Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Türkiye mandası fikri, Türkler’in istemesinden ve daha doğrusu yalvarmasından doğuyor; Sivas Milli Kongre’si de, kendisine yapılan bir manda önerisini kabul edip etmemeyi tartışmıyor. Tam tersine, kendisine önerilmemiş olan bir mandaya davetiye çıkarıyor. Sf. 429

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 429) kitabından birebir alınmıştır.

  • Amerika Senatosu, Wilson’un kurtarıcı gördüğü Cemiyet-i Akvam sözleşmesini reddediyor.. Manda kurumu, bu sözleşmenin ortaya çıkardığı yapılardan birisidir; bu kurum yıkılınca özel olarak bu bölgedeki manda sistemi de çöküyor. Sf. 423

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 423) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yalnız bir sorun var; Sivas Kongresi delegeleri, manda sözcüğünü sevmiyorlar ve bu sözcükten çekiniyorlar. Bunun üzerinde tartışmalar oluyor; Rauf’un yazdıklarına göre, mektup-raporundan sonra Sivas’a gelen Vasıf, “manda”nın isminden korkmayalım, isterseniz buna ‘müzaheret’ diyelim» diyor; sözlüklerde «müzaheret» yardım anlamına geliyor. Sf. 422

    Sivas’taki Milli Kongre’nin açıklamalarında, Kemal‘in açıklama ve taahhütlerinde geçen, Eski Türkçe ile «yardım», manda’yı ve bir «tarafsız» güç ya da devlet sözcükleri de Amerika Birleşik Devletleri’ni anlatıyor; böylece, Kemal Paşa Tarihi’nin grotesk tahrifatlarından birisini de ortadan kaldırmış oluyorum.  Hem Sivas ve hem de Kemal, mandacıdır; bunda en küçük bir kuşku bulunmuyor. Sf.423

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 422, 423) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gerçek, Mustafa Kemal’in pozisyon değiştirmede, sadakat ve benzeri türden hiç bir kaygıyı kendisine bir engel yapmamasında aranmalıdır; bu, birinci noktadır. Büyük Britanya işgal kuvvetlerinin onayı ile geldiği Doğu’da yepyeni bir durumla karşılaşıyor; işgalciler onaylarını geri alıyorlar ve Kemal’in İstanbul’a çağrılmasında ısrar ediyorlar. Muhtemelen Malta’ya gönderecekler; tam bu sırada, bir Amerikan ittifakı ihtimali beliriyor. İstanbul’da Wilson Derneği yöneticileri, King-Crane Konzerni’nin adamı gazeteci Browne’u Sivas’a kadar gönderiyorlar; Türkiye’yi bir Amerikan sömürgesi haline getirmek isteyen King-Crane Konzerni’nin adamı Sivas’ta «bir Türk» gibi hareket ediyor ve Mustafa Kemal ile uzun uzadıya konuşuyor. Sf. 419

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 419) kitabından birebir alınmıştır.

  • Parantezi kapatırken bir tez yazıyorum: Böyle bir Mustafa Kemal anlatmak, Kemalistleri ya geri zekâlı yapmaya çalışmaktır ya da ancak geri zekâlıların Kemalist olabileceğine inanmak oluyor. Sf. 418, 419

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 418, 419) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ancak hem Dursunoğlu’nun yazdıkları ve hem de incelemeye açtığım belgeler, Minber Gazetesi’nin finansmanı, Kemal’in para karşısındaki tutumunun da yeniden ve ayrıntılı olarak incelenmesini gerektirecek türdendir. Buna eklenecek olanlar şunlar: Bazı kaynaklar, Sakarya Zaferi’nden sonra Mustafa Kemal’e bir para ödendiğini ileri sürüyorlar; miktarı üzerinde tartışma olduğundan söz ediliyor. Hintli Müslümanların gönderdikleri paranın tartışması kapanmıyor ve İzmir’de, Naim Palas’ın kendisine hediye edilmesini kabul edebiliyor. Sf. 417

    General Harbord, daha 1919 yılında Türkiye’de bir Milliyetçi ya da Milli Savunma veya Müdafaai Milliye Partisi olduğunu ve bunun başında da Mustafa Kemal Paşa’nın bulunduğunu kabul ediyor; Paşa, General Harbord’a, imparatorluğun bütünlüğünü koruyabilmek için, tarafsız bir gücün, tercihli olarak Amerika’nın, mandatörlüğü peşinde olduklarını bildiriyor. Sf. 418

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 417, 418) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sivas Kongresi, Amerikan mandasını kabul ile bir de davetiye çıkarıyor. Bu, Kemal Paşa’nın, tarihsel olarak geçici olduğu belirlenen bir yeni koalisyon değişikliğidir; büyük devletlerden Büyük Britanya’dan ayrılarak Amerika Birleşik Devletleri’ne yaklaşıyor.

    Ayrıca Mustafa Kemal’in Sivas’taki Milli Kongre’de manda düşüncesine karşı bir tek söz söylemediği de kesindir. Sivas’ta delegelerden sadece Osman Nuri ve Ahmet Nuri, manda programına karşı bir görüş dile getiriyor.

    İstanbul’daki Amerikan yetkilisi Amiral Bristol’ün de, Sivas’taki Kongre’nin Amerikan mandası lehine karar verdiği konusunda hiç bir kuşkusu bulunmuyor; Bristol, 12 Eylül 1919 tarihinde, İstanbul’dan Washington’a çektiği telgrafta, Milli Kongre’nin oy birliği ile Amerikan mandası istediğini bildiriyor. Sf. 417

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 417) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Manda: Yabancı bir kelime, İngilizcesi Mandate, Fransızcası Mandat. Birinci Dünya savaşından sonra kimi az gelişmiş ülkeleri kendi kendilerini yönetecek düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti adına yönetmek üzere bir büyük devlete verilen vekillik.

  • Fakat Mustafa Kemal Paşa, hâlâ kendisini güvenli hissetmiyor; Kongre Başkanlığı koltuğuna üniforması ve hiç bırakamadığı Vahdettin’in onursal yaverlik kordonu ile çıkınca, Gümüşhane Delegesi Zeki Bey, «Paşa, evvela arkanızdaki elbisenizi ve göğsünüzdeki kordonunuzu çıkarın da, sonra riyasete başlayın, tahakkümden korkuyoruz» diye bağırıyor; Kemal Paşa, o geceden sonra sivil giyinmeye başlıyor.

    Erzurum Kongresi, Mustafa Kemal’in yükselen çizgisini başlatıyor; yerel bir kongredir. Manda programına kapıları açık tutması ve bir milli kongre kararı almasıyla önem kazanıyor. Mustafa Kemal Paşa, böylece, Erzurum’daki işini tamamlamış oluyor. Ancak bu yeni durumun Mustafa Kemal Paşa’nın hoşuna gittiği anlaşılıyor; çünkü Anadolu’ya geçmekle birlikte yakında toplanacak olan İstanbul Meclis-i Mebusan’ına, Erzurum Mebusu seçilebilmek için nüfus kayıtlarını Erzurum’a aldırıyor, Erzurumlu oluyor ve Erzurum mebusu seçilmesi sağlanıyor. Sf. 416

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 416) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Manda: Yabancı bir kelime, İngilizcesi Mandate, Fransızcası Mandat. Birinci Dünya savaşından sonra kimi az gelişmiş ülkeleri kendi kendilerini yönetecek düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti adına yönetmek üzere bir büyük devlete verilen vekillik.

  • Bir noktayı vurgulamak durumundayım: Kemal’in kişiliği güvenilir görünmüyor, sadakati bulunmuyor, Büyük Britanya’dan ve Vahdettin’den umutlar alıyor ve bunlara umutlar veriyor, fakat eninde-sonunda kurtuluş hareketinin dışında kalamıyor. Hırsının, cesareti ve yeteneğinden daha büyük olduğunu sanıyorum; kurtuluş hareketini, kendisine rakip olabilecek bütün imkânlardan uzak tutuyor. Güçleri zayıflatıyor ve ufku daraltıyor. Ancak, kurtuluş hareketinin içinde kalıyor.

    Tezi yazıyorum: Kemal, güvensizlik kompleksiyle, kurtuluş hareketinin çapını küçültmüştür.

    Kemalist yorumcuların Kemal’de buldukları gerçekçilik, hareketin ufkunu daraltmak olarak ortaya çıkıyor.

    Amasya Buluşması, Kemal’in Samsun’a çıkışından çok daha büyük bir önem taşıyor. «Amasya Yaranı», Ordu Müfettişi Kemal, Yirminci Kolordu Kumandanı Ali Fuad, Üçüncü Kolordu Kumandanı Refet, telgraf başında On Beşinci Kolordu Kumandanı Kazım ile ordudan ayrılmış Rauf’dan meydana geliyor. Kazım, en güçlüsü, Rauf ise en kararlısı izlenimi veriyor. Amasya’da Kemal bir yeni duruma yöneliyor. Sf. 414

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 414) kitabından birebir alınmıştır.

  • Erzurum’un Ermeni dönemindeki adı Katin ya da Karana olarak biliniyor; Sf. 406

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 406) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürtlerin bilinçlenmesinde ve Türkler aleyhine dönmelerinde, Abdülhamit’in düşürülmesinden sonra İttihatçıların, Ermenilerle uzlaşmak için temaslara başlamış olması da rol oynuyor; Türk yöneticilerinin Ermenilerle anlaşmak istemeleri hep Kürt feodallerini kaygılandırıyor. Bir diğer Kürt tarihi uzmanı Ermeni kökenli Sovyet araştırıcısı Hasretyan, İttihatçı liderlerin Ermeni ulusal-kurtuluş hareketi liderleriyle temasa geçerek, Ermenilerden alınan ve Kürtlerin elinde bulunan toprakları, Kürtlerden alıp tekrar Ermenilere vermeyi önerdiklerini yazıyor. İttihat ve Terakki’nin Ermenilerle anlaşmaya önem verdiklerini gösteren başka işaretler de var. Sf. 392

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 392) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lazarev’in ayrıntı vererek ileri sürdüğüne göre, Birinci Savaş’ta, Kürtler, Türk yönetici çevreleri ve onların Alman hamilerinin çıkarları için kanlarını akıtmak istemiyorlar. Lazarev, zamanın Rus Gazetelerinin Osmanlı Ordusu’ndaki Kürtler arasında kaçışların çok olduğunu yazdıklarını bildiriyor; bunlara göre, örnek olsun, 800 askeri olan bir Kürt alayının mevcudu daha savaşın ilk aylarında üç yüze iniyor.

    Daha savaş başlar başlamaz, Türk Ordusu içindeki Kürt birliklerinin bir bölümünün Rusya tarafına geçtiği de iddia ediliyor. Türk cephesini bırakarak Rusya tarafına geçenler arasında Hamidiye Alayı subayları ve bazı önde gelen Kürt’ler de var; Lazarev, Karakilise’den Resül Bey ile Hamid Bey’i ve Diyadin’den de Ali Bey’i örnek gösteriyor. Sf. 391

    Lazarev’in anlattığına göre, Yusuf Kamil Bedirhan, Kürtlere silahlarını Türklere çevirmeleri ve Rusya tarafına geçmeleri için çağrı çıkarıyor. Sf. 392

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 391, 392) kitabından birebir alınmıştır.

  • Vahdettin’in sübjektif olarak bir hain olduğu düşüncesini taşımıyorum. Londra politikasına yatkındır; ancak Mustafa Kemal’in, bir ara, Vahdettin’den çok daha fazla Londra’ya hizmet sunduğundan da kuşku duymuyorum. Sf. 389

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 389) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bolşevizm, en sonunda, «Sovyet» ya da Osmanlı Türkçesi ile «Şura» olarak gerçekleşiyor, Sf. 377

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 377) kitabından birebir alınmıştır.

  • Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi, Milne’in, Kemal Paşa’nın görevden aldırdığı Yakup Şevki Paşa’nın yerine atanmasını istediği yazının tarihini yayınlamamakta yarar görüyor.

    Doğrusu çok şaşırtıcı bir durum ortaya çıkıyor; Büyük Britanya emperyalizminin Mısır Kuvvetleri Kumandanı General Allenby, Kemal’i, kendilerine karşı direnen Altıncı Ordu Komutanı Ali İhsan’ın yerine göndermek istiyor. Karadeniz işgal kuvvetleri komutanı da kendilerine direndiği için görevden uzaklaştırılmasını sağladıkları Doğu’daki Dokuzuncu Ordu’nun kumandanı Yakup Şevki’nin yerine gönderilmesini uygun buluyor. Sf. 375

    Bundan, işgalci İngiliz kuvvetlerinin, kendilerine karşı her direnen Türk generali yerine Mustafa Kemal’i göndermeyi bir alışkanlık haline getirmiş oldukları sonucuna yaklaşıyorum. Sf. 376

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 375, 376) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı Genelkurmay Başkanlığı’nın 7 Mayıs 1919 tarihli «Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliğine Verilecek Talimat Sureti», Kemal Paşa misyonu için üç önemli görev veriliyor. Bunların ilk ikisi;

    “a) Mıntıkada (Bölgede) asayiş-i dâhili iade (iç güvenliği iade etme) ve istikrarı ve bu asayişsizliğin esbab-ı hudusunûn (bu asayişsizliğe sebep olan olayların) tespiti” ve

    “b) Mıntıkada ötede beride müteferrik (bireysel) bir halde mevcudiyetinden bahsedilen esliha (silahlar) ve cephanenin bir an evvel toplattırılarak münasip (uygun) depolara iddiharı (konulması) ve muhafaza altına alınması” ifade ediliyor. Görev bölgesinde düzensizlik olduğu ve düzenin kurulmasıyla birlikte düzensizliğin nedenlerinin araştırılması ve ötede beride bulunduğu sanılan silah ve cephanenin toplatılması, Kemal Paşa’ya görev olarak veriliyor. Güzel; üçüncüsü, biraz daha ileri gidiyor.

    “c) Muhtelif mahallerde bir takım şuralar (Halk Meclisleri, Sovyet) mevcut olduğu ve bunların asker toplamakta bulunduğu ve gayri resmi bir surette ordunun bunları himaye eylediği iddia olunuyor. Böyle şuralar mevcut olup da asker topluyor, silah tevzii ediyor (dağıtıyor) ve ordu ile de münasebette bulunuyorlarsa katiyyen men’i (kesinlikle engellenmesi) ile bu kabil müteşekkil (bunun gibi oluşmuş) şuraların da lağvı (Sovyet’lerin yani Halk Meclislerinin de ortadan kaldırılması).”

    Bu kadar da değil; G. Jaeschke’in Büyük Britanya gizli belgelerinin incelemesinden çıkardığına göre, Büyük Britanya emperyalizminin Karadeniz Bölgesi işgal kuvvetleri komutanı General Milne, 17 Şubat 1919 tarihinde Londra’ya gönderdiği raporunda, verdiği emirle Maverayı Kafkas’ın tahliyesini sağladığını belirttikten sonra «General Şevki Paşa’yı, Dokuzuncu Ordu kumandanlığından uzaklaştırdım.» diye ekliyor. Dokuzuncu Ordu’nun komutanı Yakup Şevki’nin işgal kuvvetleri komutanı General Milne’in husumetini çekmesine neden ne olabilir; Erzurum mücadele tarihinin tanığı, daha sonraki yılların «Kemalist» politikacısı Cevat Dursunoğlu, ilerde değinmek durumundayım, başlarına bir komutan ararken ilk önce Yakıp Şevki’yi düşündüklerini yazıyor. Yakup Şevki’nin doğruluğu, yurtseverliği ve komuta yeteneği ile tanındığını belirttikten sonra bir de şunları ekliyor: «Ayrıca Mondros Mütarekesi üzerine Elviyei Selaseyi (Üç liva; Batum, Kars, Ardahan) boşaltırken Kars’ta bir hükümet kurulmasını teşvik etmiş ve kurulan hükümete silah ve cephane vererek yardım etmişti». Dursunoğlu’nun bunları yazdığı sırada, Kemal Paşa’nın görevlendirme belgeleri yayınlanmamıştı; arada bir tutarlılık görülüyor.

    General Milne, Kemalist tarihçilikte yazılanların aksine, daha Kemal Paşa Samsun’a çıkmadan, rahatsızlık gösteriyor.

    İlginç; bu cevap üzerine, Büyük Britanya’nın «Karadeniz Ordusu Başkumandanı General Milne», 6 Haziran 1919 tarihinde, Babı Ali’ye bir yazıyla «Kemal Paşa ile maiyeti Erkânının derhal İstanbul’a avdeti için emir buyurmalarını talep eylerim» diyerek, Kemal Paşa’nın İstanbul’a dönmesini emrediyor. Sf. 373, 374

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 373, 374) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çerkezler, Büyük Britanya’ya bağlılıklarından dolayı övülüyor; ancak bağlılıklarını kanıtlayamayanlar da var. Çerkezlerin, Müslümanların, en samimi hamisi Büyük Britanya’ya merbutiyet-ı maneviye (manevi bağlılığını) ve hürmet hislerini ibraz etmeye (açık etmeye) muvaffak olamayan Ethem Bey bunlardan birisidir; Müslümanların en içten koruyucusu Büyük Britanya’ya bağlılık ve saygı duygularını yeteri ölçüde açıklamamış olan Çerkez Ethem de kınanıyor. Sf. 364

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 364) kitabından birebir alınmıştır.

  • İzmir’in işgaline kadar kurtuluş hareketinin başlamasında, pek az istisna dışında, Ermeni tehdidi, tek motor durumundadır. Türkler ve Kürtler, yaşadıkları yerlerde bir Ermeni Devleti kurulmasından ve Ermeni egemenliği altında yaşamaktan ölümcül bir korku duyuyorlar. İzmir’in işgali buna bir de Helen egemenliği altında yaşama korkusunu ekliyor; böylece çaresizlik içinde kurtuluş mücadelesi eğilimlerini artırıyor. Sf. 360

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 360) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2016); Ermeni tehciri esnasında Ermenilere yapılan zulüm ve vahşet, onların ev ve arazilerinin işgali, Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmemizi müteakip, büyük bir korkuya dönüşüyor. Ermenilerin çok perişan ve dağınık bir durumda olmaları ve zorla çıkartıldıkları vatanlarına dönmeye başlamış olmaları bu bölgelerde Türk ve Kürt halkı üzerinde ortak bir korku oluşturdu. Bu durumda iki halkın hedef birliği zor olmadı.

  • Bilim, mikro olan ile makro olan, en küçük olanla, evren’in iç içe algılanmasından çıkıyor; evrenin yasalarını formüle eden Newton’un limit kavramını geliştirerek türev yöntemine ulaşması rastlantı olmamalıdır. Bu, bir, ikincisi, bilim bir tartı işidir; bilimsel yenilik, ağırlıkları değiştirme anlamına geliyor. Tarih araştırmalarında bilimsel yenilik, daha önce önemsizi önemli, önemliyi önemsiz yapma süreciyle realize oluyor. Kars Şurası, bunlara bir örnek oluyor; şimdiye kadar üstü örtülmüş bir biçimde duruyor.

    Bir tezi, bir soruyla ortaya koyabiliyorum; Kars’ta Türkler tarafından kurulan Güney Batı Kafkas Şura Hükümeti’nin 19 Nisan 1919 tarihinde işgalci Büyük Britanya kuvvetleri tarafından bastırılması mı, yoksa 15 Mayıs 1919 tarihinde Büyük Britanya’nın desteğiyle Helen kuvvetlerinin İzmir’i işgali mi daha önemlidir? Şu güne kadar yazılan ve anlatılana bakılacak olursa, İzmir’in işgali daha önemli görülüyor. Fakat buna şu cevabı vermek imkân dâhilindedir: İzmir’in işgalini ön plana çıkarmak, Kars’ın işgalini gölgelemek içindir. Sf. 359

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 359) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu sırada Türkiye’de «gazeteci» Price, daha sonra anılarını «Extra-Special Correspondent» olarak yayınlıyor;

    Paşa’nın Price ile görüşmesi sırasında Refet Paşa hazırmış. Paşa, bir tanığa göre, Anadolu’da Büyük Britanya adına vali olmayı öneriyor. Büyük Britanya’nın İstanbul’daki yetkilileri, Kemal Paşa’nın bu önerisini önemli bulmuyorlar, elçilik baş tercümanı, bir anlamda siyasi komiseri Ryan’ın da Kemal Paşa’yı olumlu ya da olumsuz anlamda önemli görmediği anlaşılıyor.

    Kemal Paşa’nın İtalyanlarla da benzer temasları olduğu biliniyor; Allenby’nin Ali İhsan’ın yerine Mustafa Kemal’i istemesi türünden, İtalyan işgal karargâhının da Kemal’i kendi «adamı» saydığı görülüyor. Pek çok kaynak, kısa bir süre oturduğu Akaretler’deki evi İtalyan kuvvetlerinin korumaya aldığını, İtalyan görevlilerle, daha sonraki yıllarda kendisinin de bir türlü açıklayamadığı karışık konuşmalar yaptığını ve bu arada, paylaşımdan eksik pay aldığı için pek kızgın olan İtalyanların, Büyük Britanya’nın Ege bölgesine Grekleri çıkarması halinde, İtalya adına yürütülecek silahlı direnme harekâtının başına Mustafa Kemal’i düşündüklerini ortaya koyuyor. Bu olgular üzerinde herhangi bir tartışma bulunmuyor. Sf. 356-357

    Hans Kohn, İstanbul Hükümeti’nin, Mustafa Kemal’i Anadolu’ya, Britiş Hükümeti’nin onayını alarak göndermesini kaderin cilvesi olarak görüyor. Sf. 358

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 358) kitabından birebir alınmıştır.