Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • 9 Şubat 1919 tarihinde Amiral Calthorpe, sözlü emirleri yazılı hale getirdikten sonra, Osmanlı Hükümeti’ne gönderiyor. Birinci maddesi şudur: Altıncı Ordu Komutanı Ali İhsan’ın azli. Bu kadarı önemli bulunmayabilir; diğer pek çok kaynakla birlikte bu bilgiyi veren Hikmet Bayur, «Atatürk» adını taşıyan çalışmasında bir de şu bilgileri ekliyor: «Mareşal Allenby, bir ara Ali İhsan Paşa’nın yerine Mustafa Kemal’in Altıncı Ordu Komutanı olmasını istemişti». Kayıtlara göre, işgalci Allenby’nin Ali İhsan’ın görevinden alınması ve yerine Mustafa Kemal’in atanması yolundaki isteğiyle, istihbarat yüzbaşısı Hoyland’ın yaptığı listelere Kemal Paşa’yı da alması aynı yılın aynı ayına denk düşüyor. Sf. 355

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 355) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gelibolu’da Liman ve Enver Paşalardan daha büyük bir kahramanlık göstererek tarihin akışını çevirdiği iddia edilen Kemal Bey’e, Büyük Britanya’nın önemli bir kızgınlık göstererek ve hatta tutuklayıp Malta’ya göndererek, Enver’in kıskanarak önlediği ileri sürülen madalyayı, ters bir biçimde, vermiş olması gerekiyor.

    Tarih bir tutarlılık yazımıdır. Tutarlılık, eğer Gelibolu’da Büyük Britanya’nın bir büyük oyununu kişisel müdahale ve katkısıyla bozmuş bir Kemal Bey varsa, Kemal Bey’in, sonunda savaşı kazanan Büyük Britanya’ya bağlı işgal kuvvetleri tarafından yakalanarak en azından Malta’ya gönderilmesini gerekli yapıyor. Sf. 349

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 349) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üç örnek, Kutülamare Kahramanı Halil, Teşkilat-ı Mahsusa’dan Hacı Sami ve Altıncı Ordu Komutanı Ali İhsan Sabis örnekleri,, Kemal Paşa’dan daha önde, daha radikal, daha parlak hiç bir kimsenin Kurtuluş Mücadelesine katılmasına izin verilmediğini ortaya çıkarıyor. Sf. 348, 349

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 348, 349) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarih, İsmet Bey’in bir provokasyon ustası olduğunu gösteriyor; Sf. 348

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 348) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kemal’in, Vahdettin’e güven vermesini, İngiliz işgal kuvvetlerinin Kemal’i kendilerinin adamı sayacak kadar güvenmelerini, İtalyanların Ege bölgesinde Grek yayılmasını kendileri adına durduracak komutan olarak Kemal’i görmelerini hep ama hep Kemal’in, çıkmak için hazırlandığı Kurtuluş yolu için yaptığını anlatmaya çalışıyorlar. Sf. 329

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 329) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kemal Paşa Tarihi, tutarlılığını ölümle sağlayan bir yazımdır. Düşünce ve söz planlarıyla kendi kişisel tarihinde tutarlılık olmayan bir yaşamı tutarlı yapabilmek, tutarsızlığın işaretlerini, politik, tarihsel ve fiziksel olarak ortadan kaldırmakla mümkün olabiliyor. Kemal Paşa Tarihi, yapılır ve yazılırken, tutarsızlığa tanıklık yapacak canlılıklar üzerinden silindir geçirilmesi ve yeni tutarlılığa tanıklık edeceklerin bulunması zorunlu oluyor. Bu, Kemal Paşa Tarihi’ni incelemeyi, ayrıca çekici bir hale getiriyor. Sf. 326

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 326) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu koalisyon sonuç vermeyince, İstanbul da, Vahdettin, Damat Ferit ile bir üçlü oluşturmaya çalışıyor. Hürriyet ve İtilaf Partisi ile Büyük Britanya temsilcilerinin desteğini sağlamayı başarıyor. Samsun’a gönderilmesi bu koalisyonun sonucu oluyor. Sf. 325

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 325) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsan, aklıyla görüyor.

    Tarihin falsifikasyonu, insanın görmesini önlemek içindir. Bu, insanın aklını bozmakla mümkün olabiliyor.

    Kemal Paşa’nın kendisine son derece güvensiz bir komutan ve daha sonradan politikacı olduğunu görmekte çok geciktim. Körlük, bozulmuş tarihin ağır bombardımanından kaynaklanıyor.

    Güvensiz, uzlaşmacıdır.

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 324) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her ikisinin de, Smith ve Marx, birer kitap kurdu olduklarını ve tarihin kaydettiği önde gelen «ansiklopedik», insanlar olduklarını eklemek durumundayım. Sf. 284

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 284) kitabından birebir alınmıştır.

  •  Dirnitrov’un, Komintern belgelerine de giren «cephe» çağrıları çerçevesinde ileri sürdüğü «faşizm, gözü dönmüş gericilik ve karşı devrimdir» değerlendirmelerini de önemli ölçüde yanıltıcı bulduğumu belirtmek istiyorum. Eğer faşizm bir karşı-devrim ise yönetimden giden ve yönetime gelen sınıfların tanımlanması zorunluluğu ortaya çıkıyor. —

    Bir parantez gerekiyor; demokrasi bir devlet durumudur. Faşizm de aynı devletin bir başka durumu oluyor. Devletin kendisi ise bir hükmetme durumunu anlatıyor. Aynı devletin demokrat ve faşist durumlarını hükmetmedeki hız farkıyla birbirinden ayırmak gerekiyor; faşizmde, hükmeden irade daha hızlı nüfuz ediyor. Sf. 278, 279

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 278, 279) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir yıl sonra selülozdan kâğıt yapma patenti alınıyor. Bu arada 1839 yılında bisiklet kullanılmaya başlanıyor ve Goodyear adında birisi ticari lastik patentini yazdırıyor. Komünist Manifesto yılında ise güvenilir kibrit yapımı gerçekleştiriliyor. Sf. 272

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 272) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunun için Marx’i en çok etkilemiş ütopyacı Saint-Simon, özel mülkiyetin olmadığı bir kapitalizm düşleyebiliyor. Sanayici kapitalistlere en çok özel mülkiyetin sakıncalarını ve bundan kurtulmanın yararlarını anlatmaya çalışıyor. Sf. 270

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 270) kitabından birebir alınmıştır.

  • Radyo, dış dünyayı eve getirerek insanın günlük dünyasını genişletiyor. Otomobil, evi her yere uzatarak mekânı çoğaltıyor. Sf. 264

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 264) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunun için önce insan aklının bir kusurundan söz etmek gerekiyor. İnsan aklının association tutkusuyla defolu olduğunu ileri sürmek durumundayım. Özellikle kütlesel akıl, aynı zaman kesiti içinde algıladığı iki olguyu önce birleştirme ve daha sonra da bunlar arasında bir neden-sonuç ilişkisi kurma zaafını taşıyor. Eğer turistlerin çok geldiği bir yılda dağdan köye inen kurtlar da çoksa, bu ikisi arasında associative bir ilişki kuruyor; köylülerin turistlere nakışlı kaşık veya çorap satmak için kıyıya ve kurtların da boşalmayı hissederek köylere indiklerini düşünülebiliyor. Kuşkusuz bu tür bir birleştirme kurgusunun hiç bir maddi dayanağı bulunmuyor. Sf. 263

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 263) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunu Vahdettin’in, Ferit’in ve Büyük Britanya’nın da saptamış olduğu kesindir; Büyük Britanya, pek çok asker ve sivil seçkini Malta’ya sürerken Kemal Paşa’nın İstanbul’da ve Pera Palas’ta günlerini geçirmesine karışmıyor. Sf. 247

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 247) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mustafa Kemal, Doğu’ya bir direnişi örgütlemek için değil başlayan direnişi bastırmak için gönderiliyor. Sf. 246

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 246) kitabından birebir alınmıştır.

  • Harbord Misyonundan üçüncü adam, Tuğgeneral Mosley’dir; görüşmede General Mosley de bulunuyor. Mosley, daha önce değinmiş bulunuyorum, ayrı bir rapor kaleme alıyor, buna göre Mustafa Kemal, Harbord Heyeti ile görüşürken daha önce yabancı devletlerle ilişkilerden yakınıyor ve bunların Türkiye’yi yönetmeye kalktıklarını söylüyor ve daha sonra da, «eğer mandanın verileceği ulus Amerika ise hiç bir güçlük olmayacaktır» diye ekliyor. Bütün kaynaklar, Mustafa Kemal’in bir Amerikan mandasını açıklıkla istediğini ortaya koyuyor.

    General Mosley’in raporunda kaydedilmeye değer bilgiler var; Kemal Paşa ve arkadaşlarının bir «birleşik İslam imparatorluğu» peşinde koştuklarını Rauf Bey’in bunu açıklıkla dillendirdiğini yazıyor. Sf. 244

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 244) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Manda: Yabancı bir kelime, İngilizcesi Mandate, Fransızcası Mandat. Birinci Dünya savaşından sonra kimi az gelişmiş ülkeleri kendi kendilerini yönetecek düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti adına yönetmek üzere bir büyük devlete verilen vekillik.

  • Bunun yarattığı Amerikan sempatisinin, «pejmürde kılıklı Kürtlere, makul Gürcülere, kuşkucu Azerilere, yetenekli Ermenilere ve vakur «Türklere» aynı ölçüde yayıldığına işaret eden Harbord Raporu, Sf. 241

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 241) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Manda: Yabancı bir kelime, İngilizcesi Mandate, Fransızcası Mandat. Birinci Dünya savaşından sonra kimi az gelişmiş ülkeleri kendi kendilerini yönetecek düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti adına yönetmek üzere bir büyük devlete verilen vekillik.

  • Harbord, raporuna, bu nedenlerle, Yakın Doğu’da yaygın bir sözü alıyor; “Ermeniler, hukuken hiç bir zaman yanlış ve ahlaken hiç bir zaman doğru olmazlar.” Bu kadar değil; Harbord Raporu, bu bölgedeki Amerikan misyonerlerinin, kendileri için hayatlarını riske ettikleri Ermenileri hiç sevmediklerini, bunun yerine, daha sempatik, üşengeç ve zevk düşkünü Türkleri, the more genial but indolent and pleasure-loving Turks, sevdiklerini kaydediyor. Bu kadar da değil; Ermenilerin de kan dökme açısından masum olmadıklarını, the Armenians is not guiltless of blood himself, ekliyor. Sf. 239

    Harbord, Ermeni-Kürt ilişkisi konusunda, «racially allied to the wild Aryan Kurds he is cordially hated by the latter» diyor; Ermeniler’in «vahşi» Aryan Kürtlere, ırk temelinden akraba olduklarını kaydettikten sonra Kürtlerin Ermenilerden nefret ettiklerini dile getiriyor. Rapor, Kürtlerin gözyaşları içinde, Ermeni gerillalarının yaptıkları zulümden, Rus Ordusu’nun çökmesi üzerine Bolşevikleri arkalarına alan Ermeni militanlarının Kürtlerin ve Türklerin evlerini yakmalarından söz ediyor. Erzurum’da, Hasankale’de Türk evlerinin, içindeki insanlarla birlikte yakıldığını kaydediyor; Sf. 240

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 240) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Manda: Yabancı bir kelime, İngilizcesi Mandate, Fransızcası Mandat. Birinci Dünya savaşından sonra kimi az gelişmiş ülkeleri kendi kendilerini yönetecek düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti adına yönetmek üzere bir büyük devlete verilen vekillik.

  • General Harbord başkanlığındaki kurul, Washington’a mandanın kabulü lehinde açık bir tavsiyede bulunmuyor.

    Türkiye Ermenistan’da Ermenilerin bir bölümünün evlerine döndüğüne, mülklerini yeniden edinmeye başladıklarına, hatta bir bölümünün geçmiş zaman için kira bile almaya başladıklarına işaret ediliyor; ancak açıkça felaket dolu bir tablo çiziliyor. Bunu şu cümleler izliyor: Harbord Raporu’nda belli bir Türk düşmanlığı görmüyorum; Türk köylülerinin de aynı ölçüde yoksul, kış karşısında çaresiz serfler oldukları belirtiliyor. Türkler de doktordan, ilaçtan yoksundurlar; onların da evleri yakılmış durumdadır. Sf. 238

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 238) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Manda: Yabancı bir kelime, İngilizcesi Mandate, Fransızcası Mandat. Birinci Dünya savaşından sonra kimi az gelişmiş ülkeleri kendi kendilerini yönetecek düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti adına yönetmek üzere bir büyük devlete verilen vekillik.