Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “İçkisiz zamanlarında adeta utangaç insandı. Bazı, gündüzleri yaptığı ziyaretlerde, bilhassa kadınlar da bulunursa, adeta sıkılgan görünürlerdi.”

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 74) kitabından birebir alınmıştı.

     

  • “-Adam olmak demektir hocam! Adam olmak!

    İlk Meclis’te, bir gün, laiklik konuşuluyordu. … din alimlerinden bir arkadaş, kürsüye geldi, alaycı bir tavırla; “Arkadaşlar bir laikliktir gidiyor. Affedersiniz, ben bu laikliğin anlamını anlayamıyorum!” diyor. Riyaset makamında oturan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış; “-Adam olmak demektir hocam! Adam olmak!” .. bu cevabı alan mebus arkadaşımız hoca efendi, bir süre sonra sakalını atmış, biraz sonra bıyığını kısaltmış, ince bir ilim adamı olarak çalışmalarıyla Atatürk’ün teveccühünü ve sevgisini kazanmıştı.”

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştı.

  • “Bir gün, parti divanında,, savaş sanayisi fabrikasında yapılan kadro düzenlemesi nedeni ile açıkta bırakılan işçilerin durumu görüşme konusu olurken, İsmet Paşa, işçiyi koruyan Recep Peker’e kızarak; “-Milli egemenlik, kamuoyu, sözleri bir lafzı-ı muraddan (istek sözünden) ve bir takım süslü kelimelerden ibarettir. Böyle bir şey yoktur. Bütün dünyada geçerli ve kaçınılmaz oldukları gibi mesele; Okur-yazar denilen azınlığın, okuması-yazması olmayan çoğunluğu idare etmesidir. Azınlık denilen okur-yazarların da başlarına menfaat yularını geçirip, hazine yemliğine bağladın mı, bütün idare yoluna girer ve düzenli işler!”

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): İsmet Paşa’nın devletçilik anlayışına bir örnek.

  • “Mustafa Kemal’i Diyarbakır’daki 2. Orduya tayin ediyorlar. “Ben de zahiri sebepler göstererek bu tayini reddettim. Bunun üzerine bir – iki ay izinli olduğumu söylediler. Halep’ten İstanbul’a gitmek için tren bileti alacak param yoktu.” diyor.   Hâlbuki General von Falkenhain, bu göreve gelirken O’na yığınla altın göndermişti. 

    “-Yıldırım Ordusu Kumandanlığına tayin edilip İstanbul’a tam hareket edeceğim günlerde idi. Falkenhain, karargâhından bir Türk bir de alman subayı, Akaretlerdeki evime geldiler. Beraberlerinde bir takım küçük ve zarif sandıklar vardı. Bunları Falkenhain’in bana gönderdiğini söylediler. 

    “-Bunlar nedir?” diye sordum. Alman subayı;

    “İstanbul’dan ayrılıyorsunuz, Mareşal Falkenhain size bir miktar altın gönderdi.” dedi. Türk subayına;

    “-Ben kimseye ihtiyacımdan bahsetmemiştim. Bu paralar her halde ordu ihtiyacına harcanmak üzere gönderilmiş olacak. Bunları alınız, ordu levazım başkanına götürüp teslim ediniz.” diye emir verdim. Alman;

    “-Efendim onlar da başka.” diye cevap vermek istedi. Bunun üzerine Türk subayına;

    “-Bu paranın miktarını Alman subayından iyice araştır. Huzurunda alındığına dair bir senet yaz, getir imza edeyim.” emrini verdim.   

    Zabit emrimi yaptı. Alman subayı senedi almak istemedi.    Bunun üzerine kesin olarak, senedi derhal Mareşale vermesini, paraları da götürüp ordu levazım başkanına teslim etmesini emrettim. Emrim ifa edilmişti.   7. Ordu kumandanlığından kendi kendimi affedip, ordudan ayrılacağım zaman, vekilim Ali Rıza Paşa’ya altın dolu sandıkları teslim ettim. Ali Rıza Paşa’dan aldığım senedi de o zaman yaverlerim olan Salih Bozok ve Cevat Abbas Beylere vererek; “-Falkenhain’in karargâhına gidip, benim kendisinde bulunan senedimi alır, Ali Rıza Paşa’nın senedini de Mareşale verirsiniz.” dedim. … Mareşal bana böyle bir para gönderildiğini hatırlayamadığını, Mustafa Kemal imzalı bir senedin de kendisinde mevcut olmadığını söylemiş.”

    (Kemal Paşa, Yaverlerini tekrar gönderiyor ve mektup yazıyor;)

    “Senet olmadığını iddia etmek altınların varlığını ortadan kaldırmaz. Belgeyi kaybetmiş olabilirsiniz. O halde altınları size iade edeceğiz. Bunları aldığınıza dair bize bir belge veriniz.” … Mareşalin elinden benim imzamı taşıyan senedimi alıp gelmişlerdi.” 

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 43 ile 48 arası) kitabından birebir alınmıştı.

  • Atatürk; “-Ben Sofya’ya Ateşemiliter (askeri ateşe) olarak gittiğim zaman, Fethi (Okyar) Bey’e “Bizim için oda hazır mı?” diye sordum. Bana, “Ne odası burası, Sefarettir, sefirlere mahsustur, sen başının çaresine bak!”  demesin mi?”   

    Atatürk bu hikâyeyi Fethi Bey’in yanında anlatır ve Fethi Bey’de sürekli mahcup olurdu.”

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştı.

  • “Onun bütün hayatında, hiçbir zaman şöhret ve makam hırsına tesadüf edilmemiştir.”

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 32) kitabından birebir alınmıştı.

  • “Selanik’e geldiği zaman, arkadaşları ile birlikte kurduğu “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin” İttihat ve Terakki adını alarak faaliyete geçtiğini görmüş.”

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştı.

  • “Annesi Atatürk’ü, Atatürk’te annesini, her ikisi birbirlerini adeta âşık gibi severlerdi.”

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştı.

  • “1935 yılı, Karpiç Lokantası, Mustafa Kemal Ahmet Emin Bey’i masasına çağırttırıyor. Mustafa Kemal Ahmet Emin Bey’i eleştiriyor. Hanımı Rezzan, “Aman Efendim estağfurullah, hiç te böyle düşünmemiştir.” diyor. Atatürk hemen; “Aferin! Çok zeki bir Türk kızı!” diyor.  Ve “Hanımefendi, … hayatınızdan memnun musunuz?” “-Hayır efendim! Memnun değilim. İş başka türlü çıktı, ben gazeteci ile evlendim, hâlbuki o sonradan tüccar oldu. Ben işadamlarını sevmem.” dedi.  Atatürk; “-Yarından itibaren gazetesini çıkartmakta hiçbir sakınca yoktur. Aksine memnun olurum. Gazeteniz çıkar ve şimdi size yazdıracağım notlar da ilk sayınızda yayınlanır.”  

    Atatürk, Ahmet Emin’e bir takım notlar dikte ettirmeye başladı. Bu yazılarda Emin Bey’in eski yazılarındaki haksızlığı da belirtiliyordu.  Notlar biter bitmez; “-Rica ederim beyefendi, yazdıklarınızı kalkıp okur musunuz?”  Ahmet Emin Bey birden afalladı.”

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 15, 16) kitabından birebir alınmıştı.

  • “Mustafa Kemal’in Fransızcası da el yazısı da çok kötü.”

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 12, 13) kitabından birebir alınmıştı.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): Kaymak Hafız denen hocanın Mustafa Kemal’i çok dövdüğünü yazıyor.

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 10) kitabından notlar alınmıştı.

  • “Merhum Tahsin Uzer, …Ali Rıza Efendi’nin bir fotoğrafını ele alarak Atatürk’e getirmişti. Ali Rıza Efendi askeri bir kıyafetle görünüyordu. Atatürk, bu fotoğrafın babasına ait olup olmadığında tereddütte kaldı. Emir verdi; Fotoğrafı, hayatta olan ve babasını tanıyan kişilere gösterildi. … görenlerin tanıklığıyla resmin gerçekten Ali Rıza Efendiye ait olduğu anlaşılmasına rağmen, Atatürk’te yine bir şüphe, bir tereddüt kalmıştı.”

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştı.

  • “Hilmi Bey idam hükmünü şaşılacak bir soğukkanlılıkla dinlemiş, masanın önünde durarak; “İzninizle bir-iki söz söyleyeceğim, veda sözü.” demiş. Fakat bir türlü sözünü derleyip toparlayamamış. “Allahaısmarladık” diye boynunu cellâda vermiş ve asılmıştı.     

    Fakat sehpa ile birlikte yere yuvarlandığı görülmüştür.   

    Sağdan- soldan duyulan “Eceli gelmemiş!” “Allah’ın işine bak!” sesleri arasında yüzükoyun yere serilmiş olan Hilmi Bey’in üstüne üşüşen cellât ile yardımcıları, hemen yüzündeki kanları silerek, başka bir gömlek giydirip, düzelttikleri sehpaya tekrar astılar!

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 124) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): İzmir’deki mahkemede de Mehmet Şükrü Bey’in ipi kopmasına rağmen tekrar astılar.

  • “Nail “Bey’in son dakikaları; “Hatıra defterinde, oğluna hitaben; “.. Bu mesele ile katiyen hiçbir alakam yoktur!”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Yok! Vallahi yok! Bu meselede hiçbir alakam yok, kusurum yok. Masumum!” diyor.

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 3) kitabından birebir alınmıştır.

  • “… her işin Zafer Bayramı arifesinden önce bitirilmesi zorunluluğu duyulmuş olduğundan, acele edilmiş ve tam saat 22’de hazırlık tamamlanmış. Ve Cavit Bey hücresinden alınarak Cezaevi Müdürü’nün odasına götürülmüştü. Odada Müdür, İstiklâl Mahkemesi savcısı Müşaviri, Jandarma Komutanı ve birde İmam efendi vardı. Savcı Müşaviri Cavit Bey’e yaklaşarak hüküm özetini ağır ağır okurken, Cavit Bey sarardıkça sararıyor, titriyor, gözlerini yumuyordu. İdam kelimesini duyunca sarsıldı; “Yaa! Demek böyle! Yazıklar olsun!” diyebildi. İmam efendinin telkinlerini sessizce dinleyip, dediklerini yaparak sırtına geçirilen beyaz gömleği görmemek ister gibi, başını kaldırıp… Kapıdan çıktı. …. Sandalyenin önünde durmuş ve birden bire sesini yükselterek; “Allah’ın lâneti zalimin üzerindedir. Zulümdür bu zulüm!” diye bağırmış.

     Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 122) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Gerçekten büyük bir vahşet, hükûmet terörü. Cavit Bey ve diğerlerinin asıldığı sıralarda, Mustafa Kemal Paşa Çankaya’da balo düzenliyor ve dans ederken idam haberi veriliyor.

  • “Nihayet 26 Ağustos 1926 günü karar veriliyor. Cavit, Dr. Nazım ve Nail Beyler, duruşma salonuna getirilmedi. Reis kararı okuyor;

    “Cavit Bey’in gizli heyetin başkanlığını üstüne almış olduğuna yönelik kanaatleri güçlendirmektedir.” (1)

    “Nail Bey;… Cavit Bey’in evinde İttihat ve Terakki adına ayrı bir proje düzenleyen gizli heyete dâhil bulunduğu tayin edilmiş olduğundan …. İdamlarına.    Rauf Bey’in, Bursa, İzmir lanetli girişimlerinden hemen önceki günlerde “Ben gidiyorum siz ne yaparsanız yapınız.” diyerek Avrupa’ya gitmiş olması gizli heyetin bütün kötü kararlarına vakıf olduğuna şüphe bırakmamaktadır.” 

    “Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilatı Esasiye Kanununu (anayasasını) tamamen veya kısmen tağyir, tebdil (değiştirme) ve ilgaya (ortadan kaldırmaya) ve bu kanuna dayanarak oluşturulan TBMM’yi ıskat (susturma) veya görevini yapmaktan men’e (engellemeye) cebren (zorla) teşebbüs eden (kalkışan, yeltenen) idam olunur.” diye yazılı bulunan 95. Maddeye dayanarak, aynı kanunun yukarıda yazılı 55 ve 56 maddelerde belirtilen “.. kararlardan birini, birtakım şahıslar topluca gerçekleştirirler veya gerçekleştirilmesine tasaddi eylerlerse (el atarsa, başlarsa), o cemiyete dâhil bulunanlardan asıl başkan ve fesat ve tahrikçi olanlar her nerede bulunurlarsa bulunsunlar idam olunur.” diye yazan 57 maddenin ilk fırkasına dayanarak idamlarına …”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 118) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Bu gizli örgüt başkanlığı İzmir İstiklâl Mahkemesinde Kara Kemal’e yakıştırılmış idi! O ölünce herhalde Cavit Bey’e geçti!

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Rauf Bey’in 15 yıl mahkûmiyetine karar verildi. Rauf Bey, aynı yasalar yürürlükte iken tekrar mahkeme oldu ve beraat etti.

  • Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey, mahkûmiyet yeri olan Çorum’a gitmeden önce, mahkeme heyetini ziyaretle, hakkındaki karardan dolayı şükranlarını sunuyor. Hatta Çankaya’ya giderek ziyaretçi defterini de imzalamış bulunuyordu.

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 119) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Hüseyin Cahit gazeteci, aydın adam, İstiklâl Mahkemesi heyetine en ağır sözleri söylemiş bir insan. Bu mahkemede hâkim olmaktansa sanık olmak daha şerefli bir şeydir diyebilmiş bir adam. Ama bu mahkeme başka bir mahkeme. Zora dağlar dayanmıyor.

  • Reis’in, “Savunmanızı dinlemeye hazırız !” Sözü üzerine, gayet sakin ve vakur bir vaziyette ayağa kalkan eski Maliye Bakanı Cavit Bey;

    “-Hâkim Efendiler! Savaş yapanlara, Mısır’ı alacağız diyenlere, bizim ruhumuzda biri Adana diğeri Irak gibi iki Mısır vardır dedim. Kafkasya’yı istila edeceğiz diyenlere, toprak almakla ne kazanacaksınız dedim. …Ziya Gökalp’in hazır bulunduğu bir mecliste, harbi istemediğim söylendiği zaman “Bu memleketin muhtaç olduğu toprak değil, insandır!” dedim. Bu kaybolduğu zaman bunu telafi edecek hangi başarıdır, hangi zaferdir, dedim. Hülasa (sonuç olarak) üç ay onlar benimle ben onlarla uğraştım. İtilaf devletleri sefirlerine (büyükelçilerine) gittim. Barış yanlılarına, davalarını savunacak kadar süre verin dedim... kendilerinden Osmanlı İmparatorluğu’nun  mukadderatının söz konusu olmayacağına dair ortak taahhütlü belgeler aldım. Fransa ve İngiltere Dışişleri Bakanlarına olan telgraflarımı okursanız görürsünüz!… Türlü türlü suçlamalara maruz kaldım. Beni öldürmek istediler. Hain diye gösterdiler. Buna rağmen kazanılması ihtimali olmayan bu savaşa girilmemesi için çalıştım. … Akidenizden Basra Körfezine kadar bütün vatanımın bir kale gibi sarılacağını biliyordum….Ben, hayatta hiçbir zevke meftun (aşırı düşkün) değilim.  En adi zamanlarda bile, hayatımın düzeni herkesçe bilinir. Böyle şeyler benim hayatımda hiçbir zaman vaki olmamıştır. ….Garip bir tecellim var. Ne zaman bir borçlanma meselesi çıksa, arkasından Cavit’in ismi geçer. Oysa bütün hayatım boyunca iki borçlanma yaptım. Hepsinin toplamı 12 milyon liradır. % 4 faizle yaptığım bu borçlanmanın 4 milyon lirasını Sultan Hamit’in bıraktığı borçları temizlemeye ayırdım. 5 Milyon lirasını Ordumuzun teçhizatına ait olmak üzere Harbiye Bakanı Mahmut Şevket Paşa’nın emrine verdim. Kalanını da dağ – taş başlarında, her memura günü gününe maaşını vermeye ayırdım. Devletin saygınlığını arttırdım. … İşte o küçücük miktarlarla bu mali idarenin temeli atıldı.…Mülkiye Mektebinden çıkıp ta 380 kuruş maaşla Ziraat Bankası’na girdiğim zamandan beri, kağıt değil milyonlarca altınla oynayan benim gibi bir adamın, bugün dikili bir taşı yoktur. Bu iftihar edilecek bir şey değildir beyefendiler, fakat bunları size söylemek zorundayım.” 

    “Niçin Anadolu’ya geçmediğimi sordunuz! Reis Beyefendi! Siz ….. Düşmana kurşun atmak fazilet ve ulviyetini gösterdiğiniz zaman, size sonradan katılan arkadaşlarınız, İstanbul kaldırımlarında dolaşıyorlardı. Kimisi o zaman mantar gibi biten partilere girip çıkıyorlardı. Temmuz ortalarında bir akşamdı, tanıdığım bir zattan aldığım bir tezkerede (izin yazısında) diyordu ki; yarın İstanbul’dan murahhas (özel görüşmeci) olarak Sivas’a gider misiniz?  ….. Bir zaman aldığım cevapta (Mustafa Kemal tarafı kabul etmemiş); Bu işlerle ilgilenen mahfil (odak) sizin murahhas olarak Sivas’a gitmenize muvafakat etmemektedir, deniyordu. İki gün sonra da İstanbul’dan kaçtım.”    

      “Son sözüm işte bu! … Vereceğiniz karar, mesut zamanlarınızda bir istifham işareti ve bir soru şeklinde vicdanınızı rahatsız etmesin. Sözlerime inanmış iseniz pekâlâ, inanmamış iseniz, ne yapayım, mukadderat!” 

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 98 ile 102 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Enver, Talat ve Cemal Paşalar Osmanlıyı 1. Dünya savaşına sokmuşlar, Cavit Bey akıllıca karşı çıkmış, kabul ettiremeyince istifa etmiş dürüst bir vatansever. Sabetayist, üst düzeyde bir mason.

  • “Dr. Nazım Bey’in Ziya Hurşit ile doğrudan doğruya bir ilgisi olmasa bile, geniş bir gizli örgüt tarafından yapılmak istenen suikast hadiseleri ile ilgili bulunmaması mümkün değildir. .. Asılan Şükrü’nün bu kadar yakından dostu olduğundan dolayı behemehâl bu işten haberdar olması gerekeceği mantıki zorunluluktur.    

    Cavit Bey’e gelince, evindeki toplantıların sıradan bir toplantı olmadığı anlaşılmıştır. Sarı Edip Efe de Cavit Bey’in gizli bir heyete yardım ettiğini söylemiş, Cavit Bey bunu da inkâr etmiştir.   

    Ardahan Mebusu Hilmi Bey de gece-gündüz Abdülkadir ve kara Kemal ile pek sıkı bir ilişkiye girmiş olması ve kendisinin eskiden beri gayet olumsuz (menfi) bir ruh taşıması nedeni ile bu cereyandan uzak kalamayacağı muhakkaktır.”  

    Savcı, Dr. Nazım, Cavit, Nail ve Hilmi Beylerin idamlarını, bu arada Ali İhsan, Vehbi, Hüsnü, Edhem, Hamdi Baba, eski İzmir Valisi Rahmi ve Rauf Bey gibi zanlıların çeşitli cezalara çarptırılmasını istedi. Beraatı istenenler arasında Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey’de vardı.”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 95) kitabından birebir alınmıştır.