Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Ali Şükrü Bey, aydın, vatansever bir kişi olmasına rağmen ruhen olumsuz (menfi) yaradılışlı, dini bir taassup sahibi idi. Gazinin işretini (içkili toplantılarını) dedikodu konusu yapanlardan birisi de o idi. Osman Ağa (Laz Topal Osman) Ankara’ya ilk geldiği zaman Ali Şükrü Bey şiddetle onun aleyhinde olmuş, fakat Sakarya savaşından sonra araları çok iyi olmuştu.  (Kılıç Ali adını açıklamadan, Ağa’nın adamlarından birisi bana olayı şu şekilde anlattı diyor:). Ali Şükrü Bey bir gün sokakta, Ağa’nın adamı olan Mustafa Kaptan’a rastlıyor. Onu Tan Gazetesinin matbaasına götürüyor. Orada Mustafa Kemal’in içki meclislerinden ve despotluğundan şikâyet ediyor. Padişahı atıp yerine geçeceğinden bahsederek bunlara engel olmak için Mustafa Kemal’i yok etmek gerektiğini söylemiş. Mustafa Kaptan’da bunu Osman Ağa’ya söylemiş ve Ali Şükrü Bey’i tepelemeye karar vermiş. Mustafa Kaptan’ın mahkemede anlattığına göre, son günlerde yağlı-ballı olan bu iki adamın arasında eskiden beri husumette varmış.   Ağa, Mustafa Kaptan’a “Sana söylediği şeyi görüşmek için Ali Şükrü Bey’i bana gönder” diyor. Hasta yatağında iken Ali Şükrü Bey düşüncelerini anlatmış, tam bitirecek iken iki kişi onu boğmuşlar.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 91 ile 100 arası) kitabından birebir alınmıştı.

  • (Sakarya meydan muharebesinden sonra, Yunan Ordusu, Eskişehir – Afyon hattına çekilmiş:) 

    Ordumuz, bir yıla yakın bir zaman saldırı için hazırlık devri geçirmişti. İşte bu sırada ikinci gurup arasında bir dedikodu başlamıştı.   

    “-Bu memleketin mevcut ordudan daha güçlüsünü çıkartmaya artık kudreti yoktur. Bu mevcut kuvvetle de Mustafa Kemal, düşmanı atamayacaktır. Millet bu orduyu bu yükü daha ne kadar taşıyacaktır. …”    Diyen bazı mebuslar vardı. Maalesef Ali Şükrü Bey gibi vatansever bilinen bir zat da bu kötü zihniyetin mürevviçleri (propagandacısı) arasında idi. Hatta bu düşünceyi savunma amacıyla Ali Şükrü Bey’in bir gün Meclis kürsüsünden, İngiliz İmparatorluğu’nun şevket ve kudretinin büyüklüğünden ve donanmasının büyüklüğünden bahsederek ve bazı İngiliz dergilerinin yazdıklarını okuyarak Meclis’in maneviyatına kötü etkiler yaptığını gören İhsan Bey’in (Yolsuzluktan hüküm giyecek olan, Topçu İhsan)

     “-Gözün kör olaydı da onları okumaz olaydın.” demesi işi, o zaman dövüşmeye kadar götürmüştü.

    (O günün akşamı Gazi, Kılıç Ali’nin Keçiören’deki evine gidiyor. O akşam sofrada hep bu olay konuşuluyor. Herkes İhsan Bey’i haklı buluyor. Gazi de;)  

    Hatta çok müteessir olarak (etkilenmiş olarak, üzülmüş olarak); “-Arkadaşlar! Böyle açıklamada bulunan adamlar, cidden dövülmeye layık adamlardır!” diye üzüntülerini dile getirmişti ve bu konu üzerinde uzun uzadıya durmuşlardı.   

    (Kılıç Ali, muhalifler, bunun bir direktif olduğu noktasında dedikodu etmeye başlamıştı:)

      Bu dedikodu Adliye cihazı (adalet sistemi) üzerinde bile etki yapmış olmalı ki tahkikatı Gazi’ye kadar götürmüşlerdi. Hatta sorgu savcısı Ankaralı İbrahim Bey ile Ankara Polis Müdürü Çerkez Neşet Bey köşke giderek bu konuda Gazi’nin de ifadelerini almışlardı. ….. Sofrada bulunanların hiçbirini ne ifadesinde ne de şahitliklerinde gerek görmemişlerdi.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955- Sf. 95, 96) kitabından birebir alınmıştı.

  • Şükrü Bey’in kaybolduğu akşam, Osman Ağa’nın (Laz Topal Osman Ağa’nın)  evinden acı acı bir takım sesler duyulduğu, hatta evin üst katında oturan kiracıların korkarak evden komşuya kaçtıkları ….   Sabahın erken saatlerinde Osman Ağa’nın kapısına eşya nakli bahanesiyle bir arabanın getirilmiş olduğunu tespit ediyordu. Yarım saat süren çatışma sonucunda Osman Ağa yaralı elde edilmiş ve yirmi dakika sonra da nakledilirken .. sedye içinde ölmüştür.    Giresun Müfrezesinden 12 ölü, askerlerden ise bir ölü iki yaralı. (1)

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 92, 93) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN NOTU (1)(1995): Yani Osman Ağa’nın Lazlardan oluşmuş ve Mustafa Kemal’in korumalığını yapan birlik.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Osman Ağa’nın cesedi (!), Van Mebusu Haydar Bey’in teklifi üzerine Meclis’in önünde asılıyor.

  • Duruşma salonunda Heyetin tam arkasında yeşil üzerine siyah harflerle; “1 Numaralı İstiklâl Mahkemesi heyeti, mücadelesinde Allah’tan başka hiçbir kimseden korkmaz.”  yazısı vardı. 

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 81) kitabından birebir alınmıştı.

  • (Mustafa Sağir Hintli Müslümanların temsilcisi, Hintli Hilafet Derneği üyelerinden. İnebolu’dan Anadolu’ya çıkıyor, Kılıç Ali’ye göre kısmi karşılamalar ve ağırlamalar var. Adam, nutuk ata ata Kastamonu’ya kadar geliyor. Kastamonu’daki karşılamayı beğenmeyerek şikâyet edince, Ankara Hükûmeti de telgrafla Kastamonu Valisine fırça atıyor:)  

    Mustafa Sağir üzerinde oluşan bu kötü etkiyi düzeltmek amacıyla olacak ki Ankara’ya yaklaştığı zaman Gazi Paşa beni bizzat karşılamaya göndermişti…. Karşılaştığım zaman arabasında Kemalettin Sami Paşa ile birlikte bulunuyordu. Gazi’nin selam ve sevgilerini söyledim ve onun namına “Hoş geldiniz!” dedim. Gazi ile görüşmesi yarım saat sürdü. Mustafa Sağir çıktıktan sonra Gazi’nin yanına girmiştim; “-Dikkatli olmalı! Mükemmel bir casustur!” demişlerdi.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 80 ve 86 arası) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Kılıç Ali Mustafa Sağir’in 1,5 milyon altın ile geldiğini söylüyor

  • (Sakarya harbi sırasında, 1 Nolu Ankara İstiklâl Mahkemesinde işbaşındalar. Mahkeme salonuna giderken, cepheye sevk edilen bir birliğe rastlıyorlar, perişan bir kıyafet, dermansız bir vaziyet, askerlerin hali içler acısı. Aynı günün akşamı, mahkemeden çıkmış ve aynı yoldan evlerine giderlerken başka bir manzara ile karşılaşıyorlar, Kılıç Ali ve Topçu İhsan galeyana geliyorlar:)   

    Fırka Kumandanlarından Miralay Hulusi Bey’in evinin önünde, üstü başı muntazam, sıhhati yerinde, dinç bir asker, balta ile odun kırıyor. Belli ki bu asker emir eriydi. Böyle sıhhati, kuvveti yerinde bir nefer gerilerde alı konuluyor, hasta, perişan kimsesiz olanlar cepheye sevk olunuyordu. Bu nasıl olurdu? Tekrar mahkemeye dönmüştük. Durumu yeni baştan mütalaa (okuduk) ve münakaşa ettik (tartıştık). Merkez Kumandanı Miralay Şevki Bey’e Fırka Kumandanı Hulusi Bey’in tevkifi ile mahkememize sevkine dair bir tezkere yazdık ve derhal gönderdik. Hulusi Bey’in bu hareketi mahkememizi ilgilendiren suçlardan birisi idi.  Mahkemede Hulusi Bey’in gelmesini bekliyorduk. Şevki Bey telefonla Hulusi Bey’in tevkifine, Milli savunma Bakanı Müsteşarı Kâzım Bey tarafından mümanaat edildiği (iyilikle karşı çıkıldığını) bildirildi. Bunun üzerine, Merkez Kumandanına derhal Kâzım Bey’in de mahkeme kararına muhalefetten dolayı, muhakeme edilmesi için hemen tevkifi ile mahkemeye sevki emrini verdik.   Kâzım Bey’in bu hareketi de İstiklâl Mahkemesi Kanunu’na göre suçtu.   …. bu emir ve karar herhangi bir yerde, her hangi bir kimse tarafından mümanaata uğrarsa, meseleyi BMM’ye arz ederek, gerekirse istifa edecektik. Az sonra İhsan ile beni Mustafa Kemal Paşa istasyondaki ikametgâhına çağırdı. Paşa karar ve hareketimizi, yetkimizi aşan bir taşkınlık addetmiş, çok hiddetli idi. 

    “Fırka Kumandanını, onu takiben de Müsteşar Kâzım Bey’i hodbehot (kendi kendinize) tevkif ve muhakeme altına almak yetkisini nereden aldınız?” 

    (Cevap veriyorlar, orduyu takviye etmeye çalışıyoruz, yetkimizi İstiklâl Mahkemesi Kanunundan alıyoruz diyorlar. Bunun üzerine Paşa, İstiklâl Mahkemesi Kanunu’nu getirtiyor. Mustafa Kemal Paşa asabi vaziyetini değiştirdi diyor. Ve;)  

      “-Ben şikâyet ettiğiniz bu durumun önleneceğini vaat ediyorum. Bu tezkerenizi geri alarak bu seferlik bu kararınızda ısrar etmemeniz mümkün müdür?”  dedi. İhsan Bey’le düşündük,. Paşa bu son düşünce ve kararımızdan memnun olmuştu. İhsan ile bana imzalı ve yazılı birer fotoğraflarını vererek memnuniyetlerini bu şekilde açık ettiler.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 77 ile 79 arası) kitabından birebir alınmıştı.

  • Bir gün İsmet Paşa ile Recep Peker, Mustafa Kemal’e Menteşe Mebusu Halil Bey’den acı acı şikayet ediyordu…. Recep Peker; “-Hükûmetin getirdiği bir iş, Meclisten çıkacak herhangi bir siyasi mesele yoktur ki Halil Bey’den zorluk görmesin! İşleri daima tavik (ertelemeye) çalışıyor!”  dedi ve İsmet Paşa da; “-Bize Meclis’te ot yolduruyor!” diye Recep Bey’i doğrulamıştı. Atatürk; “Davalarınızı, yapacağınız işleri, Meclis’te savunamayacak durumda mısınız ki Halil Bey’in itirazlarından bana şikâyet ediyorsunuz? Böyle zihniyeti bırakın efendim! .. Hepiniz elinize bir dosya alır, cebinize birkaç mektup koyarak bana gelir, her şeyi güllük gülistanlık gösterirsiniz! Meclis’te böyle doğruyu söyleyen ve yolsuzlukları dile getiren birkaç arkadaş ta olmasa, ben, söylediklerinizin gerçek olduğunu nasıl anlayayım?” 

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 97, 98) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Kılıç Ali, bu olayı Mustafa Kemal’in muhalefete ne kadar önem verdiğini göstermek için anlattığını söylüyor. İlginç!

  • … ne Gazi’den, ne de hükümetten, hiçbir yerden ne emir ne de ilham almadık. İzmir Suikastına ait hadiselerin tahlilinde de, suikastları hazırlayanları tahrik eden haleti ruhiyeleri (ruh halleri) ve memleketin o günkü genel şartlarını göz önüne almak gerekir.

    (Terakkiperver Cumhuriyetçi Parti, Kâzım Karabekir ve arkadaşlarının kurduğu parti:)    

    Bir parti programının içinde yazılı “Dini inançlara saygılıdır” cümlesinin yıllar sonra somut olarak çok büyük bir anlam ifade etmesi muhtemeldir. Fakat bu parti programının bir inkılap hareketinin ertesi günü bu madde ile ortaya atıldığı düşünülür ve programcıların etkisi altında şeyh ve derviş kıyafetlerinde bir takım rehberleri önlerine katan bir kalabalığın isyan ederek Diyarbakır’ı işgal ve Elaziz’e doğru at koşturdukları göz önüne getirilirse ve bu olay bu suretle o maddenin sonucu olarak birbirine bağlanırsa o günün durumu hakkında daha gerçek bir hüküm ve mülahazaya varmak kabil olabilir.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 75, 76) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Kılıç Ali; Şeyh Sait isyanının İstiklâl Mahkemesi’nde görev yapmış ama isyanın önce Elazığ’da başladığı sonra da Diyarbakır’a gittiğini unutmuş her halde.

  • (İzmir’deki iş bittikten sonra İsmet Paşa mahkemeye mektup yazıyor;)

    “İstiklâl Mahkemesi Heyeti Aliyesi’ne;

    Telgrafnamenizi Reisicumhur Gazi Hazretleri’yle beraber okuduk. Cumhuriyetin ve onun dayandığı yüksek mefkûremizin (fikirlerimizin, ideolojimizin) sıyaneti ve tarsini uğrunda vicdani, adilane (hukuki) ve cumhuriyetçi olduğu bütün tezahüratı ile (ortaya çıkması ile) sabit bulunan necip Türk milletinin vicdanını tatmin eden ve Türk tarihinin olduğu gibi, cihan (dünya) tarihinin sayfalarında da ibret verici dersleri içeren sayfalara geçecek olan, adilane ve akilane hükümlerinizi takdirle karşıladık. Emniyetle mali uhuvvet (ekonomik birlik) ve muhabbetimizi belirtmek için bu tarihi görevinizin hüsnü ifa edilmiş (güzellikle yapılmış) olduğu haberini vesile (sebep) saydık. Muhabbetle hepinizin gözlerinden öper, iştiyakla gelişinizi beklerim.  15 Temmuz 1926                                                                Başvekil  İsmet” 

    (İsmet Paşa, Ankara’daki işlerden sonra da İstiklâl Mahkemesini tebrik ediyor.)  

      “- … kendilerini huzurumda tebrik ve teşekkür etmeyi bir görev telakki ederim.”  İsmet Paşa’nın bu beyanatından sonra Bursa Mebusu Refet (Bele) Bey 3 Teşrinisani (Ekim) 1926 tarihinde Meclis’e bir önerge vererek İstiklâl Mahkemesi heyetinin Cumhuriyetin korunması hususundaki faaliyetlerinizin takdir edilmesini teklif etmiş ve bu teklif milletvekillerince kabul edilmek suretiyle BMM de verdiğimiz hükümleri onaylamış bulunuyordu.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 73, 74) kitabından birebir alınmıştı.

  • Gazi, Sakarya’yı yapmış, düşmanı hezimete uğratmış, muzaffer bir kumandan olarak Ankara’ya gelmişti. Kendisi Ankara’da hükûmet ve halk tarafından büyük tezahürat ile karşılanıyordu. Bütün Meclis üyeleri taraçaya çıkmış, Gazi’nin geçişini selamlar ve onu alkışlarken, Ziya Hurşit Birinci Meclis’in orta salonuna konulmuş bir kara tahta üzerine tebeşirle; “-Bir millet putunu kendi yapar kendi tapar!” cümlesini yazıyordu.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 63, 64) kitabından birebir alınmıştı.

  • Kâzım Karabekir de Terakkiperver Fırka Başkanı sıfatıyla Ankara’da tevkif edilmiş bulunuyordu. Başbakan İsmet Paşa bu kişilerin tevkifi için mahkemenin verdiği kararlardan haberdardı. Buna rağmen, mahkemeye haber vermeden Polis Müdürü Dilaver Bey’e Kâzım Karabekir Paşa’nın serbest bırakılması için emir vermişti.   Dilaver Bey Başbakan’ın bu emri ile Kâzım Karabekir Paşayı serbest bırakmış, durumu da hemen mahkeme savcılığına bildirmişti. İsmet Paşa’nın Başbakan sıfatıyla da olsa, İstiklâl Mahkemesinin verdiği herhangi bir karar veya emrin infazına müdahale etmeye katiyen yetkisi yoktu.    

    Derhal heyetle durumu görüştük, mahkememizin kararını infaz ettirmemek isteyen Başbakan’ın tevkifi ile hakkında tahkikat yapmağa ve durumu BMM’ne arz etmeye karar verdikVe Kâzım Karabekir Paşa’nın diğer zatlar gibi derhal tevkifi için Ankara Polis Müdürüne emir verdik….  Bu ihtilafı haber alan Gazi, fena halde sıkılmışlar, açıklama yapmam için beni çağırmışlardı.  İzmir’de Naim Palas Otelinde … Gazi’ye durumu ben arz ettim..  Hemen telgrafla makine başında İsmet Paşa’ya hareket biçiminin İstiklâl Mahkemeleri Kanunu’na aykırı olduğuna dikkatini çekti ve bu fena gerginliğin tamiri için hemen İzmir’e gelip mahkeme heyetiyle temasını tavsiye etti. İsmet Paşa 20.06.1926’da Ankara’dan hemen hareketle İzmir’e geldi. Gazi’nin gösterdiği arzu üzerine, kendisini Karşıyaka istasyonunda karşılayanlar arasında biz de heyetçe bulunduk …  Bir “Hoş geldiniz!” dedikten sonra mahkemeye döndük.   İsmet Paşa istasyondan Gazi’ye gitti ve oradan çıkar çıkmaz özel olarak mahkeme heyetini ziyarete geldi. Uzun uzadıya izahat (açıklama) aldı. (1)

    Bu durum karşısında Kâzım Karabekir Paşa’nın tevkifinin de yerinde olduğunu kabul etti ve derhal Ankara’daki bakanlar kurulundaki arkadaşlarını da durumdan haberdar etti. Ve mahkeme heyetine şu teskereyi (görüş bildiren yazısını) yazdı.   

      “İstiklâl Mahkemesi Riyaseti Alisine (Yüce İstiklâl Mahkemesi Başkanlığına) Adli yetkinize mevdu (verilmiş olan) meselenin içeriği hakkında daha Ankara’da iken bilgi almıştım. Bu defa bizzat İzmir’e geldiğimde mevcut bilgimin Türkiye Büyük Milet Meclisi’nden heyeti aliyenize (yüce heyetinize) emanet edilmiş yetkinin kullanım değeri olduğuna kani oldum (ikna oldum) .. 22.06.1920″ Bu tezkere bir tür tarziye (özür dileme) mahiyetinde idi (içeriğinde idi), olay kapanmış kabul edildi, İsmet Paşa aynı gün Ankara’ya döndü.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 43 ile 46 arası) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Akşam yemeğinden sonra gidip sorgulamaları da izledikten sonra, Başbakan İsmet Paşa iyice akıllanıyor tabii ki. 

  • Gazi İzmir’e ulaşınca, Ziya Hurşit ile diğer şerirleri (şirretli adamları) bizzat huzuruna çağırıp sorgulamış, (1) Ziya Hurşit her şeyi kabul ve itiraf ettikten sonra Gazi; “-Ziya Hurşit! Seninle hayli arkadaşlık ettik. Hayatıma kastedecek kadar ileri gitmene sebep neydi? Bana acımadın mı?” dediği zaman susmuş.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955- Sf. 41) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Kemal Paşa sorgulamayı yapmış.

  • Hükümet, İzmir’e hareketimiz için bir özel tren hazırlatmıştı. Trenin hareketinden önce trenin salonunda arkadaşlarla toplandık. Durumu inceledik. Ziya Hurşit’in itirafı üzerine olay ile Terakkiperverlerin (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası yöneticilerinin) ilgisi ihtimalini teemmül ettik (istekle ve etraflıca düşündük). Bütün Terakkiperver Fırka üyelerinin bulundukları yerlerde ve aynı saatte derhal tevkif edilmelerini ve evlerinin itina ile aranmasını ve çıkacak bütün evrakın İzmir’e gönderilmesini karar altına aldık.

    İcap edenlere gereken talimat ve emirleri verdikten sonra 17 Haziran 1926’da Ankara’dan İzmir’e hareket ettik.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 39, 40) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN NOTU (1997): Bu mahkeme heyeti, İzmir suikastı hakkında, İzmir Valisi Kâzım Paşa’nın konu hakkında çok sade ve suçlama içermeyen iki telgrafına dayanarak, tutuklamalara karar veriyor.

  • (Yer Ankara, henüz suikast olayı duyulmamış, Ziya Hurşit yakalanmamış. İstiklâl Mahkemesi heyeti, Çankaya civarındaki Maraş Mebusu Nurettin Bey’in köşküne serinlemek ve akşam yemeği için gidiyorlar, buradan çıkınca Eskişehir Mebusu olan ve İzmir suikastı davasında astıkları Ayıcı Arif Bey’in köşküne gidiyorlar. Arif Bey bu mahkeme heyetini görünce heyecanlanıyor.)

    Oturur oturmaz ben, hiçbir sebep olmadığı halde, muhakkak bir latife (şaka) yapayım diye;

    “-Ey Arif Bey! Şimdi doğruyu bize söyle bakalım. Son toplantınızda kimler vardı ve nelere karar verdiniz?” dedim. Benim bu şakamdan, Arif ürker gibi bir durum alınca Ali Bey sıkıldı.

    (Kılıç Ali bu muzipliğe devem ediyor ve defalarca soruyor, İstiklâl Mahkemesinde de benzer soruyu defalarca soruyor:) 

    Günün birinde;

    “-Arif Bey, İsmet Paşa ile niçin bu kadar uğraşıyorsun? Gazi sıkılıyor?” demiştim.   Hemen cebinden bir defter çıkartmış;

    “-Birader nasıl uğraşmayayım? İşte bak; İsmet Paşa Milli savunmanın askeri arabaları ile köşküne kireç naklettirmiş! Bu olur mu ya?”  Arif Bey küçük şeylerle uğraşırdı. 

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 37, 38) kitabından birebir alınmıştı.  

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): O dönemde yapılan yolsuzluklar yanında bu konu hakikaten küçük şey miydi?

  • İstanbul henüz İtilaf Devletlerinin işgali altındaydı, o sırada Gazi, benimle arkadaşım İhsan’ı (1) İstanbul’daki milli teşkilatımızı gözden geçirmek ve başkanları ile görüşmek, temas etmek üzere gizli olarak ve takma adlarla İstanbul’a göndermişti. Teşkilat arkadaşlarımız bizi Kara Kemal’le de görüştürmeyi arzu etmişlerdi. Kara Kemal bize, Ankara’daki 2. Gurup şeklindeki ayrılığı (Mustafa Kemal’e muhalif olan mebusların gurubuna verilen ad) uygun görmediğini, bu gurubun ortadan kalkmasına yardım edebileceğini, hatta samimi bir anlaşmaya varıldığı takdirde halen maiyetinde bulunan kuvvetiyle o zamanki Müdafai hukuk teşkilatımıza yardım edeceğini söyledi. 

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 28) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Eski deniz bakanı, Topçu İhsan, İstiklâl Mahkemesi üyelerinden, sonradan yolsuzluktan hüküm giydi.

  • (Yıl 1920, Hint asıllı İngiliz ajanı Mustafa Sağir, İstiklâl Mahkemesi tarafından yargılanıp idama mahkûm ediliyor. Genelkurmay Başkanı olan İsmet Paşa, Ankara Emniyet Müdürü Dilaver Bey’i göndererek bu infazın (ceza kararının uygulanmasının) Gazi ile görüşülmesi sonucuna kadar geciktirilmesini istiyor. Kel Ali hemen Gazi’nin yanına gidiyor, Gazi telefonla hemen İsmet Paşa ile konuşuyor;) 

    Gazi’nin hali sıkkın ve hırçınca idi. Telefonu kapatınca bana döndü; “İsmet telefon ediyor, bir Hintli asıyormuşsunuz!  Bunun idamı İngilizlerle aramızda olay çıkarır diyor. Ben cevabını verdim, siz görevinizi bilirsiniz.” dedi.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 24) kitabından birebir alınmıştı.

  • İkinci Ankara İstiklâl Mahkemesinde Afyon Mebusu Ali Bey’le (Kel Ali Çetinkaya) görevde idik. Osmaniye’nin Bahçe kazasından (Kasabasından) boylu poslu, irice, levent gibi gayet güzel bir delikanlı mahkememize gönderilmişti. Askerlikten firar etmiş, takip eden müfrezeye karşı silahlı çatışma sonucunda yakalanmış olmakla suçlanıyordu. İdam kararını verdik fakat bu karar beni çok üzdü. .. Sabah erken Mahkemeye gittim, Reis Ali Bey’de erken gelmişti. O da çok üzülmüştü.  Tam bu sırada telefon çaldı, telefonda idam hükmünü infaza memur olan Rize Mebusu Ali Bey; “-Kararda salben (asılarak) idam diye yazılı. Hâlbuki asker olduğu için kurşuna dizilmesi lâzım değil mi?” diye soruyordu.  “-Hükmü infaz etmeyiniz, telefonumuzu bekleyiniz!” dedim.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 17, 18) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Mahkeme yeniden toplanıp kararı değiştiriyor, cezayı ömür boyu kürek cezasına çeviriyorlar. Yani bu çocuğun yakışıklılığı onu ölümden döndürüyor. Bu hükümden kısa bir süre sonra, Bahçe’den tarafsız birisi mahkemeye bir mektup yazıyor; Meğerse iki hasım ailenin husumeti yüzünden çocuk iftiraya uğramışmış. Yaşı tutmadığı halde zorla askere almak istiyorlar, çocuk kaçıyor, jandarma kıstırınca da silahla cevap veriyor. Bunu öğrenen mahkeme heyeti tekrar toplanıp çocuğu yeniden mahkeme edip kürek cezasını da kaldırıyorlar. berat ettiriyorlar! İnanılır gibi değil!

  • Düzce veya Hendek’ten bir genç, bilfiil Düzce İsyanına katılmış olmasından dolayı İdama mahkûm ettik. Ve kararı kendisine tebliğ ettik. İhsan Bey ile evimize gidiyorduk, Jandarma subayı arkamızdan koştu; “-İdam Mahkûmunun size bir söyleyeceği varmış!” dedi. Derhal döndüm. Genç, bana; “-Efendim, ben bu hıyaneti yaptım fakat sonradan Genel affa uğramıştım.” dedi. Kendisine; “-Savunmanda niçin bunu söylemedin?” dedim. “-Korktum da ağzım tutuldu, onun için söyleyememiştim.” Ali Fuat Paşa’dan telgraf başında, bu gencin affa dâhil olup-olmadığını sorduk ve cevap olumlu olunca, derhal tahliyesine karar verdik.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştı.

  • Asker, sivil bütün devlet memurları İstiklâl Mahkemelerinin verdikleri hükümleri derhal infaz etmekle (uygulamakla) mükellefti. İstiklâl Mahkemelerinin verdikleri hükümlerin temyizi (bir üst mahkemeye itirazı) kabil değildi (mümkün değildi). Hükümler derhal infaz edilirdi.   

    Memlekete zararlı ve fesat olduklarına kanaat getirdikleri kimselere karşı da amansız davrandığına dair örnekler pek çoktur.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştı.

  • Keyfi idarelerin milli yapıda yapacağı tahribatı bilen adamlarız… İnkılabın ve memleketin kurtuluşu, ordunun takviyesi, milli davanın her etkiden korunması başlıca hedefimizdi.  İnkılap kurtları, her cins haşere, milletin kurtuluşunu engellemeye, inkılabın aleyhindeki harekâta hâkim olmaya çalışıyorlardı. Mahkeme heyeti olarak çalışırken daha çok bu gibilerin gizli emellerini, gizli ihtiraslarını meydana çıkarmaya çalışmak gerekiyordu.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemesi Hatıraları – Kılıç Ali (Sel yayınları 1955 – Sf. 11, 12) kitabından birebir alınmıştı.