Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “-Babanla çok kavga eder miydi?”   

    Apo; “-Her gün! Olağanüstü kavgaydı.  Kavgaları gece – gündüz gözümün önünde oluyordu. Ben son derece çelişkili bir ortamın ürünüyüm.  Her gün komşularla kavga, her gün babayla kavga ve her gün benimle kavga.”

    Alıntı: Kürt Bahçesinde Sözleşi – Yalçın Küçük ve Abdullah Öcalan (Başak Yayınları Nisan 1993 1. Baskı – Sf. 31) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Yalçın Küçük bu kavga ortamını Apo’nun kişiliğinin oluşmasına katkı olarak değerlendiriyor. Apo’yu bundan dolayı çok abartıyor.

  • (Yalçın Küçük;)

    Dil ve bilim, insanlığın, en büyük ve en yaratıcı basitlemesidir.   Burada basitleştirme, aynı zamanda, yoğunlaştırma anlamına geliyor.    “Portakal, elma, armut sepeti” demek yerine “meyve” sepeti diyebilmek büyük bir sıçramadır.  Hepsini, elma, portakal ve armudu, bir başka düzlemde, aynı sayabilmek büyük bir soyutlama düzeyini gösteriyor.

    Alıntı: Kürt Bahçesinde Sözleşi – Yalçın Küçük ve Abdullah Öcalan (Başak Yayınları Nisan 1993 1. Baskı – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • (Kürt Bahçesinde Sözleşi kitabının önsözünden, Yalçın Küçük;)

    Şimdilik iki halklı bir insan oldum.  

    Kürt cephesinde yaptıklarım bir mecburi hizmettir.  

    Türklük adına bir borç ödemesi içindeyim.  

    Borcumu emeğimle, yüreğimle, sevgimle ödemeye çalıştım. 

    Ben kardeşlik duygularıyla yüklüyüm; İnsanların kardeşlerini güzel görmeleri en insani niteliktir.   

    En mutlak, mutlak bilgidir. Tanrı’nın kendisi eninde sonunda bir bilgidir. Tanrı yapmak eninde sonunda bir bilgi mutlaklaştırma işidir. 

    Felsefe, kuşku; Politika, red ile başlar.

    Alıntı: Kürt Bahçesinde Sözleşi – Yalçın Küçük ve Abdullah Öcalan (Başak Yayınları Nisan 1993 1. Baskı – Sf. 1, 13 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Aşağıda alıntılar bulunan belge 1979 Yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliğine yapılan baskında elde edilmiştir)

    Sovyet Kürtleri görece büyük bir sayıdaki kültür kurumundan yararlanırlar. Bu durum, Sovyet rejiminin Kürt azınlığa müstakbel bir dış politika aracı olarak verdiği önemi gösterir. Kürt köylerindeki okullarda Kürtçe öğretilmektedir. Ermenistan’ın başkenti Erivan’da yayımlanan Reya Taz adında Kürtçe bir gazete ve Kürtçe bazı radyo programları vardır. Erivan’daki Kürt araştırma merkezi SSCB’de tektir ve Kürt dili ve kültürü üzerinde kurslar düzenler ve bazıları dışındaki Kürt topluluklarda da tanınan şair ve yazarların eserlerini ve çeşitli dergileri Kürtçe olarak yayımlar. Merkezin başlıca amaçlarından biri Ortadoğu’nun diğer yerlerinde yaşayan Kürtlere sağlanmayan kültürel olanaklardan Sovyetler Birliği’ndeki Kürtlerin yararlanabildikleri biçimindeki Sovyet iddiasını desteklemektir.

    Rejim dış ülkelerde Kürt milliyetçiliğini besleme politikasının içerde sorunlu Pan-Kürt duygularına yol açabileceği gibi bir endişe taşımak için ciddi bir nedene sahip değildir. Sovyetler Birliği’ndeki Kürtlerin sayısı azdır ve rejim daha kentleşmiş ve iyi eğitilmiş Ermeni çoğunluğa sınırlayıcı bir etki olarak bakmaktadır. Ermeniler Kürtlerin de rol oynadıktan Türk katliamını unutacağa benzemiyorlar ve Moskova’da zaman zaman Ermenileri Kürt azınlığa karşı ayrılıkçı davranmamaları konusunda uyarmıştır. Sf. 325

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 325) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Aşağıda alıntılar bulunan belge 1979 Yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliğine yapılan baskında elde edilmiştir)

    “Hükümetin Kürtlerin komünist eylemlere karıştıkları konusundaki duyarlılığı, Sovyet yanlısı yasal Suriye Komünist Partisi’nin (SCP) kurucusu Halit Bektaş’ın bir Kürt olması ve SCP’nin uzun yıllar Kürt azınlık içinde yoğun örgütlenmesi nedeniyle, bütünüyle temelsiz değildir.” Sf. 320

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 320) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Aşağıda alıntılar bulunan belge 1979 Yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliğine yapılan baskında elde edilmiştir)

    “Türkiye’deki ve Türkiye dışındaki Kürtler arası ilişkiler konusunda bilgilerin az olmasına karşın Türkiye Kürtleri İran ve Irak’taki komşu Kürtlerle siyasi işbirliği konusunda fazla yatkın olmamışlardır. Aşiret bağları etnik bağlardan daha önemli görünmektedir. Sözgelimi, Irak’ta Barzani ve Talabani kesimlerine, Türk sınırı boyunca çatışmaları sırasında, bazı Türkiye Kürtleri destek olurken bazıları karşı çıkmıştır. Bu işbirliği eksikliğini kısmen dil farklılıkları açıklayabilir. Tüm Kürtlerin hemen yarısı Kurmanci lehçesini kullanırken Türkiye’de Kürtlerin yalnız Hakkâri vilayetinde oturanları bu lehçeyi kullanır.” Sf. 320

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 318) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Aşağıda alıntılar bulunan belge 1979 Yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliğine yapılan baskında elde edilmiştir)

    “Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren ve Başbakan Yardımcısı Hikmet Çetin Nisan’da Kürt sorununu görüşmek üzere Irak’a gittiler. Kürt kıpırdanmaları nedeniyle gittikçe daha çok zaman yitiren Irak, eğer Ankara silahlı Irak çetelerinin sınırın Türkiye tarafını sığınma alanı olarak kullanılmasını engellemeye çalışırsa Türkiye’ye petrol satışlarında kredi kolaylıkları sağlamayı önerdi.

    İşsizlik oranı ülke geneli olan yüzde 20’nin üzerinde, Kürtler arasında Türkçe okur-yazarlık oranı ise yüzde 20’nin altındadır. Elektrik, musluk suyu ve kullanılabilir yol gibi olanaklar köylerin yarısından fazlasına ulaşmamıştır. Bu ihmal bir ölçüde Kürt bölgesinin uzak ve ulaşımı güç coğrafi yapısından kaynaklansa da Türk ve Kürtler arasındaki düşmanlığın etkisi de yadsınamaz. Eğitimlerinden sonra Türkler “dost olmayan” bu kırsal topraklarda görev almaya yanaşmamaktadırlar. Türk Hükümetinin varlığının en göze batan unsuru olan ordu çoğu kez Kürtler tarafından bir “sömürge” ordusu olarak algılanmıştır.” Sf. 318

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf.318) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Aşağıda alıntılar bulunan belge 1979 Yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliğine yapılan baskında elde edilmiştir)

    “1970’te kuzeydeki savaşın yarattığı sıkıntıların peş peşe bir dizi hükümeti devirdiğinin bilincinde olan Saddam Hüseyin yönetimindeki Baas hükümeti Molla Mustafa ile barış imzaladı. Kürtlerle merkezi hükümetin antlaşması Barzani’ye KDP’ye o güne kadar elde ettiklerinden daha fazla tavizler vermekteydi. Irak’ın çift uluslu karakterini tanıyıp fiilen Kürtleri Araplarla eşit ve hür ortaklıklar olarak kabul etti, Kürtlerin dil ve kültürel haklarını teyit etti.” Sf. 306

    “Antlaşmayı takip eden dört yıl boyunca taraflar uygulanmasına ilişkin konularda anlaşamadılar. Petrol bölgesi Kerkük’ün hangi tarafta kalacağına ilişkin anlaşmazlık, özerk bölgenin sınırlarının belirlenmesini engelledi. Kürtler hükümeti Kürt bölgesine Arap aşiretleri yerleştirip oralarda ki çoğunluğu değiştirmek ve Kerkük’teki Kürtlerin durumunu sarsmak için oradaki öteki azınlıklara kültürel haklar vermeye başlamakla suçladılar.” Sf. 306

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 306) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2006); O yıllarda Kerkük Türkmenleri Türkiye’nin çok önemli bir sorunu olarak ortaya çıktı. Bu politikamız Kürtlere karşı Saddam yönetimine bir destek olmalı. Doksanlı yıllara gelindiğinde bizim Kerkük sorunumuz kalmadı. 

  • (Aşağıda alıntılar bulunan belge 1979 Yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliğine yapılan baskında elde edilmiştir)

    “1959’da Molla Mustafa partiden komünist bir kolu ihraç etti ve partiyi sağa kaydırdı. Bununla birlikte parti kent tabanlı bir parti olarak kaldı ve en çok eğitim görmüş ve aşiretlerinden kopmuş Kürtler arasında taraftar buldu. 1964’te Celal Talabani ve parti sekreteri İbrahim Ahmet’i de içeren daha militan bir grup parti yönetimini ele geçirip Barzani’yi parti başkanlığından uzaklaştırmaya çalıştı fakat Barzani’nin aşiret destekçileri tarafından İran’a kaçmaya zorlandılar. Daha sonraki yıllarda, elde edilen bilgilere göre, Irak hükümeti Barzani’yi zayıflatmak için Talabani fraksiyonunu desteklemiştir.” Sf. 306

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 306) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Aşağıda alıntılar bulunan belge 1979 Yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliğine yapılan baskında elde edilmiştir)

    “İran Hükümeti tarafından Farsça Kürtlere zorunlu dil olarak kabul ettirilmek istenmiş ve geleneksel giysilerin Batı giysileriyle değiştirilmesi zorlanmıştır. 1931’deki Hamadan aşireti reisi Şeyh Tafar tarafından başlatılan isyanın kanlı bir biçimde bastırılmasından sonra hükümet gerçekçi sayılabilecek bir açıklama ile “hiçbir Kürt sorunu olmadığını duyurdu.” Sf. 304

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 304) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Aşağıda alıntılar bulunan belge 1979 Yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliğine yapılan baskında elde edilmiştir)

    “Kürtçe Hint Avrupa dillerinin İran’ca dalı içinde yer alır ve Farsça, Beluci ve Puştu dilleriyle ilişkilidir. Bir bilim adamı tarafından “Farsçanın kardeşi özel bir dil, belki de ondan da eski bir dil” olarak nitelendirilmiştir. Kürtçe iki büyük lehçeye sahiptir: Kürdistan’ın kuzeybatı bölümünde konuşulan Kurmanci ve güneydoğu bölgesinde yaygın olan Kürdi. Türkiye’de Orta Anadolu’daki Kürtler tarafından konuşulan Zaza da üçüncü önemli lehçe olarak kabul edilir. Bu grupların değişik birçok biçimi Kürtler tarafından kullanılır ve yerel adlarıyla tanımlanırlar. Sözgelimi, Irak’ta Kürt aşiretlerinin yoğun olduğu bölgelerde kentlerdeki Kürtler arasında kullanılan Sorani, Kürdi lehçesi ile çok yakın özellikler taşır.” Sf. 300

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 300) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi Yayını;)

    “Şeyh Said, özellikle Dersim ve Muş Beylerini kendi tarafına çekmeye çalışıyor ve bunlara bu maksatla adamlar gönderiyordu. Eğer Şeyh Said bu teşebbüslerine sadece Kürdistan Bağımsızlığı adına ve daha Önce girişmiş olsaydı, ayaklanmayı Dersim ve Muş’a bulaştırması muhtemeldi. Fakat ayaklanmanın gayesi dini kurtarmak ve özellikle Osmanlı Halifeliğini yeniden kurmak şeklinde gösterilince, Genç ve Diyarbakır dışında bulunan ve Şeyh Said’in manevi nüfuzu altında bulunmayan Kürt aşiretlerine, ayaklanmayı iltifat ettiremedi.” Sf. 296

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 296) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Genelkurmay Harp Dairesi Yayınından alıntı;)

    “Asiler Genç’ten ve Çapakçur’dan sonra yavaş yavaş Palu’ya doğru yürüdüler. Asileri Murat nehrinin batınına geçirmemek için Önceden Havik geçidine bir müfreze gönderilmişti, fakat asiler 23 Şubat günü Murat nehrini geçtiler ve Havik’te bulunan müfrezeyi subayları ile beraber, Bucak Müdürü de dâhil olduğu halde esir ettiler. İleri hareketlerine devam eden asiler Elazığ’a 3-4 saat mesafedeki köyleri de işgal ederek 24 Şubat sabahı saat 03.00 te Elâzığ il merkezinin çevresine yerleştirilmiş bulunan kuvvetler üzerine taarruza başladılar. 20 er ve bir makineli tüfekten müteşekkil küçük bir müfreze tarafından korunan Hanik Köyü güneyindeki cephane deposu asilerin eline geçmiş ve yağma edilmeye başlanmıştı.”

    On yedinci Tugay Komutanı Osman, Tarihe göre, “hayatını tehlikeye atacak derecede cesaret göstererek”, Elazığ’ı müdafaa ettiyse de, Elazığ da Kürt Kuvvetlerinin eline geçiyor.

    Asiler şehre girer girmez önce jandarma dairesini yağma ettiler. Hapishanedeki tutuklu ve hükümlüler serbest bırakıldı, Adliyedeki evrak yakıldı. Bu sırada hükümet binasına giren asi lider Şeyh Şerif, ahaliyi toplayarak maksat ve gayesinin, dini ve Kur’an’ı kurtarmak olduğunu, ahaliye katiyen tecavüz niyetinde olmadığını söylüyordu. O, bu teminatı verirken, öte yandan avanesi evleri ve mağazaları yakmaya başlamışlardı. Bu alçakça hareket karşısında halk Şeyh Şerife başvurmuşsa da çapulculuk önlenememişti.

    “Bir yandan Elazığ’ı işgal eden asilere karşı askeri tedbirler alınırken, diğer yandan asilerin yağmaladığı ve çapulculuklarına karşı cephe alan halk, silaha sarılmış ve giriştiği savaşma sonunda 26 Şubat’ta asi Kürtleri, şehri boşaltmaya mecbur etmişlerdi. Firar eden asilerin büyük bir kısmı Palu doğrultusunda çekilmişlerdi.”

    Elazığ’ın düşmesi ve Hükümet kuvvetlerinin tekrar eline geçmesi Kürt aşiretleri için de dönüm noktası oluyor; Kürt aşiretlerinin bir bölümü, Hükümet kuvvetleri yanında yer almaya karar veriyorlar. Bundan sonra ayaklanma, bir yanıyla da, Kürtler arası iç savaşa da dönüşüyor.

    “Palu’ya gelen Şeyh Şerif tekrar Elazığ’a yürümek istemişse de Pertek yönlerinde, Doğu Dersim ve Mazgirt’ten gönderilen gönüllü aşiret kolları ile yaptığı çarpışmada fazla zayiat vererek Bulanık köyüne çekilmeye mecbur olmuştu.”

    Elazığ’ın tekrar hükümet kuvvetlerinin eline geçmesi, Şeyh Said ayaklanmasında önemli bir dönüş noktasıdır. Ancak asıl yenilgiyi Diyarbakır’ın Kürtler tarafından zapt edilememesi belirliyor. Sf. 294

    “Nihayet 8 Mart 1925 sabahı güneş doğarken, asi kuvvetler, ilk kez karşılaştıkları bu örgütlü ve azimkâr direnme karşısında dayanamayarak dağınık bir halde kaçmaya başladılar.” Sf. 295

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 294, 295) kitabından birebir alınmıştır.

  • İdeoloji ve aynı ölçüde başarı, hem görmeyi ve hem de görmemeyi sağlıyor. Geliştirdiğim ve burada tekrarlama gereğini duyduğum tez şudur: Kurtuluş Savaşı’nın başında Türk tarafı, Kemal Paşa ve yakın çevresi, Kürt yönetenlerine, vaadden çok “vaad izlenimi” vermişlerdir. Ermeni ve Greklere karşı, hilafet ve saltanatı kurtarmak için “ortak” mücadele daveti ortadadır. Kürt yönetenleri, başarıdan sonra, ortak çözüm izlenimini almış görünüyorlar; cumhuriyetin kurulduğu yılda bir genel ayaklanma komitesinin ortaya çıkması, belli bir hayal kırıklığının ürünü oluyor. Sf.290

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 290) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi yayını;)

    “Kürt Teali Cemiyeti, Damat Ferit Kabinesi’nin ’Büyük Ermenistan’ projesine şiddetle muhalefet ederken İtilaf ve Hürriyet Partisi’yle özerk bir Kürdistan kurulması konusunda sözleşme yapmaktan geri durmuyordu. Bu cemiyet cumhuriyetin ilanından az önce kapatılmıştı. Fakat buna karşılık 1923’te, cumhuriyetin ilanı senesinde, Seyit Abdülkadir, Hesnanlı Halit, Hacı Musa, eski milletvekillerinden Yusuf Ziya ve ailelerinden müteşekkil olmak üzere gizli bir komite teşkil edildi. Bu komitenin de gayesi, Kürdistan’ın bağımsızlığını sağlamaktı. Komiteye Yusuf Ziya’nın aracılığıyla Hınıs’ta oturan Şeyh Sait ve ailesi alınmıştı”  Sf. 290

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 290) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi yayınından alıntı;)

    “Çünkü sırasıyla, Tanzimat’ın ve meşrutiyetin, Kürtlerin yaşayışı üzerinde yapacağı değişiklik, doğrudan doğruya, ağa, bey, reis, şeyh ve hocaların bu ilkel sürüler üzerindeki nüfuzlarını kıracak nitelikte idi. İnsanlığı bile idrak etmemiş olan bir kitleye ise, Kürtlük telkin etmeye imkân yoktu, bu kitle varlığının manasını bir avuç gulgul (bir nevi darı) ve bir avuç arpa yemekten ibaret zanneder, cumhuriyet nedir, yaşadığı dağın arkasında ne vardır, bilmez ve bilmek de istemezdi. Hemen hemen hepsi bu bilgilerden yoksun bu kitleyi tahrik için, propagandayı din yönünden yapmak lazımdı. Gerçekte de öyle oldu.” Sf. 290

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 290) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi yayınından alıntı)

    Bu nedenle Şeyh Sait ayaklanmasında Elazığ’ın düşmesi Kürt kuvvetlerinin eline geçmesi üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın Tugay Komutanı Osman’a çektiği telgraf ile başlamanın yararlı olacağını sanıyorum.

    Tarih, “durumu yakinen izleyen Cumhurbaşkanı Atatürk de, 26 Şubat’ta Malatya Valisi aracılığı ile İzoli’de 17. Tugay Komutanı Albay Osman’a verdiği emirde” diyor ve telgrafı yayımlıyor. Aktarıyorum.

    “Durumunuz, tertibatınız, düşünceniz hakkında ait olduğunuz resmi makamlara elbette bilgi verdiniz. Gereken emirleri ve talimatı alacaksınız. Ben de size hatıra olarak bir iki noktayı bildireyim: Asiler ciddi muharebe ve çarpışma sonucunda değil, mensuplarının ve müritlerinin çağrısına uymak suretiyle ve bunların kendilerine katılması ile Elazığ’a kadar gelebilmişlerdir. Silahlı kuvvetleriniz arasında sizin yerli dediğiniz ülküsüz erlerin bulunuşu sizi şimdi bulunduğunuz yere ve duruma gelmeye zorlamıştır. Bu durum sizin için dikkat ve uyanıklığı gerektiren bir noktadır. Bundan sonra ülkeyi savunmak için kullanacağınız vasıtalarda bu noktaya dikkat buyurunuz. Asilerin silahı, aldatmayı, bozgunculuğu ve din ile şeriatı vasıta ittihaz ederek bilgisizlikten faydalanmadır. Sizin karşı vasıtanız ve savunmanız, bütün bu sahtekârlıkların emriniz altında olanlara ve temasta bulunanlara layığı ile ve süratle anlatılmasında ve şuurlu hareketinizdedir. Bilgisizlik ve gafilliğin çokluğu karşısında durumunuzu bozarak dağılmak elbette aleyhimizedir. En az sayıda da olsanız varlığınızın korunması bizce değerlidir. Geçmesi zorunlu olan birkaç günü mevcudunuzu koruyarak kazanmak tercihe değer. Ayrıca durumunuzun olağanüstü olduğundan ve bunun gereği olarak olağanüstü tedbir almaya zorunlu olacağınızdan beni haberdar etmelisiniz. Malatya halkı cumhuriyete sadık ve irtica düşmanıdır. Bu bilinmektedir. Bu değerli unsurlardan büyük ölçüde faydalanma olanağını elde ediniz. Bu öğütlerim bağlı olduğunuz makamlardan alacağınız kesin emirlerin yapılmasında size yardım eder umudundayım.” Sf. 288

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 288) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1979 yılında, Amerika Birleşik Devletlerinin Tahran Büyükelçiliği, İranlı devrimci gençler tarafından işgal edildi; hatırlanacağını umuyorum. İranlı devrimciler, ABD Büyükelçiliği’ndeki bütün belge ve raporlara el koydular. Bunları, dünyada ilgili oldukları yerlere ulaştırma nezaketini de gösterdiler. Bana ulaşanlar içinde Amerikan gizli servislerinin hazırladıkları bir “Kürt Tarihi” var; Amerikan diplomatları için el kitabı niteliğini taşıyor. Burada yayımlıyorum. Sf. 282

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 282) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tunceli Tenkil Harekatında Ayaklanan Halka Dördüncü Müfettişlikçe Yazılan Bildirge;  “Ovacık Kazasının Lertik, Mercan ve Birman mıntıkalarında oturan Kalan’lı (Dersimli, Tuncelili) halka;

    1-Halkı cahillikten ve fukaralıktan kurtarmak için, Hükûmetin Tunceli’de yapmakta olduğu iyi işleri her gün öğreniyorsunuz   … Bu sebeple Hükümet, zalimlerin zulümlerine son vermek ve masum halkı onların elinden ve şerrinden kurtarmak için asker getirmiş bulunuyor. Görüyorsunuz ki, dört tarafınızı asker sarmıştır ve harekete geçecektir. Maksadımız yalnız suçluları ve bilhassa elebaşıları uslandırmaktır.    Bunun için; 

     1.1  … suç yapmış olanlar, canlarını, çoluk ve çocuklarını kurtarmak için Hükûmetin adaletine güvenerek gelip teslim olsunlar.   

    1.2-Bu suçlular kendilerini zorla felakete sürükleyenleri ölü veya diri yakalayıp hükümete ve askere teslim ederlerse cezadan kurtulmakla beraber mükâfat da (ödül de) alırlar.  

    1.3- İçinizde suçsuz olanlar çoktur. Asker suçluları ararken suçsuz halkın zarar görmemesi için suçlulardan ayrılıp çoluk çocukları ile beraber Pülümür’deki kaza merkezine gelsinler….  

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 340) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1937 Yılında Tunceli Tenkil (cezalandırma, uzaklaştırma, ortadan kaldırma) Harekâtına Dair Bakanlar Kurulu Kararı;   Gayet Gizlidir; 

    Başvekâlet (Başbakanlık) Kararlar Müdürlüğü;   Son günlerde Tunceli’de vukua gelen hadiselere dair raporlar 4 Mayıs 1937 tarihinde Atatürk’ün ve Mareşal’in huzurları ile tetkik ve mütalaa edilerek (araştırılarak ve incelenerek) aşağıdaki sonuca varılmıştır; 

    1-Toplanan kuvvetlerle Nazımiye Keçikesen (Aşağı Bölge) Sin, Karaoğlan hattına kadar, şedit (şiddetli) ve müessir (tesirli, etkili) bir taarruz (saldırı) hareketi ile varılacaktır. 

    2- Bu defa İsyan etmiş olan mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olacaktır. Ve bu toplama ameliyesinde (faaliyeti sırasında) köylere baskın edilerek hem silah toplanacak hem de bu suretle elde edilenler nakledilecektir. Şimdilik 2.000 kişinin nakli tertibatı (hazırlığı) hükümetçe ele alınmıştır.   

    Mülahaza; Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe (yetinilirse) isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur.  Bunun içindir ki silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kâmilen (tamamen) tahrip etmek (yok etmek, harap etmek) ve aileleri uzaklaştırmak lüzumu görülmüştür. 

    Not; Birliklerin oraya gelişi de düşünülerek bir hafta sonra yani 12 Mayıs’ta ileri harekete başlanabileceği anlaşılmaktadır.   

    Not; Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lâzımdır.                                                  Aslı Gibidir İmza.” (1)

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 339) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1996): TC. Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı, TC Tarihinde Ayaklanmalar kitabı 1924 – 1938 belgesidir.