Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Kemal’in mektupları ve istifalarını saymak kolay olmuyor; Çanakkale savaşı sırasında Liman Paşa’ya yazdığı bir mektupta Enver’i şikâyet ediyor ve Enver’e yazdığı bir diğerinde de Liman’ı eleştirerek sorumluluğu almasını istiyor, Mütareke sırasında, henüz İstanbul’a ulaşmadan önce Sultan’ın başmabeyincisine gönderdiği bir başka mektupta, yeni sadrazamın ismini açıklıyor ve bu arada, kendisi de dâhil bazı isimleri sayarak bunların bakan yapılmasını öneriyor. Daha sonra iktidara geldiğinde bakan yapılmasını önerdiklerinin bir bölümünü asıyor.

    İnsan topluluklarıyla ilişki kuramıyor; burada kendisini yalnız hissediyor. Sf. 44

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kemal, kendisine güveni olmayan bir kişiliğe sahip. Sf. 41

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • 15 Mart 1915 tarihinde Çanakkale’de topçu komutanı Selahattin Adil Paşa’nın, Gelibolu’da Yarbay Kemal Bey’in bağlı olduğu Kolordu Komutanı Esat Paşa’nın sadece bir bölümü yayınlanan anılarında ise olumlu bir resim vermiyor; hem Selahattin ve hem de Esat tasfiyeye uğruyor. Çanakkale’de diğer Kolordu Komutanı ve Kafkasya kahramanı Vehip ise, Kemal’in hışmına uğramamak için, İngilizlere yakalanmamak üzere bir kez çıktığı Türkiye’ye bir daha dönme cesaretini gösteremiyor. İki kardeş Vehip ve Esat, Liman’dan sonra gelen iki komutandır; General Fahrettin Altay, Çanakkale’de Esat’ın kurmay başkanı olarak görev yapıyor. Daha sonra Kemal Paşa’nın şemsiyesi altına giren Fahrettin Paşa dâhil, Liman Paşa’nın ve Esat Paşa’nın yazılmış ancak çok kısa bölümü yayınlanmış anıları, Çanakkale’de Kemal Bey için, üzerinde durulabilir bir kahramanlık öyküsü çıkarmıyor. Tersine, askerlik açısından başarısız olduğu ve emir almadan mevziini bıraktığını gösteren işaretler var; bunlara değinmek imkânını bulacağımı umut ediyorum. Sf. 40

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • İki: Mustafa Kemal Gelibolu’da görev yaptığını belirtiyor ve hiç bir kahramanlık iddiasında bulunmuyor. Bu, daha önce yazdıklarımı doğruluyor; Mustafa Kemal’in Çanakkale’de kahramanlık öyküsü, Çanakkale Savunmasından çok sonra ve Mustafa Kemale karşın besteleniyor. Önce Çanakkale’de kahramanlığın Esat Paşa’ya ait olduğunu belirten Mustafa Kemal daha sonra bunu kabul ediyor ve daha sonraki tarih yazımı da buna göre gelişiyor. Sf. 35

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • İstanbul’un ilk adı Nova Roma’dır; Yeni Roma anlamına geliyor. Büyük Napolyon, bir dünya devletinin kurulması halinde merkezinin İstanbul olması gerektiğini ileri sürüyor. Sf. 29

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • Pilot, uçaktan önce var; bilinmeyene yol gösteren anlamına geliyor. Sf. 25

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eski, uzaktır. Yeni, yakındır.

    Zor olan yeniyi bulmaktan daha çok eskiden kurtulmaktır.

    Şiddet, yeniyi bulmaktan daha çok eskiden kurtuluşu tamamlamak için gerekli oluyor.

    Nörotik durumun, şok uygulamasından başka kalıcı; bir tedavisi görünmüyor.

    Şok, âna sığdırılmış şiddettir. Sf. 31

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 31) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanın doğru bilgi edinmeye yatkın olduğunu ve bilgiyi tartarak karar verme yeteneğine sahip bulunduğunu düşünmek, insanı Tanrı’dan ayırmaktır. Tarihte en çok on sekizinci yüz yılda ateizmin yayılması bir rastlantı sayılmamalıdır; kendi kendine doğru bilgi edinebileceğine ve bunu kullanabileceğine inanan bir insanın Tanrı’ya inanması için bir gereksinimi kalmıyor. Sf. 22

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kitle iletişim araçları büyük bir şiddetle yirminci yüz yıl insanına aşırı kaygılar ve giderek büyük korkular yüklüyor. Sf. 21

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • Enver, Haziran Ayı’ndaki gelişinde ise, Kemal’in taarruz planlarından birisine karşı çıkıyor; Moorehead, Enver’in karşı çıkışını, «Kemal was too much given to the squandering of troops» gerekçesine dayandırdığını ileri sürüyor. Enver, Kemal’in askerlerini boş yere harcadığına inanıyor ve âdeti olduğu üzere Kemal istifa ediyor. Liman Paşa araya giriyor ve Kemal’in planladığı taarruz tam bir felaket, Moorehead’in sözleriyle «a complete disaster» ile sonuçlanınca, Liman Paşa’nın yatıştırması bir işe yaramamış oluyor; çünkü Enver, bu hücumdan sonra da, askerleri, «böyle kötü bir önderlik altında» kahramanca savaştıkları için övüyor ve kutluyor. Kemal, yine istifa ediyor.

    Kemal’in plansız, koordinasyon ve hatta hedefsiz bir biçimde askerlerini ölüme gönderdiğini R.R. James de yazıyor.

    «Kemal continued to hurl his men in small frenetic groups at separate points without plan, method or coordination…» R.R. James, Gallipoli, op. 8. 168. Sf. 99

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 99) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anadolu’ya görevle gönderildiği zaman, 1919 Mayıs ayında, İstanbul’dan ayrılmadan önce işgalci Büyük Britanya Yüksek Komiserini ziyaret etmesi son derece düşündürücüdür.

    İyi beslenmemiştir; yoksul bir aileden geldiği için cılız bir vücudu var. Sık sık hastalanıyor; kendisini önemsediği için her fırsatta hastaneye yatmaktan geri kalmıyor. Trablus’ta işgalci İtalyanlarla karşı savaşmak için giden pek çok sayıda «gönüllü» subay arasında yer alıyor ve ancak Mısır’a gider gitmez hastalandığı için İskenderiye’de hastaneye yatıyor. Hastaneden çıkınca da bir kolağası olmasına karşın Mısır’da kral rütbesindeki Hidiv Abbas Hilmi Paşa’ya bir «protokol ziyareti» yapmadan edemiyor. O sırada üstü Selahattin Adil, kendisini azarlıyor.

    Sık sık görevini bırakıyor ve sürekli olarak iktidar mevkiinde olanlara mektup yazıyor. Mektuplarında hep şikâyet ediyor ve «akıl» veriyor; Sf. 43

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 43) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hem jeoloji ve hem de arşivler, kaba ve ham bir biçimde akılcılığı içeriyorlar. Akılcılık, soyutlanmış birikim veya materyalist olarak işleyen akıl’dan başka bir anlama gelmiyor.

    Akılcılık, materyalist olarak işleyen bir aklın anlayamadıklarının ölüm hükmüdür.  Sf. 551, 552

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 551, 552) kitabından birebir alınmıştır.

  • Proletarya diktatörlüğü kavramına model sağlamış olan yenilmez ihtilâlci Robespierre’in yazdığı gibi, mutlu bir halkın hiç bir zaman taşkın bir halk olamayacağını, Türkiye köylerinde köylülerin mutlu ve sakin olduklarını,  Sf. 551

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 551, 551) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devrim öncesinde Çin’e bir yabancı gelmiş. Çinlileri çalışırken görmüş. Ağır ve özenle çalışıyorlar. Yabancı bakmış bakmış, birine yaklaşmış ve ‘bu işi kaç günde bitiriyorsun?’ diye sormuş. Çinli ‘otuz gün’ demiş. Yabancı ‘şöyle yaparsan, bir günde bitirirsin’ demiş. Çinli, sakin ve aldırmaz bir biçimde baktıktan sonra ‘peki, yirmi dokuz günde ne yapacağım’ diye sormuş. Sf. 544, 545

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 544, 545) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1930 yıllarının ortasına doğru burjuvazi, havuç ve sopa politikasını, sınıf kavramına karşı güçlü bir ideolojik saldırı ve üretici güçleri yükseltmeye yönelik sanayileşme çabalarıyla takviye etti. Bunu aynı örgütle, Cumhuriyet Halk Partisi aracılığıyla, yaptı. Cumhuriyet Halk Fırkası,, bir eliyle havucu, diğeriyle sopayı gösterdi. Her ikisini de kullandı. 1970 yıllarının ortasına doğru ise, Türkiye’de ve gelişmişliğin zenginliğinde, belli bir iş bölümü ortaya çıktı. Havucu, Cumhuriyet Halk Partisi tuttu. Sopa, Milliyetçi Hareket Partisi’nin eline verildi. Bu yüzden ve çok derinden CHP ile MHP birbirini tamamladı. Bu yüzden CHP,. MHP’nin kapatılmasına hiç bir zaman yanaşmadı. Bu yüzden CHP ve destekleyicileri, MHP tehlikesini bayrak yaptılar.”

    Bunları ve zamanında bu kadar açıklıkla yazmış olduğum için son derece heyecan duyduğumu saklamıyorum. Yükselen sosyalist ve devrimci demokrat hareketi durdurmak için, burjuvaziye ve CHP’ye ve lideri özgürlük haini Ecevit’e, bir MHP gerekiyordu. Sf. 543

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 543) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kısaca üzerinde durmam gerekiyor. Tarihin mantığının bireylerin mantığından çok güçlü olduğunu tekrarlamak zorundayım. Tarih, bireylerin mantığının diyalektik toplamı olarak çalışıyor; akışı içinde bireylerin mantığını törpülüyor. Sf. 542

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 542) kitabından birebir alınmıştır.

  • İtalya’da Papa dertli, Papa kırgın, Açık savaş açtı. İtalyan Komünist Partisi’ne. Bu, Papa’nın açtığı ilk açık savaş. İkinci Büyük Savaş’ta Sovyetler Birliğine de açık savaş açmıştı. Öyküsü, bilinir. Zamanın Sovyet Lideri Stalin’e haber vermişler. Stalin de sormuş: “Papa’nın kaç askeri var?” Sf. 448

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 448) kitabından birebir alınmıştır.

  • İtalyan uçak şirketi Air Italia’dan bağış Kabul eden eşi yüzünden, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Emin Alpkaya görevinden istifa etti. Air Italia’nın Lockheed uçaklarını Türkiye’ye satan aracı bir şirket olduğu belirtildi. Sf. 441

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 441) kitabından birebir alınmıştır.

  • 13 milyonluk Lockheed rüşvet olayı Meclis’e yansıtıldı, Lockheed Türkiye temsilcisinin defterlerine el kondu. Sf. 421

    Gözlemlerden sonra sorular. İtalya’da bir tekel, Lice depremine neden yardım etmek ihtiyacını duyuyor? Herhalde iyilikseverliğinden. Peki, Lice depremine yardım yaparken neden çeki Hava Kuvvetleri Komutanına gönderiyor? Lice depremi ile Hava Kuvvetlerinin ne ilgisi var? Çekin ne olduğu kadar ve bundan da önemlisi, soru burada. İlk önce araştırılması gereken soru, çekin neden Hava Kuvvetlerine verildiği olmalı. Bu sorunun cevabı, büyük tekellerin çalışma yöntemlerine ışık tutacak. Bu tekellerden birisi olan Lockheed’in Türkiye’deki çalışma yöntem ve ilişkilerini açıklayabilecek. Sf. 438

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 421 ile 438 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Silâhlı Kuvvetlerin ekonomiyle olan bağları koparılmadıkça artık Silâhlı Kuvvetleri tartışma ortamının dışına çıkarmak çok zor. Lockheed tartışması, Lice soruşturması biter. Bir başkası başlar. Remo planı için çıkarılan özel yasada, alımlar için alışılmış yöntemleri bir kenara bırakan kolaylıkların getirilmiş olması, bu tartışmaları kolaylaştırıyor. Bu yüzden Silâhlı Kuvvetlerin ekonomiyle olan bağlarını koparmak gerekiyor. Silâhlı Kuvvetlerin ekonomiyle ilgisi, temel ihtiyaçlarını silâhsız bürokrasiye bildirmekle sınırlanmalı. Silâhsız bürokrasi, yapısı gereği, tartışmaya daha açık. Silâhsız olduğu için de demokrasiyle ilişkisi, ikinci dereceden. Çünkü bugünkü aşamada demokrasi ile silâh yakından ilişkili. Tersinden ilişkili. Sf. 440

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 440) kitabından birebir alınmıştır.