Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “-…günahı ve kusuru pek çok, basit bir vatandaşım. Yüce heyetiniz nasıl bir partinin intikam aleti değilse, … şefkat mahkemesi de olmasın. Sizden merhamet ve hoşgörü istemiyorum. Sadece adalet istiyorum.” “Çünkü bu, hem benim namusumu kurtarmaya yeter hem de memleketimin.”    

      “Hiçbir davada, kişisel selamet (esenlik, kurtuluş) ile vatanın şerefini koruma düşüncesi bu kadar kuvvetle birleşmemiştir. Medeni dünyada hiçbir vicdan bulamazsınız ki, Ağa Han’ın bir belge olan mektubunu, altına bir düşünce eklemeden gazetesinde yayınladığından dolayı, bir gazetecinin vatan haini olacağını kabul edebilsin. Dünyada bunu kim duyarsa, benim için; “İşte! Siyasi ihtiraslara kurban olmuş bir zavallı”, diyecektir. Medeniyet ailesi içinde, eşit haklarla yer almak isteyen, hürriyetperver, asil Türkiye Cumhuriyeti bu mu idi? diye soracaklardır.  İşte bunun için Reis Beyefendi Hazretleri! Yüksek mahkemenizden, sadece adalet istiyorum. Çünkü bu, hem benim namusumu kurtarmaya yeter hem de memleketimin! Reis beyefendi hazretleri! 31 Mart vakasında, 3-4 yaşında bulunan çocuklarım, birden bire, babalarının parçalandığını duydular. … yedi sekiz yaşındaki çocuklarım, bayram günlerini, babalarını ziyaret için hapishaneye gelerek geçiriyorlardı.   Geçen gün, beni bir cani gibi, evimden sürükleyip çıkarırlarken, kızım gözyaşları içinde soruyordu; “Baba”.. diyordu, “hani kanun vardı?”  rahat ve tehlikesiz yaşamasını, her devre uyarak, herkesin hoşuna gidecek yazı yazmasını ben de bilmez miyim?”  

      “Bu memlekette Cumhuriyetin dayanakları birkaç veya beş-on saygın kişi değildir. Cumhuriyet’in dayanakları hak ve adalettir, kanundur. Kimden gelirse gelsin zulümden, kim yaparsa yapsın baskıdan nefret eden hak ve adalete önem veren millettir.   Reis Beyefendi hazretleri!    Bu mahkeme heyeti İstanbul’a gelirken, Ankara İstasyonunda, İsmet Paşa’nın Başkan İhsan Bey’e, koluna girip bir kenara çekerek; “-Cahit’i mutlaka Asacaksın!” dediği rivayet olunurdu.!” 

      “-Cahit Beyefendi! Hiçbir etki, hiçbir hırs, hiçbir görüş açısı, masum olduğunuzu ilan etmekten, hâkimler heyetini men edemez.” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 100 ile 103 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Hüseyin Cahit berat etti, ama uşaklığı beceremeyen Topçu İhsan kötü duruma düştü. İsmet Paşa daha sonra İhsan Bey’i yolsuzluktan yargılatıp mahkûm ettirdi.

  • (Lütfü Fikri Bey, İstanbul Baro Başkanı, 10 Kasım 1923’de Tanin Gazetesinde yazıyor; Hilafetin kaldırılacağı veya halifenin istifa edeceği dedikodusu ortaya yayılınca, Hilafet’in elimizde bir hazine olduğunu söyleyerek, kaldırılmasına karşı çıkıyor. 11 Kasım’da da Hüseyin Cahit yazıyor;) 

    “-Hilafet elimizden giderse, beş on milyonluk Türkiye Devletinin, İslam Alemi içerisinde hiç bir önemi kalmayacağını, Avrupa siyaseti gözünde de en küçük ve kıymetsiz bir hükûmet yerine düşeceğimizi anlayabilmek için, büyük bir dirayete gerek yoktur.. … Her Türk, hilafet makamına dört elle sarılmak zorundadır.  … Millet meclisinin bu kadar kayıt altında kaldığını, hariçte verilen kararları sadece tescil makamına indirildiğini görmek cidden elim (elem verici) oluyor.” Ağa Han ve Hintli Müslümanların başlarından Emir Ali ismindeki adam da İsmet Paşa’ya gönderdikleri bir mektupla, bütün Müslümanlar adına, hilafet makamının güçlendirilmesini istiyorlardı… bu mektubu İstanbul’da Tanin, İkdam ve Tevhidi Efkâr gazeteleri yayınlayınca işler karıştı. Hükûmet harekete geçerek, Meclis’ten aldığı izinle oluşturduğu, Topçu İhsan Bey’in başkanlığındaki İstiklâl Mahkemesini derhal İstanbul’a gönderdi. Lütfü Fikri, Ahmet Cevdet, Velid Ebuzziya Beylerle, bu gazetelerin yazı işleri müdürleri tevkif edildi. Savcı Vasfi Çınar Bey, bu mektupları yorumsuz yayınlayan bu gazetecileri, Hıyaneti Vataniye kanununun 1.Maddesine göre mahkeme edilmesini istiyordu.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 97) kitabından birebir alınmıştır.

  • “…İsmet Paşanın seciyesinde (karakterinde) pek çabuk alevlenen, vehimli ve kindar bir zaaf (zayıflık) fark edilmesi, herkeste hayal kırıklığı doğurabilecek mahiyettedir.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 95) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rauf Bey; (1) “..Parti kararından bahsediyorlar. Hangi kararlar bu, bilmiyorum. Esasen henüz partinin tespit ve tayin edilmiş bir programı yoktur ki, ben o program haricinde hareket etmiş olmakla muaheze edileyim….  herkesin isteğine göre hareket etmek kabiliyetini bende görmek isteyenler , fikirlerini tashih etsinler …. Ben bunu yapamam.”   İsmet Paşa’nın Rauf Bey’e cevabı; “-… asıl fahiş hata olan, bu kadar hassas günlerde, … inkılap kuvvetlerini şu veya bu noktada tereddüde yöneltmektir. (2)

    İsmet Paşa devam ediyor; “-Halifeyi ziyaret etmek, halifeyi tanımak, ona paye vermek ve hilafeti bir mesele haline getirmek demektir. Tarihin herhangi bir devrinde, bir halife, zihninden bu memleketin mukadderatına karışmak arzusunu geçirirse, biz o kafayı, behemehâl (mutlaka) koparacağız!”

    (İsmet Paşa, kısa bir süre önce Meclis’in seçimi ile Halife olmuş Abdülmecit’in kafasına gönderme yapıyor. ve devam ediyor;) 

    “Ulaşmak istediğimiz sonuç; kuvvetli hükûmet yapmaktır. … bu millet istibdat (baskı) altında bulunduğu için, hürriyetin ne olduğunu gereği gibi idrak edememiştir. Şimdi meydanı tamamen boş bırakacağız, söyleyecekler, yazacaklar ve nihayet kendileri de anlayacaklar ki siyasi hürriyet, fikir ve matbuat hürriyeti bu değildir.” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 92, 93) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): İstiklâl mahkemelerinin acımasız hâkimi ve sonradan da yolsuzluktan yargılanmış adam olan Topçu İhsan, İsmet Paşa’nın dolduruşu ile parti gurubunda Rauf Bey’i eleştiriyor. Cumhuriyet hakkındaki eleştirel sözlerinden dolayı ona sitem ediyor. Rauf Bey, Cumhuriyet hakkındaki olumlu eleştirisini savunuyor. İlginçtir, BMM’nin ilk kurulduğun zaman Mustafa Kemal’in, Türkiye Hükümeti’nin şekli nedir? Diyenlere, BMM Hükümetidir, çünkü biz bize benzeriz, bize mahsus bir idaredir demişti.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz şu hassas günler ta o zamandan geliyor demek ki!   

  • Aynı günler, Kâzım Karabekir İstanbul’da 1. Ordu Müfettişi, şöyle diyor;

    “Şahsi ve zümrevi saltanatlar, milletlerin daima felaketine bais olmuştur. Cumhuriyet şeklini milletimiz için iyi bulurum… ancak savaştan çıktığımız günden beri kurtuluşa doğru bir değişiklik görmedim.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 80) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Hüseyin Cahit;) “O zamanlarda İngiltere Başbakanı Lord Gurzon, Lordlar Kamarasında verdiği bir nutukta; Boğazlardan yalnız tüccar gemilerinin geçmesi hakkını elde edebilmek ümit ettiği halde, harp gemilerine de boğazları açık tutmayı başardığını söylemiştir.  

    İsmet Paşa .. parti görüşmelerinde, önce Lord Gurzon’un bu beyanatını duydum, fakat aslı elime geçmedi diye başlıyor. Sonra da, ‘İngiliz Başbakanı aldandım diyecek değil ya!’ diyor. 

    (Hüseyin Cahit Yalçın devlet işlerinde şeffaflık istiyor:)

    “…Memleketin hayatıyla bu kadar ilgili olan konuları da o kadar el ucu ile tutuyoruz ki, varlıklarına yine ancak ecnebi kaynaklardan bir haber sızarsa vakıf oluyoruz. Böyle karanlıkta yürüyüşün sonu hayır olmaz.” 

    (Kısa bir zaman sonra, Terakkiperver Fırkanın kapanışını, “Baskın” kelimesi ile verdiği için İstiklâl mahkemesinde yargılandı müebbet olarak Çorum’a sürüldü:)

    Ondan sonra da bütün eski düşmanlarıyla barışıp, Halk partisi safına katılarak, İstanbul mebusu olmuştu.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 70 ile 73 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): “1874 Yılında Balıkesir’de doğan Hüseyin Cahit’in çok kavgacı kişiliği var. Hırslı, …. okumayı seviyor, çok istediği 17 ciltlik Larousse Ansiklopedisinin karşılığını ödeyebilmek için 3500 sayfa polis romanı çevirmeye razı oluyor. Düz yazının gelişmesine en büyük katkıda bulunanlardan birisi oluyor. Dilin gelişmesine katkıda bulunmakla birlikte, sadeleşmesine karşı çıkıyor.” Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler II – Sf. 627

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Hüseyin Cahit gazeteci, aydın adam, İstiklâl Mahkemesi heyetine en ağır sözleri söylemiş bir insan. Bu mahkemede hâkim olmaktansa sanık olmak daha şerefli bir şeydir diyen adam. Ama zor karşısında o da boyun eğiyor. Hüseyin Cahit Bey, mahkûmiyet yeri olan Çorum’a gitmeden önce, mahkeme heyetini ziyaretle, hakkındaki karardan dolayı şükranlarını sunuyor. Hatta Çankaya’ya giderek ziyaretçi defterini de imzalayarak affı şahaneye mazhar olmuş bulunuyordu.

  • 30 Ekim 1923 Tanin Gazetesi; “Yaşasın Cumhuriyet! … Cumhuriyet’in sahiden yaşamasını istiyorsak şunu bilmeliyiz ki, cumhuriyet, alkışlarla, dualarla, şenliklerle yaşamaz. Cumhuriyet ancak iyi idare ile ona lâyık olmakla yaşar. Cumhuriyet bir tılsım değildir, Ali Fethi Bey, Bundan sonra hükûmet olabilir, iş görebilir, demiş. Bu çok basit, çok ilkel ve çocukça bir muhakemedir. Bundan önce de hükümetimiz vardı… İdare başında adamlarımız yoktu onun için de iş görülemiyordu. Cumhuriyet bize idare şekli değişikliği ile beraber zihniyet değişikliği de getiriyor mu? Bakanlar Kuruluna girecek kişilere bir devlet adamı kafası hediye ediyor mu? İşte meselenin ruhu bundadır.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 80, 81) kitabından birebir alınmıştır.

  • “:..Bazılarının, güçlü hükümetten amaçlarının kaba kuvvet ve yumrukla iş gören bir hükûmet olduğunu hayretle işittim….. Artık bu gibi cüretlere ve denemelere zemin kalmaması icap eder.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Hüseyin Cahit Lozan’a, gazetesi Tanin için haber almaya gitmiş ve baştan sona kadar o görüşmeleri izlemiş. Dr. Rıza Nur ile araları iyi olmadığından olsa gerek, önceleri pek takdir ettiği İsmet Paşa’yı, Rıza Nur’un etkisiyle hatalar yapmakla suçlamaya başlıyor.   Rıza Nur Bey ise, Hüseyin Cahit’in Heyet ile görüşmesini yasaklıyor. Hüseyin Cahit Tanin’de yazdığı yazısında bu davranışı kınıyor. Görüşmeler bitinceye kadar yazmayacağını ama sonra yazacağını belirtiyor. Yazıyor:)

    Barıştan sonra susmayacağı sözünü unutmadı. Hem de Lozan Konferansı’nda gözüne ilişen birbirinden büyük hataları değil, İsmet Paşanın, askerlikten başka hiçbir şeye aklı ermediği ve özellikle idari işlerdeki becerisizlikleri, liyakatsizlikleri dolayısıyla katiyen Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık yapamayacak durumda olduğu hakkındaki kanaatlerini durmadan açıklayıp ….

    (İsmet Paşa da Hüseyin Cahit’in bu saldırılarının sebebini şöyle açıklıyor; O gazeteci olarak Heyeti Murahhasa’dan yevmiye (gündelik para) istemiş, alamamış. Lozan’da tahsilde bulunan yeğenine devlet hesabına tahsilde bulunmasının devamını istemiş, olmadığı için bu muhalefeti yapıyor diyor.)

    Cahit Bey bu sebeplerin katiyen varit olmadığını ispat ile hücumlarına devam etti.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 65 ile 69 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mebuslar Lozan’a …, her türlü vasıflara sahip olduklarına kanaat getirdikleri üç isim üzerinde durdular. Rauf (Orbay), Yusuf Kemal (Tengirşek) ve Dr. Rıza Nur Beyler. Mustafa Kemal Paşa ise kimseye beli etmemekle beraber, farklı düşüncede idi; Her halde, harbi başarı ile yaptığı gibi, sulhu da en iyi yapabilecek askerdir, düşüncesi ile olmalı, İsmet veya Fevzi Paşaları bu işe uygun görüyor. Mustafa Kemal Paşa Dışişleri bakanı Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey’e soruyor;

    “-İsmet Paşa gidemez mi?” Belliydi ki, Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’yı kulaklarının ağır işitmesini ve İngilizce, Fransızca gibi dilleri layıkıyla bilmemesini büyük bir mahzur sayarak, böyle önemli bir göreve gönderilmemesi için en yakınlarının ikazlarına rağmen, Lozan’a göndermek kararından vazgeçmemiştir. Yusuf Kemal Bey;

    “-Gider, Paşa’m!” diyor.

    “Yapabilir mi dersin bu işi?”  “-Yapar!” 

    Mustafa Kemal Bursa’ya gidip İsmet ile konuşuyor ve Yusuf Kemal Bey’e telgraf yazıyor; “Sen Dışişleri Bakanlığında ısrar edersen, ben Heyeti Murahhasa (Özel Heyete) reisliğine İsmet Paşayı uygun görüyorum, onu aynı zamanda Dışişleri Bakanlığına getirmek istiyorum. Sen de Dışişleri Bakanlığına seçilmesi için çalış.”   

    Mustafa Kemal Paşa, İsmet’e Bursa’da ilk defa bir emrivaki halinde, kendisinin Dışişleri Bakanı olacağını ve Heyeti Murahhasa Başkanı sıfatıyla da Lozan’a gideceğini haber verdiği zaman, İsmet Paşa şaşırmış;

    “-Aman Paşa’m! Nasıl olur? Ben askerim, bu işi nasıl yaparım?” Diye tereddüt ve itiraz eder görünmüş ve ancak Mustafa Kemal Paşa’nın ısrarı üzerine çar-naçar kabul etmek zorunda kalmıştı.  İsmet Paşa’nın bu şekilde, Başbakan Rauf Bey’in haberi olmadan yapılmış kombinasyonlarla Lozan’a gönderilişini, Rauf Bey’le İsmet Paşa arasındaki soğukluğun başlangıcı sayanlar vardı. 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 44 ile 49 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): İsmet Paşa, Lozan’dan dönüyor, Mustafa Kemal’de bu sıkıntılı dönemde Ordu’yu teftiş ediyor, dönüşte 18.02.1923’te İsmet Paşa ile Eskişehir’den Ankara’ya birlikte dönüyorlar. İsmet Paşa, Lozan ile ilgili olarak, önce Bakanlar Kurulu veya Meclis’e değil de Mustafa Kemal’e bilgi veriyor.

  • (Meclis’te Teşkilatı Esasiye Kanunu, BMM’nin hazırladığı, Kanunu Esasi’den ve 1921’deki Teşikilatı Esasiye’den sonraki 1924 anayasası:)

    … için çalışmalar başlıyor. Kanunun 2. Fırkası Saltanat ve Hilafetin kaldırılması açısından bir anlam taşıyınca Meclis’teki muhalefet kımıldıyor. Kâzım Karabekir Paşa bir şifre ile Mustafa Kemal Paşa’dan Kanunu Esasinin değiştirilmesi işini, çok geniş kapsamlı bir olağanüstü meclise bırakalım diyor. Ve bu anayasa değişikliği konusunda Mustafa Kemal Paşa’nın tarafsız kalmasını istiyor. Kâzım Paşa bir dahaki mecliste bir Ayan olsun istiyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 20 ile 25 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Karabekir, Senato gibi, ileri gelenlerden, bilim adamlarından oluşmuş ve atamayla oluşan Meclisi olsun ve bu meclise mesleklerinde sivrilmiş insanları seçelim diyor.

  • (Rauf Orbay Bey Kasım 1921’de BMM’nde yaptığı konuşmada Malta günlerini anlatıyor;)

    “-Bu saldırıya cüret eden düşman, bize ne esir nede mevkuf (tevkif edilmiş, tutuklu) muamelesi yapmaya cesaret edemedi.”

    “Esir bulunduğumuz yirmi ay içinde herhangi birimizin izzeti nefsini rencide edecek her türlü girişimlerden çekindi... İstanbul’da tevkif edildiğimiz gün İngiltere Filosu Kumandanı yayınladığı bir bildiride, o zamana kadar olan ve ileride oluşacak olan vakalara karşı bizleri rehin olarak aldığını ilan etti.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 5 ile 19 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Rauf Bey iki gün sonra Nafıa (yararlı işler, bayındırlık) Vekili oldu, 20 gün sonra 8 Ocak 1922’de istifa etti. Ocak 1922’de Meclis’te askeri konuların, ordunun sevk ve idaresinin, Başkumandanın durumunun tartışıldığı günlerdeydi. Refet Bey Bakanlar Kurulu Başkan Vekili olmasına rağmen, eleştirilere çanak tutuyor, hatta o da Başkumandanlığı eleştiriyor. Tabii ki görevden alınıyor istifa ettiriliyor, onunla beraber, Rauf, Kara Vasıf ve gurup idare amiri Hayrettin Beyler de istifa ediyorlar, adeta istifa ettiriliyorlar.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Malta’daki önemli esirlerimizin İngiltere tarafından 1921 Ekim’inde serbest bırakılması ilginç. Esir değişimi olarak söz edilmiş ama pek akla yakın değil. Bekirağa Bölüğü ve Malta sürgünlerinin büyük bir kısmı, Ermeni ve Rum tehcirlerinde görev yapıp da bu nakil olayının katliamlara dönüşmesini sağlayan veya göz yuman, görevini aksatan, sivil ve asker görevliler. Bunların büyük bir kısmı Nemrut Mustafa Divanı’nda yargılanıp haklarında arama emri bulunanlar. Bu çok önemli ve ilginç bir bilgi.

  • “- Bekir Sami Bey, (1) .. bu sözleşmelerin içeriğinin memleketin yararına uygun olduğu inancını belirterek, bunu Meclis’te bile savunmak ve kanıtlayabileceğini iddia ediyordu…. Görüşlerinin Meclis’in onayına mazhar olamayacağından başka, Dışişleri Bakanlığı’ndan düşürüleceği kesindi. Fakat Meclis’i, siyasi sorunların tartışma ve görüşmelerine boğmayı o günlerin koşullarına uygun görmediğimden Bekir Sami Bey’e isabetsizliğini bizzat söyleyerek, Dışişleri Bakanlığından çekilmesini teklif ettim. Beki Sami Bey bu teklifimi kabul edip istifa etti.” 

    (Bekir Sami Bey yine rahat durmuyor, tekrar Avrupa’ya gönderiliyor. 12 Ağustos 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı bir telgrafında “Millet ve tarih önünde sorumluluktan kurtulamayız.” diyor. Yurda dönüşünde Mustafa Kemal’e bir rapor sunuyor😉

    “-Savaşın devamı, bu memleketi, milletin varlığını tehlikeye koyacak kadar tahrip ve imha edeceği ve bütün katlanılan fedakârlıkların boşuna gitmiş olacağı kanaatindeyim.   İfrat (aşırılık) ve tefritten (ayrılıkçılıktan) sakınarak, bugünkü faydayı, geleceğin gerçek yararlarına feda etmeyerek … geçici olarak fedakârlığı bile kabul etmek sayesinde, dünya tarihinde layemut (ölümsüz) bir ad kazanmak … zatı Fehimeleri için mümkündür.”   Mustafa Kemal Paşa ise; “-Bekir Sami Bey’in ileri sürdüğü bu fikirler ve muhakeme biçimi, bana, artık kendisiyle görüşme ve tartışmayı bile gereksiz ve yararsız telakki ettirmişti.”  Bekir Sami Bey’de, küskün bir vaziyette bir kenara çekilerek, susmuştu.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar I – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1995 – Sf. 93 ile 97 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Bekir Sami Bey; BMM kurulup da Dışişleri Bakanı oluncaya kadar, mücadelenin içinde olmuş bir insan. Barıştan yana olan, savaşın tahribatından kaçınmayı düşünen akıllı bir adam. 2. İnönü Savaşından sonra Mustafa Kemal, Bekir Sami Bey’i bir heyet başında Londra’ya gönderdi. Bekir Sami Bey, Londra, Paris ve Roma’da görüşmeler yaptı, hatta bazı sözleşmeler yaptı. İngiltere ile yaptığı sözleşeme göre karşılıklı esir değişimi var, Fransızlarla yapılan sözleşmede, Elazığ, Diyarbakır ve Sivas Vilâyetlerinde bazı ekonomik ayrıcalıklar, İtalyanlarla, İzmir ve Trakya’nın bize bırakılmasında, konferans nezdinde terviş etmeleri (yaygınlaştırmaları) bunun karşılığında ise Konya ve Ege’de bazı iktisadi ayrıcalıklar veriyor.  Bu sözleşmeleri Mustafa Kemal’de Hükûmet de kabul etmedi. Mustafa Kemal Paşa, Meclis’te bu sözleşmeleri savunmak isteyen Dışişleri Bakanı Bekir Sami’yi böyle susturuyor!

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Bekir Sami, Çerkez milliyetçisi, akıllı ve doğru düşünen bir insan

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): 1876 yılında açılan Meclisi Mebusan’ın da reisliğini yapmış olan Erzurum Mebusu Celalettin Arif Bey, değerli insan ve büyük demokrat Hüseyin Avni Ulaş Bey ile izinli olarak Erzurum’a gidiyor. Celalettin Arif Bey Erzurum’a varır varmaz, Ağustos 1921’de askeri usulsüzlükler ve yolsuzluklardan dem vuruyor. Erkânıharp Miralay yani Kurmay Albay Kâzım (Dirik) Bey’in hemen Valilik görevinden alınmasını istiyor. Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa cephede ve Ermeni savaşı başlıyor. Celalettin Arif Bey, Mustafa Kemal’den kendisini Erzurum ve Şark Vilâyetleri Genel Valisi yapmasını istiyor. Karabekir Paşa, Kâzım’ın aklanması için olsa gerek, önce bu fikri uygun buluyor, ancak daha sonra bundan şüpheleniyor ve Mustafa Kemal’i uyarıyor. Celalettin Arif Bey hem Meclis Başkan Vekili hem de Adalet Bakanı iken hem de kendiliğinden Genel Vali oluyor ayrıca Mustafa Kemal’den Hüseyin Avni’yi de Erzurum valisi yapmasını istiyor. Mustafa Kemal bu teklifi reddediyor, Karabekir Paşa cepheden gelip bu sorunu halledip gidiyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar I – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1995 – Sf. 88 ile 92 arası) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • (Mustafa Kemal Paşa, Refet Paşa’nın askeri idaresinden memnun değil, çünkü Refet Bey 1921 yılı Nisan ayındaki Yunan saldırısı sırasında İslahanlar mevkiindeki muharebeden başarısız çıkıyor. Mustafa Kemal Paşa, Refet’i kendisi, Fevzi Paşa ve İsmet Bey denetliyorlar. Sonuçta Mustafa Kemal onu Ankara’ya çağırıyor ve görüşüyor:)      

    “Seni Milli Savunma Bakanı yapayım!” diyor. O ise Genelkurmay Başkanlığını istiyor. İsmet’i Batı Cephesine verip beni oraya alın demeye getiriyor. Mustafa Kemal Refet’e “Sen Türk ordusuna Başkumandanlık yapacak adam değilsin!” diyor. Refet küsüp, Kastamonu Ecevit’e gidiyor, sonra geri dönüyor, Milli Savunma Bakanı oluyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar I – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1995 – Sf. 80 ile 82 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mustafa Kemal Paşa bu dargınlığı şöyle anlatıyor; “Gedos (Gediz olmalı) Muharebesinden ve onun can sıkıcı maddi ve manevi sonuçlarından sonra Fuat Paşa’nın cephe üzerindeki kumandanlık etki ve nüfuzu sarsılmış gibi gözüküyordu. (1)

    Kendisini kumandadan çekmeyi zaruri addetmeye başladım. Tam bu sırada Ali Fuat Paşa Ankara’ya gelip görüşmek hususunu 5 Teşrinisani (Ekim) 1920 de telgraf ile bildirdi.  Ali Fuat Paşa’nın aleyhindeki dedikodu ve Kuvveyi Seyyarenin ordu disiplini üzerindeki kötü etkisi … artık Ali Fuat Paşa’nın Garp Cephesine kumanda edemeyeceğine kani olmuştum.” (2)

    Ali Fuat Paşa anlatıyor; 

    “-1920 Kasım ayı başlarında Garp Cephesinde tam bir sükûnet vardı. … Ruslar … Silah, cephane ve para göndermeye başlamışlardı. İtalya’dan da cephane geliyordu. İstanbul’da Hükümet’in değişmesi üzerine, İstanbullu hemşerilerimizden de yardım göreceğimiz tabii idi. .. Fakat yine hükümetten (Ankara hükümeti) yeterli derecede yardım göremiyorduk.

    (Ali Fuat Paşa, Maliye Bakanlığı’nın nakliyeye ait ödenekleri göndermediğini, bu ödenek sorununu bir türlü çözemediğini söylüyor. Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı tezkerenin meali şudur diyor;)  

    “-Memleket savunması ile ilgili ricalarımın bu kere de kabul olunmadığı takdirde, bu çok önemli ve nazik zamanda ve bilinen ağır şartlar altında sorumluluğu üzerime almakta devam edemeyeceğimi ve bu sebeple kumandanlıktan affım ricasında bulunacağımı ekledim. Aynı gün Mustafa Kemal Paşa’dan cevap aldım. Endişeye düşmenin doğru olmadığını, istenilen paranın derhal gönderileceğini bildiriyordu. Ertesi günü yani 19 Kasım da Mustafa Kemal Paşa’dan gelen başka bir telgrafta Ankara’ya çağrılmıştım. 21 Kasım sabahı Ankara’da mutantan (tantanalı) bir törenle karşılandım. Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Bakanların çoğu ve bir hayli de Mebus arkadaşlarım karşılamaya gelmişlerdi. Merasim kıtasını teftiş ettikten sonra Mustafa Kemal Paşa;

    “-Paşam müsaade edersen biraz özel görüşmek istiyorum.” dedi ve beni Ankara’ya getiren vagona girdik. (Karşılayıcılar ve tören kıtası oldukları yerde bekliyorlar.) Paşa birkaç dakika içerisinde kendisine has nezaketi ile hal ve hatırımı sordu. Ve Bekir Sami Bey’in Moskova’da başarılı olamadığını, milli inkılabın en tanınmış kişisi olarak benim gitmemin uygun olacağını söyledi. Eğer ben BMM Reisi ve Hükûmetinde tabii reisi olmasaydım bu görevi memnuniyetle kabul ederdim, rica ederim bakanlar Kurulunun vereceği görevi kabul et! Dedi. Ankara’ya çağrılmadan önce benimle ilgili  Bakanlar tarafından fazla iğzab edilerek istifaya kadar mecbur edilişim, Ankara’ya vardıktan sonra istasyonda yapılan karşılamanın olağanüstülüğü ve garipliği, Moskova Büyükelçiliğine atfedilmek istenen önemin derecesi … Mustafa Kemal Paşa’nın bana memleket dışında bir görev vermek gibi bir arzusu olduğunu anlamıştım.

    Mustafa Kemal Paşa’nın halinden ve etrafındakilerin bakışlarından bana karşı bir gayri tabiilik mevcut olduğunu hissetmemiş değildim. 

    “-Müsterih olunuz (rahat olunuz) Paşa’m! .. Kısa zamanda sizi ikametgâhınızda ziyaret edeceğim.”

    Paşa’nın yüzü mütereddit (tereddüt eden) bir hal almıştı. O günlerde Ankara muhitinde bir güvensizlik ve emniyetsizlik arız olduğunu, kişisel idare zihniyeti ve düşüncesinin hâkim olmaya başladığını işitmiş ve fakat inanmak istememiştim.    

    Bu duruma şüphesiz her çeşitten birçok kimselerin birden bire Ankara’da toplanması sebep olmuştu. Bazı kişilerde uyanan ihtiras elbette yeni idareyi kişisel bir idare zihniyetine çekecekti. Yeni idareden bir şeyler beklemeyenlerin de, bozgunculuk çıkarmaları mümkündü. Mustafa Kemal Paşa’nın da yeni idareyi, Ankara muhitinin o günkü zihniyetiyle yürütmek zorunluluğunda kaldığı anlaşılıyordu.” (3)

    “Meclis çevresi ile temas ettiğim zaman, bilmediğim bazı olayları öğrenmiş oldum. Kasım ayında 5-6 Mebus birleşerek Melis’e bir önerge vermişler, bu soru önergesinde Meclis’in onayı alınmadan niçin Ermenistan hareketine başlandığı ve Moskova’ya bir Büyükelçi tayin olunmasının sebepleri soruluyordu. Soru önergesine Dışişleri Bakanı Vekili Muhtar Bey cevap verirken, isim söylemeksizin bir büyükelçinin Moskova’ya tayin edildiğini bildirmiş.   Bana bilgi verilmeden, daha kasım ayının başında Moskova Büyükelçiliğine tayin edildiğimi fakat tayin keyfiyetinin benden ve Mebuslardan gizlendiğini anladım. … Bu garip gizleme olayının düğümünü ancak iki yıl sonra çözebilmiştim.  1922’de Moskova’dan döndüğüm zaman, Ali Rıza Paşa kabinesinin Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa, Ankara Mebusu olarak Mecliste idi. (4)

    Bir gün, Ahmet İzzet Paşa’nın (Osmanlının son dönem sadrazamlarından) yakınlarından Birinci Ferik Halepli Zeki Paşa beni aydınlatmıştı. Israrım üzerine Zeki Paşa da Ahmet İzzet Paşa’nın kendisine söylediklerini aşağıdaki şekilde anlatmıştı; “Sadrazam Tevfik Paşa bana (yani Ahmet İzzet Paşa’ya) Dâhiliye Bakanlığını teklif ettiği zaman; .. kabul ederseniz, bazı şartlar altında Ankara ile temasa girişebilirsiniz. Bunlar arasında Padişahla İngilizlerin Ali Fuat Paşa’nın Garp Cephesi Kumandanlığından alınarak, Ankara’dan daha uzak bir yere gönderilmesini de şart koştuklarını Tevfik Paşa sözlerine ilave etmişti. … İngilizler yeni yeni tavizler vererek, bizimle barış yapmak istiyorlardı.”   

    Ali Fuat Paşa’yı Mustafa Kemal Paşa’dan ayırabilecek olurlarsa, Fevzi Paşa ve İsmet Bey gibi ılımlı kumandanlarla, Mustafa Kemal Paşa’nın fazla mukavemet edemeyeceğini sanıyor ve bu sebeple anlaşmanın daha kolay olacağı fikrini taşıyorlar. Ben de (Ahmet İzzet Paşa) Ali Fuat Paşa’nın iş başından uzaklaştırılmasını Ankara ile İstanbul’un daha kolay anlaşabilmesi bakımından zaruri görmüştüm.” (5)

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar I – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1995 – Sf. 72 ile 78 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Oysa Çerkez Ethem Beyin birlikleri ile Gediz’de büyük bir Yunan saldırısı göğüslenmişti. Ali Fuat’ın görevden alınmasını İngiltere’nin istediğine dair belgeler var.

    BAKKAL’IN NOTU (2) (1995): Ali Fuat Paşa, hatıralarında Ankara’ya gelişinin bir ay sonra olduğunu 21 Kasım olduğunu söylüyor. Demek ki, Gazi, çocukluk ve okul arkadaşı Fuat Paşa’yı, Ethem’i tepelemek için oradan çekmiş.

    BAKKAL’IN NOTU (3) (1995): Bu arada Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Refet ve Rauf Beyler ile birlikte Ali Fuat Cebesoy bir araya geliyorlar ve Ali Fuat Paşa bu görevi kabul ettiğini söylüyor.  Aslında Kemal Paşa,  Ali Fuat Paşa için bu planı çok önceden yapmış. 

    BAKKAL’IN YORUMU (4) (1995): Ali Fuat Paşa, Cemal Paşa ile konuşuyor ve ona Ekim 19192da kendisinin neden Garp Cephesi Kumandanlığına görevlendirilmediğini soruyor, Cemal Paşa’nın anlattıkları çok ilginç; “Vahdettin, Ali Rıza Paşa’ya Sadareti verirken, Anadolu ile anlaşmasını ve bu anlaşmanın  da… Ali Fuat Paşa’nın tekrar kumanda başına getirilmemesini, Mustafa Kemal Paşa’dan daima ayrı tutulmasını, hem kendisinin (Vahdettin’in) hem de İngilizlerin istediğini, Ali Rıza Paşa Padişah buyruğu olarak bana bildirdi.” diyor. Cemal Paşa İngiliz Kumandanlığının bu talebi , bizzat kendisine de sık sık tekrarladığını söylüyor. Ve o olayda Cemal Paşa, Ali Fuat’ın Salihli’ye giderek İzmir cephesi kumandanlığını üzerine almasına engel olmak için ona, “Ankara’daki Kumandanlık makamına dönünüz” emrini veriyor. 

    BAKKAL’IN YORUMU (5) (1995): Kemal Paşa: Ahmet İzzet Paşa, Salih Paşa ile birlikte Bilecik’te Mustafa Kemal ile görüşmeye gelmeden önce, Ali Fuat Paşa’nın uzaklaştırılmasını ön şart olarak öne sürdüm diyor. Çerkez Ethem Bey’in Hatıralarında ise bu İngiliz talebini Ali Fuat Paşa’ya söyledim diyor. Asıl sebep, büyük bir güç olarak parlayan ve komünist bir askeri teşkilatlanması olan Çerkez Ethem’in ortadan kaldırılması için, onunla birlikte kumandanlık yapan Ali Fuat Paşa’yı Ethem’den ayırmaktır. Bu konuda da İngilizler işleri kolaylaştırıyorlar. Ethem Bey’i ortadan kaldırdıklarında Yunan birlikleri ile İsmet Paşa’nın birlikleri arasında, yani iki ateş arasında bırakıyorlar. Bunu Ali Fuat Paşa’ya yaptıramazlardı.

  • Nurettin Paşa TBMM’nin açılışından iki ay sonra Ankara’ya gelmiş, bir görev almadan önce, Mustafa Kemal Paşa’nın esas amaç ve düşünceleri hakkında bilgi edinmek istemişti.  Nurettin Paşa o günün şartlarında İngiltere gibi bir devletle başa çıkılamayacağını ileri sürüyor. Mustafa Kemal ile hayli münakaşaları oluyor, sonuçta uzlaşıyor.  Nurettin Paşa’nın Konya Valisi ve Konya ve Konya Havalisi Kumandanı sıfatıyla tayini uygun görülüyor. Bu tayin işlemleri yapılırken, Nurettin Paşa bu görevi kabul etmek için; “Önemli sorunlarda karar verilirken hükümetin, kendisinin düşünce ve onayını da alması ..” gibi şartlar ileri sürmesi üzerine bu tayinden vazgeçildi. Bunun üzerine Nurettin Paşa da Mustafa Kemal’e şu mektubu yazdı;

    “-Efendim Hazretleri! Tayin edilmiş olduğum Kumandanlık ve Vilâyetten, sureti infisalimi (ayrılma şeklimi) ve azil keyfiyetinin (görevden alma niteliğinin) tebliğ (bildirim) tarzını hakaret telakki ettim (anladım). Bir devlet ileri geleni tarafından bildirilen vatani bir fikir ve görüşün tartışılmasına değil hatta istimaına (dinlenilmesine) bile rağbet ve tenezzül edilmemesini (alçalmamasını) ve ilgili BMM’nin ve Bakanlar Kurulu’nun oylarını almaya kadar bile intizar (bekleme) ve tahammül edilmeyerek veyahut belki de buna gerek görülmeyerek, iki veya üç kişi gibi sınırlı sayıda üyenin fikir ve arzularıyla bu yolda işlemler yapılmasında beis (sakınca) görülmemesini ve binaenalazalik (bunun üzerine, bundan dolayı) memleketin, eğer yanılmıyorsam bu zihniyetle sevk ve idaresini millet ve vatan için tehlikeyi mucip (tehlike icap ettirici) görmekte bulunduğumun arzına müsaadelerinizi rica ederim.  Memleketim olan Bursa’da ikâmet etmek üzere ilk tren ile Ankara’dan ayrılacağımı … arz eylerim.”  

    (Mustafa Kemal Paşa cevabi yazısında, görev resmen size verilmemişti, ne tayininiz ne de infisaliniz vaki değildir (ayrılmanız söz konusu değildir, diyor:)   

    Bir süre sonra tekrar göreve davet ediliyor. Nurettin Paşa, Büyük Taarruza 1. Ordu Kumandanı olarak katılmıştır.  .. Ancak, zaferden sonra da yine bazı anlaşmazlıklar yüzünden görevinden çekilen Nurettin Paşa, bunu takiben muhalif bir durum alıyor. 1923 seçimlerinde bağımsız olarak adaylığını koymuş, fakat bir takım nedenlerle kazanamayarak inzivaya çekilmiş (köşesine çekilmiş) ve sonuna kadar da dargın kalmıştır.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar I – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1995 – Sf. 60 ile 63 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995); Kitaptan yorum katmadan çıkarttığım özet; 25 Kânunusani 1919 yer Sivas, Fevzi Paşa Kâzım Karabekir Paşa’ya; “-Mustafa Kemal ve Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’lar muhteris (hırslı) ve menfaat düşkünüdürler. Şunu iyi bil ki Mustafa Kemal eğer reis olursa ilk işi seni imha olacaktır. İsmet Bey’de bu görüştedir. Muhalefet etme, Mustafa Kemal’i derdest İstanbul’a götüreyim.” diyor. Kâzım Paşa ise Fevzi Paşa’yı Anadolu’ya geçmeye ikna etmek için çalışıyor. Kâzım Karabekir’in İstiklâl Harbimiz adlı eserinden; 26 Kasım 1919’da Sivas’ta Fevzi Paşa, Mustafa Kemal Paşa’yı tutmaklığımın (desteklememin), ileride kötü nam (ün) alacağını anlattı. Söylediği iki şey şudur: 1- Tek dayanağı sen olan Mustafa Kemal Paşa, muhteris (hırslı) ve menfaat düşkünüdür. Amacı, hükûmet şeklini değiştirmek, diktatör olmaktır. Ahlakça herkesçe kötü tanınan bu zatın, milletin başına belalar getireceğini seni seven bütün arkadaşlarımız ve ben yakından biliyoruz. Ali Fuat Paşa’da muhterisin biridir. En çok güvendiğin İsmet (İnönü) de aynı fikirdedir ve benim gibi o da seni ikaz etmek fikrindedir. .. Mustafa Kemal Paşa hepinizi atlatır, sürükler, bir şeyden haberiniz olmaz. O, milli kararı, sizin meşru emelinizi değil, kişisel hırsını düşünür.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar I – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1995 – Sf. 8, 9) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sakarya Savaşından sonra, İsmet ve Ali İhsan Paşa arasında geçimsizlikler baş gösteriyor.  Ali İhsan Paşa, Malta’dan kaçarak 5 Teşrinievvel 1921 günü Ankara’ya geliyor. Garp Cephesinde 1. Ordu Kumandanlığına tayin oluyor. Paşa, İsmet’ten iki sınıf eski, İsmet Paşa, .. Ali İhsan Paşa’yı verdiği emirlere itaat etmediğinden ve astları, üstlerine karşı tahrik ettiğinden İstiklâl Mahkemesine vererek.. cezalandırılmasını istedi.    … Başkumandan, Ali İhsan Paşa’yı kumandadan çekerek yerine Nurettin Paşa’yı tayin etmiş. Mahkeme cepheye giderek yerinde inceleme yapıyor. Yaptığımız tahkikat (araştırma), itiraf etmeliyim ki Ali İhsan Paşa’nın lehine çıkıyordu. 

    (İsmet Paşa, mahkeme heyetine Ali İhsan Sabis Paşa hakkında kalın bir dosya sunuyor:)

    “-Didine didine mükemmel bir ordu yaptık. Neden sonra davaya katılmış olan Paşa Hazretlerine, buyurunuz başına geçiniz dedik. Teslim ettik. Şimdi o bizi yere vurmak istiyor. Buna izin veremeyiz. …. vermemelisiniz!”  

    Verdiği dosyayı, baştan aşağı, kılı kırk yararak tetkik ettik. … itham sebebi olacak hiçbir noktaya rastlanmadı. Dosyanın iadesine karar verdik.

    Bilahare (daha sonra) Ali İhsan Paşa’nın, Bornova’da Galip Paşa Divanı Harbine verildiğini ve tekaüde (emekliye) sevk edildiğini işittik.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 110) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): İsmet Paşa da davaya çok sonra, biraz da mecburiyetten katılmıştı. Çünkü o sıralar Meclis’teki muhalif gurup Ali İhsan Paşa’yı destekliyor ve şiddetle sahip çıkıyordu.

    BAKKAL’IN NOTU (2014): Ali İhsan Paşa’nın hatıralarının notları da var, III. cildi hariç.

  • (Miralay Kasap Osman, milli mücadelenin Kuvayı Milliyecilerinden, sert, haşin, muhalif bir adam. Suçu da sağda solda devlet büyükleri hakkında konuşmak. 1921’de düzenli ordu dönemine geçildiğinde kızağa alınınca canı sıkılıyor ve konuşmaya başlıyor:)

    Kendisi benim ve İhsan Bey’in kişisel arkadaşımız olduğu için, Ankara’ya her gelişinde bizi ziyaret eder;

    “-İnkılap bitmedi daha yapacağımız çok şeyler var!” diye dertlerini ve düşüncelerini söylerdi. Bir gün dayanamadım:

    “-Yahu Osman Bey hangi inkılap bitmedi ve bitmek için ne yapmalı?”  dediğim zaman;

    “-Bitmedi; çünkü daha sen de sağsın ben de! Henüz birbirimiz asmaya sıra gelmedi!” demesi bizi hayrete düşürmüştü.   .. Yaptığı hizmetlerden sonra bir kenara atılmış olmasından dolayı üzüntü ve şikâyetlerini gizlemiyordu.    Her yerde ağzına geleni söyler. Etrafında bir takım ayak takımlarını toplayıp gizli bir güç yapmaya çalışırken, diğer taraftan da kahvelerde, çarşıda pazarda önüne gelen asker arkadaşlarıyla olumsuz görüşmeler, bir takım kötü teşvikler yaptığı duyuluyordu. Aklınca Hükûmet aleyhine bir harekete geçmek istediği anlaşılıyordu. 

    Mahkemeye getirildiği zaman bana; “-Kılıç Ali beni ne yapacaksınız?” dediği zaman, hiç te istemeyerek; “-İnkılap kanunlarını uygulamak zamanı geldi. Bunu istemiyor muydun?”  diye verdiğim cevaptan ne kadar müteessir olmuştum (etkilenmiştim).

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 102 ile 105 arası) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Nihayet adamı yakalayıp, eski arkadaşlarının yönetimindeki İstiklâl Mahkemesine çıkartıyorlar. İki suçtan yargılanıyor, birisi Hükûmeti değiştirmek diğeri ise cinayet. Mahkeme, hükûmeti değiştirme suçunun, teşebbüs safhasında (aşamasında) kaldığına karar veriyor, cinayet suçundan asıyor. Cinayet dosyası ise; Yemende asker iken evlendiği ve İstanbul’a getirdiği karısına 30 liralık nafakayı vermemek için emrindeki çetelerden birisine emir vererek karısını öldürtmüş olduğuna dair bir konuydu.