Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Yirminci yüzyılın gördüğü çeşitli savaşlardan önce ekonomilerin durumu şöyle:

    Birinci büyük savaştan önce dünya ekonomisinde fiyatlar düşüyor, ekonomik eylem yavaşlıyordu. Savaş, bu duruma son verdi.

    İkinci büyük savaştan on yıl önce, dünya büyük bir ekonomik bunalım yaşadı. Otuzların ilk yıllarındaki silahlanma yarışı ekonomiyi canlandırdı ise de, 1937 yılında dünya yeniden bir bunalımın eşiğine geldi. 1937 yılının sonlarıyla 1938 yılının başları arasındaki dokuz aylık bir zaman içinde, Uluslar Birliği’nin istatistiklerine göre, dünya sanayi üretim endeksi yirmi puan düştü. İkinci büyük savaş bu düşüşü, büyük bir ekonomik canlanmaya çevirdi.

    1948 Ağustosuyla 1949 Ağustosu arasındaki dönem, başta Amerika olmak üzere dünyanın belli başlı merkezleri için ekonomik durgunluğun geçerli olduğu bir zaman kesiti. Bunu önlemek, 1949 Eylülünde, 18 ülkenin Amerikan parasına karşı paralarını devalüe etmelerini gerektiriyor. Ekonomi canlanıyor ama yeterli değil. Yeterli olması ancak Kore savaşıyla sağlanabildi. Kore savaşıyla bütün dünyada fiyatlar yükseldi, ekonomiler canlandı.

    Bu canlılığın da bir sonu var. Son, 1954 yılında. Tekrar başlayan ekonomik yavaşlama Ortadoğu’da silâhların patlamasıyla bastırılıyor. Fakat 1958-1960 yılları arasındaki ekonomik durgunluğun, birkaç sınırlı savaşla giderilemeyeceği anlaşılıyor. Vietnam savaşını büyütmek imdada yetişiyor. Vietnam savaşıyla başlayan Kennedy – Johnson refah döneminde Amerikan ekonomisinin büyüme hızı, normalin iki katı oluyor. Sf. 233, 234

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 233, 234) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fransız tarihinin ünlü Dışişleri Bakanlarından birinin adına yazılı bir söz var: “Savaş, askerlerin eline bırakılmayacak kadar ciddi bir iş.” Sf. 204

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 204) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarih, seyircileri affetmez. Tarihin seyircilere madalya verdiği görülmemiş. Sf. 199

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 199) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yerel Seçimler yapıldı. CHP 33, AP 19 ilde belediye başkanlıklarını kazandılar. Sf. 171

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 171) kitabından birebir alınmıştır.

  • 13 Ekim – 26 Ekim; Seçimlerde CHP 185, AP 148, MSP 49, DP 45, CGP 13, MHP 3, TBP 1 milletvekili çıkardı. (1)

    AP hiçbir hükümete katılmama kararı aldı. Talû hükümeti istifa etti.

    12 Mart’tan sonra gerçek ücretlerde düşme olduğu belirtildi.

    Ortadoğu’da savaş çıktı. Arap ülkeleri İsrail karşısında savaşın başında elde ettikleri üstünlüğü yitirdiler ve İsrail savaşı kazandı. Sf. 169

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 169) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2022); Bu seçimde Elazığ’da AP;1, CHP;2, MSP;2 milletvekili çıkarttı.

  • Bu yan sanayiin en belirgin özelliği, iş düzeyinin belirsiz olması. Ekonominin iniş ve çıkışlarında büyük sanayi için bir tampon görev görmesi. Sistem içinde kontrolü olanaksız. Ekonomik bunalımlarda ilk kaybedenler, bunlar. İşler düzelip, ekonomi canlanınca durumlarını düzeltebilenler de bunlar. Sanayideki belirsizlik, hava koşullarına bağlı tarımdaki belirsizlik gibi dine bağlanmayı doğurur. Sf. 148

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kaynağa esir düşmek bir gazetecinin ölümüdür. İntiharıdır. Haince ölümüdür. Bugün Türkiye basınında sayılamayacak kadar çok haber kaynağına esir düşmüş makale, fıkra yazarı ile muhabir var. Bunlar, benim gözümde, rüşvet alan kamu görevlisinden daha onursuzdur. Çünkü bunlar, kamuoyunu yavaş yavaş kandırıyorlar. Yavaş yavaş zehirliyorlar. Ayrıca tüm basını zehirliyorlar. Basını bitiriyorlar. Sf. 25

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu benzetmenin, bir şizofrenin beynini görsel olarak betimlemenin en iyi yolu olduğunu düşünüyorum; şizofren karşılaştıramıyor ve tartamıyor, Şizofren, bir tek olayı ayrıntılı olarak tasarımlayabilmekle birlikte bir eksene sahip olmadığı için olgular arasında tutarlı bir ayırım yapamıyor.

    Tekelsi düzen, şizofren yurttaşlar fabrikasıdır.

    Egemenliğini, yurttaşlarını, şizofren yaparak sürdürebiliyor. Sf. 17

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tekelsi dönem cehalet düzenidir. Bu dönemde Türkiye’de bir üniversite kuruldu ve adına Bilkent dendi. Bil – kent, sondaki kent, üniversitenin sonundaki city kelimesinden uydurma. Üniversite de uydurma. Üniversitas bütünlük ve veya topluluk anlamına geliyor.  

      Osmanlıca da karşılığı “küll” veya bilinen biçimiyle külliye oluyor, medreseler toplamını anlatıyor.

    Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 117) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devlet, çelişkileri, bir taraf (kesimin) yanında bastırmak için var oluyor. Devletin gücünü çelişkileri bastırma işlevi belirliyor; çelişkiler ne kadar büyükse devlet de o ölçüde güçlenmek zorunluluğuyla karşı karşıya geliyor. Sf. 630

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 630) kitabından birebir alınmıştır.

  • İster ayaklanma ve isterse halk savaşı olsun, her ikisi de şiddeti içeriyor. Bu, bir. İkincisi, her ikisi de, kütlelere dayanmak gereğini reddetmiyor. Bunlar güzel ve üçüncüsünü ekliyorum; savaş, politikanın şiddet uygulanarak sürdürülmesi olduğuna göre, kütlelerin şiddet yolunu seçmesi için amaçlarının başka bir yolla elde edilemeyeceğine ve şiddet yoluyla elde edilmeye değer olduklarına İnanmaları gerekiyor. Sf. 632

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 632) kitabından birebir alınmıştır.

  • Solcular tarafından yanlışlıkla öldürülenler arasında solcular da bulunuyor. Cenazesine katılmak gereği doğuyor. İddianamelere göre solcular yanlışlıkla öldürdükleri solcu arkadaşlarının cenazesine katılıyorlar. Sf. 601

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 601) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk çıkışında son derece saf ve doğal bir yanı var; İnsanlar, komiteler halinde çalışıyorlar. İnsan, ortak çalışma yapan yaratık oluyor. Birey’in gelişimi mutlaka ortak ve toplumsal çalışmadan geçiyor. Robinson Crusoe türü insan, ana okulu için geliştiriliyor. Sf. 590

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 590) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diğer saldırganlara da kardeşi Hüseyin Toklu’yu öldürmemeleri için yalvardığını, onların da «Hüseyin de Karaoğlan yoluna kurban gidiyor, biz Karaoğlan yoluna bu sene kurban keseceğiz, bayram günü gelmiş» dediklerini ve kardeşi Hüseyin Toklu’yu öldürdüklerini, saldırganların daha sonra karşı taraftaki bir gözü görmeyen yaşlı kadın Cennet Çimerim evine gittiklerini; bu kadını «gel nene, gel nene» diye dışarı çıkardıklarını; Cuma (529 İddianame numaralı sanık Cuma Yalçın ile Nuri Boğa (552 iddianame numaralı sanık)’nin bu kadının gözünü tornavida ile oyarak silâh sıktıklarını ve öldürdüklerini; yakındaki, helâ çukuruna baş üzeri atıp, oradaki at arabasını kadının üzerine devirdiklerini… Sf. 549

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 549) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kapı silâhla tarandığı sırada odada bulunan Mehmet Ünver alnından yaralanmıştır. İçeriye giren saldırganlar Ünver ailesinin erkeklerinden önce Malik Ünver’i alarak Çehre Sokakla Dalyan sokağın kesiştikleri köşeye getirmişler ve “Allah’ını seven vursun” diye bağırarak Malik Ünver’i öldürmüşlerdir. Malik Ünver’in götürülüşü sırasında Ünver ailesinden Mustafa Ünver, Mehmet Ünver, karısı Döndü Ünver ve çocukları karşı tarafta bulunan komşu Nebahat Albez’in evine sığınmışlardır. Saldırganların bu defa Mehmet Ünver ve karısı Döndü Ünver’i de bulundukları evden çıkararak Malik Ünver’in cesedinin bulunduğu üç yol ağzına getirmişler, orada «ikimizi bir öldürün» diye bağırarak birbirine sarılmış olan kan kocayı da öldürmüşlerdir. Ailenin diğer fertleri bu ölülerin üzerine kapanarak ağladıkları sırada, tüm saldırganlar Ünver ailesinin geri kalan fertlerinin üzerine ateş etmişler, bu ateş sonucu ailenin yaşlıları Zühre Yıldırım ile kocası Abdurrahman (Abdülvahap) Yıldırım’ı da öldürmüşlerdir. Bu atışlar sırasında saldırganlar kendi içlerinden Mehdi Köklü isimli şahsı da yanlışlıkla vurmuşlar ve olay yerinden kaçırmışlardır. Ailenin fertlerinden her biri bir tarafa dağılmıştır. Aile fertlerinden Mahmut Ünver olay yerinden kaçarak yakındaki Şeker dereye doğru inmiş, kendisini kovalayan 5-6 saldırgan kafasına değnek, demir, taşla vurarak Şeker dereye yuvarlamışlar, arkasından devamlı silâh sıkmışlardır. Yaralı olarak Şeker dereye düşen Mahmut Ünver’i annesi Leyla Ünver ile babası İbrahim Ünver derenin içinde bulmuşlar, İbrahim Ünver vilâyete giderek yardım istemiş, fakat kendisine yardım verilmeyince tekrar geri gelerek yaralı vaziyetteki oğlu Mahmut Ünver’i sırtlayarak yakındaki Ortaseki sağlık ocağına götürmüşlerdir. Saldırganlar bu defa sağlık ocağına gelerek kapıyı zorla açmışlar ve İbrahim Ünver’i dışarıya çıkararak orada öldürmüşler, Leyla Ünver’i de ağır yaralamışlardır. Sf. 531, 532

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 531, 532) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cenaze kortejini oluşturan sol grup karşı grubun saldırısı üzerine cenazeleri yerde bırakarak dağılmış ve güvenlik kuvvetlerinin himayesinde olay yerinden uzaklaştırılmıştır. Camiye yerleşmiş saldırganlar, cenazeyi taşlıyorlar. Sf. 518

    Askeri Savcılık, daha sonra, Maraş Valisi Soylu’nun hangi önlemlere başvurmuş olduğunu mülkiye müfettişlerine inceletiyor ve bu incelemenin bazı sonuçları, Gerekçeli Hüküm kitabında yer alıyor.

    Bir; “22.12.1978 gün ve 3890 sayılı yıldırım telsiz mesajı ile cenaze töreninde çıkan olaylar karşısında İlin mevcut kuvvetleri, civar İllerden gelen kuvvetler ve İldeki 3’ncü Tabur yetersiz kaldığından bahisle muhtemel büyük olayları önlemek için yeter miktarda kuvvetin en seri şekilde Kahramanmaraş İl’ine gönderilmesinin İçişleri Bakanlığı 5’nci Zırhlı Tugay Komutanlığından istenildiği» kaydediliyor. Gecikmiş de olsa acele bir istek var. Bakanlık, böyle bir istek olmadan da, daha önce, Maraş’a kuvvet yığabilirdi.

    İki: “22.12.1978 günü saat 19 00’da telefonla olayların önlenemeyecek boyutlara ulaştığının, sağcı büyük grupların toplu saldırılara geçtiğini, bu saldırıların kamuya ait bina ve polis karakollarına yöneldiğinin İçişleri Bakanlığına bildirildiği.” Sf. 519, 520

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 518 ile 520 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • İşte uzun süreden beri yapılagelen bu tahrik ve teşvik sonucu Kahramanmaraş İlinde 23.12.1978 cumartesi günü sabah erken saatlerden itibaren binlerce Sünni vatandaş sokaklara dökülmüş, 25.12.1978 günü akşamına kadar Kahramanmaraş’ta devlet güçleri zaafa uğratılmış ve şehre sokaktaki güçler hâkim olmuştur”. Tekrarlıyorum, 22 Aralık gününe kadar «olaylar doruk noktasına» çıkıyor ve 23 Aralık Cumartesi sabahından 25 Aralık Pazartesi akşamına kadar Maraş’a güvenlik güçleri egemen olamıyor. Sf. 516

    Tezi yazıyorum: Kahramanmaraş’ta «devlet güçleri zaafa uğratılmış» ve iradi olarak güç, serbest bırakılarak ve artırılarak, bir tarafı yok etmek üzere seferber edilmiştir. Sf. 517

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 516, 517) kitabından birebir alınmıştır.

  • 23 Nisan 1977 tarihli Cumhuriyetten bir haber başlığı aktarıyorum: “1 Mayıs İşçi Dayanışma Günü’ne 17 demokratik örgüt katılacak”. Hatırlanmasında yarar var; 1924 yılından sonra tam 52 yıl Türkiye’de 1 Mayıs Gösterileri yapılamıyor. Böyle uzun bir aranın arkasından ilki, altmış bin kişinin katılmasıyla, Taksim Alanında ve 1976 yılında gerçekleşiyor, ölen veya tutuklanan yok; barışçıl bir gösteri oluyor. Sf. 510

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 510) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1978 yılı sonlarında MHP Genel Başkanı, dünyada bir sivil parti için pek az rastlanılabilir bir çağrı ile ortaya çıkıyor ve ülke yönetiminin «yetki ve sorumluluğunun askeri yönetime devredilmesini» istiyor. Bunu bir genel İdare Kurulu bildirisi olarak kamuya açıklıyor. Bunun için Ankara Cumhuriyet Savcılığı kovuşturma açmak gereğini duyuyor. Sf. 509

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 509) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anayasa Hukuku’nun bir paradoksu var: Silâhlı Kuvvetlerce Yönetimi istemek suç sayılıyor. Silâhlı Kuvvetlerin başarı ile yönetimi alması ise suç sayılmıyor. Sf. 509

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 509) kitabından birebir alınmıştır.