Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • İkinci Mahmut zamanında başlayan Kürdistan’ın fethine «ikinci» değil, birinci demenin daha uygun olabileceğini düşünüyorum; çünkü Birinci Selim’in zaptında Kürdistan olduğu gibi ve tümüyle Kürt feodallerine bırakılıyor. Bu o kadar öyle ki, Osmanlı fetihleriyle birlikte giden tahrirler, Osmanlı fethi son derece dışta kaldığı için, Kürdistan’da yapılmıyor.

    İster «ikinci» isterse «birinci» fetih densin, Mahmut’un başlattığı Kürdistan fethi de iki aşamada realize ediliyor; birincisi; 1826 yılından sonra başlıyor ve Kavalalı Mehmet Ali ve oğlu İbrahim’in Mısır’dan Anadolu’ya doğru kolaylıkla yürüyerek Osmanlı hanedanını salladığı zaman kesitinde yoğunlaşıyor. Bu sırada, Kürdistan feodalitesinin yıkılmasına karşı çıkan Mir Muhammed ile Kavalalı İbrahim Paşa arasında, ortak hareket için temasların yapılmış olduğu da kaydediliyor. Birinci aşamada, Osmanlı kuvvetlerine Sivas Valisi Reşid Paşa komuta ediyor; kırk bin kişilik kuvvetiyle Reşit Paşa’nın Kürt halkına büyük acılar çektirdiği anlaşılıyor. Fakat bu birinci aşamanın sonunda Kürt feodalitesinin yıkılması ve İstanbul’un merkezden vali atayabilme gücünü kendisinde bulması, büyük sevinç yaratıyor; bu nedenle, bu büyük seferde yararlık gösterenlere verilmek üzere “Kürdistan Madalyası” çıkarılıyor. Yeniçerilik sistemini yıkan Mahmut’un Kürt feodalleri ile de savaşı göze alması, Mahmut için, büyük bir başarı sayılıyor.

    Fakat Mahmut’un seferi ve başarısının, bir başka sonucunun daha olabileceği çok kısa bir zaman içinde ortaya çıkıyor; büyük Osmanlı hücumu, aynı zamanda, Kürt ulusal bilinçlenmesinin doğuşuna da yol açıyor.

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 707) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürdoloji’nin kurucusu sayılan Minorskiy de «ekrad beyliği» ve «Kürt-hükümeti» yönetimlerini birbirinden ayırıyor. Diyarbakır’da hem klasik sancakların ve hem de Kürt Sancaklarının bulunduğuna işaret ediyor:

    Minorskiy, beş Kürt-Hükümeti’nin hanedanını koruduğunu ve beylikte yönetimin babadan oğula geçtiğini yazıyor. Sf. 707

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 707) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürtler, Ermeni göçürülmesinde böylesine aktif ve son derece gayretkeş bir rol oynarlarken bir zaman sıranın kendilerine geleceğini hiç akıl etmiyorlar. Kuşkusuz, Hamidizmin, belki de on beş yıl kadar kısa bir zaman aralığından sonra, Kemalizm olarak devam edeceğini tahmin etmeleri çok zordur; ancak akılsızlıklarının nesnel temelleri de bulunuyor. Sultan Hamid’in, Türkler açısından son derece usta mekanizma ve manevraları sonunda, Kürtler, bu topraklarda kurulacak tek dinli düzeni bir Türk-Kürt yönetimi olarak anlıyorlar. Sf. 704

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 704) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürt sorununun ciddi ve ölçülü yazıcısı Profesör Lazarev, bir buçuk milyondan fazla Ermeni’nin toprağından söküldüğünü yazıyor; Sovyet araştırıcısına göre bunlardan önemli bir bölümü yolda ölüyor. Profesör Lazarev, Ermeni ölümlerinden, esas olarak, Türk düzenli birliklerini, yerel yöneticileri sorumlu tutmakla birlikte, Kürt feodallerinin de ellerinden geleni yaptıklarına işaret ediyor. Sf. 701

    Ermeni kökenli Amerikan araştırmacısı Hovinnissian sekiz yüz bin ile bir milyon arasında bir Ermeni kütlesinin bir kaç ay içinde yok olduğunu ileri sürüyor. Sf. 701

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 701) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ermeni mandasının imkânlarını araştırmak için bölgede çalışmalar yapan ve pek çok tarafı dinleyen kurulun başkanı General Harbord’un tarafsızlığından kuşkuya düşebilmek için pek az neden görüyorum; Amerikan Senatosu’nun Amerikan mandası projesini reddetmesinde Harbord’un verdiği raporun etkisi hiç tartışılamıyor. Harbord’un, daha önce değindim, Ermeniler’in de günahsız olmadıklarını saptamasından sonra, Ermeniler’in çektiği acılardan pek çok duygulandığı anlaşılıyor; kurtarılarak Amerikan gözetimindeki yetimhaneye konan kız çocuklarının yüz ellisinin «gelin» olduğuna işaret ediyor. General Harbord, Suriye ve Mezopotamya’ya göçürülen Ermeni kadınlardan yetmiş beş bininin topraklarına iade edilmelerinin sağlandığını, ancak, bunlardan yüzde kırkının zührevi hastalıklara yakalanmış olduğunun bildirildiğini de ekliyor. Harbord dokuz-on yaşındaki kızların bir kaç kuruşa Kürt şakilerine satılmış olmasına ve bunların her isteyenle cinsel ilişkiye zorlanmalarına pek çok üzülmüşe benziyor ve Sivas’taki öğretmen kolejinde genç bir bayan öğretmen, dünyanın her yerinde güzel sayılacak bir Ermeni kızının, başına gelenleri özellikle kaydediyor. Sf.703

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 703) kitabından birebir alınmıştır.

  • Talat’a atfedilen şu sözler bu düşüncelerin önemli bir dayanağı oluyor. «Ermeni Sorunu’nun çözümünde ben. Abdülhamid’in otuz yılda başardığının çok daha fazlasını üç ayda başardım». Talat burada, 1915 yılı İlkbahar’ında başlatılan ve gerçekten üç ayda çok büyük acılarla tamamlanan Ermeni Tehciri işinden söz etmek istiyor; Sf. 701

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 701) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aşiret erkekleri üçe ayrılıyorlar; 17-20 yaş gurubu «ibtidaiye», 20-32 yaş gurubu «nizamiye» ve 32-40 yaş gurubu ise «redif» olarak adlandırılıyor. Hamidiye alaylarında komutanlar, «alaydan» yetişiyor; aşiret mensupları, çok kısa eğitimden sonra, .Hamidiye subayı sayılıyorlar. Aşiretlerin önde gelenleri «miralay», albay yapılıyorlar; daha sonra Hamidiye Alaylarından fırka kurulunca, bu yolla, «paşa» olanlar da çıkıyor.

    Bunun dışında Hamidiye Alayları hakkında bilinenler, Ermeni köylerini talan ettikleri ve sık sık da Ermeni pogrom’ları düzenledikleridir.

    Hasretyan’ın derlediği çalışmada, Erzurum’daki Rusya Konsolosu V. Maksimof’un gönderdiği raporlarda, Hamidiye Alayları mensuplarının, Rusça hamidiytsı, Ermeni köylerine baskınlar düzenleyerek bütün hayvanları çaldıklarını, harmandaki buğdayı aldıklarını ve zenginleri soyduklarını bildirdiği kaydediliyor. Hasretyan, Ermeni yerleşim birimlerine düzenlenen pogromlarda, düzenli birliklerle Hamidiye Alayları birliklerinin ortaklaşa hareket ettiklerini saptıyor; pogromlarına, «Türk Askeri – Polis İktidarı» tarafından düzenlendiği, ancak nizami birliklerle Hamidiye Alayı feodallerine bağlı kuvvetlerin aynı baskına katıldıkları iddiasına yer veriliyor.

    Sovyet Ermeni’si Hasretyan’ın bu saptamalarının yanından, Amerikan Ermeni’si Nalbandyan Hamidiye birliklerinin sadece Ermenilere değil Türk, Arap ve hatta Kürt köylülerine de saldırdıklarını yazıyor. L. Nalbandian, Hamidiye Alaylarının Ermeni devrimci hareketinin gelişmesini durdurmada çok önemli ve olumsuz bir rol oynadıkları görüşünü de savunuyor. Sf. 699

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 699) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hamid, modelini «Rus çarı İkinci Nikola döneminde Rusya’da uygulanan halkları birbirine karşı kışkırtıp Kazak Alayları oluşturarak ezme politikasından almaktaydı».

    «Özellikle Kürdistan’da Ermenistan’ın iç içe geçtiği bölgelerde, yani Van, Bitlis, Muş, Harput, Diyarbakır, Bingöl ve Dersim gibi yörelerde, Kürt aşiretlerinden Hamidiye Alaylarının yaygın bir şekilde teşkiline gidilmiştir.»

    Hamidiye Alaylarının kuruluşunu kazak alaylarına benzetme eğiliminin yaygın olduğu görülüyor; Hamidiye Alayları üzerinde tek monografinin yazarı Profesör Bayram Kodaman, bu alaylarla ilgili nizamnamenin 1891 yılında çıkarılmasına rağmen kuruluşunun 1890 yılında başladığına işaret ediyor. Stephen Daguid ise Hamidiye Alaylarının kuruluşunda, sadece Ermenileri «tedip» etme amacını değil, aynı zamanda, artık huzursuz olduklarını belli eden Kürtleri de bir disiplin ve düzen altına alma hedefini de görüyor. Sf. 698

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 698) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doğru, doğru’ya yeni bir kapıdır.

    Yeni bir doğru’da genişleme basıncı var.

    Yeni bir doğru, mevcut «bilgi» dizgesi üzerinde, kırıcı etki yapıyor.

    Gerçek, «doğru» bilgiyle birlikte var oluyor.

    Gerçek öylesine «doğal» ki, bulunduktan sonra, bulan için bile, son derece basit görünüyor.

    Bu nedenle bilimsel devrimler, bir doğal düzlemden bir diğer doğal düzleme geçişi sağlıyor. Sf. 686

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 686) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şiddet, uygulayıcısını da değiştiriyor; Kemal’in, liderlik için bir birikiminin olmaması, İttihatçı örgütlerin ortadan kaldırılmamış olması, Kemal Paşa’nın olağanüstü kişisel güvensizliği, buna eklenen ve buna bağlı sevgisizliği, Cumhuriyetin, teorik sığlığıyla karşılaştırılmayacak yoğunlukta bir şiddet uygulamasıyla ortaya çıkışını sağlıyor. Bu çıkışta Mustafa Kemal’in de değiştiğini düşünüyorum ve asılanlar, ya da yurt dışına çıkarılanlar, kendiliğinden çıkanlardan dönmeleri engellenenler arasında tek suçları, Kemal’in eski kimliğinin tanığı olanların bulunduğunu görüyorum. Sf. 668

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 668) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kıstırılmışlık kompleksi ile abartma, üstelik olumsuz yönde abartma, aynı kişiliğin iki görüntüsüdür; Kemal Paşa ile ilgili bütün anılar, içkiye düşkünlüğü üzerinde yoğunlaşıyor. Sürekli ve fazla içki, sarhoşluk düzeyinde alkol, alanda, hep tehlikeler içinde yaşayan ve son derece kötümser bir ruh hali yaratıyor; bu hal devamlıdır. Sf. 663

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 663) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilinen bir görüşü bir tez olarak sunmak istiyorum: Dikta, diktatörü de değiştiren bir süreçtir. Sf. 655

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 655) kitabından birebir alınmıştır.

  • Emperyal devlet, emperyalist devlet anlamına gelmiyor. «Emperyal» sözcüğünü, tekeller düzeninden önce bir ulusal-ekonominin diğer halk ve uluslar üzerindeki yönetimi olarak kullanıyorum. «Emperyalist devlet», tekelli düzenin, bir başka görünüşü oluyor; tekelli düzen ile «emperyalizm» nitelemelerinin birbirinin yerine kullanılabileceğini düşünüyorum. Sf. 631

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 631) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zaman ve mekânı minimal boyutta olan yaratık ilkeldir.

    Tekelli düzen ilkelleştirme mekanizmasıdır.

    İlkel, yaşam ve ölümde cahilleşendir. Cahilleşme ise ayırma yetisini yitirme süreci demektir.

    Emperyalist senaryonun realizasyonu, devletin şiddet uygulama ve gösterileriyle özdeşleşiyor. Senaryonun hazırlığı, kütleye, yeniden ve sürekli şiddet enjekte etmekle başlıyor. Sf. 631

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 631) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cumhuriyet düzeninde köylü başkaldırıları Kürt renklidir. Sf. 630

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 630) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bin Dokuz Yüz Yirmi Yedide, Türkiye, üzerine her sözün yazılabileceği bir düz tahtadır.

    İdeoloji, birikmiş şiddettir.

    Egemen ideolojinin eşiğinde şiddet vardır.

    Yeni imaj, mutlaka şiddetle kakılıyor. Sf. 630

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 630) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ermek, Tanrı’ya yaklaşmaktır.

    Tanrı, üşümez. Üzülmez. Korkmaz. Sevmez. Yaşamaz.

    Tanrı, ölümü canlandırmaktır.

    İlkel için ölüm günlüktür.

    Tanrı’yı yaratmak, aynı zamanda ilkeli yaratmaktır.

    İlkellik, Tanrısal büyüklüklerin baskısı altında sonsuz küçük zaman ve mekânda sadece canlı olabilmektir.

    İlkel için yaşam şiddettir.

    Eren için ölüm, en şiddetli teorik çözüm’dür.

    Egemen ilkel’dir.

    Egemen, yaşamı bilmeyendir.

    Tanrı, yaşamı tadamayandır.

    Egemenlik her zaman geriletici ve sığlaştırıcıdır.

    Egemen varsa, giderek ilkel vardır. Sf. 629

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 629) kitabından birebir alınmıştır.

  • İpi çeken celladın öldüren sayıldığı görülmemiştir. Sf. 571

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 571) kitabından birebir alınmıştır.

  • (İsmail Beşikçi anlatıyor;)

    Devletin ajanı Kürtler, neler yapmazlar?

    “Bugüne kadar dört önemli polis sorgusundan geçtim. Beni yakalayan ve sorgulayan polislerin büyük bir kısmı Kürt kökenli idi. işkence yapanlar da öyle?

    Bir ara yine büyük bir öfke ve hışımla şöyle dedi:

    -Ben 27 yaşındayım. Kürdüm. Ben bu işlere karışmıyorum. Sen Çorumlusun. Kürtlerle uğraşmak senin neyine gerek. Herkesin Türk olduğunu yazsana!” Sf. 13

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ölüm, ilkel için çok kolaydır.

    Ölmek, eren için sonsuz basit oluyor.

    Ölüm, yaşamı bilenler için çok zor görünüyor.

    İlkel, yaşamı bilmeyendir. İlkel, öldürmenin seyrine doyamıyor.

    Eren, yaşamı aşandır. Düşünün dışında, yaşamayandır. Sf. 628

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 628) kitabından birebir alınmıştır.