Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bir yüz yıldır İnsancıklar, edebiyat öğrencisinin ve iz­leyicinin demirbaşları arasında yer alıyor. Bir kimse, eğer İnsancıklar’ı okumamışsa, ciddi bir edebiyat öğrencisi olduğunu söyleyemez. Hiç kuşku yok, yazamaz. İnsan­cıklar’ı okumadan, öykü ya da roman yazmak çok büyük bir cüret işi olmalı. Böylelerinin yazdıklarına değil, cüret­lerine hayranlık duyulmalı. Türkiye cüreti bol bir ülke. İnsancıklar’ı okumadan roman yazan var mı, söylemek zor. Ancak okuduğu roman sayısı yazdığı roman sayısın­dan az olan “yazar” var mı? Her halde var. Yazılanlar­dan öyle anlaşılıyor. Sf. 259

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 259) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Yerinde say!”  yalnız askerlikte var. İnsanoğlu yerinde sayamıyor. Ya ilerliyor ya geriliyor.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 348) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Çapkın erkek” erkeklerin en karikatürü, en ilkel’i, en az gelişmişi ve en yoksulu olduğu ..

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 335) kitabından birebir alınmıştır.

  • İster özgür veya isterse özgürleşme süreci içinde bir kadın bir takım maddi olanaklar için bir evlilik kuruyorsa veya maddi konfordan ayrılamadığı için evliliğini bozamıyorsa “gizli orospu” tanımı ortaya çıkıyor demektir.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 323) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sınıflı toplumlarda kültürel birikim mülksüzlerde değil mülk sahiplerindedir; bir eğilim olarak proletaryada değil burjuvazidedir. Eğer mekân ikilemi kullanılacak olursa, kültürel birikim köyde değil kenttedir. Üçüncü olarak seks ayrımı yapılacak olursa, kültür kadında değil erkekte birikmiştir.    Ve ne yazık ki böyledir. 

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 322) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Sabahattin Ali Konya’da öğretmenlik yaparken, Mustafa Kemal’e hakaret dolu bir şiir okuduğu gerekçesiyle mahkûm oluyor. .. Bu şiirin bir dörtlüğü şöyledir.  

    “Asarlar mı hâlâ hakka tapanı?”  

    “Mebus yaparlar mı her şaklabanı?”  

     “Köylünün elinde var mı sabanı?” 

    “Sıska öküzleri dirilmiş midir?”    ve başka iki mısra;

    “İsmet girmedi mi hala hapise?” 

    “Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur?”    

    Sabahattin Ali hapisten çıkar, iş bulamıyor. Zamanın devlet erkânı iş bulması için bir şiir yazması gerektiğini söylüyorlar. Sabahattin Ali şiir yazıyor;     

    “Sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran” 

    “Seni çıkarsam ömrüm başlamadan bitiyor.” 

    “Kısacası; gönlümü verdim Ulu Gazi’ye”

    “Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor.”  

    Tekrar devlet memuriyetine giriyor.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 287) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her aydın derinliklerinde belli bir dengesizliği korumak zorundadır.    .. Çünkü denge, ölüm demektir. Gelişmenin durması demektir. Çünkü gelişme dengesizliktir.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 285) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanoğlu, kolektif olarak ve büyük bir estetik eylem olarak Tanrıyı yarattı.  Tanrı’yı doğa ve toplumdaki bütün çirkinlik ve kötülüklerden arınmış olarak yarattı.

    .. Zavallı insanoğlu, bir süre sonra, kendi elleri ile yarattığı Tanrı karşısında ezildi. Tanrı, insanoğlunu ezmek için kullanıldı.  

    Fakat daha sonra Tanrı gidip fetiş gelince ve kendisini yaratanları ezmeye başlayınca, Tanrı ile insanoğlu arasında, Hıristiyanlıkta resmen, İslam’da fiilen ruhban sınıfı girdi. Din esnafı girdi.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 266) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beyin, ahmağın yüzündedir. Ahmağın yüzü yumuşaktır ve hafif kaygandır.. Şiddet yoktur.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 262) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1926 yılları, Türkiye’nin İngilizler ile Musul sorununda ihtilafa düştüğü ve Musul’un İngilizler lehine, Türkiye’nin aleyhine çözümlendiği bir zaman.  1926 yılında temizlenenlerin İttihatçıların İngilizci kanadı olduğunu söylemek mümkün.  .. Tam tersine Mustafa Kemal İngilizleri sever.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 247) kitabından birebir alınmıştır.

  • İş Bankasının kuruluş amaçlarından birisi, İttihatçı ve İngilizci Maliye Nazırı Cavit’in kurduğu, İttihat ve Terakki burjuvazisine dayanan ve İttihat ve Terakki burjuvazisini daha da zenginleştirme amacını güden İtibarı Milli Bankasını ortadan kaldırmaktı.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 244, 245) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kemal Tahir’in Yorgun Savaşçısında “Bir şeyin tabu olması için anlaşılması değil anlaşılmaması şarttır.”  

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 228) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir şeyin tabu olması için anlaşılması değil anlaşılmaması şarttır. Sf. 227

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 227) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ahir Zaman Peygamberi Ebu Cehil Kemal Tahir Sf. 222

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 222) kitabından birebir alınmıştır.

  • Baha Tevfik’in ise tabutunu dört hamal taşıdı. Türkiye’de ilk felsefe dergisini çıkaran adam, Türkiye’de materyalizmin babası Baha Tevfik’in cenazesinin arkasından gelenler tabutunu taşıyamayacak kadar azdı. Hamal tutuldu. Kısa ve neşeli ömrü hakkında ne kadar az bilgi var. Bu az bilgilere göre de Sosyalist Hilmi’nin “akıl ho­cası” olduğu kesin. Neşeli mizacından, sosyalizmi ciddiye alıp almadığını kestirmek zor. Ölümü ise her aydın için zor. Yalnız. Tabutunu iri yarı dört hamal taşımış. Sf.185

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 185) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1621 yılında Parlamentoya verilen bir dilekçede Lancashire’in yünlü dokumacıları şöyle bir rekabetten yakındılar: «Küçük funda ve çalılar üzerinde büyüyen toprak meyvesi olup, bu Krallığa, İzmir, Kıbrıs, Akra ve Sidon’dan Türkiye Tüccarları tarafından getirilen, ancak genellikle pamuk yünü denilen» bir hammaddenin kullanılmaya başlamasından yakındılar. Sf. 253

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 153) kitabından birebir alınmıştır.

  • Pekiyi, insanlar neden anı okurlar? Daha doğrusu hangi insanlar anı okuyorlar? Bir; ucuz tarih veya daha doğru bir deyimle, sözde bilim öğrenmek isteyenler. Tekili genel, somutu soyut sananlar için anılar bir büyük hazinedir. Sf. 163

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 163) kitabından birebir alınmıştır.

  • Merkantilist dönemde, Elizabeth döneminde koyun, kuzu ihracı yasaklanıyor. İkinci Charles zamanında yün ihracatı da yasaklanıyor. Yasakları delenlere ağır cezalar verilip, halk huzurunda eli kesiliyor, tekrarında idam ediliyordu. Sf. 135

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 135) kitabından birebir alınmıştır.

  • Orta çağ ve modern çağların başlarında, yünlü do­kuma sanayiinde şapın önemi konusunda hiç bir kuşku kalmaması gerekli. Çünkü bu önemin anlaşılması yünlü dokuma sanayiinin öneminin anlaşılmasına yardım ede­cek. Avrupa, Grande Industrie ya da Great industry de­diği ve bütün ekonomisine damgasını vuran yünlü sana­yiinin bir inputu nedeniyle Türklerin elindeki Anadolu’ya çok insafsız bir biçimde bağımlı oluyor. Bu bağımlılık, bugünkü zamanların, petrole bağımlılığını hatırlatıyor. Av­rupa, bu bağımlılıktan kurtulmak için, Anadolu’nun şapı­na benzer şap aramaya başlıyor. Ve 1462 yılında Papa­lık Devleti toprakları içinde Tolfa’da benzer kalitede şap madeni buluyor. Fontana Economic History of Europe bu buluş ile ilgili olarak şunları yazıyor: «1462 yılında Papa­lık Devleti‘nde, Tolfa’da şapın bulunması, tekstil sanayiini çok ağır bir kölelikten kurtardığı için, Foça’daki maden­leri elinde tutan ‘Türklere karşı bizim en güzel zaferimiz’ olarak nitelendi». Tolfa’da şap madeni bulmayı, Avru­pa, İstanbul’un Türkler tarafından fethinden dokuz yıl sonra «Türklere karşı bizim en güzel zaferimiz» olarak değerlendirebiliyor. Sf. 122

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 122) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eskiden mühendislik sanayi anlamında kullanılırmış. Sf. 116

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 116) kitabından birebir alınmıştır.