Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Tekelsi düzenin, sürekli olarak, korku üretmeden yaşayamayacağına kesinlikle inanıyorum. Çünkü insanın aklının çalışmasını durdurmanın ve tümüyle bozmanın en kestirme yolu korku üretmektir. 

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 225) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1996): Doğru bir tespit, ABD – SSCB gerginliği çok yapay bir gerginlikti. Bu korku şimdilerde yerini ozon tabakasının delinmesi korkusuna bıraktı.

  • Bir; etkin kitle iletişim firmalarının ölçeği, mülkiyet yoğunlaşması, sahibinin serveti ve kâr peşinde koşması.  

    İki; Reklamın, kütle iletişim firmalarının temel geliri haline gelmesi. 

    Üç; Medyanın haber kaynakları olarak hükümete, iş çevrelerine ve temel gelir kaynaklarıyla iktidar mensuplarının finanse ettikleri ya da onayladıkları “uzman” kişilere dayanmaları. 

    Dört; Medyayı disipline etmede falk mekanizmasının kullanılması . (Falk İngilizce de bombardıman uçaklarına açılan ateş demektir. Medya eğer resmi dine aykırı bir şey söylerse hemen telefon, faks, mektup bombardımanına tabi tutuluyor. Falk olayı budur.) 

    Beş; Bir ulusal din ve medya kontrol aracı olarak anti – komünizmin kullanılması. 

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 220) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanların beynini bu medyanın hain bombardımanından … korumak için ne yapmak gerekiyor? Bu soru ortadadır.  

    Benim bildiğim gazete ve dergi okumamak ve sadece TV’den haber izlemektir.   

    Medyanın etkisiyle; bir, insanoğlu artık öğrenme tutkusunu yitirmiştir.         … İki; Newton ile en mükemmel örneklerinden birisini veren insan aklı, karşılaştırmaya, tartışmaya ve tutarlılığını sağlayarak bütünselleştirmeye dayanıyor.  Akıl demek, tanımak ve bütünselleştirmek demektir; akıllı ile şizofren arasındaki fark burada ortaya çıkıyor. Medya aklı ortadan kaldırıyor.

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 213) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Bizim kuracağımız yeni düzen, hem tüketim alışkanlıkları ve hem de tüketmeme eğilimleri açısından, şimdiye kadar görülen ve bilinenlerden çok ayrı olmalıdır. Ben bunun için çalışıyorum.   Sonunda koka kola için yanan, caz ile sıçrayan, kovboy filmlerine bayılan, piyasa mekanizmasına tapınan, gece – gündüz içki içen, yoz burjuvalar türünden çapkınlığa özenen insanlar yetiştireceksek, hiç devrim yapmayalım; bunları söylüyorum.

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 210) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • (Yalçın Küçük’ün savunmasından:)

    Ben Türkiye’de Darülfünunun (üniversitenin) ilk emini (rektörü) Hoca Tahsin Efendiden geri kalamam. Hoca Tahsin Efendi, canlıların Tanrı yoluyla değil de, örnek olsun havasızlıktan öldüklerini gösterebilmek için bir deney yaptığı gerekçesiyle, darülfünundan kovuldu. Fakat kovulduğu yere yakın bir oda kiralayarak derslere serbestçe ve buradan devam ediyordu.  

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 205) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir: Türk Ceza sisteminde “faili” övme suçu bulunmuyor. Türk Ceza sisteminde “fiili” övmek, suç sayılıyor. Kişiyi övmek suç olamaz; bir eylemi veya eylemler bütününü övmek suçu var. Sf. 206

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 206) kitabından birebir alınmıştır.

  • Değerli Kurul,    Çalışkan birisi olduğum biliniyor; dürüstüm. Aptal olduğum söylenmiyor. Bana bütün kariyerler açıldı. Hepsini reddettim. Çünkü bu düzene itirazım var.    Bütün sınıfları birincilikle geçtim. Bütün mektepleri geride bıraktım, şimdi benim bir mektebim var; sosyalizm.  Bu ülkede sosyalizmin kurulduğunu görmek istiyorum. Suç işlemiyorum. İşimi suç işlemeden yapıyorum. Bana tahammül etme zorunluluğu var.

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 203) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türk ve Sovyet tarihçileri Şeyh Sait İsyanında İngiliz planlama ve rolü olduğunu ileri sürüyordu. Bunun doğru olmadığını, Sait’inkinin dinsel, tutucu bir ayaklanma olduğunu yazdım.  ..Bütün önemli dinsel olaylar, ulusal renklidir ve toplumsal içerik taşıyor. 

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 194) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Ortadoğu Teknik Üniversitesinde öğretim üyeliği yaptım, anadilimizin dışında bir dille ders verirken Türk çocuklarına Türkçe ders okutamazken içim yanıyordu.  

    Anadilde konuşma, kendisini ifade etme ve yazma özgürlükleri elinden alınmış kimselere hep içim yanar.   Bu dünyada zaman zaman içi yanmayana, ben, insan ve aydın demem.   Bu topraklar üzerinde Kürt kardeşlerimizin Kürtçe konuşma ve yazma haklarının ellerinden alınmasına içim yanıyor.    

    Liseye kadar Bulgar veya Helen dilini ve kültürünü okutan eğitim kurumları var.  

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 190, 191) kitabından birebir alınmıştır.

  • Benim evim bir kütüphanedir.

    Ben evimde aradığımı bulamıyorum.

    DGM Savasının emriyle evime gelen siyasi şube ekipleri benim evimde ne arayacaklarını bilmiyorlar. Emir, neyi arayacaklarını emretmiyor.

    Benim aradığımı bulamadığım evimde, ne aradıklarını bilmeyen polisler ne bulabilirler? Sf. 144

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 144) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye bugün bir tekelci polis devletidir.

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 178) kitabından birebir alınmıştır.

  • Filozof Kant da söylüyor; “İnsanoğlu için iyiyi dilemek kadar büyük bir iyilik ve erdem yoktur.”

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bu tür iddianameler yazılabildiği sürece, ben Değerli Mahkemenizin önüne daha çok gelirim.  

    … Önünüze bu kadar çok gelmekten utanıyordum. 

    Artık hiç utanmıyorum. …  Artık sanık olmayı bir görev saymaya başlıyorum.  Eğer böyle iddianameler hazırlanabiliyorsa, bu toplumun bana ve benim türümden bir sanığa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.  Bundan sonra da, bir kamu görevlisi düzenliliğiyle huzurunuza geleceğime ve görevimi yapacağıma inanıyorum.  

      Benim görevim hukuku savunmaktır.    Benim görevim, eşitliğin, hukukun temel ilkesi olduğunu savunmaktır.  Benim görevim iddia etmenin de bir kamu görevi olduğunu tartışmaktır.   

      Artık tutuklanmaktan ve mahkûm olmaktan utanmaz ve korkmaz bir insan haline getirildim. Çünkü artık yalnızca görevimi yaptığımı düşünüyorum.  

    (Savcının evinin aranması ile ilgili yazısını okuyor ve)   Benim evim bir kütüphanedir.  Ben evimde aradığımı bulamıyorum.  

      DGM (Devlet Güvenlik Mahkemesi) Savcısının emriyle evime gelen siyasi şube ekipleri benim evimde ne arayacaklarını bilmiyorlar. Emir, neyi aramalarını emretmiyor.  Benim aradığımı bulamadığım evimde, ne aradıklarını bilmeyen polisler ne bulabilirler? 

    “Suçlu” insan veya örgütün her söylediğinin suç olduğu düşüncesini Ceza Hukuku çoktan aşmıştır.

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 143 ile 145 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Yalçın Küçük’ün Devlet Güvenlik Mahkemesindeki savunması;)

    “Artık sanık olmayı bir kamu görevi saymaya başlıyorum. Artık bundan sonra toplumsal bir görevim olduğunu, bundan böyle bir mesleğimin bulunduğunu düşünüyorum. Eğer böyle iddianameler hazırlanabiliyorsa, bu toplumun bana ve benim türümden bir sanığa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra da, bir kamu görevlisi düzenliliğiyle huzurunuza geleceğime ve görevimi yapacağıma inanıyorum.”

    “Benim görevim, hukuku savunmaktır.”

    “Benim görevim, eşitliğin, hukukun temel ilkesi olduğunu savunmaktır.”

    “Benim görevim, iddia etmenin de bir kamu görevi olduğunu anlatmaktır.”

    “Benim görevim, hiçbir hukuk ülkesinde, savcılık makamının keyfilik makamı olmadığını anlatmaktır.”

    “Benim görevim, Savcılık işlevinin idarenin mi, yoksa yargının mı bir parçası olduğunu tartışmaktır.”

    “Savunmak, anlatmak ve tartışmanın bir kamu görevi haline geldiği bir aşamadan geçiyoruz. Sf.143

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 143) kitabından birebir alınmıştır.

  • Said’in isyanı ile Musul meselesinin çözümü aynı yıldadır. Biri başında, Kürt başkaldırısı Şubat 1925 tarihinde Musul’un Milletler Cemiyeti kararı ile Irak’a ve fiilen Büyük Britanya’ya verilmesi ise 1925 yılı Aralık ayında oluyor.

    Cemiyetin Musul kararı, aynı zamanda, bir Kürt reform programı olarak ortaya çıkıyor; işin bu yanı, çok zaman gözlerden uzak tutuluyor. Karara göre, Kürtlere pek çok garantiler veriliyor ve bunun için, Bağdat ile Londra’nın ayrı bir antlaşma imzalamaları şart koşuluyor. Cemiyet, Birleşik Krallığı, Irak’ın Kuzey Kürdistan’da alacağı pek çok ıslahatı gözetmekle görevlendiriyor. Sf. 89

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 89) kitabından birebir alınmıştır.

  • Araştırdığım bütün kaynaklar, Kemalistlerin bu dönemde, 1919 ve 1920 yıllarında, Güney Kürdistan denilen bölgede Kürt ayaklanmaları peşinde koştuğunu ve bunun için çalıştığını kaydediyor. Türk Kemalist direnişçileri Kürt bağımsızlığına destek olmak istiyorlar. Sf. 86, 87

    Londra ordusuyla, bu isyanı kırıyor. Bunun üzerine kendi bağımsızlığı için çabalayan Kemalistler, Londra’ya karşı bu bölgede Kürt ayaklanmaları örgütlemeye başlıyorlar. Sf. 87

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 86, 87) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu kadar değil; Jawad, ek bilgiler veriyor. “Britişler Kürtler ile doğrudan temaslar kurarak ve tanınmış bir Kürd’ü, Süleymaniye’nin Berzenci aşiretinden Şeyh Mahmud’u Süleymaniye’ye vali atayarak, daha da teşvik ettiler.” Ancak burada da kalmıyor; Mahmut Berzenci, ya Londra’nın niyetini tam kestiremiyor ve iyimser yorumluyor ya da kendisini güçlü hissediyor, bağımsızlık için, 1919 Mayıs ayında bir isyan düzenliyor. Bu, Londra’nın istediğinden ileri gitmektir; Güçlü Britiş ordusu, Mahmut Berzenci’nin ihtilalini hemen bastırıyor ye şeyhi Hindistan’a sürüyor. Ancak iş burada da kalmıyor; Kürt sorununun anlaşılmasını son derece zorlaştıran gelişmeler çıkıyor.

    Ancak anlamak, tutarlı bir tasniftir ve bu ise bütünsellik demek oluyor. Anlamayı kolaylaştırabilmek için gerekli bütünselliği bulmak zorunlu oluyor. Sf. 86

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 86) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şeyh Mahmud Berzenci, 1922 yılında Süleymaniye’yi “Kürdistan’ın başkenti”, kendisini Kürdistan Kralı ilan ettiği zaman bir de “Kürdistan Kabinesi” kuruyor. Başkanlığı Şeyh Kadir, Milli Savunma Bakanlığı’nı bir başka Şeyh Mahmud, İçişleri Bakanlığı’nı Şeyh Muhammed, Adalet Bakanlığı’nı Şeyh Ali, polis şefliğini Seyit Ahmet, Eğitim Bakanlığı’nı Hacı Mustafa Paşa üstleniyor. Şeyh Mahmud’un Kürdistan Krallığı hükümeti nerede ise bir şeyhler hükümeti olarak kuruluyor. Sf. 81

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 81) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devlet otoritesi bölgelerde parçalara ayrılıyorsa ve otoritenin anlamlı bir bölümü irsiyet temeline göre önemli kişilere devrediliyorsa, feodal düzenden söz etmek mümkün görünüyor.

    Ancak buna askeri feodalite ya da diğer bir deyişle, askeri-tımar sistemi demek daha doğrudur; bu da temel tarım sistemine uygun düşüyor. Çünkü hu dönemde Kürt feodalleri yerleşik tarımdan çok hayvancılıkla uğraşıyorlar; ancak on dokuzuncu yüzyılın başlarından itibaren toprak mülkiyeti ile ilgileniyorlar. Bu ilgiyle birlikte Kürt köylüsünün feodal baskı altında inlemesi dönemi de başlamış oluyor. Sf. 79

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürt egemenlerine, Ermeni köylülerini köle olarak kullanma hukuku doğuyor.

    Osmanlıda toprak köleliği bilinmiyor. Bilinen ev hizmetlerinde kullanılan ve çoğunluğu Kuzey Afrika’dan getirilenlerdir. Kürtler ve Ermeniler söz konusu olunca tam anlamıyla köle uygulamasının bulunduğu anlaşılıyor. Bu o kadar öyle ki, Lazarev, Ermeni kızları için Kürt egemenlerinin “ilk gece hakkı” ile de donatıldıklarını ve köle Ermenilere sarı altınla alınıp satıldıkları için “zir-hurli” dendiğini ileri sürüyor. Sf. 73

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 73) kitabından birebir alınmıştır.