Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bir çözüm getirebildiğim iddiasında değilim; fetiş; ilkelin, ideoloji; kütlenin, teori; düzeni düzenlemek isteyenin rehberidir. Düzeni değiştirmek ya da düzenlemek, insanlığın vazgeçemeyeceği, bir insanlık hali olmalıdır; bu açıdan bakıldığında teorisizleştirilmiş bir insanlığı algılayamıyorum. Sf. 774

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 774) kitabından birebir alınmıştır.

  • İttihat ve Terakki’nin politikada en önemli yöntemi, şiddettir; THKP, bu yolu yeniden açma denemesi yapıyor. PKK, şiddet kullanmayı spontane olmaktan çıkararak sistemleştirmeyi ve örgütlemeyi ilke sayıyor. Sf.747

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 747) kitabından birebir alınmıştır.

  • 13 Şubat 1925 Piran’da Şeyh Sait İsyanının başlaması

    14 Şubat 1925 Ardahan Mebusu Halit Paşa’nın ölümü

    17 Şubat 1925 Aşarın kaldırılmasının yasalaşması

    28 Şubat 1925 Dini politikaya alet etmenin Hıyanet-i Vataniye Yasası kapsamına alınması

      3 Mart 1925 İsmet Paşa’nın başbakan olması ve yeni hükümetini kurması Takrir-i Sükûn Yasasının kabulü

     4 Mart 1925 Birisi Ankara’da ve diğeri isyan bölgesinde iki İstiklal Mahkeme’si kurulması

     6 Mart 1925 Bakanlar Kurulunun İstanbul’da yayınlanan altı gazeteyi kapatması

     9 Mart 1925 Bakanlar Kurulunun dört gazete daha kapatması İstiklal Mahkemesi emriyle Terakkiperver Fırkasının İstanbul şubelerinin kapatılması Şeyh Sait ve arkadaşlarının yakalanması

    14 Nisan 1925 Tanin Gazetesi’nin kapatılması

    15 Nisan 1925 29 Ekim’in bayram kabul edilmesi

      5 Mayıs 1925 Ermeni Manok Manokyan’ın Mustafa Kemal’e suikast hazırladığı gerekçesiyle Ankara’da idam edilmesi

    25 Mayıs1925 Terakkiperver Fırkası şubelerinin kapatılması

      3 Haziran 1925 Terakkiperver Fırkasının şubelerinin kapatılması hakkında Bakanlar Kurulu kararı.

    29 Haziran 1925 Şeyh Sait ve arkadaşlarının idam edilmesi

    12 Ağustos 1925 Nazım Hikmet, Şefik Hüsnü, Hikmet Kıvılcımlı’nın mahkûm edilmesi. Tutuklu gazeteciler, Selim İleri, İ. Müştak, Ahmet Emin, Ahmet Şükrü’nün Mustafa Kemal’e, «biz yüksek dehanızın tesis ettiği rejimin tabii ve samimi adamları ve hadimleriyiz» yazısını içeren telgraf çekmeleri.

    15 Ağustos 1925 Mustafa Kemal’in panama şapkasıyla Kastamonu’ya hareket etmesi.

    24 Ağustos 1925 Mustafa Kemal’in, Kastamonu Kışlasında «bir Türk dünyaya bedeldir» demesi.

     29 Ağustos 1925 Mustafa Kemalin, Kastamonu’da, «Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz» demesi.

     1 Eylül 1925 Ankara’ya dönen Mustafa Kemal’in ellerinde şapka olan devlet büyükleri tarafından karşılanması ve Mustafa Kemal’in bunları şapkasıyla selamlaması. Sf. 741, 742

     2 Eylül 1925 Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması, din görevlilerinin giysilerinin belirlenmesi, memurların şapka giymesi hakkında Bakanlar Kurulu kararı.

    23 Eylül 1925 Mustafa Kemal’in, “güzel bir serpuş olan şapkadan pek az bir müddette dervişler, mürit ve hocalar da memnun kalacaklardır” demesi.

    3 Ekim 1925 Bursa’da Mustafa Kemal’e, İstanbul’dan gelen Türk lokantacılar tarafından ziyafet verilmesi ve Mustafa Kemal’in bunun üzerine «memleketimizde bu nevi sanatkârlar ihtiyaç ile mütenasip tarz ve miktarda yetiştirilmemiştir» demesi.

    11 Ekim 1925 İzmir’de kaldığı evin önünde fener alayı düzenleyenlere Mustafa Kemal’in «kendimi tebrik ediyorum, çünkü size mensubum» demesi.

    15 Ekim 1925 İzmir Belediyesi’nin «Naim Palas» binasını Mustafa Kemal’e hediye etmesi.

    2 Kasım 1925 Diyanet İşleri Başkanı Rifat Efendi’nin “şapka giymekte dini ve vicdani mahzur yoktur” demesi.

    4 Kasım 1925 Sivas’ta Mehmet Necati ve arkadaşlarının duvarlara şapka aleyhine yazılar yazmaları ve İstiklal Mahkemesinde, daha sonra, yargılanarak Mehmet’in idam edilmesi.

    22 Kasım 1925 Kayseri’de şapkaya karşı çıkan Ahmet Hamdi ve arkadaşlarının İstiklal Mahkemesine verilmesi.

    24 Kasım 1925 Erzurum’da Gâvur İmam ve Hacı Osman’ın şapka devrimine karşı gösteri düzenlemesi, yakalananlardan on üçünün idam edilmesi.

    25 Kasım 1925 Şapka yasasının Meclis’ten çıkması. Rize’de şapka devrimine karşı çıkanların yakalanması ve daha sonra sekizinin idam edilmesi

    27 Kasım 1925 Kayseri’de şapka devrimine karşı gösteriler olması ve yakalananlardan, bir kısmının idam edilmesi.

    8 Aralık 1925 Kültür Bakanlığının «Türk Birliğini parçalamaya çalışan cereyanlar hakkında» bildirisi.

    9 Aralık 1925 Yerli kumaştan elbise giyilmesi hakkında yasanın kabulü

    4 Şubat 1926 «Frenk Mukallitliği ve Şapka» kitabının yazarı Müftü Ali Rıza Efendinin idam edilmesi.

    17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanunu’nun kabulü.

      1 Mart 1926 Türk Ceza Kanunu’nun kabulü

      8 Mart 1926 Ankara’da İş Bankası’nın Mustafa Kemal şerefine çay vermesi. 29 Mayıs 1926 Türk Ticaret Kanunu’nun kabulü

    31 Mayıs 1926 Ermeni komitacılar tarafından öldürülenlerin ailelerine emlak ve arazi verilmesi için yasa çıkarılması.

    7 Haziran 1926 Hayvan ıslahı hakkındaki kanunun çıkarılması

    15 Haziran 1926        Mustafa Kemal’e suikast düzenlemekten Ziya Hurşit’in İzmir’de tutuklanması.

    6 Temmuz 1926 Mustafa Kemal’in Çeşme’de İstiklal Mahkemesi üyeleriyle görüşmesi.

    14 Temmuz 1926 Ziya Hurşit ve arkadaşlarının idam edilmesi.

    27 Ağustos 1926 Eski Maliye Nazırı Cavit, Dr. Nazım, Nail, Hilmi’nin Ankara’da idam edilmeleri.

    31 Ağustos 1926 Eski Ankara Valisi Abdülkadir’in Ankara’da idam edilmesi.

    3 Ekim 1926 Mustafa Kemal’in Sarayburnu’nda heykelinin açılışı.

    22 Ekim 1926 Ünlü İtalyan heykeltıraşı Kanonika’nın İstanbul’a gelişi.

    29 Ekim 1926 Konya’da Gazi heykelinin açılışı. Sf. 741, 745

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 741 ile 745 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şiddetin bu kadar yoğun ve ayrımsız denebilecek dozajda uygulanmasının iki temel sonucu görünüyor; birincisi, Türkiye’de yaşayan insanlar, giderek küçülüyorlar. 1930 yıllarında, son derece dar ufuklu, itiraz etmesini bilmeyen, giderek daha çok edilgen, küçük bürokratik işlerini yapabilmek için beceri biriktiren, küçük işlerini yaptığı zaman çok büyük coşkular alabilen bir insan türü yaratılıyor. Bu dönemde, toplumun bürokratlar tarafından yönetilmesinden daha çok, yönetilenlerin bürokratlaşmasını görüyorum. Kemalizm, bürokrat kılıklı insanlar çıkarıyor. Sf. 740

    İkincisi, özellikle Kürtler’de türkifikasyon çok büyük başarılar sağlıyor; Kürtlerin çoğu, başta aydınları ve aşiret ileri gelenleri olmak üzere seçkinlerinin tümünde, kendisini Türk sayma eğilimi kök salıyor. Türkler’in Kürtleri Türk saymalarından çok daha önemli olarak Kürtlerin, başta seçkinleri olmak üzere, çok büyük bir kesimi kendisini Türk olarak görüyor. Sf. 740

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 740) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yasanın birinci maddesi şöyledir: “Türkiye’de Türk Kültürüne bağlılık dolayısıyla nüfus oturuş ve yayılışını bu kanuna uygun olarak icra vekillerince yapılacak bir programa göre düzeltilmesi Dâhiliye Vekilliğine verilmiştir.” Böylece nüfusun, Türk kültürüne bağlılık ilkesine göre, yeniden dağıtılacağı yasa hükmü haline getirilmiş oluyor.

    Yasanın ikinci maddesi, bu yasa açısından, Türkiye’yi üç mıntıka ya da bölgeye ayırıyor; birinci bölge, “Türk kültürlü nüfusun tekasüfü (yoğunlaşması) istenilen yerlerdir” diye tanımlanıyor. Beşikçi, bu bölge için, «bu bölgeler, genel olarak, uzun asırlardan beri en az M.Ö. 2.000 yılından beri Kürtlerin oturduğu bölgelerdir» açıklamasını getiriyor. İkinci bölge, yasada, «Türk kültürüne temsili istenilen nüfusun nakil ve iskânına ayrılan yerlerdir» sözleriyle tarif ediliyor. Beşikçi bu tarifi şöyle çözüyor: «Bu mıntıkalar, Türkiye’nin Batı bölgeleridir. Özellikle Akdeniz, Ege, Marmara, Trakya bölgeleridir. Kürtler, en az M.Ö. 2.000 yılından beri oturdukları yurtlardan alınarak bu bölgelere sürgüne gönderilmektedir. Buralardaki Türk kültürlü nüfus yoğunluğu içine serpiştirilerek eritilmek istenmektedir.»

    Üçüncü bölge için yasa şu tanımı getiriyor: «Yer, sıhhat, iktisat, kültür, siyaset, askerlik ve inzibat sebepleri ile boşaltılması istenilen ve iskân ve ikamete yasak edilen yerlerdir.» Beşikçi, bu bilmeceyi de açıyor ve şu bilgileri veriyor: «Bu bölgeler, Ağrı, Sason, Tunceli, Zeylan (Van), Kars’ın Güneyi, Diyarbakır’ın bazı kesimleri, Bitlis, Bingöl ve Muş’un bazı kesimleridir. Ayrıca Anadolu’nun öteki bölgelerinde de ufak-tefek birkaç yer vardır.» Böylece, bir anlamda, Ermeni Göçürmesi’nden daha kapsamlı bir program ortay çıkmış oluyor. Sf. 738

    Yasanın dördüncü maddesi, birincisi, “Türk kültürüne bağlı olmayanlar», İkincisi, «anarşistler», üçüncüsü, «casuslar», dördüncüsü, «göçebe çingeneler», beşincisi, «memleket dışına çıkarılmış olanlar» olarak tanımladığı beş kategoride insanın, Türkiye’ye göçmen olarak kabulünü yasaklıyor.

    Yedinci maddesi ise şu hükmü getiriyor: «Türk ırkından olmayanlar, hükümetten yardım istemeseler bile, hükümetin göstereceği yerde yurt tutmağa ve hükümetin izni olmadıkça buralarda kalmağa mecburdurlar. İzinsiz başka yere gidenler ilk defasında yerlerine çevrilirler. Tekerrürü halinde İcra Vekilleri Heyeti kararı ile vatandaşlıktan düşürülürler.»

    Dokuzuncu madde «serpiştirme» kuralını açıklıyor: «Türkiye tabiiyetinde bulunan gezginci çingeneleri ve Türk kültürüne bağlı olmayan göçebeleri, toplu olmamak üzere kasabalara ve serpiştirmek suretiyle Türk kültürlü köylere dağıtıp yerleştirmeye, casuslukları sezilenleri sınır boylarından uzaklaştırmaya ve ecnebi tebaası gezginci çingeneleri ve Türk kültürüne bağlı olmayan göçebeleri milli sınırlar dışına çıkarmaya Dâhiliye Vekili salahiyetlidir.» Böylece, bir halk kümesini yurdundan etmek için, bunlar hakkında küçük bir «sezgi» yeterli olabiliyor; sezginin kanıt sayıldığı bir hukuk dünyası ortaya çıkıyor.

    Onuncu madde aşiret reislerini hedef alıyor ve şunları yasalaştırıyor: «Bu kanunun neşrinden Önce aşiretlere reislik, beylik, ağalık, şeyhlik yapmış olanları ve yapmak isteyenleri ve sınırlar boyunda oturmasında emniyet ve asayiş bakımından mahsur bulunanları, aileleri ile birlikte münasip yerlere naklettirip yerleştirmeye, icra vekilleri heyeti kararı ile dâhiliye vekili salahiyetlidir.»

    Böylece, hukukun hiç bir temel ilkesini tanımayan, dört başı bayındır bir Göçürme Sistemi oluşturulmuş olduğu ortaya çıkıyor. Sf. 739 

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 738, 739) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürtleri Göçürtme Yasası, 1932 yılında hazırlanarak Meclis’e sunuluyor; yasalaşması iki yıl sürüyor. Gerekçesinde, «Cihan tarihinde büyük muhaceret sellerini ve akın- tarım yapan ırkların başında Türkler ve Turanı kavimler olduğu malumdur» deniliyor; yasa, «ırk» sözcüğünü üstünü örtmeden kullanmakla, resmi metinler açısından, büyük bir içtenlik sergiliyor. Sf. 737

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 737) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ünlü Topal Osman, Koçgiri İsyanını bastırırken, isyancı Kürtlere bir beyanname dağıtıyor; Uğur Mumcu, bunu, benim bulamadığım bir kaynaktan alarak aktarıyor.

    «Ey din kardeşlerimiz. Muhterem arkadaşlar, içimizdeki Pontusçuları temizledik. Ermeni’den terki silah ettirdik. Başka büyük düşmanlarımız var. Yunan ordusu da yurdumuza saldırdı. Kardeş kavgasını bırakalım; bir din kardeşi olarak birleşelim. Yunan ordusunu yurdumuzdan atalım.»

    U. Mumcu, Kürt-İslam Ayaklanması, op. cit., s. 194. Sf. 736

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 736) kitabından birebir alınmıştır.

  • Reis; “-… Bu günkü idareye dair kanaatiniz nedir?” 

    Paşa; “-Hükûmetin başarısına duacıyım” 

    “- O halde muhalifliğin nerede kaldı?” 

    “-Takrir-i Sükûn (Sessizlik kararları) Kanunundan sonra muhalefet susmaya mecbur olmuştur.” 

    Reis; “-Demek ki Takrir-i Sükun Kanunu olamasaydı, bombayı koyacaktınız değil mi?”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü I – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 76) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Cafer Tayyar Paşa, Mehmet Şükrü Bey’in sarhoş, ayyaş bir adam olduğunu söylüyor.

  • “Reis; “-Zatıâliniz inkılâbın büyük bir şahsiyetisiniz. Tarih bunu böyle kaydediyor. Memleketin savunmasında nasıl müttefik (birlikte) kaldık ise, vatanın yükselmesi emrinde de bunun böyle olması gerektiğini elbette ki takdir buyurursunuz. Bu sebeple, zatıâliniz, nasıl olurda muhalefete geçersiniz, lütfen izah eder misiniz?”

    Kâzım Karabekir Paşa; “-Sürekli geri kafalılığımız iddia edilerek propagandalar yapılıyordu. .. Ben Ordu Müfettişi bulunduğum sırada, askerlikle mebusluğun telif edilemeyeceğini (açıklanamayacağı) ileri sürdüğüm zaman bile hücuma uğruyordum.    İşte parti bu durumların etkisi ile doğdu.”

      Reis: “-Benim kanaatime göre bu gibi partilere memleketin tahammülü yoktur.”  

      Paşa: “-Hayır! Ben aksi kanaatteyim. Memleket demokrasiye layıktır, millet müdriktir (idrak sahibidir).”

    Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü I – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 70, 71) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): İlginç, Kel Ali yani Ali Çetinkaya, Mustafa Kemal’in sorusunu, çok terbiyeli bir biçimde Kâzım Karabekir Paşa’ya yöneltiyor.

  • 1927 yılında başlayan Ağrı Dağı İsyanı, ilk başlarında yine başarılı gelişiyor: Hasretyan’ın çalışmasında, 1930 yılı başında hemen hemen tüm Kuzey-Batı vilayetlerinin Kürtlerin eline geçmiş olduğu kaydediliyor. Başta Kutschera, bazı kaynaklar, bu isyanın bastırılmasında Sovyet birliklerinin de rol aldığına dair işaretler bulunduğunu yazıyorlar; ancak kesin bir kanıtlama yapılamıyor. İsyan bastırıldıktan sonra kurulan mahkeme, 1932 yılında, otuz idam kararı ve pek çok hapis hükmü veriyor. Sf. 735

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 735) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ağrı Dağı İsyanı daha gizli bir hazırlık dönemi geçiriyor; 1927 yılı İlkbahar’ında, Lübnan’da bir araya gelen, dört Kürt örgütünün, Kürdistan Teali, Kürdistan Teşkilat, Kürd Milleti ve Kürdistan Bağımsızlık Komitesi’nin, temsilcileri, «Hoybun» adı altında bir üst örgütte birleşmeyi kararlaştırıyorlar. Sf. 732

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 732) kitabından birebir alınmıştır.

  • Burada bir parantez açarak, bu parantezin içine, «Resmi» tarihin yazımını koymak gerektiğini düşünüyorum. Tüm ideolojiler türünden resmi tarihin de tümüyle yanlış olmadığı, bir kapının yerleştirildiği çerçeve örneği mutlaka bir kaç doğru ve sağlam menteşenin olması gerektiği yolundaki düşüncemi tekrarlıyorum. Genelkurmayın hazırladığı «Ayaklanmalar» tarihinden aktarmalar yapmak istiyorum. Sf.729

    «Şeyh Sait Piran’da kardeşi Abdürrahim’in evinde konuk bulunduğu 13 Şubat 1925 Günü, yanındaki adamlarından ikisinin firari mahkûm olduğu ve hükümetçe takip edilmekte bulunduğunun anlaşılması üzerine bunların teslimini isteyen hükümet jandarmaları reddedilmiş ve hükümet’ emrine karşı mukavemet ve silahla mukabelede bulunulmuştu. Bu direnmede iki jandarma yaralanmış, diğer erler ve subay esir edilmişti. Böylelikle ayaklanmanın ilk silahı Piran’da patlamış oldu.» Sf. 730

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 729, 730) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cibranlı Halit Bey ile Yusuf Ziya derhal yakalanıyorlar ve bir daha özgürlüklerine kavuşamadan kurşuna diziliyorlar. Bu durumda liderlik, Şeyh Sait’e geçiyor; Sait, hiç hazırlığı olmadığı bir alanda büyük sorumluluklar yüklenmek zorunda kalıyor.

    İhsan Nuri ve arkadaşlarının hareketinden sonra Halit ve Yusuf Ziya, sonradan serbest bırakılan Hacı Musa’nın yakalanmasına karşın Şeyh’in tutuklanmamasını ilginç buluyorum; Şeyh’e Askeri Mahkeme’ye gelmesi için celp çıkarılıyor ve ancak Şeyh, yaşlı ve yorgun olduğunu, bu nedenle gelemeyeceğini bildirince, çağrılmaktan vazgeçiliyor. Bunu, Hükümet’in Şeyh’in başlatacağı bir ayaklanmadan fazlaca çekinmediği biçiminde anlıyorum. Ankara Hükümeti’nin, Şeyh’in yapacağı hataların yardımıyla, bir envanter çıkarmak istediğini sanıyorum; nitekim, Şeyh Sait, içlerinde Cibran Aşireti’ne düşman olanların da bulunduğu bir çok aşirete mektupla ayaklanma davetiyesi gönderiyor. Bunların anında Hükümet tarafından öğrenildiğini düşünmek durumundayım; İsmet Paşa’nın, anılarında, «Şeyh Sait’in uzun zamandan beri kuşku ve hazırlıkta bulunduğu anlaşılmıştır» demesi de böyle bir düşünmeyi güçlendiriyor. Sf. 729

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 729) kitabından birebir alınmıştır.

  • Abdülkadir, Hürriyet ve İtilafçı olduğu için asılmıyor. Sait İsyanına katıldığı için asılmıyor. Kemal’e bağlanamadığı için asılıyor. 1920 yıllarında bunun adı, İttihatçılık olarak konuyor. Sf. 726

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 726) kitabından birebir alınmıştır.

  • İkinci Mahmut, Kürt feodalitesini yıkmakla birlikte, yerine bir düzen getiremiyor. Kürdistan, «beylik» düzeni sona erince bir tür toplumsal anarşinin içine düşüyor; bu düşüşle birlikte Kürt’ler arasında şeyhlik sisteminin gücü artmaya başlıyor. Uzunca süre liderlik şeyh ve seyitlerin eline geçiyor. Sf. 711

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 711) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu başarılara güvenen Bedir Han, M. Emin Zeki’ye göre 1842 yılında, Lazarev’e göre, 1843 tarihinde, bağımsızlığını ilan ediyor. Ancak bu başarılar Bab-ı Ali’yi yıldırmıyor; Bedir Han’ın en güvenilir müttefiklerinden ve akrabası İzzettin Şir’i elde etmekte gecikmiyor. İzzettin Şir, kuvvetlerini Osmanlı kuvvetleriyle birleştirerek Cizre Kalesi’nde olan Bedir Han’ın üzerine saldırıyor; Bedir Han, yaşamını kurtarmayı, Osmanlı kuvvetlerine teslim olmakta buluyor. Sf. 710

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 710) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürt tarihi kadar ihaneti bol bir başka tarih bilmiyorum. Sf. 710

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 710) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu büyük kırım, Kürtler arasında bir anti-Türk örgütlenmenin oluşmasını kolaylaştırıyor; belki de «Rum hayine, vehte vi tune» sözünün kullanımı da bu zamana denk düşüyor. Bu örgütlenmeyi, Botan Emiri Bedir Han gerçekleştiriyor; son derece dindar bir lider olan ve daha sonraları Kürt ulusçuluğunun babası sayılan Bedir Han Beg, diğer emir ve şeyhlerle ittifaklar kurarak Osmanlı düzenine karşı bir ayaklanma hazırlıyor.

    Bedir Han Beg’in isyanı ilk önce son derece başarılı gidiyor; ancak gerçek niyeti konusunda henüz net bir değerlendirme yapılamıyor. Aynı bölgede yaşayan Süryaniler üzerine büyük bir kıyım düzenleyip gerçekleştirmesine karşın Ermeniler ile çok yakın işbirliği imkânlarını aradığı konusunda pek çok kaynak tanıklık ediyor.

    Şahpazyan, Bedir Han’ın, kuracağı devletin ekonomik yaşamını Ermenilere teslim etmeyi planladığını ileri sürüyor. Sf. 709

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 709) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Osmanlı vahşetinin sadece savaşların olduğu bölgelerde değil, bütün Kürt halkına yönelik oluşu ve bunun yanı sıra Kürt aşiret reislerinin, Kürt aydınlarının, emirlerinin ve şeyhlerinin Kürt halkı arasında dolaşmaları ve ajitasyonları sonucu, bütün Kürt bölgelerinde feodal nitelikte de olsa Kürt feodal nitelikte de olsa Kürt ulusal bilincini oluşturdu.» Garo Sasuni, Kürt Ulusal Hareketleri ve Ermeni – Kürt İlişkileri, op. cilt s. 65. Sf. 708

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 708) kitabından birebir alınmıştır.

  • İkinci Mahmut zamanında başlayan Kürdistan’ın fethine «ikinci» değil, birinci demenin daha uygun olabileceğini düşünüyorum; çünkü Birinci Selim’in zaptında Kürdistan olduğu gibi ve tümüyle Kürt feodallerine bırakılıyor. Bu o kadar öyle ki, Osmanlı fetihleriyle birlikte giden tahrirler, Osmanlı fethi son derece dışta kaldığı için, Kürdistan’da yapılmıyor.

    İster «ikinci» isterse «birinci» fetih densin, Mahmut’un başlattığı Kürdistan fethi de iki aşamada realize ediliyor; birincisi; 1826 yılından sonra başlıyor ve Kavalalı Mehmet Ali ve oğlu İbrahim’in Mısır’dan Anadolu’ya doğru kolaylıkla yürüyerek Osmanlı hanedanını salladığı zaman kesitinde yoğunlaşıyor. Bu sırada, Kürdistan feodalitesinin yıkılmasına karşı çıkan Mir Muhammed ile Kavalalı İbrahim Paşa arasında, ortak hareket için temasların yapılmış olduğu da kaydediliyor. Birinci aşamada, Osmanlı kuvvetlerine Sivas Valisi Reşid Paşa komuta ediyor; kırk bin kişilik kuvvetiyle Reşit Paşa’nın Kürt halkına büyük acılar çektirdiği anlaşılıyor. Fakat bu birinci aşamanın sonunda Kürt feodalitesinin yıkılması ve İstanbul’un merkezden vali atayabilme gücünü kendisinde bulması, büyük sevinç yaratıyor; bu nedenle, bu büyük seferde yararlık gösterenlere verilmek üzere “Kürdistan Madalyası” çıkarılıyor. Yeniçerilik sistemini yıkan Mahmut’un Kürt feodalleri ile de savaşı göze alması, Mahmut için, büyük bir başarı sayılıyor.

    Fakat Mahmut’un seferi ve başarısının, bir başka sonucunun daha olabileceği çok kısa bir zaman içinde ortaya çıkıyor; büyük Osmanlı hücumu, aynı zamanda, Kürt ulusal bilinçlenmesinin doğuşuna da yol açıyor.

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 707) kitabından birebir alınmıştır.