Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Faşizm, yönetenler arasındaki çelişkilerin etkisizleştirdiği devlet durumudur. Yönetenler arasında çelişkinin etkinliği, devletin, yönetilenlerden kaynaklanan çelişkileri kurutma hızını kesiyor.

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  •  “Biz” kütleye nitelik içermek istiyoruz. “Onlar”, niteliği yok edip, posayı yönetmeye çalışıyorlar.

    “Biz” kütleyi elektriklendirmek istiyoruz. “Onlar”, elektrik veriyorlar.

    “Biz” çalışıyoruz, çabalıyoruz; bir zaman alıyor, ayağa kaldırıyoruz. “Onlar”, falakaya yatırıyorlar. Sf. 7

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Çerkez Ethem’in “Telgraflı Ayaklanması” resmen 27 Aralık 1920 tarihinde başlıyor ve 4 Şubat 1921 tarihinde sona eriyor. Bir aydan fazla sürmüyor. “2 Subay ve 12 er şehit oluyor.” (1)

    Bu şehit hesabı bile ciddi bir çatışma olmadığını kesinkes gösteriyor.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 693) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Bu bilgi, Genelkurmay’ın İstiklâl Harbimizde Ayaklanmalar adlı kitabından.  

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): Mustafa Suphi, eski İttihatçı, İttihat ve Terakki’den İktisat Bakanlığını istiyor, vermiyorlar ve kinleniyor. İttihat ve Terakki’den ayrıldıktan sonra Pantürkist akımlara katılıyor. Sonra sosyalist oluyor.

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 674) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): 25 Ekim 1920’de Yunan Gediz’den çekiliyor. 26 Ekim 1920’de Mustafa Kemal Paşa Batı Cephesi Komutanı’na telgraf çekiyor “Sevgili Yoldaş” diye başlayan bir telgraf çekerek, resmi Türkiye Komünist Fırkasının kurulduğunu bildiriyor. Bir mektup ta Çerkez Ethem’e yazıyor ve “Muhterem Yoldaş” diye bitiriyor.

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf.664) kitabından notlar alınmıştır.

  • “Batı Cephesi Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığının İnönü savaşından önceki durum değerlendirmesi raporunda; “Yunanlılar, işgal edeceği arazide her şehir ve kasabada kuvvet bulunduramayacağından, halkın vatansever hareket ve teşebbüsleri (girişimleri), Yunan’ın harekât ve geri ulaştırmasını tehdit edebilir. Bu nedenle, askeri durum incelenince “Yunanlıların büyük ölçüde taarruzu beklenemez.”  sonucuna varılıyor. Buna bir de siyasal değerlendirme ekleniyor; “Yunanlıların 1921 başlarındaki iç siyasi durumları böyle bir harekete, belki daha uzun bir zaman için elverişli görünmemektedir.” 

    “Doğrusu, her iki tarafın kayıplarıyla ilgili resmi kayıtlar ciddi bir çarpışma izlenimi vermiyor. İnönü Meydan Muharebesi deyimini ilk kez, Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey, Genelkurmay başkanı İsmet Bey’e gönderdiği raporda kullanıyor.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 650) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Meclis’te bu şaibeli zafer konuşulurken, Mustafa Kemal Paşa, Namık Kemal’in beytine nazire yapıyor; “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini” “Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.” diyor.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Genelkurmay Harp Tarihine göre İnönü savaşında Yunanlıların kayıpları 8 subay 48 er ölü, 9 subay 145 er yaralı.  Bizim kayıplarımız ise; 4 subay 117 er şehit, 12 subay 85 er yaralı, 5 subay 29 er esir.

  • “Türkiye’de çok devlet kurulmuş. Türklerin örgütçü olduğunda hiç kuşku yok. Aynı zamanda kayıtlara düşkün. Mustafa Kemal ve arkadaşları kadar kayıtçılığa düşkün bir başka ihtilalci kadro bulmak güç.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 634) kitabından birebir alınmıştır.

  • Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi’nde, yıllardır yazımı süren İstiklâl Harbi Tarihini, hiçbir tarihi eğitimi olmayan emekli subaylar yazıyor. Tarihi ile bu kadar çok övünen bir devlet, savaş tarihi arşivlerini, resmi tarihçilerin dışına kimseye açmıyor.

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 632) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Birinci İnönü Zaferi, iki taraf kuvvetlerinin birbirlerinden habersiz olarak çekilmeleriyle doğuyor.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 633) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Kâzım Özalp Paşa’nın anlatımında, Gediz’de Ali Fuat Paşa ricat (geri çekilme) emri veriyor, kaçan Yunan’ı top ateşine tutmuyorlar, onları bir köylü uyarıyor; “Gediz’de bir tek Yunan bile kalmadı!” diyor. Kâzım Bey durumu Mustafa Kemal Paşa ve İsmet İnönü’ye bildirdim diyor. Genelkurmay Harp Tarihi yazıcıları, Gediz taarruzunun savaşın seyri üzerinde etkisinin olmadığını iddia ediyorlar.

  • “İnönü zaferi olmasa, Mustafa Kemal ve arkadaşları bunu yaratırlar. Yaratmak zorundalar. İhtiyaçları var.   

    Tarihsel olarak ise İnönü Zaferi yok. İnönü bucağında bir meydan muharebesi ve İnönü zaferi yok. Buna karşın Gediz’de bir zafer olmasa bile bir başarı var. Nutuk’ta ise şunlar var; “… Gediz’de yenildik!”  Gediz taarruzu Ali Fuat Paşa’nın Batı Cephesi Komutanlığı dönemini sona erdiriyor.

     Neticede cephe kumandanı, Ali Fuat Paşa, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’nin (Genel Kurmay Başkanlığı’nın) da muvafakatini sağlayarak taarruza karar verdi.

    Batı Cephesi Komutanı olarak Genelkurmay Başkanına İnönü zaferi ile ilgili “başarı” telgrafı çekiyor.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 627, 628) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): İsmet Paşa hem Genelkurmay Başkanı hem de Batı Cephesi Komutanı.          

  • “TKP’nin yerine, “resmi” Türkiye Komünist Fırkası kuruluyor. Başkanı Mustafa Kemal’in kendisi. Çerkez Ethem’in Kuvvai Seyyaresinin yerine Yeşil Ordu kuruluyor.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 617) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1931 Yılı Ağustos ayında Cumhuriyet gazetesi, “Vatan haini Arif (Gazeteci Arif Oruç) dün iki gençten dayak yedi” başlığı ile çıkıyor.  Son Posta ise Eylül ayında “Yarın (Gazetesinin) sahibi, (Arif Oruç’tan alınan son haber) lokanta açmaya karar verdi” başlığı ile çıkıyor.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 613) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Politikada önemli olan, her zaman altın fırsatlar yaratmak değildir. Bu riskli ve her zaman mümkün olmayan bir yoldur. Politikada, tabii burjuva politikasında, önemli olan “maniple etmek” ve kendi akışı içerisinde çıkacak olan fırsatları kullanmaktır. Türkiye entelijansiyası bunu bir türlü kavramak istemediği için, her siyasal gelişmenin çözümlemesini yapmaktansa, beyinleri kısırlaştıran, polis düğümleri arayıp çözmeyi tercih etmiştir.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 610) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Çok önemli doğrular bunlar!

  • “Politika için somut durumun somut çözümlemesini yapmak çok önemlidir. Mustafa Suphi, İttihat ve Terakki ile Mustafa Kemal hareketinin aynı nitelikte olduğunu kavrayamadı. İkisi de burjuva hareketi idi. Biri diğerinin devamı idi.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 616) kitabından birebir alınmıştır.

  • (ABD Ankara Büyükelçisi)

    “Grew; ‘…Hükûmet bu olayı kendi yararına kullanmaya hazır ve kararlı idi.’  

    Duygusuz yabancı, Menemen Olayı sırasında, Yedek Subay Kubilay’ın gereksiz bir telaş ile işi büyüttüğünü, resmi basının ileri sürdüğü gibi, kafasının kopartılıp bir sopaya takıldığı veya kanının içildiği gibi süslemelere inanmamak gerektiğini rapor etti.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 609) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN YORUMU (1997); Mustafa Kemal Paşa1934 yılında Meclis’i açarken, “Bugün dinletilmeye yeltenilen musiki, yüz ağartacak değerde olmaktan uzaktır.” dedi. Bir gün sonra da radyolarda Türk müziği yayınları kalktı. Mustafa Kemal Paşa Rumeli Türkülerinin hasretine dayanamadı, bir süre sonra büyük müzik inkılâbı biraz sulandırıldı, türküler çalınmaya başladı. Bu yasak, Türk müziğinin, çalınması, dinlenmesi ve öğretilmesini kapsıyordu. İstanbul’da binlerce insan korkusundan, evlerindeki ud ve kanun gibi Türk müziği enstrümanlarını kırdı. Önce türkülerin sonra da şarkıların radyodan çalınması serbest bırakıldı, ancak, müziğimizin eğitiminin serbest kalması için 60 sene beklendi. Ve Türk müziği gelişimini devam ettiremeyerek, evrenselleşme açısından geri kaldı. Bu arada TRT de Türk müziğinin yok edilmesi için büyük gayret gösterdi. Türk müziğini en ilkel şartlarda sunarak, batı müziğine Türkçe sözler yazılmış ucube eserleri sürekli halka empoze ederek, sanat güneşi diye sadece iyi bir sese sahip olma özelliği olan şarkıcıyı lanse ederek, Zeki Müren’in şarkı söylemesinden çok, cinsel tercihini ortaya koyan davranış, konuşma ve kıyafetlerini ön plana çıkararak sanat dünyamıza çok ağır zarar verdi. TRT’nin yıllarca süren bu yıkıcı politikası, plak ve kaset dünyasının gelişmesi ile yerini okulsuz, kültürsüz bestecilerin yarattığı ve halka, TRT’nin müziğinden çok daha kaliteli gelen şarkıları dinleme imkânı verdi. 1993’ten önce, devletin Müzik Öğretmeni yetiştiren okullarındaki öğrencilere, Türk Müziği ile ilgili bir tek kelime anlatılmamıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın Türk Müziğinin öğretilmesi ile ilgili bu devrim yasağı ta 1993 yılında ortadan kalmıştır.

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 609) kitabından notlar alınmıştır.

  • (ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Joseph C. Grew anılarında Serbest Fırka olayını yazıyor;)

    “Aynı zamanda Halk Partisinin bir baştan bir başa yeniden örgütlenmesi başladı. Eğer çıkardığım sonuçlarda yanılmıyorsam, bu yeniden örgütlenme, Halk Partisi’ni (CHP’yi) faşist ilkelere dayalı bir siyasal – eğitim örgütüne dönüşecektir ve faşizmin Türkçesi “Yeni Kemalizm” olacaktır.

    Gerçekten de öyle oldu. 1912’de kurulmuş olan Türk Ocağı, 10.04.1931 yılında kapanmaya zorlandı, 276 şubesi ve tüm gayrimenkulleriyle (taşınmaz mallarıyla) birlikte CHP’ne katıldı. Halkçılık, bu sırada CHP’sinin ilkelerinden birisi oldu. Halkevleri bu sırada kuruldu. Kadro Dergisi bu sırada çıktı. Darülfünun bu yasa ile İstanbul Üniversitesi oldu. Türk Dil Kurumu bu yıllarda kuruldu, Türk tarih Kurumu bu sırada kuruldu. Mustafa Kemal’in “Büyük Müzik İnkılâbı” bu dönemde başladı.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 608) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sezgi, bir deneyim birikiminin sonucudur, sezgi, henüz bilgiye dönüşmemiş deneyimin özüdür.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 605) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kemal’in yasaları içinde “alternatifleri yok etme” 1930 yıllarında bütün çarpıcılığı ile ortaya çıkıyor.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 605) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Derneğin (1) 80’e yakın şubesi 24 saat içinde ve Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi’nin telgraf yazısı üzerine kapatıldı. Kapatma gerekçesinde, Türk Milliyetçiler derneğinin din ve ırk esasına göre kurulup eylem yaptığı belirtildi.   Derneğin Genel Başkanı DP (İktidardaki Demokrat Parti) Isparta Milletvekili Sait Bilgiç ve faal adamı yine DP Isparta Milletvekili Tahsin Tola, ocak ayı dolmadan DP den ihraç edildiler.  …1953 yılı Mayıs ayında yapılan DP Kırşehir Kongresinde, Adnan Menderes, CHP’yi övdü. İsmet Paşa da çeşitli konuşmalarında, “Başvekil muktedirdir” ve “Başvekil ehliyetlidir.” diye söz etmeye başladı.  

    Adnan Menderes’in, o sıralar çok yakını ve Yeni Sabah gazetesi sahibi, Safa Kılıçdaroğlu aracılığı ile CHP il başkanı Ekrem Amaç’ın eliyle İsmet İnönü’ye gönderdiği mektubun son bölümünde şunlar yazıldı; “Memleketi alakadar eden (ilgilendiren) öyle meseleler olur ki, yine memleketin âli (yüksek) menfaatleri namına kendi kabine arkadaşlarıma dahi anlatamam. Bu gibi incelikleri bu memlekette anlayabilecek tek adam İsmet Paşa’dır. .. (2)

    1953 Yılı Haziran ayı sonunda Ankara’da Millet Partisi Kongresi yapılıyor. Temmuz ayının başında ise Menderes, Millet Partisi’ni kapatma kararı alıyor. Millet Partililer, bu kapatma operasyonunun arkasında CHP ile DP arasında bir anlaşmanın sonucu olduğunu ileri sürdüler. .. CHP bu tür muvazaalı işlerde (Danışıklı dövüşlerde) deneyim sahibidir.   

    CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, Millet Partisi’nin kapatılması nedeniyle DP yöneticilerini sert bir biçimde eleştiriyor. Fakat CHP yöneticileri derhal bir bildiri yayınlayarak, işi “İnkılâpların muhafazası lüzumu” sorununa çekiyorlar. (3)

    Türkiye’de yaşayanlar Sovyetler Birliğinin bu barış taarruzunu (barış saldırısını), on gün sonra Paris radyosundan öğreniyor.”

    Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 597) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): 1953 Yılı Ocak ayı, Menderes Gaziantep’te, komünizmin neden temizlendiğini anlatıyor, komünistlere karşı kazanılan başarılardan dem vuruyor. Beş gün sonra Ankara Savcılığı, Türk Milliyetçiler Derneğinin, Ankara’daki Genel Merkezini mühürlüyor..

    BAKKAL’IN NOTU (2) (1995): “1953 bir devlet terörü yılı. 1951 tevkifatının mahkemeleri sonuçlanıyor, Türk Milliyetçileri derneği kapatılıyor, Bir “Milli Tesanüt (dayanışma) Birliği” kuruluyor. Kuranlar; İstanbul Üniversitesi ve Teknik Üniversite Rektörleri, Ticaret ve Sanayi Odaları, Tüccar Derneği, Tabipler Odası, Muallimler (öğretmenler) Birliği, Gazeteciler Cemiyeti, Mühendisler Birliği, çeşitli işçi sendikaları ve öğrenci örgütleri.Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Politikada 45 Yıl Sf. 218

    BAKKAL’IN NOTU (3) (1995): 1953 Martında Stalin öldü, Mayıs ayının sonunda ise SSCB Türkiye’ye dostluk ve ticari ilişkileri güçlendirme çağrısında bulundu.