Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Eşitsiz gelişme .. Kapitalist gelişmenin iç dinamiğidir. 

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 558) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Yasa; Sanayideki dallardan birinde bir radikal gelişme olursa, onunla ilişkili diğer sahalarda bir takım dengesizlikler ortaya çıkacaktır.  Sonra geride kalan bölüm de radikal bir değişimi zorlayacak ve sistem dengeye gelecektir. Bu eşitsiz gelişme yasasını ilk konu eden yazar Paul Mantoux 1927, Marks’da ondan 50 yıl önce bundan bahsetti.

  • Türkiye çareyi Batıya yetişmekte buluyor. Çare, Batıya yetişmekten geçmiyor. Çare batıyı aşmakta yatıyor.  Batı, doğuya yetişmeye çalışmadı. Doğu’yu aştı. Taklit etmeyi denemeden yetişmek mümkün değil.  Bugün çaresizliği ve yetersizliği yaşanan Eurosantrik dünya bilimidir. 

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 555, 556) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir yazıda, “ki”lerin çokluğunun bir anlamı var; sözler içten değil, düşünce özgün değil, demektir.  

    Birleşik cümle ise, teorik ve entelektüel anlatımın vazgeçilmez birimleridir.  Türkçe de birleşik cümle kullanımı son derece sınırlıdır.  

      Ki bağlacı dilimize Farsçadan girmiştir. İngilizce teorik bir zenginliğe kavuşturulmuş, bileşik cümlesi, compound sentense, son derece yaygın bir dildir.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 545) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Siyaset, eylem halinde felsefedir.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 530) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doğan Avcıoğlu Yön Dergisinde; “Halkçılık fikri Niyazi Berkes’in açıkladığına göre bize Meşrutiyet’ten önce Rusya’dan ve Bulgaristan’dan gelmiştir.” Gerçekten Bulgaristan’da idealist aydın üniversiteyi bitirdikten sonra köye gidip köyü uyandırıp kalkınması fikri çok yaygındı. İlkokul sıralarında bize Bulgar aydınının köyleri nasıl kalkındırdığı uzun uzun anlatılırdı.” 

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 507) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Kültür Devrimi içinde Türkiye’nin bilim adamları bile bilimsel bir dille yazıp okumayı unuttular. 

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 485) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yeni bilgi ya hiç dokunulmamış bir alana düşer veya kendisine yeni bir alan arar. Hiç dokunulmamış alan pek az olmalı. Bu yüzden yeni bilginin tek yolu, mevcut bilgi envanterindeki yanlışlıkları ortadan kaldırmaktır. Bu ise ancak tartışmak ve eleştirerek olur.  Yine bu yüzden tartışmadan ve eleştirmeden hiçbir zaman bilgi üretilemez. Bilim adamı için özgürlük, tartışmak ve eleştirmek için gereklidir. Bir alanı bilmek, bilmeyi bilmektir. 

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 460, 461) kitabından birebir alınmıştır.

  • Teknolojik temeli yoksul bir ülke en ileri teknolojileri daha kolaylıkla alabilir. 

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 574) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üniversitede, yeni bilgi üretmenin gerekli koşullarından olan mevcut bil­gi envanteri yapılır ve verilir. Bu, tekrar ediyorum, bilgi üretmek için kesinlikle gereklidir; ancak kesinlikle yeter­li değil.

    Neyin bilindiğini bilmek, mevcut bilginin sınırlarını tanımak demektir. Yeni bilgi üretmek ise bu sınırları kırıp aşmaktır. Tanımak statik, kırıp aşmak dinamiktir. Sf. 459

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 459) kitabından birebir alınmıştır.

  • Orta çağdan bugüne bir konuyu bilen kişiye doktor deniyor. Çünkü bilgi edinmenin en yüksek ve formel bilgi üretmenin ilk ve son mertebesi doktora oluyor. Bu yüzden, üniversiteler, önem verdikleri kişilere, devlet adamlarına, fahri profesörlük değil, fahri doktorluk unvanı veriyorlar. Sf. 460

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 460) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kapitalizm, devlet müdahalesini ortadan kaldırmıyor; daha da kaçınılmaz yapıyor. Kapitalizmin anarşik yapısı veri alındığında, kapitalist ekonomiyi devlet müdahalesi olmadan işletmek mümkün olmuyor. Sf. 456  

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 456) kitabından birebir alınmıştır.

  • Polonyalı bir Yüzbaşı, Kostantin Borjenski idi. Osmanlı oldu. Adını değiştirdi. Mustafa Celâlettin Paşa oldu. Türkiye tarihinde ilk büyük Türkçülerden birisidir. Oğlu Ferik Enver Paşa’dır. Ferik Enver’in kızı Celile Hanım’dır. Celile Hanım’ın oğlu Nazım Hikmet’tir. Sf. 426, 427

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 426, 427) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ulusal düzeyde evrenseli aşmadan evrensel olmak mümkün değil. Sf. 387

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 387) kitabından birebir alınmıştır.

  • Neyin bilindiğini bilmek, yeni bilgi üretebilmenin ilk şartıdır.  Mevcut bilginin sınırlarını tanımak demektir. Yeni bilgi üretmek ise bu sınırları kırıp aşmaktır. Tanımak statik, kırıp aşmak dinamiktir. 

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 460) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilimsel yasalar ve bilimsel zorunluluklar, bizler farkına varmasak ta vardır.  Farkına varmamak yalnızca yanlış yapmayı garanti eder; yoksa yasalar ve zorunlulukların ortadan kaçmasına yol açmaz. 

    Kapitalizm devlet müdahalesini ortadan kaldırmıyor; daha da kaçınılmaz yapıyor. Kapitalizmin anarşik yapısı veri olarak alındığında, kapitalist bir ekonomiyi devlet müdahaleleri olmadan işletmek mümkün olmuyor.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 457) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hamdi Bey anlatmaya devam ediyor, eşi şair ve yazar Şükûfe Nihal Hanım ile birlikte; “Ah zavallı hayalperest!”  bu adı bana 30 Ağustos 1934 gecesi sabaha karşı Dolmabahçe Sarayında Fatin Rüştü Zorlu’nun düğününde herkesin içinde Atatürk taktı.”  

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 454) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çünkü tarih, zenginlik demek. Tarihsizlik, yoksulluk demek. Ve sormak gerek: Türkiye’nin kaç tane yazılmış edebiyat tarihi var? Yazılmış edebiyat tarihi olmayan bir ülkenin dışarıya edebiyatçı çıkarmaya çalışması bir ham hayaldir. Bir reklâmdır. Şimdi sormak gerek: Türkiye’nin kaç tane yazılmış düşünce tarihi var? Sistematik olmaktan çok uzak, çözümsel derinlikten çok yoksun, Hilmi Ziya’nın Çağdaş Düşünce Tarihi, yakın za­manlara kadar ancak Hacı Bayram’daki MSP kitapçıların­da bulunabiliyordu. Çok şükür, bu tek kitabın şimdi ye­ni baskısı yapıldı. Düşünce tarihi olmayan bir ülke dü­şün ihraç edebilir mi? Ve yine sormak gerek: Türkiye’­nin felsefe tarihi var mı? Nermi Uygur’un Türk Felsefe­sinin Boyutları, bir kez değil beş defa okunsun, içinde Türkiye’ye özgü bir felsefe kırıntısı bulunabilir mi? Fel­sefesi bu kadar fukara bir ülkenin dışa sunulacak düşün ürünü ya da edebiyatı olur mu? Sf. 381

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 381) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Cumhuriyetten önce Kılıçzâde Hakkı açıkça savunuculuğunu yaptı.    Başbakan İsmet Paşa özel otomobilinde Limancı’yı at yarışlarına götürüyor.  Sonra alnından öpüyor. “İsmet Paşa ile görüşmelerimizde, … Halk Fırkasına bağlı olduğumu, onun vereceği vazifeleri yapacağımı … faydalı olmaya çalışacağımı söyledim.   İsmet Paşa Serbest Fırkaya her yerde amelenin taraftar olmasına dikkat etmiş ve ameleyi yeni inkılapta kazanamamaktan korktuğunu söyledi. Ben ise amelenin üzerindeki tazyikler kaldırılır ve ona devletin ve Fırkanın şefkat kucağı açılırsa intihapta ameleyi kazanabileceğimizi iddia ediyordum. Meclis kapısında İsmet Paşa’dan ayrılırken alnımızdan öpülüyoruz. Taltif (iltifat) ve teveccühten (ilgiden) mağrur (gururlu biçimde) otelimize dönüyoruz. Aradan iki ay geçmişti. Bir gün İstanbul Valisi beni bularak hemen o akşam Ankara’ya gitmemi ve Atatürk’ün yapacağı büyük yurt seyahatinde kendilerine müşavir (danışılan kişi) sıfatı ile refakat etmemin emrolunduğunu bildirdi.   Gazi seyahatte beni yanından ayırmıyor, fikirlerime son derece kıymet veriyor. Zavallı safdil!   Üç ay seyahat sonunda, ikbali (şansı)sönmüş, kötü kişi olmuş işimin başına dönmüştüm. Şimdi bütün bu hadiseleri düşündükçe, aptallığımın hudutsuz olduğunu, hiçbir mazeret kabul etmeyecek derecede hatalı ve haksız bulunduğumu tamamıyla anlıyorum….”

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 450 ile 451 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Serbest Fırka, Mustafa Kemal ile İsmet Paşa’nın Ahmet Hamdi Başar adında birisini tanımalarına yol açıyor.  Serbest Fırka Tekellere karşı muhalefetini Liman İşletmelerine kadar uzatıyor. Serbest Fırkaya cevap yetiştirebilmek için, bir gün Dolmabahçe Sarayına, Mustafa Kemal ve İsmet Paşa, İstanbul Liman Müdürü Ahmet Hamdi Bey’i davet ediyorlar. Ahmet Hamdi Bey anlatıyor;

    “Meğer ben … Atatürk ve İnönü ile buluşacak, söylememi emrettikleri mevzular hakkında açıkça fikirlerimi kendilerine arz ettikten sonra, devrin en büyük, en zeki, en kabiliyetli adamlarından biri olmuşum da farkında değilmişim!” 

    “O gece ve müteakip geceler sofrada hep benden bahsedilmiş. Benim kadar zeki, anlayışlı ve muktedir bir adam bulunamayacağından, tam aranan adam olduğumdan filan bahis olundu.”   Serbest Fırka ve fırkanın geniş emekçi yığınlarında gördüğü çok büyük ilgi Serbest Fırka kapatıldıktan sonra da Mustafa Kemal ve arkadaşlarının çok büyük endişe kaynağı oluyor.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 447 ile 449 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çaresizlik, düşünmenin anası sayılmalı. Sf. 379

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 379) kitabından birebir alınmıştır.