Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • MHP Genel Merkezi’nde ele geçirilen belge, bu tür bir çözülmeyi doğruluyor. MHP Genel Merkezi’ne gönderilen Uşak İI Örgütü tarafından hazırlanmış raporda şunlara yer veriliyor: “Partililer büyük bir korku içerisindedir. Her kafadan bir ses çıkıyor. Bazıları partiyi kapatma kararından yana, bazıları silahlanıp bu gidişe bir son vermek taraftarılar. Ocak Başkanı Mesut, gelecekten ümitsiz durumda. Eleman ve gerekli şeylere ihtiyaçları olduğunu, arkadaşlarının bezginlik içinde olduklarını belirtti. Ocak’ı kapatıp 15 serdengeçti ile şehri havaya uçurma taraftarı. Kendilerine gerekli morali vermeye çalıştık. İhtiyaçların temin edileceğini belirttik”. Panik ölçüsünde bir korku görülüyor. Sf. 508

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 508) kitabından birebir alınmıştır.

  • MHP Genel Merkezi’nde elde edilen “Eğitim Sekreterliğinin Talepleri” belgesinden on İkinci ve on üçüncü emirleri de aktarmam gerekiyor.

    “12- Jandarma Karakolu’nun duvarına yahut yakınına ‘faşist ordudan hesap sorulacak-THKP-C’. Hükümet Konağı’na yakın bir yere veya duvarına ‘MİT’ten hesap sorulacak- THKP-C’, ‘Kızıldere’nin intikamını aldık-THKP-C’ sloganları yazılarak emniyet kuvvetlerinin bizimle uğraşmasını engelleme yoluna gidilmeli (bunu da tek veya görevli kişi dışında kimsenin bilmemesi gerekir), bundan başka aynı şekilde bölgedeki sağ zihniyetli askeri komutanların ismi yazılarak hesap sorulacağı, TKP-ML, TİKKO veya THKP-C imzaları atılarak yazı yazılmalı ve yukarıda adı geçen sloganları (bir dosya, teksir kâğıdının 1/6 ına, yani bir kâğıdı altıya bölerek, el ile belli bir miktar yazılarak (o bölgede hangi komünist hücre faaliyet gösteriyorsa onun imzası atılarak, yani bir tek hücrenin ismi yazılarak) duvarlara yazılan yazı ile aynı günde adı geçen mahallere atılmalı, bu plan bir kez uygulanmalı ve zamanı, mekânı iyi değerlendirilerek harekete geçmeli, yapılan hazırlıklar teşkilâtın bulunduğu bölgenin dışında bir kişi tarafından yapılmalı ve aynı kişinin kullanacağı bir araba ile dağıtılmalı, bütün bunlar tezgâhlanırken hiç bir ipucu bırakılmamalı, hatta yazıda kullanılan kalem ve diğer malzemeler bir suya atılmalıdır”.

    “13- Fabrika, banka ve lüks otel duvarlarına, camlarına komünist slogan, ‘kahrolsun komprador, patron ağa düzeni’ yazmalı ve küçük kâğıtlara el ile yazılarak o mahalle atılmalı, bunda da yukardaki gizlilik esaslarına dikkat edilmeli».

    MHP ve Ülkücü Kuruluşlar. İddianame, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, Ankara, 1981, Sf. 503, 504

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 503, 504) kitabından birebir alınmıştır.

  • Robert Komer … Yıllar sonra, Amerika Birleşik Devletleri’nde CIA’nin yan kuruluşu Rand Corporation’da bir odada, Cumhuriyet’ten Ufuk Güldemir’e, başarısızlığını kabul ediyor. Ufuk’a şunları söylüyor: “ODTÜ olayı bence, siyaset bilimi açısından yeni bir gelişmenin göstergesiydi. Amerika’nın, meselenin siyasi boyutunu göremeyip, başarısızlığa uğramasının göstergesi. Biz o yıllarda, müfredatını teknik alanlara oturtmak suretiyle ODTÜ öğrencilerini politika dışı tutabileceğimizi sanmıştık, elektronik ve fizikin ağır konsantrasyon gerektiren dersleri, o günkü kafamıza göre, öğrencilerin politize olmasını önleyecekti. Hâlbuki üniversiteyi, giderek politize olan Türkiye’nin dışında tutmak olanağı yoktu. Değil üniversite öğrencileri, lise öğrencileri bile radikalleşiyordu». Büyükelçi Komer, hızla radikalleşen bir topluma basit pasifikasyon yöntemlerinin, çare olmadığını ileri sürüyor. Sf. 465

    Pasifikasyon uzmanı Büyükelçi Komer, ilk önemli ziyaretinde, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde resmi otomobilini kaybediyor; öğrenciler yakıyorlar. Sf. 466

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 466) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1924 yılında yasaklanan 1 Mayıs, tam 52 yıl hareketsiz kalıyor. 12 Mart ise Türkiye’ye daha yoğun bir hareketsizliği içermek için tarih sahnesine çıkarılıyor. Sf. 496

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 496) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1968 yılı Temmuz ayında Dolmabahçe’den sahile çıkmak isteyen Altıncı Filo’nun bahriyelilerini, solcu gençlik, denize döktü. 1969 yılının Şubat başında, Altıncı Filo’nun İzmir’e gelişini protesto edenleri, sağcı kütle, denize attı. Sf. 470

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 470) kitabından birebir alınmıştır.

  • Albay Türkeş, derhal hazırlığa geçiyor: 1968 yılı Ağustos ayında emekli subay Rifat Baykal ile Dündar Taşer’in yönetiminde Komando Kampları açılıyor. Kunduracı, ekmekçi, helvacı yerine, eğitilmiş komandolarla iç savaş sürdürülmek isteniyor. Deniz Gezmiş’in liderliğini yaptığı DÖB’lü öğrenciler, Dolmabahçe’de karaya çıkan Altıncı Filo bahriyelilerini tekrar denize döküyorlar. Kurtulup, Beyoğlu’na, İstiklâl Caddesi’ne çıkan erleri, aralarında subaylar da var, cadde ortasında dövüyorlar. Keplerini alıp vermiyorlar. Sf.464

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 464) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öğrenci Birliği Başkanı Harun Karadeniz anlatıyor: «Bizim gezemediğimiz kendi vatanımızda Amerikan erlerinin gezmesini düşünmek bile insanı deli ediyordu. Altıncı Filo düpedüz işgal ordusu konumuna geliyordu, gözümüzde. Biz sokağa çıkmağa korkuyorduk. Fakat yurdun hemen karşısındaki bir otelin kapısında bir İmpala taksi duruyor ve içinden bir Amerikalı er ile bir Türk Hanım iniyor ve otele giriyorlardı. Bu sahne yüzlerce defa öğrencilerin ve polisin gözü önünde tekrarlanıyordu. Polis otelin kapısında nöbet tutuyor ve yoldan geçen arkadaşları topluyorlardı.” Amerikan denizcilerinin kiralık kadınlarla buluşmalarının güvenlik içinde geçmesi için Teknik Üniversite öğrencilerinin güvenlik altına alınması gerekli görülüyor. Bir tahrik olmalı; Harun Karadeniz’in bıraktıkları öğrencilerin pek çok tahrik olduklarını da gösteriyor. Devam ediyor: «Hiç bir İdeolojik yapısı olmayan’ gençlerin bile en azından isyan edeceği olaylardı, bunlar. Nitekim öyle oldu. O zamana kadar pek işe karışmayan birçok genç, oteli taşa tutup camları indirdiler. Bana soruldu, önce. ‘Evet’ dedim. Ben de son derece kızgındım ve zaten hayır desem de inecekti, camlar”. Altıncı Filo’nun denizci erleri, otel odalarında, kiralık kadınlarla rahat edemiyorlar. Camlar iniyor. Sf. 460

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 460) kitabından birebir alınmıştır.

  • 15 Temmuz 1968 tarihinde, Washington, Altıncı Filo’yu İstanbul’a gönderiyor.

    Hikmet Çetinkaya’nın yazdığına göre, Teknik Üniversite öğrencileri, Amerikan denizcilerinin karaya çıkacakları Dolmabahçe Rıhtımına iniyorlar. Rıhtımdaki boş gönderlere Türk bayrağı çekiyorlar ve yarıya indiriyorlar. Teknik Üniversitesi Öğrenci Birliği Başkanı Harun Karadeniz, Dolmabahçe Rıhtımında, bayrakları çekip yarıya indirmelerinin gerekçesini açıklıyor: «Türkiye’nin tam bağımsız olduğuna inanmıyoruz ve onun için de bayrakları yarıya indiriyoruz». Anti-Amerikan gösterilerde öncülük ve ağırlık İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencilerine düşüyor. Sf. 459

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 459) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eşitsiz gelişme yasası, şiddet ile birlikte bulaşıklığı da getiriyor: Kendi ırkının üstünlüğünü reddeden ırkçılar yalnızca Türkiye’de yaşıyor. MHP’nin kapsamlı itirafçısı Nurullah Tevfik Ağansoy, Metris Cezaevi’nde yazdığı, «İtiraf – Araştırma» adını verdiği itiraflarında şunları yazıyor.

    “Şaman görüş yanlıları, İslamiyet’in Türk şuurunu yok ettiği ve millet üzerinde uyuşturucu etki yaptığını savunarak Türkçülük-Turancılık ve Soyculuk ilkelerini kabul” ediyorlar ve “şaman dinine dönülmesini” savunuyorlar, “Türk ırkının üstünlüğünü esas kabul eden fikri yapıya” bağlı kalıyorlar.

    Şamanistlerin “Marksist Türkçü lâkabıyla anılmaları. Ülkücü kuruluşların içerisinde barınmaya devam etmeleri, partinin bütün imkânlarından yararlanmaları sebepleriyle ilk olarak İstanbul Şişli MHP ilçesi Şişli BÜD’den silâh zoruyla atılmışlar çatışmalar çıktıktan sonra başta liderleri Ahmet Turhan Coşkun, Adem Güler, İlhan ve Mehmet isimli kişiler elimizde bulunan Edirnekapı Yurdu’nun müzik odasına götürülerek sabaha kadar dövülüp tamamen tecrit edilmeleri sağlanmıştır.”

    “Şamanizm’i savunan kişiler 1975 – 76 yıllarından sonra tamamen silinmişlerdir.” Sf. 433, 434

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 433, 434) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bütün bunlardan, 1970 yıllarında Aydınlık Gazetesi’nin doğrudan doğruya Milli İstihbarat Teşkilâtı arşivlerine dayanan bilgileri kullanmış olduğu sonucunu çıkarıyorum. MİT, elindeki raporların bir bölümünü yayınlamak ihtiyacı duymuş olabilir.” Sf. 371

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 371) kitabından birebir alınmıştır.

  • Din, şiddete muhtaç ve şiddet, din’e ihtiyaç duyuyor.

    Şamanizm ile yola çıkan Türkiye’nin ırkçıları çok hızlı bir biçimde İslâm’a dönüyorlar. Şamanizm’e bağlı kalmak isteyenleri döverek dışarıya atıyorlar. Sf. 433

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 433) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ütopya, gösteri üzerinedir.

    Politika, güç üzerinedir.

    Köylülük, tarihin hiç bir kesitinde coğrafyanın hiç bir bölmesinde hiç bir hareketin öncüsü olmamıştır; bütün burjuva devrimlerinin dayanağıdır. Bütün burjuva devrimlerinde en çok kaybeden köylülük oluyor.

    Köylülük, her zaman, güç’ün peşinden gidiyor. Sf. 432

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 432) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dünyanın solcuları, dünyanın en saf insanlarıdırlar; Aydınlanma Çağı’nın çocukları oluyorlar. Hepsi, kendi pratikleriyle ve hayal kırıklığı içinde büyüyorlar. Silâhı ve şiddeti hiç sevmedikleri gibi, baştan ve tümden reddediyorlar. Saftırlar; saf aklı abartıyorlar, insanların doğru hareket etmemelerini, yalnızca, doğru’nun insanlara gösterilmemiş olmasında buluyorlar.Sf.431

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 431) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beyin Takımı, 12 Mart Muhtırasından sonra kurulan Nihat Erim Kabinesi’ne girerek, bakan olduklarını düşünüyorlar. Hiçbirisi, Türkiye politikasıyla ciddi ölçüde İlgilenmemiş, hep amatör bakmışlar; güçleri, örgütleri, kişileri tanımıyorlar. Beyin Takımı’nın beyni durumundaki Atila Karaosmanoğlu, yıllardır Dünya Bankası’nda çalışıyor ve Washington’dan doğrudan doğruya Ankara’ya Başbakan Yardımcısı oluyor. AP ve basını için yalnızca birer kolay hedef sağlıyorlar. Sf. 360

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 360) kitabından birebir alınmıştır.

  • 17 Mayıs 1971 tarihinde Efrail Elrom’un kaçırılması ve Balyoz Harekâtı’nın başlatılmasından sonra, adı duyulmuş ya da duyulmamış ilericilerden gözaltı ya da tutuklanma deneyimlerini geçirmeyen pek az kimse kalıyor. Sf. 362

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 362) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tezi yazıyorum; büyük yürüyüşlerde küçük sürtüşmeleri ön plana çıkarmak, yürümemek isteğini anlatıyor. Önemli olan, bu sürtüşmelere rağmen, yürüyebilmektir. Her büyük yürüyüşte, Türkiye türünden, büyük pratik dalgalar arasında yaşayan bir ülkede, her yürüyüşün yepyeni yürüyüşçülerle yapıldığı bir toprakta, sürtüşmelerin varlığını çok doğal karşılamak gerekiyor. Sf. 357

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 357) kitabından birebir alınmıştır.

  • 21 Şubat 1962 ve 9 Mart 1971 girişimlerinde sonuç, kaybedenlerin emekliliği oluyor; 21 Mayıs 1963 girişiminin sonunda Talât Aydemir ile Fethi Gürcan’ın asılmalarında, sivil güçlerle bağlantı kurmalarının ve kendilerinin de bir tur sivilleştirilmiş subaylar olmalarının etkisi var. 1960 yıllarının sonları yaklaşırken, bunlar, birikmiş deneyimler olarak duruyorlar. Sf. 355

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 355) kitabından birebir alınmıştır.

  • “TİP’in kontrolündeki bir öğrenci kulüpleri federasyonu”, Fikir Kulüpleri Federasyonu’nu anlatıyor. 1950 yılları ortasında, Siyasal Bilgiler Fakültesi içinde kurulmuş ve ülke çapında sesini duyurmuş olan Fikir Kulübü, 1960 yılından sonra diğer fakültelere yayılıyor. 1960 yıllarının ortalarında, yükseköğrenim gençliğinin demokrat ve kütlesel örgütü Türkiye Milli Talebe Federasyonu’nun yerini almaya başlıyor. Sf. 314, 315

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 314, 315) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir: Türkiye Komünist Partisi’nin ne dün ve ne bugün Kemalizm’den bağımsız bir tarih ve toplum görüşü olmadı. TKP, özünde, tümüyle Kemalist’tir; somutta, edebiyat ve sanat ile daha renkli ve dış politikada sosyalist sistemle daha çok uyumlu bir çizgi istiyor. Sf. 299

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 299) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir garip “ahlâk” doğuyor.

    Albay Aydemir’in yaşamından iki yaprak ile bu ahlâk’ı anlatmak istiyorum. Talat Aydemir, 1957 yılında Elâzığ’da gizli örgütü genişletmeye çatışırken Binbaşı Türkeş ile arkadaş oluyor. Yazıyor: “Elâzığ’da piyade tabur kumandanı bulunan Kurmay Binbaşı Alpaslan Türkeş ile de çok samimi olmuştum, hiç bir dakikamız ayrı gitmiyordu, her sahada iyice anlaşmıştık. Onun da komiteye alınması için Dündar’a yazdım.” Albay Türkeş, Talat Aydemir kanalıyla ihtilâl yoluna giriyor.

    Talât Aydemir, bu yolda, idam sehpasına yürüyor. Önce mahkeme var ve Mamak’ta sürüyor. Bu dönemle ilgili olarak, asılmadan önce, şunları hatırlıyor: “İddianamede en çok dikkati çeken bir husus vardı. O da o gece yapacağımız harekât saat 20’de Hükümet’e ihbar edilmişti”. Önce kimin ihbar ettiğini bilmiyor. Sonra öğreniyor.

    “Mahkeme safhasında sıra Alpaslan Türkeş’in sorgulanmasına gelince işin iç yüzü anlaşılır. Meğer ihbarı yapan; Türkeş imiş. En yakın arkadaşını ihbar edebiliyor. “Saat 20’de CKMP partisinden Fuat Uluç’a telefon ederek ‘gene o namussuz Aydemir bu gece ihtilâl yapıyor’, demiş, durumu CKMP Milletvekili Yılanlıoğlu’na bildirmiş. O da hemen CKMP Lideri ve Başbakan Yardımcısı Hasan Dinçer’e bildirmiş. O da Başbakan İnönü’ye bildirmiş. Yani bu suretle hükümet haberdar edilmiş”. Aydemir asılıyor. Sf. 187, 188

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 187, 188) kitabından birebir alınmıştır.