanında yapılmış olduğunu ve bu arada Dâhiliye Vekilinin (Recep Peker’in) kendisine, Özel Kalem Müdürüne, hatta odacısına bile harcırah diye bir sürü paralar vererek suiistimal (kötüye kullanma) yapmış olduğunu söylemişti.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 58, 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bursa’daki seçimde Nurettin Paşa kazanmıştı. Ama bir müddet sonra Meclis’e gelen seçim mazbatası, Kanunun tayin ettiği belirli zamanda, askerlikten istifa ederek adaylığını koymadan, kanuna aykırı bir şekilde seçilmiş olduğu için, reddedilmiş ve böylece Nurettin Paşa’nın Mebusluğu da kabul edilmemişti. 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 55 ile 57 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Yeni parti henüz kurulmuştu, Cumhuriyet Halk Fırkası, İstanbul ve Bursa’da boş olan Mebusluklara seçim kararı veriyor. Seçimlerde, önce seçmenler delegeleri seçiyor, sonra bu delegeler mebusları seçiyor.  Terakkiperver Fırka seçimlere katılamıyor ama Cumhuriyet Halk Fırkası adayları aleyhinde yayın yaptırıyor ve seçime bağımsız olarak giren Nurettin ve Ali İhsan Paşaları destekliyor. İstanbul’da CHF kazanıyor ama Bursa’da Sakallı Nurettin Paşa kazanıyor.

  • “… Halk Fırkası ile Fırkamız programları arasında bir fark yoktur, kişisel ihtiraslarımıza tabi bulunduğumuz iddiasındalar.  Hâlbuki Halk Partisinin yazılmış bir programı bile yoktur. Onlar “Bizim programımız icraatımızdır, biz yazmayız, yaparız.” diyorlar. Dokuzuncu maddede, devlet görevlerini en az düzeye indireceğimizi söylüyoruz. Yani halka geniş ölçüde girişim imkânları bırakıyoruz. Memlekette adaletin istikrarı için hâkimlerin azledilemez olması gerekir. Bunu Teşkilatı Esasiye Kanunu (Anayasa) da kabul ediyor. Fakat terfi suretiyle yer değiştirmek ve sonuç olarak azil gibi bir açık kapı var.    Biz dokuzuncu maddemizde, hiçbir hâkimin rızası alınmadıkça, terfi şeklinde bile olsa, memuriyetinden uzaklaştırılamayacağını söylüyoruz. … biz sendikalizmi ve individüalizmi (ikili etkileşimi) destekliyoruz. Hâlbuki çoğunluk partisi bu tür örgütlenmelere karşı destekleyici davranmıyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 48 ile 54 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Ali Fethi Okyar hükümeti, daha onbeş – yirmi günlük iken İstanbul şehreminini, o dönemde İstanbul Belediye Başkanına şehremini diğerlerine belediye başkanı diyorlar, halk seçsin diyen Başvekil Fethi Bey ile tayin edelim diyen Dâhiliye Vekili Recep Peker anlaşamıyorlar, Recep Peker istifa ediyor.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): 1923’deki seçimlerde Edirne Mebusu oluyor. Sonra Diyarbakır Ordu Kumandanı olarak görevlendiriliyor. Mustafa Kemal Paşa bu görevlendirme sırasında, Musul meselesinden dolayı önem arz ediyor diyor. Cafer Tayyar Paşa, Mustafa Kemal’e soruyor, Mebusluğum baki kalacak mı? Mustafa Kemal, tabii, diyor. Cafer Tayyar, Mustafa Kemal’e; Şu anda ortada olan Musul Vilâyetini işgal edeyim, siz sorumluluğu bana atın, bu iş bitsin diyor. Mustafa Kemal ise, zaten sizi bu işi bu biçimde yapabilirsin diye seçtim, sana güvenim var, diyor. Bu sırada İngiltere’nin desteklediği Nasturî Ayaklanması çıkıyor. Ve Cafer Tayyar Paşa bu isyanı bastırıyor ve Kasım başında Mustafa Kemal Paşa, ya askerliği veya mebusluğu seç deyince, istifa edip Ankara’ya geliyor. Ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasına giriyor. Ve Fırka‘ya katılma konuşması sırasında “Memleketimizde hakiki demokrasiyi kurmak ve geliştirmek zamanı gelmiştir.” diyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 40) kitabından notlar alınmıştır.

     

  • “Gazi Hazretleri 26 Ocak 1925’te Konya’da; “Yeni partinin muhafazakâr olmasını isterdim ki, bizim için de düzenleyici olsun. O zaman onlara yardım borcumdu. Halbuki bizden daha gelişmeci olduğunu söylüyorlar .. Onun için de muarız (karşıt)durum almak zorundayım.” Zamanın Adliye Bakanı da, doğuda Kürt olayı vesilesiyle Bursa’da verdiği açıklamada; “Muhalifler gizli ve sinsi çalışmışlardır. Muhalefet suikast yapmıştır. Muhalifler suçludurlar.” Doğu’da bölgem içinde hatta İstiklâl Harbi sırasında bile İstiklâl Mahkemesine gerek görmedim. Üniversite profesörlerinden biri, bir iktisat hocası, şu fikri ortaya atmıştı; “Bizi askerler kurtardı, bundan sonra da askerler emretmeli biz yapmalıyız.”  Ben .. askerlikte fikir hürriyeti yerine emir ve kumanda olduğunu söyledim. Ve dedim ki; Bizim görevimiz, memleketin istiklâlini kurtarmaktı. Biz bunu yaptık, şimdi sosyal ve iktisadi (ekonomik) sahada görev ilimindir, ihtisasındır. Bunu da siz yapmalısınız.”  fakat başkumandan Cumhurreisi, bir cephe komutanı Başbakan ve bir kumandan da Millet Meclisi Başkanı oldu. Ben bu şekli doğru bulmuyordum.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • Onbirler’den sonra da istifalar oldu; Trabzon Mebusu Muhtar, Tokat mebusu Bekir Sami, Mersin Mebusu Besim, Kastamonu Halit, Gümüşhane Zeki, İzmit Şükrü, Afyon Kamil, Ergani İhsan, Eskişehir Ayıcı Arif, Erzurum Raif ve Münir Hüsrev Beyler. Ve 17 Kasım 1924’de Terakkiperver (gelişmeci, yenilikçi) Cumhuriyet Partisi kuruldu. Bu sırada Ali Fuat Paşa da bu partiye geçti.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “-Meğer bu Halk Partisi, ne müthiş bir fısk-ı fücur (günahkârlık, sefihlik kaynağı) kaynağı imiş. Her devre göre dönen fırıldakçılardan, siyasi dırdırcılara, siyasi tavcılara, siyasi karmanyolacılara, hatta vatan hainlerine kadar bütün memleket şerirleri (şirretlileri) buraya sokulmak imkânını bulmuşlardır.”

    (Hüseyin Cahit Halk partisinden istifa etmiş olan 11 kişiye yapılan saldırıları kınıyor. Bu 11 kişi daha önce bu ülkenin kahramanıydı, şimdi ne oldu diyor:)

    “Yarın da İsmet Paşa’nın belki bunlardan daha kötü olduğunu, yine Halk partisinin resmi bir toplantıda, hatiplerinin ağzından duymayacağımızı bize kim temin edebilir? ..   Mondros Mütarekesini (ateşkesini) imza eden Rauf Bey, bugün vatan haini oluyor, çünkü partisinden çıkmıştır. Aynı kabinede (İzzet Paşa kabinesinde) Mütarekeyi kabul ve imza etmesi için emir verenler arasında bulunan Ali Fethi Bey ise bugün BMM Başkanı bulunuyor. Çünkü henüz Halk Partisine mensuptur. Rauf Bey ile beraber Mondros’a gitmiş ve Mütarekeyi imza etmiş olan Reşad Hikmet Bey’e, ölümünden sonra Vatana Hizmet tertibinden maaş bağlanmıştır, çünkü ölünceye kadar Halk Partisine dâhil bulunuyordu.” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 15, 16) kitabından birebir alınmıştır.

  • “-Arkadaşlar, biz töhmet altına düşmüş adamlar durumundayız. Bize, mensuplar (bağlı olanlar) diyorlar. Hükûmet adamlarının, kişilerin müdafileri   Arkadaşlar size bir namus sözü söylüyorum; ..başımıza bir cebir (zorlama) ve tahakküm kuvveti halinde geçsinler, eğer onların candan düşmanı olmazsak, biz milliyetçi, namussuz adamlarız.” (1)

      “-Kendisi paçavra gibi İstanbul’dan atılmıştır. Azim ve iman ile çalışan yalnız Mustafa Kemal Paşa vardır. Bunlar bir şey yapmamışlardır.” diyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Bunun arkasından, Afyon Mebusu, İstiklâl Mahkemesi üyelerinden Kel Ali yani Ali Çetinkaya’da saldırıyor;  Rauf Bey’in Mondros Ateşkes antlaşmasını imzalayan kişi olduğunu hatırlatarak saldırıyor.

  • (On bir kişinin istifası Halk Partisi içinde 10 Kasım 1924’te bazı kararların alınmasına neden oldu: )

    Gensoru ancak Parti kararıyla, partide görüşülür. Gensorunun Meclis’e intikali ancak parti kararıyla olur. Parti kararı olmadan bakanlara sorulan soru, gensoruya çevrilemez.  Partinin esasları ve kararları aleyhinde, parti siyasi açıklama yapamaz ve yayında bulunamaz.  Ayrılmaların devamına engel olmak için ise, takip ve tehditler var. … ayrılanların kurmayı düşündüğü partiye Cezri Cumhuriyet veya Terakkiperver Cumhuriyet gibi bir isim vermek niyetinde olduklarından kuşkulanarak Cumhuriyetçiliği başkalarına kaptırmamak için Recep Peker’in:  “…Partimizin ismini Cumhuriyet kelimesini ilave ile, Cumhuriyet Halk Fırkası şekline koymayı teklif ediyorum.” diyor ve kabul ediliyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 7, 8) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Türkiye Devleti, halkın hâkimiyetine dayalı bir cumhuriyettir. Hürriyetperverlik yani liberalizm, halkın hâkimiyeti yani demokrasi, partinin esas mesleğidir (Siyasetidir, ideolojisidir). Teşkilatı Esasiye Kanunu (anayasa) milletten açık vekâlet almadıkça tadil edilemez (değiştirilemez).  Parti, fikir ve dini inançlara saygılıdır.   İç siyasette, devletin denetimi baki (daimi) kalmak şartıyla, idari âdemi merkeziyet esası (yerinden yönetim esası) desteklenecektir. İşçilerin yönetime katılmasına taraftarız bunu kanun ile değil, ikna ile temin edeceğiz.  Tekellerin arttırılmasının karşısındayız.”  CHF’den istifalar devam ediyor. 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 23 ile 29 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Meclis’te muhalefetin etkinliği artıyor, Başvekil İsmet Paşa çok sıkışıyor, sağlık durumunu bahane ederek İstifa ediyor yerine Fethi Okyar Bey geliyor.  Fethi Bey muhalefete yumuşak davranıyor, buna kızıyorlar. Kâzım Karabekir Paşa 25 Kasım’da Terakkiperver Partiye girmiş ve hemen Genel Başkan olmuştu.

  • (Aydın Mebusu Esat Hoca’nın İmar İskân Bakanlığını ilgilendiren bir soru önergesi, bir anda bütün hükûmet icraatını tenkide dönüyor. 5 Kasım’da İsmet konuşuyor ama ortalığı yatıştıramıyor. 6 Kasım 1924’te Dâhiliye Vekili ve aynı zamanda İmar ve İskân Bakanı Vekili olan, Recep Peker Meclis kürsüsünde köpürüyor;) 

    “-Bir takım muğlak (net olmayan, fulü) şeyler varmış gibi gösterilmek hıyanettir.” (1)

    Rauf Bey; “-İhsan Bey (İstiklâl Mahkemesi Başkanı Topçu İhsan’a hitaben) aksi ispat edilmedikçe, karşıdakini suizan (kötü zan) altında bulundurmak doğru olmaz.” diyor. (2)

    “-Gerçeği ifade etmeyen sanıktan, hâkimin şüphe etmeye hakkı vardır.” 

    Rauf Bey tenkitlerini şöyle dile getirdi;

    “-Şurayı Devlet (1860’tan beri Osmanlı’dan devam eden bir nevi Danıştay) kuruldu mu? Eşkıyalığı Kaldırma ve Köy Kanunları uygulanmış mıdır? Anadolu şimendiferine (demiryoluna) sarf edilmek üzere verilen 15 milyon liranın ne kadarı harcanmıştır? Bir gencin intiharına sebep olan kömür yolsuzluğu vardı, sonucu ne oldu? Ankara – Sivas – Samsun hattında ne kadar harcama yapılmıştır? Adana hattında neler yapıldı? Adliye, tatbikat, adaleti temin ediyor mu? Zorunlu eğitimin gücü neden azaltıldı?” 

    Recep Peker Rauf Bey’e cevap veriyor;

    “-Rauf Bey buraya çıktılar, Cumhuriyet kelimesini kullanmadılar .. Nedir ki? Sebep nedir ki bu mukaddes kelimeyi söylememişlerdir.”  

    “-Değil halifenin, sultanın, bu makamın haklarını almak eğiliminde olan herhangi bir makamın aleyhindeyim!” diyor.

    Yunus Nadi Bey 8 Kasım 1924 günü Rauf Bey’in bu sözünü tekrarlayarak;

    “-… Demek ki, bu makamın Rauf Beyce hakları vardır. İfadesi açıktır; Korunmuş hukuku vardır.”

    Bütün bu tartışmalardan sonra 11 kişi Halk Partisinden istifa etti: Rauf Orbay, Dr. Adnan Adıvar, İsmail Canbulat, Refet Bele, Erzurum Mebusu Rüşdü Paşa, Dersim Mebusu Feridun Fikri Bey, Erzurum Mebusu Sabit Bey, Sivas Mebusu Halis Turgut Bey, Erzurum Mebusu Halet ve Ziya Efendiler, Ordu Mebusu Faik Bey.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 112 ile 116 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Bu adam, yeni bir hıyanet çeşitli bulmuş!

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (1995): İstiklâl Mahkemelerinde görevler yapmış olan Topçu İhsan bir hukuk kuralı icat ediyor!

  • (1 Kasım 1924 tarihinde, Kâzım Karabekir Paşa Genelkurmay’a bir mektup yazarak, gönderdiği raporların hiç dikkate alınmamasını sebep göstererek, ordudaki görevinden istifa ediyor.  5 Kasımda Ali Fuat Cebesoy ve Refet Paşa da askerlikten istifa ediyorlar:)

    Bu durumdan şüphelenen Mustafa Kemal Paşa, ilk tedbir olarak, üzerlerinde mebuslukta bulunan bütün kumandanların bu sıfatlarından tecrit ederek sadece asker kalmasını sağlıyor. Önce Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa’nın mebusluktan istifasını sağladıktan sonra, aynı durumdaki 3.Ordu Kumandanı Cevat Paşa, Kolordu Kumandanı bulunan İzzettin, Ali Hikmet, Şükrü Naili, Fahrettin ve Cafer Tayyar Paşalara, makine başında, şu telgrafı yazdırdı;

    “1- Bana olan güven ve sevgisine dayanarak, gördüğüm lüzum üzerine, derhal mebusluktan istifalarınızı telgrafla Meclis Başkanlığına bildirmenizi teklif ediyorum.   

    2- Genelkurmay Başkanı Müşir Fevzi Paşa Hazretleri, aynı gerekçe ile teklifim üzerine istifasını vermiştir.” 

    Bu telgrafa, hemen o gece cevap veren İzzettin, Ali Hikmet, Şükrü Naili ve Fahrettin Paşalar teklifi kabul ederek, istifalarını bildirmişlerdir. Cevat ve Cafer Tayyar Paşalar, böyle yapmamışlardır. Cafer Tayyar ve ona bağlı Kolordu Kumandanı Cevat (Cevat Rifat Atilhan) Paşalar  cevaplarında; “-Bu dakikada, seçim bölgemle hiçbir görüş alışverişinde (istişarede) bulunmadan, teklifi kabul etmekliğim, millet nazarında sorumlu tutulmama sebep olabilir …. durumdan aydınlanmamı arz ve istirham eylerim efendim.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 104 ile 109 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Mustafa Kemal Paşa cevabında, Kumandanların, aynı zamanda Mebus olmalarının, ordunun disiplininde istenilen düzeyin tutturulamamasını söylüyor. Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Paşaların görevlerinden istifa ederek Meclis’e dönmeleri, Orduyu uygun olmayan bir zamanda başsız bırakmıştır vs. diyor ve cevap bekliyor.  Cafer Tayyar Paşa verdiği ikinci cevapta, Mebusluğu askerliğe tercih ettiğini belirtmiş ve Ordudan istifa etmiştir. Cevat Paşa da böyle yapmış ama Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ile görüştükten sonra Mebusluktan da istifa etmiştir. o zamanlar milletvekiline istifa et denilebiliyor. Kâzım Karabekir Paşa 1 Kasım 1924’te askerlikten istifa edip mebusluğa başlamak istiyor. Milli Savunma Bakan’ı ise yeni ordu kumandanı gelinceye kadar seni Meclis’e almam diyor. Ve İsmet Paşa da, görevi devretmeden geldiği için Kâzım Karabekir Paşa’yı haksız buluyor.