Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, pek az ayrığıyla, Doğu’daki bütün milli demokratik devrimciler, mandacıdır. Manda’yı kurtuluş kabul ediyor.

    Mustafa Kemal, mandacıdır.

    Kürt liderlerinin pek büyük çoğunluğu mandacıdır.

    Ermeni liderlerinin nerede ise tümüne yakını mandacıdır.

    Arap liderlerinin, küçük bir azınlık hariç, tümü mandadan yanadır.

    Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarında Doğu’ya manda egemendir.

    Doğu’da manda ne ise Batıda «Wilson Sosyalizmi» o’dur. Sf. 211

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 211) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Manda: Yabancı bir kelime, İngilizcesi Mandate, Fransızcası Mandat. Birinci Dünya savaşından sonra kimi az gelişmiş ülkeleri kendi kendilerini yönetecek düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti adına yönetmek üzere bir büyük devlete verilen vekillik.

  • Savaşlar tarihin hızlandırıcılarıdırlar.

    Devrimler, tarihin önünü açıyorlar. Sf. 165

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 165) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu testin geçerliliğine katılıyorum; cehaletini azaltma motifinden yoksun bir kimse, eninde-sonunda cahildir. Sf. 147

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 147) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsan aklıyla görüyor.

    İnsanı görmez yapmak için gözlerini oymak değil aklını tahrip etmek zorunlu ve gerekli oluyor.

    Bu, görmek için bakışın zorunlu olması demektir.

    İnsan, aklıyla bakıyor. Sf. 97

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 97) kitabından birebir alınmıştır.

  • Moorehead’ın yazdıklarından aktarmayı sürdürüyorum;

    Bu monoğrafi de, daha önce geliştirdiğim düşünceleri destekliyor; sınırlı bir Anzak kuvvetlerine karşı Kemal’in nerede ise bütün beşinci ordunun ihtiyatlarını, izin almadan, kullandığı ve bütün hareketi tehlikeye attığı, açıklıkla yazılıyor. Komuta yerinden ayrılması ve tekrar dönüşü de söz konusu ediliyor; “bu hareket sona erinceye kadar cephesini bir daha hiç terk etmedi” deniyor. Sf. 95

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 95) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nitekim Fahrettin Paşa da satırların arasından bunları yazmış bulunuyor. Anılarının bir yerinde şunlar var: Liman Paşa “dürbünle yere yatmış ileriyi seyrederken Mustafa Kemal’den gelen bir raporu kendisine okumuştum. Raporda, ‘düşman bu gece denize dökülecektir’ deniyordu. Gözlerinin yaşardığını gördüm, Almanca Allaha şükürler olsun derken de hayli heyecanlanmıştı.” Kemal Bey’in düşmanı denize dökmeden haber verdiğini, daha sonra da denize dökülemeyen düşmanın dört tugayının denize döküldüğünü rapor ettiği kesinlik kazanıyor. Sf. 91, 92

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 91, 92) kitabından birebir alınmıştır.

  • Orgeneral Fahrettin Altay, yıllar sonra ve Kemal Paşa öldükten sonra, yayınladığı anılarında bile Kemal korkusundan kurtulamıyor. Sf. 88

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 88) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anzac, Australian, New Zealand Army Copps, sözcüklerinin baş harflerinden oluşuyor ve tesadüfen ortaya çıkıyor. Avusturalyalı ve Yeni Zelandalı ordu birlikleri anlamına geliyor. Sf. 82

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 82) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gelibolu Savaşı’nı bir yarbayın hanesine yazmak, tarihin tam bir falsifikasyonu ve aklın tümden bozulması demek oluyor. İkincisi, bu durum, Anzakların Türk askerlerine karşı nefret ve korkusunu artırıyor. Sf; 83

    Bir komutan savaşı olmayan bir savaşta bir ihtiyat tümeninin komutanının bütün birlikleri aşarak, savaşı kazanmak ve kahramanlık iddiasında bulunmasını hiç bir ciddi tarih yazıcısının ciddiye almasını imkân dâhilinde göremiyorum; Kemal, bir ihtiyat tümeninin komutanı olarak arkada bekliyor. Sf. 85

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 85) kitabından birebir alınmıştır.

  • 8 Müstahkem Mevkii Kurmay Başkanı Selahattin Adil, Kemal’in, Arıburnu’nda düşmanın denize döküldüğünü resmen rapor etmesine karşın bunun doğru olmadığını yazıyor. Daha sonra Kemal Paşa ile çok yakın ilişkilere giren Fahrettin Paşa, bıraktığı anılarında, elinde dört alayın olmasına karşın Kemal’in düşmanı denize dökmemesine Enver’in çok sinirlendiğini anlatıyor. Daha da önemlisi, Gelibolu’da Liman Paşa’dan sonraki en önemli komutan olan Esat Paşa, dört cilt tutan anılarını, daha sonra önemli yerlere gelmiş kimseleri incitmemek için yayınlatmak istemiyor; ancak yayınlanan bir özetten, düşman Arıburnu’na yakın bir kumsaldan karaya çıktığı bir sırada Kemal’in birlikleriyle birlikte geriye doğru geldiği, mevzilerini terk ettiği, kendisinin «ölmek var dönmek yok» emriyle geri gönderdiği anlaşılıyor. Fahrettin Paşa, bunu doğruluyor ve bir ölçüde tevil etmeye çalışıyor. Fahrettin Paşa, ayrıca, Kemal’in, Gelibolu’da, kendisine verilmemiş yetkileri ve sıfatları kullandığını ve sürekli olarak yeni birlikler istediğini de belirtiyor. Sf. 73

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 73) kitabından birebir alınmıştır.

  • Robert Rhodes James, sözünü ettiğim «Gallipoli» çalışmasında; Yetenekli, ancak özellikle parlak bir asker olmadığı sonucuna varıyor; Kemal’in bütün yaşamı boyunca savaş sanatında parlaklığına işaret eden bir tek kanıtın bulunabileceğini sanmıyorum. Kemal’de hiç bir dehâ işareti de göremiyorum.

    Deha, olağanüstü hızlı görebilmektir.

    Dâhi, süratli şimşek çakması içinde yaşayan adamdır

    Dâhi, her an çaktırdığı şimşeklerle sıradan insanlarının karanlıklarını yırtabilen insan oluyor.

    Kemal, hiç bir zaman, arkadaşlarından önce görmüyor.

    Mustafa Kemal Paşa, başkalarının açtığı aydınlıktan yürüyen liderler kategorisine giriyor. Sf. 69, 70

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 69, 70) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eğer Kemal’e kalsaydı, Mayıs ayı sonuna kadar Anzak Bölgesi’nde hayatta kalan bir tek Türk askeri olmazdı; Kemal’i askerini savurganlıkla kullanan bir komutan olarak çiziyor.

    Robert Rhodes James, sözünü ettiğim «Gallipoli» çalışmasında, Kemal Bey’in başarısız bir dizi saldırısından söz ettikten sonra, «Kemal’s tactics were fe-rocious and unsubtle» yargısına varıyor. Kemal’in komutanlık sanatını, acımasız ve kaba olarak niteliyor. Sf. 69

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 69) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gelibolu’da savaş askerlik sanatıyla ilgili görünmüyor; ölecek daha çok kütlesi bulunan ve şu veya bu şekilde bunu ileriye sürebilen taraf kazanmaya mahkûm görünüyor. Resmi rakamlara göre Türkiye’nin kaybı 86 bin 672 ölü ve 164 bin 617 yaralı oluyor; yabancı kaynaklar beş yüz bin sayısının abartma, ancak yaralı ve ölü olmak üzere toplam kaybın üç yüz bin çevresinde olduğunu tahmin ediyorlar. Emperyalistlerin ise 46 bini ölü olmak üzere kayıpları 265 bin olarak hesaplanıyor; Türkiye tarafının ölüleri, resmi rakamlara göre, emperyalistlerin ölülerinin iki katına yaklaşıyor.

    Bu savaşta Osmanlı tarafının kurşun yerine insan telef ettiğini söylemek durumundayım; Selahattin Adil, günde çok sınırlı miktardaki mermi kullanımını aşanları Vehip Paşa’nın sorguya çektiğini yazıyor. Sf. 68

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 68) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birbirinden mekân ve zaman itibariyle ayrı iki çatışmayı birbirine karıştırdıktan sonra bir ordu komutanını, iki kolordu komutanını, pek çok tümen komutanını bir kenara atarak bütün mücadeleyi ihtiyat tümeni komutanı olarak bu savaşa katılan Kemal Bey’in adına yazabilmek için yalnızca tarihin falsifikasyonu yeterli olmayabilir; aynı zamanda aklı bozmak zorunludur. Akıl ise bütündür, bozulma tekil olgularla sınırlı kalamıyor.

    Buna eklenecekler var ve bunu bir tez olarak ifade etmek istiyorum; Gelibolu, kahraman komutanı imkânsız bir mücadele alanıdır. Gelibolu’da ancak inatçı kütleler savaşabiliyor; her iki tarafta da sadece kütlelerin inatçılığı ve kahramanlığı söz konusu olabiliyor.

    Kütleler hiç bir zaman kahraman değillerdir. Kahramanlık seçkinlerin işidir. Sf. 66, 67

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Asıl savaş Gelibolu Yarım Adası’ndadır; bu nedenle bütün Batılı kaynak ve araştırmalar açısından bu savaşın adı, «Çanakkale» değil «Gelibolu» çıkartması oluyor. Ne yazık, televizyon teknolojisinin ilerlemesi nedeniyle daha kolay anlaşılabilecek ve anlatılabilecek bir bozucu mekanizma ile Gelibolu Savaşı, yalnızca ve yalnızca anlaşılmaz bir biçimde yazılıyor. Gelibolu Savaşı’ndaki emirlerin pek çoğunu Başkomutan Vekili Enver veriyor; komutan ise Limon von Sanders ya da Liman Paşa oluyor. Liman Paşa’nın Alman subaylarının dışında Gelibolu, çok parlak iki komutan olan Esat ve Vehip Paşaların komutasında iki kolorduya ayrılmış bulunuyor. Vehip güney bölgesine, Esat ortada Anzakların karşısındaki bölgeye komuta ediyor; kuzeyde, Bolayır’da Fevzi Bey var. Esat ve özellikle Vehip’den daha sonra söz etmek durumunda kalacağımı biliyorum; iki kardeştirler. Bunların emrinde tümenler ve tümen komutanları var; Kemal Bey, ihtiyata ayrılmış on dokuzuncu tümenin komutanı oluyor.

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu, birinci mekân ve birinci zamandır; emperyalist donanmanın 18 Mart 1915 tarihinde durdurulmasında Kemal’in hiç bir rolü bulunmuyor. Başka bir mekânda ve başka bir zamanda gerçekleşiyor. Küçümsenmemesi gerekiyor; ancak bu hücumun başarısızlıkla sonuçlanacağı önceden büyük bir ihtimal olarak biliniyor ve daha sonraki değerlendirmeler böyle bir hücumu sadece çılgınlık olarak nitelendiriyorlar.

    İkinci mekân ve zaman başka bir noktadadır; kara savaşına gerek duyuluyor. Bunun, Dardanel ile hiç bir bağlantısı yok; Boğaz, Avrupa yakasında Sedd-il Bahir ve Asya tarafında Kum Kale müstahkem mevkilerinden açılabilecek ateşlerin arasından geçilemeyince Gelibolu Yarım Adası’nın işgali kaçınılmaz olarak ön plana çıkıyor. Boğaz’a hücum Mart Ayı’ndadır ve Gelibolu Yarım Adası’na çıkartma Nisan Ayı’nda başlıyor.

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 66) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1836 yılında Osmanlı Ordusu’nda Yüzbaşı Moltke, “eğer Dardanel’de toplar uygun bir tertipte yerleştirilirlerse hiç bir donanmanın Boğaz’ı geçmeye cesaret edebileceğini sanmıyorum” diye yazıyor. Yıllar topların yapısını ve menzillerini iyileştiriyor.

    Dardanel’e hücum ederek Boğaz’ı geçmenin çok zor olduğu 1914 yılında Birinci Savaş boşladığı zaman da biliniyor; ancak bu savaşta müthiş bir anti-Türk çizgi izleyen Churchill, Osmanlı kuvvetlerini saf dışı edebilmek için Boğaz’ın geçilmesini ve İstanbul’un işgalini zorunlu görüyor. Karşı olanları ve çekimserleri ikna ediyor; Amiral Carden Çanakkale’ye hücum edecek deniz kuvvetlerinin komutanlığına getiriliyor.

    Fakat Amiral Carden’in denizcilik tarihini ve Boğaz’ı geçmenin güçlüğünü Londra’daki savaş kabinesinden daha iyi bildiği anlaşılıyor: hareket günü yaklaştığında sinirleri bozuluyor. Uyuyamıyor ve yemek yiyemiyor; hücum tarihi 17 Mart olarak saptanmış bulunuyor. 15 Mart günü yardımcılarına devam edemeyeceğini söylüyor;

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 66) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aklı durdurabilmek için bütün’ü ortadan kaldırmak ve karşılaştırma yetisini yok etmek gerekiyor; televizyon ya da video halinde bütün savaş filmlerinde montajcının istediği her dar mekân bütündür ve her montajcı, istediği zaman, karşılaştırma izlenimini vererek tüm karşılaştırma imkânını ortadan kaldırabiliyor.

    Televizyonda her hangi bir savaşı izlemek, aklın durduruluşu yönünde ciddi bir egzersizdir; ne kadar çok izlenirse, akıl o ölçüde, kendisi olmaktan çıkıyor.

    Aklın tahrifatı ile tarihin falsifikasyonu arasındaki mesafenin çok uzun olmadığını düşünüyorum. Sf. 64

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 64) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kemal Paşa, 1920 yıllarının başında Hüseyin Cahit Yalçın’ın Latin harfleri önerisini, «çok derin değişikliklere neden olacağı» gerekçesiyle kabul etmiyor. Sf. 63

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kesine yakın olarak gördüğüm ise şudur; Kemal’in Hareket Ordusu ile birlikte İstanbul’a yürüdüğü konusunda hiç bir kayıt veya işaret bulunmuyor. Sf. 56

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.