Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bir parantez açmam gerekiyor; Türk Ordusu’nda kurmay subaylık kurumunun yol açtığı bir şanssızlığa işaret etmek durumundayım. Hep bir karar veren değil, karar için çeşitli almaşıkları hazırlayan bir plancı türünden yetişiyor. «Kurmay», hep başkasına karar hazırlayan kimse oluyor. Karar verme alışkanlığını kazanamıyor. Sf. 181

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 181) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kapitalist dünyada önem, bir fiyat sorunudur.

    Kapitalist dünyada fiyat, bir önem sorunudur. Sf. 158

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 158) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sarper ve İnönü, Türkiye’yi, Amerikan Dış Politikasına bağlayan en önde gelen iki kişidir. Türko-Amerikan bağlantısının çözülmesinde yalnızca olumsuz ‘katkıları oldu. Sf. 152

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 152) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Hiçbir zaman yazılmayan, hafızalara işlenen bu prensip kararları şöyleydi:

    1.İhtilâl kansız olacak, suçlular özel bir mahkemede yargılanacaklar.

    2.Meclis dağıtılacak.

    3.Bütün partiler kapatılacak,

    4.Askerî bir idare kurulacak.

    5.Süratle bir «İnkılâp Meclisi» teşkil edilecek ve Askeri Cunta ile beraber memleketi idare edecek.

    6.Yeni bir Anayasa hazırlanacak.

    7.Dinin politikaya alet edilmesi, din istismarı derhal önlenecek, uluslararası bir İslâm konferansı toplanarak dinde reform imkânları araştırılacak.

    8.Plânlama teşkilâtı kurulacak. En kısa zamanda; sosyal, ekonomik ve kültürel konuları kapsayan «Milli Kalkınma Plânı» hazırlanacak ve uygulama bu plan dâhilinde yürütülecek.

    9.Atatürk devrimleri müsamahasız uygulanacak. Kemalizm ilmi bir doktrin haline getirilecek.

    10.Silâhlı Kuvvetler, üniversite, basın, devlet teşkilâtı gibi temel müesseselerden başlanmak üzere, kamu hizmeti gören bütün kuruluşlar, reorganizasyona tabi tutulacak.

    11.Hazırlanacak Milli Kalkınma Plânı ile koordineli bir şekilde, sosyal ve ekonomik konularda gerekli görülen reformlar yapılacak.

    12.Halk ile devlet, idare edenlerle edilenler arasındaki kopmuş bağlar, idari reform yapılmak suretiyle yeniden kurulacak. Memurlar çağdaş seviyeye getirilecek ve idarenin müessiriyeti sağlanacak.

    13.Manevi boşluğumuzu dolduracak, bölge, din, ırk, mezhep ayrılıklarından doğan parçalanmaları önleyecek, milli birliği kültür ve ülkü alanında sağlayacak tedbirler alınacak.

    14.Milli servetlerimizin ve kaynaklarımızın, boş duran iş gücümüzün harekete geçirilmesi, istihsale yöneltilmesi için yeni bir düzen kurulacak. Halk çalışmaya sevk edilecek.

    15.Sosyal adalet ve sosyal güvenlik temin edilecek. İşsizlik, ihtiyarlık ve sağlık sigorta sistemi bütün vatandaşları içine alacak biçimde tesis edilecek.  

    16.Dış politikada, mevcut antlaşmalara sadık kalınacak ve daha bağımsız bir politika izlenecek.

    17.Özel teşebbüs ve devletin faaliyet sahalarını ayıran, devletçiliğe öncelik veren bir ekonomik sistem uygulanacak.

    18.Ağalığa son verilecek, gerekirse doğu ile batı arasında insan mübadelesi yapılacak.

    19.Aşın cereyanlar, bunların doğmasına ve yaşamasına sebep olan ortam ıslah edilmek suretiyle önlenecek. Kemalizm devletin hâkin görüşü hâline getirilecek.

    20. Zamanı gelince serbest seçimler yapılacak, iktidar, kazanan partiye devredilecek.”  Sf. 120-121-122

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 120 ile 122 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tezi yazıyorum: Mustafa Kemal Paşa’nın erken ölümü, Kemalizm’in daha uzun ömürlü olmasına yol açtı. Sf. 109

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 109) kitabından birebir alınmıştır.

  • 9 Subay Olayı’nda, zamanın gizli örgütün başkanı olan Yarbay Faruk Güventürk de tutuklanıyor. Bunu da o kadar önemli görmüyorum. Daha önemlisi var; Yarbay Güventürk dâhil diğer tutuklu subaylara, tutuklanma sırasında, üstlerinin yardımı kayda değiyor. Hemen her yerde, yüksek rütbeli subaylar, gizli örgüt mensuplarını, yönetime vermek yerine korumayı seçiyorlar. Binbaşı Ata Tan’ı tutuklamak için görevli Albay, “çok üzgünüm Ata, seni tevkif ediyoruz.” diyor. Tam tutuklayacakları zaman, yargıç üsteğmenin, binbaşının üzerini aramaya başlayacağı zaman, Binbaşı Tan’ın cebinde, diğer gizli örgüt üyelerinin telefon ve dolayısıyla isimlerini bildiren defter olduğu seziliyor; bu sırada iki yüksek rütbeli subay, yargıç üsteğmeni, “doğru mu, acaba? Bir daha telefon et.” diyerek dışarıya çıkarıyorlar. Sonra iki albay, binbaşının ceplerini boşaltıyorlar. Sf. 115

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.

  • Orhan Erkanlı’nın da anlatacakları var. Bir bölümü şöyle; “1950 seçimlerini DP kazanınca zamanın kumandanlarının grup halinde İsmet Paşa’ya gelerek ‘Paşa’m Ordu emrinizdedir.’ dedikleri ve samimiyetle Paşa’dan emir bekledikleri, Paşa’nın bu teklifleri reddettiği bir hakikattir.”

    Diğer bölümü de şöyle: “Başka bir subaylar grubu adına bir heyetin Kristal Gazinosu’nda, Bayar ve Menderes’le görüşerek ‘genç subaylar sizinle beraberdir, biz sizi desteklemeğe hazırız, eğer iktidar devredilmezse müdahale edeceğiz, hiç bir şeyden korkmayın.” şeklinde teminat verdikleri de ayrı bir gerçektir.” Ortaya çıkıyor; Silâhlı Kuvvetler toplumdaki tartışmaların dışında kalamıyor. Sf. 112, 113

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 112, 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • Generalliğe terfi ettiği gün, “Yahu bu iş çok ucuzladı, ben de general olursam, herkes olur...” diyecek kadar sat ve samimi idi. Sf. 100

    Türkiye’de askerlerden, özellikle popüler generallerden şeklen faydalanmak, son yıllarda Moda olmuştu. Fikir alanında oldukça kuvvetlenen Türk solcuları da bu modaya uyarak Paşa’nın pesine düştüler. Paşa’nın psikolojik durumu sola kaymaya çok müsaitti; yenik düşenler ve küskünler sol fikirlerin en kolay aşılanacağı kişilerdi. Ayrıca Paşa her şeye rağmen halkın tuttuğu bir insandı, orduda tanınırdı. Teşkilâtlanmak ve eyleme geçmek safhasına gelmiş olan solcular kısa zamanda Paşayla temas kurdular. Bu sıralarda Paşa, gadre uğramış bir kahraman edasıyla evinde oturuyor, ziyaretçilerine küfürlerle karışık hikâyeler anlatmakla vakit geçiriyordu. Sf.102

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 102) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dr. Kocabaşoğlu, 27 Mayıs Rejimi altında radyoyu incelerken önce şu saptamayı yapıyor:

    “27 Mayıs hareketinin radyoya ilişkin önemli buyruklarından birisi ‘Radyomuzda yayınlanmakta olan reklâmlar da dâhil, bütün programlarda, şiirlerde, hüzün, keder, melâl verici kısım ve unsurlar bulunmayacaktır’ şeklinde ‘ivedi ve mühim’ buyruktur.” İhtilâlciler hüzn’ü yasaklıyorlar. Hükümeti almanın doğal coşkusuyla, artık yalnızca neşeli günlerin geldiğini düşünebiliyorlar.

    Dr. Kocabaşoğlu’nun bir başka saptamasını aktarmak durumundayım: “İncelediğimiz dönemin (1960 -1964) radyo yayınlarında görülen özelliklerden birisi de ‘anti-komünist’ içerikli programların geçmiş dönemlerle kıyaslanmayacak derecede artış göstermesidir.” Genel akıma ve vulgar bakış açılarına son derece ters ve çok değerli bir saptama ile karşılaşılıyor. Sf.83

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunu en iyi görenlerden birisi, uzun yıllar Türkiye’de görev yapmış olan CIA Türkiye uzmanlarından G. Harris’dir; yazdığını, tekrar aktarıyorum: “27 Mayıs 1960 tarihinde, Silâhlı kuvvetler İçinde geniş destek gören, bir küçük gizli örgütçü takımı, ulusal birliği koruma adına, yönetimi eline aldı.” Sf. 79, 80

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 79, 80) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tezi yazıyorum: 27 Mayıs, 1940 yılları ortalarından itibaren süregelen bir demokrasi akımının yönetimi almasıdır. Yönetimi almada, Silâhlı Kuvvetler içinde çalışan bir gizli örgütün önemli ve sonuç alıcı rol oynamasını abartmamak gerekiyor. Artık Türkiye’de Silâhlı Kuvvetlerin şu ya da bu ölçüde katılımı olmadan bir yönetim değişikliği düşünülemez; bunun kabul edilebileceğini umuyorum. Sf. 79

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • 27 Mayıs, Türkiye’de demokratik devrim sürecinin en ileri aşamasıdır. Sf. 77

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • Financial Times’ın önde gelen kadro elemanlarından Türkiye uzmanı David Tongue Ecevit’le görüşüyor ve izlenimlerini Hasan’a anlatıyor. Hasan Cemal de Günlüğü‘ne alıyor; David Tongue’un Ecevit değerlendirmesini aktarmam gerekiyor: “Ecevit bu rejimin daha uzun sürmesinden yana gözüküyor sanki. Çünkü kısa sürede sona ermesini kendi kişisel parti içi hesapları açısından uygun görmüyor. Kişisel bir yaklaşım var”. Bir İngiliz entelektüeli olan David Tongue, tekil ve kişisel olana takılıyor; soyutlayarak bir sonuç çıkartmakta güçlük çekiyor. Sf. 76

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 76) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hasan Cemal, hangi zincirin halkaları olduğu konusunda görüşlerini açık etmiyor. Yalnız Ecevit’in ne düşündüğünü açıklıyor: “Terörün üstüne kararlılıkla gidiliyor olmasından memnun”. Gerçekten çok açık oluyor. Devam ediyor: “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı konuşmasında Evren Paşa’nın orduya sızmalar’dan söz etmesinin üstünde durdu. Bu konunun ciddiyetle izlenmesinin, yarım kalmamasının büyük önem taşıdığına işaret etti”. Daha açık olabilir mi? Ecevit de hiyerarşik düzeni içinde Silahlı Kuvvetleri’n yönetimi olmasını, tıpkı Demirel türünden, son derece meşru sayıyor. Silâhlı Kuvvetler‘den, CHP ve AP yönetimlerinin yapamadıkları “temizlik” bekliyor. Silâhlı Kuvvetlerde ve toplumsal yaşamda “temizlik” yapıldıktan sonra, kıtalarına dönmelerini bekliyor. Sf. 75

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 75) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bülent Ecevit, kısa mesajında, bunu tekrarlamak gereğini duyuyor. “Türkiye’nin bu duruma getirilmesinde ordunun bir kusuru yoktur. Orduyu karşımıza almadan ve tedirgin etmeden mücadelemizi sürdürmeye çalışmalıyız.” Askeri müdahalenin bir haftası dolmadan, bir anayasal düzene son veren komutanları bu kadar ısrarla ve bu kadar açık bir biçimde kusursuz ilân eden bir başka “demokratik güç” veya burjuva demokrat bir parti liderinin zor bulunabileceğini düşünüyorum. Sf. 72

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 72) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tezleri açarak tekrarlayabiliyorum; devlet ile demokrasi arasında bir nitelik farkı yok. Ancak demokrasi gerçekleştiği ölçüde devlet gücünü daha yavaş uygulayabiliyor. Katılım, devletin çelişkileri bastırma işlevini ortadan kaldırmıyor; hızı azaltıyor. Sf. 51

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilim, olgu’ya şiddet uygulamaktır; ayrıştırıyor. Sf. 49

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 49) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnönü, Frenkçe bir deyişle, 27 Mayısçılardan, ateşten kendi kestanelerini almasını bekliyordu. CHP, 27 Mayıs’tan kendi yapamadıklarını yaparak, önünü ve yolunu açmasını istedi. İstediği kısmen yerine geldi. Sf. 38

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 38) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şu sözler, aynen Robespierre’indir:         

    “Ya cumhuriyetin içerideki ve dışarıdaki düşmanlarını boğacağız veya cumhuriyetle birlikte yok olup gideceğiz. Bu durumda politikamızın ilk kaidesi, halkı akıl yoluyla, düşmanları da terör yoluyla yönetmektir.” Sf. 27

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Görülüyor; faşizm ve demokrasi devletin iki ayrı hızda hareketliliğini anlatıyor.

    Bir devlete hem cellat, hem de papaz gerekiyor.

    Cellat aşırı çelişkileri törpülemeye yarıyor. Papaz son görevi yerine getiriyor.

    Ancak yalnızca bunun için değil, papaz, dünyalı sorunlara düşsel çözümler uydurmak için de gerekiyor. Kapitalist mantığın tarih içinde ilerleyişi, ne yazık, beklenenlerin aksine, papaz ihtiyacını azaltmadı; tersine çoğaltıyor. On Dokuzuncu yüz yılın ortasından itibaren dünyanın sanayi merkezi İngiltere, dinsel bağnazlıkta, bütün Avrupa’yı geride bıraktı ve şaşkına çevirdi.

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.