Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Tedavi için Avrupa’ya seyahate mecbur olduğum hakkında, Yunan Erkânı Harbine başvurdum… bir gün Erkânıharbiyeden bir zat geldi. Türkçe yazılmış bir tomar kâğıdı masamın üzerine bıraktı.  – Bunlar nedir? Diye sordum. – Türkçe bildiriler… sizin imzanız altında uçaklarımızla bazı Türk cephelerine attırmak için… Hazırlanmıştır. 

    “Ey Türk Ordusu subayları!   Yunanlılar ellerine düşen Türk esirlere çok iyi bakıyorlar. Vatan için niyetleri temiz olmadığı aşikâr olan Ankara hükümetinin şer aleti olmamak vatan görevi ve insanlık şiarıdır.”

    (İmzalamamak için çok direndim, diyor.) 

    … hiçbir çıkar yol bulamıyordum…. cinayet bir kararla bunlardan 80-100 kadarını imzaladım.   Birkaç gün sonra Yüzbaşı Karasu bir zarf bıraktı, içinde 5-6 bin drahmi, “-General Populas’ın, hastalığınızın kesin tedavisi için gönderdiği, Atina’ya gitmeniz için yol parasıdır.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 198 ile 202 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Bildiriyi imzalamamak için çok direndim diyor, çok inandırıcı değil. Atina’ya hareket ettiği gün anıları bitiyor.

  • “Halil Bey (1), Ankara’ya gidince birkaç gün sonra serbest bırakılmıştı, sonra benim aleyhimde ifade vermeye davet edilmiş. Yunanlılarla işbirliği ettiğim ve Kuvayı Seyyareyi Yunanlıların hizmetine verdiğim yollu söyletilmek istenmiş. Böyle konuşmayı reddedince… Tevkif edilmiş, muhakeme edilip asılmış.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 197, 198) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1996): Ethem’in adamı Halil Bey İstanbul’a, oradan da Ankara’ya geçmek istiyor, kendisine güvence de vermişler.  

  • (Aleksandr adında bir kaymakam geliyor. Kaymakam, askeri bir rütbe, albay olmalı. Ethem Bey ona, yetkili olup olmadığını sordu:)

    “-Her makul arzu ve isteğinizi kabule yetkiliyim. Ve bu yetkimle hem hükümetime, hem de sizin gibi mert ve yakışıklı bir kumandana… hizmet etmekle iftihar ederim.

    Kendisine cevabım şu oldu;

    1- Sizin sandığınız kadar manen perişan olmayan bu küçük maiyetimi en yetkili memurunuzun imzası altındaki belgeleri taşıyarak, mavzerleri (bir çeşit tüfek) ile birlikte kendi iş ve güçleri ile meşgul olmak üzere, terhis etmeniz birinci şartımdır.  

    2- …. İşgal bölgenizde herhangi bir siyasi sebeple muhakeme altına alınmış bulunanların, kayıtsız şartsız, geçmişten sorumlu tutulmamak üzere, serbest bırakılmaları, 

    3- Ben hastayım, esaslı bir tedaviye ihtiyacım var…. İhtiyaç duyarsam, tedavi edilmek üzere Avrupa’nın herhangi bir tarafına gitmek istersem beni serbest bırakmanız son istirhamımdır.  

    Yunan Kaymakam;

    – Bütün isteklerinizi kabul ediyorum. Yalnız arkadaşlarınız tabanca ve kamalarınızı taşıyabilirler. 

    (Ethem Bey, rakipleri olan Aznavurlardan korktuğu için onların tüfeklerini ellerinden alacaksınız diyor:) 

    Artık yapacak bir şey kalmamıştı, Yunanlılara teslim olmuştuk. 1921 Şubatının sonları idi.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 190, 191) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Ethem Bey İzmir’e Başkumandan Papulas’a geliyor, iyi karşılanıyor. Papulas Ethem Bey’in tedavisi için Hollanda Hastanesini ayarlıyor.

  • “20.01.1921 Gördes’in Batısında Son Ayrılış yerinden; Akhisar’da Reşit ve Tevfik Beylere; Yunanlılarla akdettiğiniz sığınma protokolü nefsime ağır geldiğinden dolayı sizi takip edemeyeceğim…Beni mazur görünüz…Allah hepinizin yardımcısı olsun….Kardeşiniz Ethem.

    Sındırgı’ya dağlara doğru çekilmiştim.. 

    İskelet haline gelmiş, güçsüz ve huzursuzdum…. İzmir’de oluşan gizli örgütün kararı ile ben ilk isyan bayrağını tam iki buçuk yıl önce açmıştım.

    (Savaşını Manyas civarında başlatmış:) 

    Şans ile ihanet el ele verince neye muktedir olmazlardı.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 183 ile 186 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Yazdıklarına göre; On gün Sındırgı dağlarında yaşıyor. Midesi çok kötü olduğu için at üstünde bile duramıyor. Yunan işgali altındaki Eski Manyas köyünde bir Türk Ağa’nın evine sığınıyorlar. Yunanlılar kendilerine teslim olanlara iyi davranıyormuş. Bu durum Ethem’in arkadaşlarının direncini kırıyor. Askerleri artık isyankâr bir tavır almışlardı. Ethem Bey, çaresiz, Ağa’yı Susurluk’a Yunan ile iletişim kurmaya zorluyor. “Eğer teslim alacaklarsa iki kişi, savaşacaklarsa birlik halinde gelsinler!” diyor ve savaş pozisyonu alıyor.

  • “Kardeşim Tevfik Bey ve kurmayım Halil Bey… beni beklemeden 350 kadar efrat (fertler, kişiler) ve subay ile… Yunan işgal bölgesine geçtiklerini haber aldım. Bu kötü son’un sızısını mide ıstırabıma kattım…. Vatan için boğazlaştığı düşmanının kucağına giden bu bedbahtlara şahsen katılmayacaktım.

    (Bir arkadaşı Ethem Bey’e vurulabileceğini söyleyince;)

    Bence zillet derecesine düşürülen bu hayatın o kadar kıymeti yoktur. .. bana suikast girişiminde bulunan Halil Efe adında bir arkadaşımın yakalandığı haberini aldım. İlişmeyiniz. Bana haber verdiğinizi de kendisine hissettirmeyiniz! Dedim.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 175) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kararım şu idi; .. Reşit Bey’e (Ethem Bey’in ağabeyi, Saruhan Mebusu) Yunan Ordusu ile bir iltica (siyasi sığınma) protokolünün temini ve tanzimi konusunda çaba göstermesini ve sonucu bana bildirmesini haber göndermiştim. Yunan işgal arazisine geçmek isteyecek olan arkadaşlarımın, hiçbir nedenle geçmişe ait hareketlerinden dolayı muaheze edilmemeleri (sorumlu tutulmamaları, irdelenmemeleri), kendilerine resmi veya gayri resmi hiçbir hizmet teklif edilmemesi. … Düşmana ilticayı kabul etmeyenleri de istedikleri tarafa serbest bırakmak ve bu suretle Kuvayı Seyyareyi dağıtmak! Bana gelince 50-60 kişilik seçkin maiyetimle (yakın adamlarımla) tekrar dağlara tırmanmak. Sağlığım izin verince de… şark (doğu) vilâyetlerine geçmek.  Yunanlılar istediğim şartları kabul etmişlerdi.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 173 ile 174 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Ethem Bey’in genç bir subayı, Ethem Bey ve Refet Paşa ile bir anlaşma zemini bulalım diyor. Ethem Bey “Vicdanıma uygun düştü.” diyor. Derviş Bey ve Refet Bey ile görüşmek için bu genç subayı gönderiyor. Derviş Bey daha önce 17.01.1921’de Ethem Bey’e yazdığı bir mektupta; “17.01.1921 Durum ve şartlar size uygun değildir. şerefli bir geçmişe ve yaşama sahipsiniz…. top ve ağırlıklarınızı (askeri eşyalarınızı) bize iade ederek… Yunan işgal bölgesine geçmeniz çok uygun olur… Sizin düşmanınız Meclis ve Hükümettir.” diyor. Ethem Bey büyük üzüntü duyuyor. Topları askerlerimize karşı kullandırmıyor.

  • “Uşak’ta bulunan Yunan Ordu Kumandanı, birisini göndererek, ateşkes istemeyi uygun buldu. … Uşak’tan Yüzbaşı Sami Bey; “Yunan Ordu Kumandanı General Maneta ile konuştu. Bugün dâhil, dört günlük bir ateşkesi kabul etti.”…. Yunan cephesinde gerçekten sükûnet başladı. Gediz’e girmiş bulunan Fırkalara (İsmet Paşa Fırkalarına) saldırıya geçtik.  İki büyük saldırı sonunda İsmet Bey kuvvetleri bozgun gösterdi. Bir Fırka tam dağıldı, diğeri bozuldu. Yunan birliklerinde kıpırdanmalar sezince;

                Bolşevik Tabur Komutanı Yüzbaşı İsmail Hakkı Beyefendiye;

    “Yunanlıların, aramızdaki bu mücadeleyi fırsat bilerek yararlanma ihtimalleri çoktur. … Ateşkesi ihlal eden bir saldırı ile karşılaşırsan derhal bize haber vermekle birlikte, tereddütsüz silahla karşı koymak ile görevlisiniz.  6 Kânunusani 1920 Ethem.

    (İsmet Paşa, Alayunt – Kütahya hattına geri çıkıyor:) 

    İsmet Bey’in savunma hatları sarılmış, çözülmek üzereydi… Öğleden sonra Refet Bey’in güçleri, sağ geri tarafımıza yaklaşmış…..Refet Bey’e karşı saldırıya geçtik, püskürttük ve kısmen dağıttık. Refet Bey askılı evrak çantasını savaş yerinde bıraktı.

    (Tam da bu sırada Yunan’ın ateşkesi bozduğu haberi geliyor:)

    Alayunt mücadelesinde hâkim durumda iken, mahkûm imişiz gibi çekilişimizin ruhu ve sebebi şudur; Bir kere Yunanlılara Gediz’i kaptırmak, bu son durum itibarı ile çok büyük bir tehlike oluştururdu…..Kısacası biz, vatanperverâne duygularımıza yenilmiş, siyasi rakiplerimize yine bir fırsat kazandırmıştık. (1)

    Reşit Bey (Ethem Bey’in ağabeyi) Uşak’a gitti. Yunan Kumandanının “Neden çekildiniz?” Sorusuna, cephane azlığını sebep gösterecekti. Reşit Bey, Yunan uçakları ile birkaç Türkçe bildiri düzenlettirip, Kuvayı Milliye kıtaları üzerine attırmıştı.

    (Yunan Generali Maneta Reşit Bey’e, Manisa silah deposundan Ethem’in birliklerine cephane vereceklerini söylemiş. Gediz önlerinde tekrar Refet Bey birliklerinin saldırısına maruz kalmışlar:)

    Muharebe iki gün sürdü, pek de zaruri olmadığı halde Şaphane üzerine geri çekildik. Amacımız Refet Bey’in kıtalarıyla düşmanı karşı karşıya bırakmaktı.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 167 ile 171 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1996): Gediz önlerine çekiliyorlar. Bu arada Ankara’da Mustafa Kemal Paşa, Ethem Bey’in Meclis’e gönderdiği; “-Hayret ediyorum ki, Sivas’ta Heyeti Temsiliye ve Ankara’da Millet Meclis’i sıfatıyla toplanıp, teşekkül olunalı bir seneyi geçtiği halde, bu zaman içerisinde koca Anadolu’da Milli Hareketimiz adına neden esaslı bir hareket görülmedi?  Niçin mevkiinizi güçlendirmediniz?  Anladığım şudur ki; başından beri hala durumu kavrayamadınız veyahut kişisel ve daha önemsiz şeylerle meşgul oluyorsunuz. …. Tebliğlerle, konferanslarla her şey olup bitiverecek sandınız ve aldandınız.    Ben bu kalan isyan meselesini de emriniz üzerine uhdeme (kendi sorumluluğuma) alıyorum. Ama ben bu görevi yapıp dönünceye kadar Yunan cephesinin sorumluluğunu üçünüzden biriniz kabul buyurmalısınız.” şeklindeki telgrafını propaganda unsuru olarak kullanıyor ve çok iyi sonuç alıyor. Ve Ethem Bey ‘bu telgrafı çekmekle hata ettiğimi sonradan anlamış oldum’ demiştir. Mustafa Kemal Paşa bu telgrafı göstererek, Ethem Bey’in İsyan ettiğini ve BMM’nin meşruiyetine hakaret ettiğini söylemiştir.

    (BAKKAL’IN NOTU (1996): Yunanlılar ise her iki tarafı da savaşa teşvik ediyor. Bunu Ethem Bey’de biliyor ve birlikleri Simav ve Demirciye doğru geri çekiliyorlar.

  • (Ethem Bey’in son konuşmasını yaptığının ertesi günü🙂

    “İsmet Bey Gediz’in kuzey sırtlarındaki savunma hattımız üzerine birliklerini saldırtmış, hatta top bile kullanmaya başlamıştı. Ne elimdi ki (acıydı ki), güneyimizdeki Yunan cephesinde de muharebe (harp, savaş) şiddetlenmişti. Kısacası iki ateş arasında kalmıştık.   Ben İsmet Bey’e son bir selam ve haber göndermek istedim. Saruhan Mebusu Reşat Bey (Ethem Bey’in ağabeyi) ile Binbaşı Aziz Bey’i gönderdim. “Kardeş güçler arasında dökülecek olan kanlar, iki taraf için ihanet olacağı gibi, karşımızda, durumu çok sarsılmış düşmanlarımıza fırsat ve yeniden hayat vereceğini ….  İsmet Bey’e gidip söyleyiniz. Her iki cepheden gelen yaralıları görüyorsunuz. İsmet Bey’e son selamımı söyleyiniz. İnsafa davet ediniz..” ..savunma hattıma İsmet Bey güçlerinin saldırısı şiddetlendi. .. Gidenleri dinlemek bile istememiş, Ankara’ya göndertmiş.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 161, 162) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Ethem Bey’in subaylarına son konuşması:)(1)

    “-Kuvayı Seyyareyi bu elim duruma, benim temiz kalbim ve samimi düşüncelerimle ben düşürdüm. Olağanüstü durumlar içerisinde herkesi göründüğü gibi kabul etmek hiçte doğru değilmiş. Lakin bunu, ben, pek acı bir şekilde, çok geç anladım.”

    “-Halil Bey! Sen sabah şafakla beraber Yunan savaş hattına, ben de yeni iç cepheye hareket etmeliyiz. Bunları söylerken, adeta dilim dönmüyor, gözlerimden yaşlar boşalıyordu. Halil Bey de ağlıyordu. Cephelerde, karşımızdakiler sebebiyet vermedikçe, çarpışmalardan çekinmeliyiz.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 158) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1)(1996): Ethem Bey kendisine bağlı ihtiyatların (yedek birliklerin) subaylarını toplayıp son konuşmayı yapıyor; Yunanistan ve Yunan birliklerinin durumunun tam olarak lehimize olduğu bir ortamda, Anadolu’nun iki askeri kuvvetinin birbiriyle çatışmasını talihsizlik olarak yorumluyor. Yunanistan’ın barış isteklerini Ankara’ya ileten İzzet ve Salih Paşaların tutuklanmalarına ve dinlenilmemelerine üzüldüğünü anlatıyor. Sonra;

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Ethem Bey son konuşmasında: İsteyen kalsın, isteyen silahlarını bırakıp gidebilir, serbesttir, diyor. Zor yok! Diyor. Ve Ethem Bey cepheden Kurmay Subayı Halil Bey’i çağırtıp, durum değerlendirmesi yapıyorlar.

  • BAKKAL’IN NOTU (1996): Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta yazdığına göre, Ethem’in kıstırıldığı dönemde İstanbul’dan gelen Heyet’e “ben TBMM ve Hükûmet Reisi” diyor. Onlar; “Ben Salih Paşa Bahriye Nazırı, Ben İzzet Paşa Dâhiliye Nazırı” deyince, Mustafa Kemal; “-Ben İstanbul’da bir hükûmet tanımıyorum!” diyor. Bu ihtilalin, ilk ciddi deklaresidir, tarih Kasım 1920’dir.

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 155) kitabından not olarak alınmıştır.

  • (Ethem Bey Kütahya’da iken, İsmet Paşa birliklerini öyle yerlere konuşlandırıyor ki, Kütahya’yı kuşatmak üzere. Ethem Bey cepheden Parti Pehlivan ile 100 müfreze getiriyor, İsmet Paşa’nın kuşatma ve imha etme hareketi devam ediyor. Cepheden de Yunan saldırısı haberleri geliyor. Artık sabaha Kütahya’nın sarılması ihtimali var, Ethem Bey Ankara’dan gelen arabulucu heyeti Ankara’ya geri yolluyor, ağabey Reşit Bey’de gitmek istiyor, ama onu yollamıyor. Ve Meclis’e ağır bir telgraf çekiyor;)                                                      

                   “Büyük Millet Meclisi’ne Kütahya, 29.11.1920

                Bu israflar içinde, milletin harbe devamı imkânı kalmıyor. Bir yıldan beri düzenli olarak toplantı halinde bulunduğunuz halde, …en büyük icraatınız kendi maaşlarınızı 3-4 yüz liraya çıkarmak olmuştur. Vatanın yüce yararlarını siyasetle halletmeye yetkili, devletin kurtuluşunu görüşmek için Ankara’ya kadar gelen İstanbul heyetinin tevkif edilmesi (tutuklanması) tarihte görülmemiş bir olaydır. … Herhalde aylardan beri ordu arasına sokulan fitneden haberdar edildiğiniz halde bir gizli celse ile bunları gidermeye ve engel olmaya cüret kabiliyeti gösteremediniz!…   

    Bu telgrafım bir ihanet belgesi kabul edildi.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 151 ile 153 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Ethem, Ankara birlikleri ile çarpışmaya meydan vermemek için Kütahya’yı terk edip Gediz’e gidiyor. Ve Kütahya Yunan birliklerince kuşatılıyor.

  • (Ethem Bey, hasta hasta Ankara’dan cepheye gidiyor. 3-4 Gün sonra Mustafa Kemal’den Ethem’e bir telgraf geliyor, Telgrafta İstanbul’dan gelen bir heyetin Bilecik’te karşılanması için Ankara’dan çıkacak heyete acele olarak Ethem Bey’in katılmasını istiyor. Ethem Bey de ateşler içerisinde Ankara’ya dönüyor. Mustafa Kemal Dr. Adnan (Adıvar) Bey’i getirterek, Ethem Bey’i akşam trene bininceye kadar ateşinin düşürülmesini istiyor. Bu arada Ethem Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın bakışlarından hoşlanmıyor.  Trendeki 50 silahlı muhafızın varlığı ve Eskişehir’de iki subayın Ethem Bey’e verdiği bilgiler, kendisinin Bilecekte kapana sıkıştırılacağı yönündeydi. Ethem Bey de tertibatını alıyor ve;)   

    “Amacım ve kararım kesin olarak şu idi; İstasyona süratle dönmek, Mustafa Kemal Paşa ile gerektiği şekilde görüşmek, kendisini kapana sıkıştırmak idi! (1)

    .. düşman karşısında kuvvetimi çekip düşmana fırsat vermek benim tenezzül edeceğim bir iş değildir. … açık olan şu ki, bundan sonra Mustafa Kemal Paşa ile yakın veya gizli arkadaşlarına… samimi, dost sıfatıyla bakmayacağım. Fakat bilfiil, arkadan ve düşman önünde vurulacağımız anı beklemeye karar verdim dedim.  

    İki üç gün sonra aldığım haberlerde Kâzım Bey gurup Kumandanlığından alınmıştı.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 147, 148) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1996): Mustafa Kemal Paşa bunu hissetmiş olacak ki, heyeti de Eskişehir’de bırakarak treni Bilecik’e hareket ettirmişti.   Ethem Bey Eskişehir’de kendisini güvende bulmayıp sabaha doğru hemen Kütahya’ya geçiyor.  Onun Kütahya’ya geçtiğini duyan Mustafa Kemal, Ethem’in Eskişehir’i ele geçirmesinden korkuyor ve durumu anlamak ve Ethem’i aldatmak için Köprülü’lü Kâzım (Özalp) Bey’i özel bir trenle hemen Eskişehir’den Kütahya’ya gönderiyor.  Kâzım Bey Ethem Bey’e sakın cepheyi boş bırakma, eğer bunlar sana saldırırsa iki kolordumla senin yanındayım, diyor.

  • BAKKAL’IN NOTU (1996): Bu sırada Anadolu’nun durumu iyiydi, Fransızlar Güney’de gerilemişler, Yunanistan, başarısızlığının sonucunda iç karışıklıklarla çalkalanıyordu, İngiltere savaş sonu yaralarını sarıyor, Anadolu’da iç isyanlar şiddet kullanılarak bastırılmış, Mustafa Kemal Paşa Yunan’ı yenme işini çantada keklik görüyor artık.  Ethem ve Ali Fuat Beyleri halletmenin tam zamanı!

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 140) kitabından not olarak alınmıştır.

  • “20 Kânunuevvel 1920

    İsmet Paşa’ya;

    Gereksiz ve bize haber vermeden Kuvvai Seyyare Cephesi mıntıkasına gönderdiğiniz Kaymakam İbrahim Bey’i… müfrezesi ile beraber size gönderdim.  Buna asıl sebep, Batı Ordusu Kumandanlığı adına birlikte getirdiği ve… bazı yerlere astırdığı beyannameler olmuştur. Bu bildirilerde Kuvvai Seyyareyi idare eden ellerin güvene layık olmadığı bildirilmektedir. Fesat yaratan bu bildirileri toplattım. Kuvayı Seyyareye ve bize şerefsizlik isnat eden sizin gibi bir kumandanı bundan sonra merci (makam) olarak tanımakta mazurum (tanımamam gerekir) ve sizinle ilişkimi kestiğimi bildiririm!   

    Tevfik (Ethem Bey’in kardeşi)  

    (Tevfik Bey aynı gün Ethem Bey’e de bir telgraf çekiyor:)

    … Biz karşımızdaki düşmanla mı yoksa arkamızdaki ve yanlarımızdaki kumanda mevkiine getirilenlerle mi uğraşacağız? … Bundan sonra… ele geçecek olan bu gibi fesatçıları… muhakemesiz ve kayıtsız şartsız idam ettireceğim!” 

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 136, 137) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Demirci Mehmet Efe ile Ethem Bey, Ankara’da telgrafla ve makine başında görüşüyorlar.  Efe, kendisine bir takım komplolar hazırlandığını hatta suikast hazırlandığını hissettiğini söylüyor.  Konya’ya nizami orduya kumanda etmeye çağırıldığını söylüyor ve Ethem Beye akıl danışıyor.  Ethem Bey kendisinin de aynı durumda olduğunu, düşmanı sevindirecek hareketlerden kaçınmak gerektiğini söylüyor.

  • (Ethem Bey, randevu talebi karşılanmayınca ve maiyetinden (emrindekilerden) İsmet’in, Kuvvai Seyyare mensuplarını hakir gördüğü şeklindeki bilgileri alınca, hasta yatağından kalkıp, nöbetçileri enterne ederek ve saygısızca, İsmet’in karargâhına giriyor. Ve diyor ki;)

    “- Samimiyetten eser kalmayan ve sizinle birlikte olan yaşantımıza son vermeye geldim. Maskeli ve maskesiz aleyhtarlıklardan amaç nedir? Eğer bana ve Kuvvai Seyyareye artık gerek kalmamışsa bunu açıkça söyleyiniz. Derhal bu fedakâr kuvveti dağıtmaya hazırım. ... ben sizinle açık ve ciddi görüşüyorum ve öyle cevap istiyorum.   

    İsmet Bey şu cevabı verdi; ‘-Allah şu fesatçıların cezasını versin. Güveniniz, emin olunuz, memleket savunmasında size ve kuvvetlerinize gerek kalmadığı kanaatinde değilim. …. Önce şunu söyleyeyim ki, hizmetinizle mütenasip (uyumlu) bir askeri üniforma içinde sizi görmek isterim. Rütbenin derecesini tayin (belirlemek) size ait, karar ve emri almak benim görevimdir.   Miralay Refet Bey’e gelince, İstiklâl Mahkemesine verdiğiniz evrakı (belgeyi) geri aldırınız. Ve bu mahkemenin iptaline gayret ediniz …. İsterseniz elinizi öptürürüm!’  

    -Ben rütbe meraklısı değilim… halk haklı olarak diyebilir ki; Ethem şu insafsız ve gaddarca icraatını vatanın kurtuluşundan çok, rütbe ve mevki kapmak için yapmıştır.   Güçlerimin arasında terfiye ve ödüllendirmeye layık birçok subay var. Ben bu lütufları onlara layık görürüm. … Nasıl olur anlayamadım? Mahkemede beraat etmesi olanaksız görünen bir sanık, İçişleri Bakanlığı yeterli bir hata iken, ona bir de Güney Cephesi Kumandanlığı verilmesi!    

    Ertesi günü de Ankara’ya gittim.  Ne gariptir ki Mebuslar dedikodu ile uğraşıyorlardı da bir tanesi olsun müzminleşen bu meseleyi Meclis’e getirmeyi düşünmüyordu?”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 132 ile 134 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Ethem Bey, Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ile de görüşüyor, Paşa ona cephede anlaşmazlığın arttığını ve bir an önce kuvvetlerinin başına geçmesini istiyor.

  • “İçişleri Bakanı Refet (Bele) Bey, iki buçuk aydan beri, Konya yöresinde bana karşı kıtalar hazırlıyordu.  Reşit Bey (Ethem’in ağabeyi) Mustafa Kemal Paşa’nın lehinde düşünüyor..”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 127 ile 129 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Ethem Bey, Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa’nın zaman kazanmak için sık sık heyet gönderdiklerini ve kendisinin de saflığı yüzünden bunu anlayamadığını söylüyor. İsmet Paşa’nın sözü ile davranışlarının biri birini tutmadığını da söylüyor.

  • “Birinci günü nizami kıtaların yenilmelerine sebep… Havanın kötülüğü (sis varmış) idi. Ali Fuat Paşa’nın birinci gün hemen geri çekilmesini ben de önce doğru bulmamıştım.  … Sonraları makul düşündüm ve pek te haksız olmadığına karar verdim. Çünkü Ali Fuat Paşa İnönü ve diğer öncelikli noktaları göz önünde tutmaya mecburdu. Çünkü kendisi cephe kumandanı idi. Ben ise yalnız Gediz ve civarını düşmandan geri almayı düşünen bir fırka kumandanı idim.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 121 ile 13 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Gediz’de Ethem birliklerinin elde ettiği galibiyetten sonra, Yunanistan’da Venizelos Hükûmeti düşmüş, Kral Konstantin gelmişti. 

  • BAKKAL’IN NOTU (1996): Ağustos 1920’de Mustafa Kemal Paşa’nın istememesine rağmen, İçişleri Bakanlığı’na Tokat Mebusu Nazım Bey seçilmişti. Ethem Bey de Kütahya’da ülser tedavisi görüp Ankara’ya gelmişti. Mustafa Kemal Paşa, Nazım Bey’in istifa ettirilmesi işini halletmesi için 4 Eylül 1920’de Ethem Bey’in yanına geliyor ve eğer böyle giderse istifa edebileceğini ima ediyor. Ethem Bey, bu komünist denilen Nazım Bey’i tanımıyor bile. Ama baskı yapıp istifasının sağlanmasını istiyor. Demek ki Ethem Bey o dönemde Ankara’da bile çok güçlü durumda. Hacı Şükrü Bey, Nazım Bey’e gidip Ethem Bey’in ricasını söyleyip Nazım Bey’in istifa etmesini sağlıyor. Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta Nazım Bey’in casus olduğundan bahsederek, “Bu zatın ecnebi mahfillerine casusluk ettiğine de şüphe etmiyorum Nitekim sonra İstiklâl Mahkemesi birçok gerçekleri ortaya koymuştu.” diyor. Bu ithamları Meclis kürsüsünden de yapmış ancak sonra Nazım Bey’den özür dilemişti.

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 85) kitabından not olarak alınmıştır.

  • “Gerçekten, Mustafa Kemal Paşa bir iyi niyetle de olsa, Yozgat ve Havalisi İsyanının büyümesine sebep olmuş, bunun yaratıcısı kendisi bulunmuş! Yahya Galip için doktor raporu düzenlettirmesi de telaş ve heyecanından idi, bunda da pek haksız değildi.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 70) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Yozgat’ta isyan baş gösterince halk, bu işin, Mutasarrıfın başının altından çıktığını iddia ediyor ve Ankara Valisi Yahya Galip ile Mustafa Kemal Paşa’ya bildiriyor. Yahya Galip Yozgat Mutasarrıfını almak istiyorsa da Mustafa Kemal Mutasarrıfı koruyor. İsyan bastırılınca da Ethem Bey’in kurduğu Divanı Harp işin ucunu Mustafa Kemal’e dayandırıyor ve Ankara Valisi Yahya Galip Bey’i sorgulanmak üzere çağırıyor. Mustafa Kemal Paşa, Yahya Galip’i Divanı Harbe vermek istemiyor. Ağabeyi Reşit Bey, Ethem Bey’den rica ediyor, Ethem Bey de bu işten vazgeçiyor.

  • BAKKAL’IN NOTU (1996): Cepheden Ankara’ya dönen Fevzi Paşa, 29 Haziran 1920’de Ethem Bey’e telgraf çekiyor. “Yunanlıların yakında saldırma ihtimali yoktur!” diyor. Oysa 3 Temmuz’da Yunan bütün cephelerde saldırıya geçiyor.

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 68) kitabından not olarak alınmıştır.