Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Mütareke döneminde Ahali İktisat Fırkasının kurucusu oluyor. 

    Milli Mücadelede de MM adıyla bilinen Müdafai Milliye Cemiyetinde çalışıyor. .. 1930 yılına girerken inançlı bir Cumhuriyet Halk Fırkası üyesi oluyor.  “Atatürk’le Üç Ay ve 1930’dan Sonra Türkiye” ile “Yaşadığımız Devrin İçyüzü” adlı iki kitabı var.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 445) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lider adam kullanmasını bilen adamdır. Mustafa Kemal bir liderdir ve adam kullanmasını hep bilmiştir.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 447) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kemalist aydın Tanzimat aydınının devamıdır. Teorik geleneği olmayan aydın bukalemun özelliği gösterir.  

    Aydın, tepkinin çocuğudur. Türk aydını Batı’dan sanıldığı kadar ve yeterli ölçüde etkilenmemiştir.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 442, 443) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ben aydını, çeşitli düşüncelerin değil, çeşitli eylemlerin ürünü olarak ele alıyorum.  

    1840 yıllarında Tercüme Odası kuruluyor. Türkiye’nin ilk büyük aydınları, Namık Kemal, Şinasi ve diğerleri hep tercüme odasında yetişiyor.  Tercüme odasından doğan aydın için Türkiye’yi yabancılardan öğrenmek bir alışkanlık oluyor.  Yeniçeriliğin kalkması hem Tanzimat diktatoryasını uygulayan aydınları ve hem de karşıtlarını .. müttefiksiz bırakır. Müttefik bulunur; yabancı devletler ve elçilikler.  

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 440, 441) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yön Dergisi böylece Kemalizm’e evrensel nitelik kazandıracağına inanan, bütün bunları sosyalizme açılan kapı olarak ileri sürüyor.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 437) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1996): Yön Dergisi, Milli Demokratik devrimci ve cuntacı, Doğan Avcıoğlu’nun.  

  • İhtilalci, kedisinden önceki nesiller arasında köprüler aramaz, uçurumlar görür. Tarihçi ise kendi pratisyenleri olarak gördüğü ihtilalcileri arasında ilmikler atmaya çalışır. 

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 430) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kemalizm’in en büyük ideoloğu Şevket Süreyya Bey’dir. Kemalizm adını Mustafa Kemal’e; ideolojisini Şevket Süreyya’ya borçludur.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 383) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarihsizlik yoksulluk demek. Ve sormak gerek; Türkiye’nin kaç tane yazılmış edebiyat tarihi var. Yazılmış edebiyat tarihi olmayan bir ülkenin dünyaya edebiyatçı çıkarmaya çalışması bir ham hayaldir.  Bir reklamdır.  Türkiye’nin kaç tane yazılmış düşünce tarihi var? Sistematik olmaktan çok uzak, çözümsel derinlikten çok yoksun Hilmi Ziya’nın Çağdaş Düşünce tarihi yakın zamanlara kadar ancak Hacı Bayramdaki MSP kitapçılarında bulunabiliyordu.  Düşünce tarihi olmayan bir ülke düşün ihraç edebilir mi? Ve yine sormak gerek; Türkiye’nin felsefe tarihi var mı? Necmi Uygur’dan “Türk felsefesinin Boyutları” bir kez değil beş defa okunsun, içinde Türkiye’ye özgü bir felsefe kırıntısı bulunabilir mi? Felsefesi bu kadar fukara olan bir ülkenin dışa sunulacak düşün ürünü ya da edebiyatı olur mu?   

    Türkiye, edebiyat ta dâhil tüm düşün âleminde Türkiye’ye özgü evrenseli yaratamadığı sürece, dışarıya ancak arızi olarak açılabilir. 

    İç pazarı genişletmede bir reklam aracı olarak kullanmak için dışa çıkılabilir.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 380) kitabından birebir alınmıştır.

  • Neden mi? «Çapkın erkek» erkeklerin karikatürü, en ilkeli, en az gelişmişi ve en yoksulu olduğu için. «Çapkın Erkek» tipinin ne kadar sığ, ne kadar fakir ve komik ol­duğunu algılayabilmek için Aşk-ı Memnu’da Behlül’ü göz­ler önüne getirmek yeter. «Çapkın erkek» mutlak eksikli bir insandır ve çapkınlıkla kendisini kanıtlamaya çalışmaktadır. Hâlbuki yaptığı, gelişmemiş kişiliğini tüketmek­ten başka bir şey değildir. Sf. 335

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 335) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlının en parlak bilim adamı ya da devlet adamlarından önemli bir bölümünün aslında tüccarlar olduğu bilinir. Sf. 115

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.

  • Arapça «rızk» kavramından doğuyor. «Rızk», tanrının herkese ayırdığı nimet, anlamına geliyor. İstatistik anlamda, «dağılım» kavramını karşılıyor. Rızk’ını taştan çıkarmak için bilmediği ve dönüşü belli olmayan yollara düşen tüccar risk alıyor. Bu risk ölüm de var. Sf. 113

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • Baharatı, ipeklileri, yünlü kumaşları, esir Slav kızlarını başka bir limanda satmayacak olduktan sonra bunları taşıyan kadırgaları zapt etmenin ne anlamı olabilir? Enternasyonalist ölçüde çalmak satmayı; korsanlık ise ticareti doğuruyor. Sf.113

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • İktisadın ilk kitabı sayılan Adam Smith’in Ulusların Zenginliği’nin, çok gelişmiş fakat az bakılmış bölümlerinin birisinin başlığı şöyle oluyor: «Roma İmparatorluğu’nun Yıkılma­sından Sonra Kent ve Kasabaların Yükselişi ve İlerlemesi Üzerine». Burada şunlar yazılı, «Hiçbir büyük ülke, bura­da kaydedilmeli, bir tür Manüfaktür yapmadan yaşaya­maz ve yaşamadı ve bu yüzden bir ülkenin manüfaktürünün olmadığı söylendiği zaman, bundan, daima kaliteli ve daha geliştirilmiş veya uzak ülkelere satışa uygun ma­nüfaktür anlaşılmalıdır. Her büyük ülkede, nüfusun çok büyük bir bölümünün kullandığı giyim eşyası ve ev dö­şemesi, kendi sanayiinin ürünüdür». Adam Smith, manü­faktür türü üretimi, uluslararası ticaret ile sınırlı tutu­yor. Bundan sonra bu tür üretimin bir ülkeye nasıl girdiği sorunu üzerinde duruyor. Sf. 107

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 107) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hamam böce­ği atölyesi açmak için bir binanın bir katını tutmak ye­tiyor: Birkaç masa, birkaç sandalye ve bir telefon. Bu üretim araçları sağlanınca hamam böceği üretme tek­nolojisi çok basit oluyor. Her sabah saat ondan akşam yediye kadar bir odada oturup hiç hareket etmeden, bir yemek arası ve bol sigara ile sürekli olarak telefona bakmak yetiyor. Böylece hamam böceğine dönüşme iş­lemi tamamlanıyor.

    Gelişme kapısının kapanması, hareketsizlik ve hare­ketin önünün tıkanması; tüm güzelliklerin sonu burada başlıyor. Tüm çirkinliklerin başlangıç noktası burası olu­yor. Tüm göçmen ya da mülteci veya en yaygın deyi­miyle emigre toplulukların üyeleri bu yüzden çirkin olu­yor. Tüm göçmen toplulukların üyeleri kısa bir zaman içinde hamam böceklerine dönüşüyor. Her türlü dediko­du, ikiyüzlülük ve kokuşma toplu olarak yaşayan, için­de bulundukları topluma açılamayan, içinde bulundukları toplumla birlikte gelişemeyen, değişemeyen ve değiştire­rek geliştiremeyen göçmen topluluklarında görülüyor. Sf. 93

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 93) kitabından birebir alınmıştır.

  • Burada bir parantez gerekiyor. Türkiye’nin yakın ge­leceğinden, çok uzak olmayan geleceğinden, son derece, iyimser olduğumu belirtmeliyim. Türkiye özellikle son yir­mi yılında, her türlü aşağılık kompleksini açığa çıkartan, bir pratikler zenginliğini yaşadı. Şöyle de söylenebilir: Bu ülkenin yanlış yapma dehasına hâlâ bir açık kapı bı­rakmakla birlikte, düşünülebilecek yanlışların çoğunu «hep birlikte» yaşadık ve geride bıraktık. Önümüzde doğrular var. İkincisi, kötüleşir görünen dünya konjonktürü, diya­lektik olarak en elverişli, konumuna giriyor. Gerginleşen uluslararası ilişkiler, Türkiye’de doğruları daha ön plana çıkartan, doğruları daha çok aratan, bir dış faktöre dö­nüşüyor. Sf. 351

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 351) kitabından birebir alınmıştır.

  • Manüfaktür kelimesi Latince manus; el ve farture; yapmak kelimelerinden oluşuyor. Elle yapmak anlamında. Sf. 101

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 101) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aynı şekilde. Tembel ile ahmak arasında da baba- oğul veya ikiz kardeş ilişkisi var. Ahmak her zaman tem­beldir. İşi tembelliğe vuran ise, bir süreç içinde, ahmak olur. Ve ahmak, yüzünden anlaşılır. Beyin, ahmağın yüzündedir. Ahmağın yüzü yumuşaktır ve hafif kaygandır. Makar Devuşkin ahmaktır. Makar’ın yüzü yumuşaktır. Şid­det yoktur.

    Son on yıl içinde Türk aydını tembelleşti. Tembelleş­tirildi. Kendi kendisini tembelleştirdi. Tembel aydın, ay­dın olmaktan çıktı. Aydıncık oldu. Dostoyevskiy’in İnsan­cıklar’ı gibi. Sf. 262

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 262) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne kadar onursuz ve ahmakça bir aşk! Çünkü içinde şiddet yok, başlangıç aşaması olan ilgide ise tenkit yok. Tam tembel ve ahmaklara göre bir aşk. Sf. 261

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 261) kitabından birebir alınmıştır.

  • .. Nasıl sezgi bilgi öncesiyse, siyaset, bilim ötesidir.  Siyaset bilimdir.   Siyaset ortaya konmamış yasaları sezmek ve formüle etmeden uygulamaya koymak demektir.  Büyük bilim adamları, bilimde ihtilal yapanlardır. Büyük siyasetçiler, toplumda ihtilal yapanlardır.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 352, 353) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye’de en taze ve en ön sırada yer alan yeteneklerin tıp, mimarlık, mühendislik, işletme türünden alanlara gitmesi 1990’lar Türkiye’sini karartan bir eğilimdir. Bu alanlarda etkin olabilmek için fazla yetenekli olmaya hiç gerek yok. Fakat yetenekli olanlar matematik, fizik, tarih ve filoloji türünden alanlara gitmeli..

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 353) kitabından birebir alınmıştır.