Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Reis; “Durumunuz ne sanık ne tanık sıfatıdır. Sorgulamanız sonucunda durumunuz anlaşılacaktır. Şimdi Rauf Bey’le ilginizi anlatınız.”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 86) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Mahkeme, Rauf Bey’i suçlayabilmek için gazeteci Velit Ebuzziya ve Ahmet Emin (Yalman) Beyleri de duruşmaya alıyor. Onları da yukarıdaki gibi tehdit ediyor.

  • “Hüseyin Cahit Bey daha önce, Terakkiperver Partinin hükûmet tarafından kapatılması haberini gazetelerinde “Basıldı” diye verişinden dolayı, yine aynı kişilerden kurulu İstiklâl Mahkemesi tarafından ömür boyu sürgün edildiği Çorum’dan getirilmişti.”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 70 ile 79 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Türkçeye büyük emeği geçmiş olan Hüseyin Cahit’e, Cavit Bey’in evinde yazılan parti programını yayınlamaktan başka bir suç isnat edemiyorlar.

  • “Dr”. Nazım Bey, Şükrü Bey’e bir mektup yazmış, içinde suç unsurları varmış.

    Reis; “Bu mektubu şimdi tutanağa geçiriyorum, ilan da edeceğiz, millet okusun görsün. Hele şu elim cümle! Bak ne diyorsun; “Milletin Yunan çizmeleri altından kurtuluşundan dolayı Mustafa Kemal’e karşı beslediği mihnet daha azalmamıştır.” Bunu nasıl söylersin? Milletin faziletkâr duygusunu bile kıskanıyorsun, yazıklar olsun! Bunu yazıyorsun da yine Terakkiperverlerden değilsin öyle mi?” 

    Dr.; “-Girmedim ki bu partiye. Araştırın!”   

    Savcı; “-Birçok vatandaşlar Terakkiperver Partiye girdi, girebilir de serbesttirler.   Lakin Dr. Nazım Bey’i buraya getiren komitacı (gizli örgütçü) biçimindeki eylemleridir.”…

    Dr.; “-Bendeniz komitacı değilim, komitacılık yapmadım. Ben esasen tartışmayı seven bir adamım. Herkesle tartışırım.”    

    Reis; “-Ziya Hurşit’in İzmir’e geldiğini ne zaman duydun?”  

    Dr. Nazım Bey; “-Reis Beyefendi! Türkiye’de Ziya Hurşit adında biri olduğunu, ancak, olayı yazan gazetelerden anladım. Böyle bir kişi tanımıyorum, görmedim.” 

    Savcı; “Dr. Nazım Bey’e sorulacak soru kalmamıştır. Şurasını yüksek heyetinize sunmak isterim ki, verdiği cevaplarda hiçbir samimiyet yoktur. … bu memlekette her türlü tartışma serbest ve yasaldır. Ancak Dr. Nazım Bey’in yaptıkları maalesef fikir tartışması değil, aleyhimizde propagandadır.”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 66, 67) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Bu savcıya sormak lâzımdı, siz kimsiniz, bir siyasi parti avukatı mısınız? Bu istiklâl Mahkemeleri hâlâ Lânetli Kurumlar olarak değerlendirilemiyorsa bu ülke hukuk devleti olmaz hatta kanun devleti bile olamaz.  Ayrıca Dr. Nazım bir Osmanlı aydını, akıllı, bilgili, dürüst ve yürekli. Dr. mason ve Sabetaycı. Ermeni tehcirindeki fikri katkısını saymazsak, Doktor Nazım’a yazık olmuş.

  • Reis; “-Meşrutiyetten sonra İstanbul, Selanik ve İzmir’de İttihat ve Terakki Partisine yardım toplanmış, bu arada mücevherat hediye edenler de olmuş. Bir partiye mücevherat verilir mi?”   

    Dr. “-Efendim. Köylü tarla bile hediye etti.”

    “-Ama mücevher verilmesi garip değil mi?” 

    “-Vallahi bilmem! Verdiler işte! Yardım bu, verilen ret edilir mi?” 

    Reis, Dr. Nazım Bey’i de harp sorumlusu saydığını söyleyince şu cevabı aldı;

    “-Bendeniz harpten açık alınla çıktım, beyefendi!

    “-Sen öyle zannediyorsun! Hele felaketin kaçınılmaz olduğunu anlayınca nasıl kaçtınız? Geride kalanları kime bıraktınız?” 

    Dr. “-Teşkilata bıraktık!” 

    Reis;”-En yakın arkadaşlarınıza bile bir allahaısmarladık demeden gittiniz. Doğrusunu söyle! Kaçtık de!  Bıraktınız kaçtınız.” 

    Dr.; “-Ben bir fert idim.” 

    Reis; “-Söyle!   Söyle!  Kaçtık de!”  

    Dr. ” Evet kaçtık! Kalıp ne yapacaktık?”

    Reis; “Bu mahkeme, memlekette oturamayacağınızın en büyük delilidir. O zamanki hareketiniz sizi işte buraya getirdi.”

    Dr. ; “Çiçerin (Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı) Enver Paşa’ya şu cevabı vermişti. ‘Siz Ankara için ne düşünüyorsunuz, Ankara sizin için ne düşünüyor?” Ben de yanlarında idim. Dedim ki; ‘Ankara emperyalistlere karşı mücadele ettikçe bizim hakkımızda ne düşünürse düşünsün onlara yardıma mecburuz.”         

    Reis; “-Enver Paşa’nın elimizde bulunan mektubunda sizin de Anadolu’ya geçmek fikrinde müşterek olduğunuz (Birlikte düşündüğünüz) anlaşılıyor.” 

    Dr.; “Hayır! Katiyen!”  

    Reis; “-Evet bizi arkamızdan vurmak istiyordunuz!” 

    Reis, Cavit Bey’in evinde yapılan parti programı hakkında bir de Dr. Nazım Bey’e soruyor.

    “-Evet, ama bu programda bir suikast vardı.”  

    Dr.; “-Ne münasebet! Hem ben İzmir’de otururum. Ara sıra İstanbul’a gider birkaç gün kalırım. Orada yapılan işlerden haberdar değilim.”  

    Reis; “-Biz Millet Meclisi’nin kazai (yargılama) yetkisine sahibiz. Biz kanaat oluşturduğumuz gün hükmümüzü veririz!” 

    Dr. “Bunu bilmiyor değilim. Doğru söylüyorum. Bir parti kurmak vatandaşın hakkıdır. Vicdana, kanuna aykırı bir şey değildir ki gizleyeyim…. Fakat benim anladığım, memlekette Halk Partisi’nden başka bir parti istenmediğidir. Bu yalan mı?” 

    Reis afalladı;” Bırak şimdi bu safhayı!”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 63, 64) kitabından birebir alınmıştır.

    (BAKKAL’IN NOTU (2022): Dr. Nazım Bey İttihat ve Terakki’nin beyin takımından ve Ermeni Tehcirinin de fikir babası. Asıl yargılanması gereken bu konu ama mahkeme heyeti de tehcire bulaşmış kişilerden oluşmuş.

  • “Mahkeme salonu… Muazzam bir kalabalıkla hınca hınç dolmuştu. Saat 14’e doğru süngüler arasında getirilen Cavit Bey bir süre arkasını dönerek dinleyicilere uzun uzun baktı. Gözüne ilişen tanıdık çehrelere acı acı gülümseyerek baktı. Fakat her göz göze gelen bir an şaşkınlık geçirerek görmemezlikten gelmeyi unutmuyordu. (1)
    Reis, 1. Maddeyi okuyor; “İttihat ve Terakki bütün hürriyetlere taraftar radikal bir siyasi partidir. Anayasanın kişilere yönelik kanunları, hükümleri bu amaca göre ıslah ve tadil olacaktır.” ve sordu; “Bu madde çoğunlukla mı kabul edildi?”

    “Tabii öyle olması gerekir.”

    “Ya bu madde? “Egemenlik ve saltanat (hâkimiyet ve saltanat) münhasıran (devredilmeyecek şekilde) milletindir.” Bu formülü kim yaptı?”
    “Hepimiz!”
    Reis; “Münhasıran dan amacınız?”
    Cavit Bey; “Hiçbir amacımız yoktu. (Millete) Daha fazla mutlakıyet vermek istiyorduk.”
    Reis; “Yok! … Hükümdarlık ve Riyaseticumhuru milletin manevi kişiliğine vermek istiyordunuz!”
    “Hayır! Milletinkini millete, hükümdarlığınkini hükümdara vermek idi…..”
    Reis; “Beşinci maddede” Hükûmet merkezi İstanbul’da olmalıdır.” diyorsunuz, bunun sebebi nedir?”
    Cavit Bey; “… Çünkü İstanbul eskiden beri hükûmet merkezidir. Bütün aydınlar orada toplanmıştır.”
    …Reis; “Ya emniyet bakımından? Deniz kenarı, her taarruza uygun bir şehirdir. Belki de bir tehlike anında kolaylıkla kaçmayı düşünüyordunuz?”
    (Rezil Mahkemenin şerefsiz reisi Cavit Bey’e yakışacak bir suç bulamayınca iyice kuduruyor. 1995)
    Reis; “Cavit Bey, şunu iyi bilin ki; İstiklâl Mahkemesi şahsi kanaatine göre hüküm verir! Sizin bu ifadeleriniz bizi ikna etmemiştir. Kara Kemal gibi bir şahısla her gün görüşürsünüz de, neler yaptığından nasıl haberdar olmazsınız?”
    Reis tekrar sorar; “Şükrü’nün suikast girişimini nasıl karşıladınız.?”
    Cavit Bey; “Kesinlikle fena, meş’um.”
    “Pekâlâ, Şükrü Bey böyle bir teşebbüse (girişime) tek başına nasıl atılabilir?”
    Cavit Bey; “Ben ne bileyim. Böyle şeylere aklım ermez. Belki arkadaşları vardı.” “…Mahkeme Reisi Ali Bey’in, daha tevkifler başlarken boş bulunup; “Cavit’i, Dr. Nazım’ı mutlaka asacağız!” dediği kişilerden çoğu hala aramızda sağdırlar.”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 44 ile 46 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995). Cavit Bey’in arkadaşlarının korkusunun boyutu çok büyük. Reis, Cavit Beye İttihat ve Terakki dönemi ile ilgili sorular soruyor. Cavit Bey 5 Mart 1919’da kurulan Damat Ferit Paşa kabinesinden dört gün sonra İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin tutuklanmaları başlayınca, Hürriyet ve İtilaf Partisi Başkanı Nuri Paşa’nın evinde 75 gün saklandığını söylüyor. Daha sonra Eylül 1919’da İsviçre’ye gidiyor. Reis, Anadolu’da milli mücadele varken neden yurtdışında kaldın diye itham ediyor. Ve vatanına ne zaman döndün diye sorunca 1921 Temmuzunun ikinci günü diye cevaplıyor. Bu zaman içerisinde okuyup-yazmak ve Duyun-u Umumiye ile ilgilendiğini söylüyor. Cavit Bey, Kara Kemal ile Mustafa Kemal’in görüşmesinden sonra, kendi evinde toplanarak bir parti programı hazırladıklarını da belirtiyor. İstiklâl Mahkemesi, bu cemiyet programı taslağı dedikleri çalışmayla ilgili olarak kendilerini suçluyor.

  • Reis; “-Partiniz (İttihat ve Terakki) hükûmet işlerine de karışır, iktisadi meselelere de burnunu sokardı, değil mi?”

    “-Hayır! Parti’yi hükümete bulaştırmadık. Sırf halka hizmet amacıyla, iktisadi meselelerde hükümete yardım etmeyi tasvip etmiştik.” 

    Reis; “-Yani iaşe işlerine karışmak ve halkı soymaya başlamak. Değil mi?” 

    “-Hâşâ! Genel Merkez iaşe işlerine katiyen karışmamıştır!” 

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): İttihat ve Terakki devlet eliyle Türk unsurlarını zengin etme projesini başlatmış, bunun için İaşe Nazırlığı kurup başına da Kara Kemal gibi sanıyorum ki dürüst birisini koymuş. Bakanlık bu para aktarma işini vakıflar aracılığı ile yapmış.

  • Savcı Necip Ali Bey iddianameyi okudu; “…Sanıkların Hükûmeti devirmek, kötü amaçla oluşmuş bir gizli komite tarafından tahrik ve teşvik edildikleri ….. Tamamen keyfi bir kararla Türk milletini cihan harbinin içine attıkları…”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 9) kitabından birebir alınmıştır.

  • 2 Ağustos 1926 Pazartesi günü başta birçok Mebuslar olduğu halde, mahkeme salonunu dolduran muazzam bir dinleyici kalabalığı, tam saat 14’de, süngü şıkırtıları arsında, kurbanlık koyunlar gibi getirilen İttihat ve Terakki kafilesine gözlerini diktiler. Ergani Mebusu İhsan, Mithat Şükrü, Cavit Bey, Dr. Nazım, Ardahan Mebusu Hilmi, İzzet, Ruf’at Cevat, Kara Vasıf, Salah Cimcoz, Salim, Hüsnü, Ahmet Nesimi, Eyüp Sabri, Dr. Nasuhi, Çolak Selahattin, Dr. Hüseyinzade Ali, Gaziantepli Ahmet, Muhtar, Hüseyin Avni Ulaş, Azmi ve Ali İhsan Beyler getirildiler. Hüseyin Cahit Bey henüz Çorumdan, sürgünden getirilememişti.

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

      BAKKAL’IN NOTU (1995): ittihat ve Terakkinin önde geleni, eski İaşe Nazırı Kara Kemal, 29 veya 30 Temmuz 1926 tarihinde polis tarafından yakalanacağını anlayınca intihar etmişti.

  • “İstiklâl Mahkemesi Reisi Ali Çetinkaya; “..Tanınmış ittihatçıları bu vesile ile ortadan kaldırmak…” istiyor. Kopacak kelleler hakkında tartışmalar var. Falih Rıfkı Bey istisnasız bütün İttihatçıların sigaya (mahkemede sorguya) çekilmesini hararetle isterken, öte yandan Halk Partisi’ne katılmış olan eski İttihatçıların katiyetle bu işe karıştırılmamasını da Yunus Nadi Bey istiyor. Yunus Nadi bu düşüncesini İsmet Paşa’ya kabul ettirdi.  

    Yunus Nadi Bey, henüz Ankara İstiklâl Mahkemesi kurulmamış iken, gazetesinde yazıyor; “Kılıç Ali Bey’e sorduk, aynen dedi ki son suikasta müntehi faaliyetleri yapmış ve irtikâp etmiş (suç işlemiş) olanlar, İttihat ve Terakki adına harekette bulunan bir tür sahtekârlardır.” 

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 6, 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • Savcı “Cumhurreisi Hazretleri’nin İzmit’i ziyaretleri sırasında Kara Kemal’in kendisi ile temasa geldiği ve seçimlere ait görüşme açmak istediği zaman, Gazi Paşa Kara Kemal’e bir gurup adına konuşmak istiyorsa görüşmeyeceğini, yok bir vatan ferdi sıfatıyla konuşuyorsa, fikir alış-verişinde bulunabileceğini söylemesi üzerine, Kara Kemal bir fert sıfatıyla konuştuğunu beyan etmiştir.” 

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Savcı, Kara Kemal ile Mustafa Kemal’in görüşmüş olmalarına kılıf buluyor, oysa sanıkların ifadelerine göre Mustafa Kemal Paşa seçimlerle ilgili İttihatçıların görüşlerini öğrenmek için bu görüşmeyi yapıyor.

  • “Türk vatan ve namusunu kurtaran Aziz Reisicumhur Hazretleri’ne suikast yapma ve Bakanlar Kurulunu ıskata (sükût ettirme, susturma) ve Hükûmeti değiştirecekleri bir anda derdest edilip (yakalanıp) muhakeme sonunda, suçlulukları kesinleşen ve Ceza kanununun 55. Maddesi delaleti ile 57. Madde-i Mahsusa’sına (Özel Maddesine) dayanarak salben (asılarak) idamına karar verilmiştir.”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü I – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 124) kitabından birebir alınmıştır.

  • (İstiklâl mahkemesi intikam alıyor, Ziya Hurşit tam suikastın yapılacağı yerde asılıyor!)

    (Ziya Hurşit idam sehpasının önünde şunları söylüyor: ) 

    “-En son gelir bezme (eğlence meclisine) ekâbir gelirmiş derler ya, ben de sonuncu asılan mıyım?” Cevap alamayınca sesini yükseltti; “-Ben zaten başka şey beklemiyordum. Sizin elinizden yalnız bu gelir. Amma buda zevk. Hürriyetsiz bir memlekette yaşamaktansa, namusuyla ölmek daha hayırlıdır.” Diyor. Ve sehpaya bakarak; “-Ne mükemmel şey salıncağa da benziyor.”

    … Etrafındaki kalabalık arasından birine gözünü dikerek; “-Kılıç Ali mi o? Nerede bakayım?” deyince, cellâdın rivayetine göre Kılıç Ali de görünmemek için çömeliveriyor.

    …Cellât telaşlanınca; “-Acelen ne kuzum. Telaş etme. Gidiyorum işte. Dünya sana kalacak.”    “-Haydi, Allahaısmarladık” demiş ve polis müdürü Asım Bey’in “-Uğurlar olsun” cevabına, gülümseyerek can vermiştir. Kadifekale civarındaki Kokuca Mezarlığına defnedilmişlerdir.

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü I – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 124) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rüştü Paşa sehpaya götürülürken gözlerinden yaşlar boşalıyordu;

    “-Korkumdan değil. Ölümün böylesi kahrediyor insanı! Ne olur beni kurşuna dizin! Bu son arzumu yapın ve bilin ki masumum. Bir hatanın kurbanıyım.” diyor.

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü I – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 121) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mehmet Şükrü Bey, taş gibi, donup kalmış, hissiz. Siyaset Meydanı’na (Osmanlıda idam infaz edilen yere siyaset meydanı deniliyor) ilk götürülen Şükrü Bey idi. Bütün idam mahkûmları asılacakları yere kadar kapalı araçlarla götürüldükleri halde, Şükrü Bey açık arabaya bile bindirilmemiş, ta Hükûmet meydanına kadar korumaların ortasında ve bilekleri kelepçeli, üstü beyaz gömlekli (İdamların infaz gömleği) olduğu halde yaya götürülmüştü.  Yine çok garip bir tecellidir ki bu eski Maarif Nazırı, Arazilin elinden iki kere geçmiştir.

    Baş cellat Selanik Kıptilerinden Ali’nin anlattıklarına göre,,.. Cellat Ali ipi boğazına geçirip, iskemleyi devireceği anda, tam boğulacağı anda, boğulurken ip kopmuş. Şükrü Bey de bir anlık bir asılış ile yere yuvarlanmıştır. .. Cellât Ali kendisine yardıma gelenlerle birlikte yarı ölü hale gelen Şükrü’yü kucaklayarak karşı köşedeki sehpaya götürüp tekrar asmışlar. Bu sırada Şükrü’nün boğuk bir hırıltıdan başka bir sesi çıkmamıştır.”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü I – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 120) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): İdam infazlarında, ipi kopan mahkûm tekrar idam edilmez. Bunun hukuki dayanağı şu olmalı; kişinin asılabilmesi için sağlıklı olması, şuurunun açık olması gerekiyor. İstiklâl Mahkemelerinin karnesine bir de böyle bir hukuksuzluk ilave ediyor.  

  • “Ziya Hurşit uyandırılınca, neşeli;

    “-Anladım. Telaş etmeyin. Hele bir hazırlanayım!” diyor.

    Giyiniyor, kolonyasını sürüyor, ipekli mendilini özenerek düzeltmiş ve

    “-Buyurun gidelim!” demiş.    

    Hükmün okunması bitince; “-Hepsi bu kadar mı?” diye soran Ziya Hurşit, arkadaşlarını merak ederek onların ne olduğunu öğrenmek istemiş. 

    “-Galiba bazıları idama müstahak değildi, herhalde bir yanlışlık olmalı.” Diyerek ayağa kalkmış.  

    Hapishane Müdürü Nuri Bey’e 200 lira verip bunu ağabeyine iletmesini istiyor. Ve iyi bir mezar yapılmasını söylüyor. Çok rahat bir şekilde Nuri Bey’e 

    “-Eğer vasiyetimi yerine getirmezsen sana da öbür dünyada suikast yaparım ha!” diyor.”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü I – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 118) kitabından birebir alınmıştır.

  • “13 Temmuz 1926 günü hüküm veriliyor. 14 Temmuz’da da sabaha doğru infaz ediliyorlar. Arif elleri bağlanırken bağırıyor; “Ben Gazi’nin yirmi yıllık arkadaşıyım. O beni affeder. Verin şuradan bir kâğıt kalem kendisine bir mektup yazacağım.”  … telaşla şu mektubu yazıyor; “Yirmi yıllık arkadaşınızım. Birçok meydan savaşlarında size fedakârane hizmet ettim. Ölüme yaklaştığım şu dakikalarda beni affedeceğinize eminim.” diyor.   

    İmam Efendiye çıkışıyor.

    Halis Turgut; “Çocuklarıma söyleyin kesinlikle siyasetle uğraşmasınlar. … Yaşasın mefkûrem (fikirlerim) Bir Türk, Türklüğe nasıl kötülük yapar?”  diyor.        

    Rüştü Paşa; “Elli dört yaşındayım…. bu cezaya müstahak değilim (Hak etmiyorum) Masumum. Bir gün elbette anlaşılacaktır.. Son dakikasında insan yalan söyleyebilir mi?” diyor.”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü I – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 118) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İşte idamına karar verilip te duruşma salonuna getirilmeyenler; Ziya Hurşit, İzmit Mebusu Şükrü Bey, Saruhan Mebusu Halis Turgut, İstanbul Mebusu İsmail Canbolat, Erzurum Mebusu Rüşdü, Trabzon Mebusu Hafız Mehmet, Sarı Edip Efe, Baytar Miralaylığından emekli Rasim, Mülâzımlıktan emekli Çopur Hilmi, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Eski Ankara Valisi Abdülkadir, İttihat ve Terakki’nin İaşe Bakanı Kara Kemal, Abidin ve Ayıcı Arif.

    Erzincan Mebusu İhsan, Eski Ardahan mebusu Hilmi, Eski Maliye Bakanı Cavit, Eski Sivas Mebusu Selahattin, Eski İzmir Valisi Rahmi, İstanbul Mebusu Rauf Paşa, Eski İstanbul Mebusu Dr. Adnan Adıvar, davalarının tefriki (bu davadan ayrılması) ve Ankara’da devamına. Diğerleri beraat etti….Karar okunduğunda Paşaların beraat etmelerine seyirciler çok seviniyorlar.”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü I – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 111, 112) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Kara Kemal ve Abdülkadir gıyaplarında yargılandılar. 

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Feridun Kandemir, Paşaların beraatını, Paşaların duruşmalarını büyük bir disiplin ve saygı çerçevesi içerisinde izleyen subayların, Paşalarına, özellikle de Kâzım Karabekir Paşa’ya sahip çıkmalarına bağlıyor. Ayrıca, mahkeme kararlarının, idam mahkûmlarının yüzüne okunması genel bir kuraldır. Bu davada okunmamasının sebebi, idamlıkların mahkeme salonunda söyleyecekleri şeylerden çekinilmesi olabilir mi?

  • “Cahilim, doğru dürüst Türkçe bile bilmiyorum. Beni af ediniz. Gazi Paşa’ya doğrusunu söylediğim için beni af edeceğini vaat etti.

    Savcı müdahale etti; “-Gazi Paşa kendisini şahsen af edebilir, fakat kanun affetmez.”  

    Reis de Gürcü Yusuf’un bu sözüne sinirlenerek, jandarmalara dışarı çıkarttırdı.”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü I – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 160) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ziya Hurşit her zamanki gibi, neşeli, metin, hatta sabırlı;

    ‘- ..gerçeği ortaya koyarak, kanunun müsaadesinden yararlanmaya çalışarak kendi kendimi savunacağım. Ben, Teşkilat-ı Esasiye Kanununu tağyir (ortadan kaldırma) ve tebdile (değiştirmeye) kalkışmadım. BMM’sine görevini yapmaktan men etmek te hatırımdan geçmemiştir. Yalnız suikast yapacaktım.    … ben ne Hükûmeti devirmeyi, ne de Teşkilat-ı Esasiye Kanununun tadilini falan istemedim. Kimseyi silahlı isyana davet etmedim. Bu nedenle beni, ancak, tevkif edildiğim zaman geçerli olan 46. maddeye göre cezalandırabilirsiniz. O da şudur; Suikast fikri gerçekleşmemişse, kanunun açıklığının olmadığı yerlerde cinayet telakki olacak suçu, bir yıldan eksik olmamak üzere kalebentliğe çevrilir. Ben suçu işledikten sonra, Hükûmeti devirmek isteseydim, memleketten bir tarafa ayrılmaz, burada kalırdım. Hâlbuki siz de anladınız, ben Sakız’a kaçacaktım. Kısacası; kanun açıktır. Kanunun açıkça cezalandırdığı fiillerden başka hiçbir şekilde ceza verilemez.’”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü I – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 104, 105) kitabından birebir alınmıştır.

  • Reis “-Siz! Bir zamanlar TBMM de başkanlık etmiştiniz?”  

    Hüseyin Avni Bey: “-Evet! Aynı adamım… Siz beni oradan bilirsiniz. Aynıyım. Ne sorarsanız cevap veririm.” 

    Reis suikast işinden haberinin olup olmadığını soruyor.

    Hüseyin Bey: “- İyi bilirsiniz ki namuslu ve mert bir insanım. Allahtan başka kimseden korkum yok. Ben komitacı değilim, ilim adamıyım, suikast işlerinden de kesinlikle haberdar değilim.”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü I – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 92) kitabından birebir alınmıştır.