Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Yalnızca Türkiye’ye bağlıyım. Türkiye’yi seviyorum…..

    Türkiye’yi sorunlarıyla birlikte seviyorum.   

    Türkiye’yi iyi ve kötü zamanlarında seviyorum.   

    Türkiye’de adaletsizlikle karşılaşsam, işsiz olsam da seviyorum.  Türkiye’den ayrılmayı düşünmüyorum.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 719) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Lenin, teoride ihtilal yapmıştır. Ve ben, Türkiye’nin en büyük gereksinmesinin, teoride ihtilal yapacak olanlara olduğuna inanıyorum.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 710) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bilmemek taraf tutmaktır.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 708) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Az sayıdaki kişi veya ailenin yönetimi demek.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 689) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1964’de İlhami Soysal’ın Yön dergisinde çıkan Nazım Hikmet ile ilgili bir yazı var. İlhami Soysal Nazım’ın arkadaşı Ekber Babayef ile konuşuyor. Ekber Nazım’ın Moskova’ya gelen Türklere çok ilgi gösterdiğini belirtiyor. Bir keresinde Prof. Fahir İz başkanlığında bir heyet gelmiş. Akşam oturmuşlar, Nazım bakmış ki hemen hiç kimsenin parmağında alyans yok. “Hayrola! Artık Türkiye’de alyans takılmıyor mu?” diye soruyor. Diyorlar ki 27 Mayıs 1960 ihtilalinden devlete dolaylı yardım olsun diye verdik.   Nazım söylenenleri dalgın dalgın dinledi, sonra gözleri dolu dolu parmağındaki alyansı çıkardı Prof. Fahir İz’e uzattı; “Bunu alın, Türkiye’ye döndüğünüzde hazineye verin, ben memleketten kaçmış bir adamım ama memleketimi severim.”  Fahir Bey de heyecanlanmıştı ama çekiniyordu.   Nazım Hikmet uzattığı alyansı, bir süre önünde eğdi ve durdu. Öldüğü gün Nazım’ı bu alyansı ile birlikte gömdüler.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 682) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Yalçın Küçük, Barış Davası duruşmasında mahkeme heyetine anlatıyor; 1867 Yılında Mustafa Fazıl Paşa’nın Fransız’ca olarak kaleme aldığı ve Sultan Abdülaziz’e sunduğu dilekçe bir aydınlar dilekçesidir. Dilekçeyi yazan Namık Kemal, Ebuzziya Tevfik ise tekrar Fransızcadan Türkçeye çevirip bastırıyor. Halka elli bin adet dağıtılıyor. Bu dilekçeden örnek;)

    “… Padişahların sarayına en güç giren şey doğruluktur. Onların etrafındaki kişiler doğruları kendilerinden bile gizlerler. … Hükmetmenin lezzeti içinde ve merkezinde yaşadıklarından, halkın çektiği zahmet, yine halkın tembelliklerindendir zannederler.” (1)

    (Hoca, Barış Davası Duruşmasında, bu alıntıyı anlattıktan sonra savunmasına devam diyor:)

    “Yani 1867 yılının aydınları, zamanın devlet başkanına “bütün zulmün kaynağı sizsiniz!” diyorlar.  Ne bir soruşturma, ne yargılama, ne de suçlama!  Değerli Yargıç; Sizden, sizin için bir dileğim var. Lütfen, kalıcı olan ders kitaplarına ve tarihe geçeceği bilimsel açıdan kesin olan, bir belgeyi mahkûm eden bir yargıç olarak tarihe geçmeyiniz…. Dil insanoğlunun en büyük soyutlamasıdır ve geometri kadar kıskanç bir mantığın ürünüdür. Bu nedenle eğer dil yanlışlığı varsa, mutlaka mantık eksikliği ve maddi dayanak yokluğu var demektir.   Diktatörlüklerde vatandaş kendini diktaya beğendirme telaşında olur, demokrasilerde olmaz. Demokrasilerde devlet başkanı kendisini vatandaşlara, hele aydın vatandaşlarına kendisini beğendirmek zorundadır yoksa seçilemez.    

    Aydın olmanın diploma ile hiçbir ilgisi yok; aydın olmak için insanın aklını sürekli olarak çalıştırması gerekiyor, bunun için de inatla mücadele etmesi zorunlu oluyor.   İngilizlerin bir sözü var; “It is right or Wrong , it is our Coutnry.” diyorlar. “Doğru ya da yanlış benim ülkem. 

    Asıl ölüm, insanın, insanı insan yapan reçetelerden uzaklaştırılması, umudunu yitirmesi, inançlarını kaybetmesidir.  Asıl ölüm, insan onurunun kırılması, ulus onurunun zedelenmesidir. 

    Rejim, bize, suç işleyebilecek insanlar, suçluluğu kanıtlanabilecek yaratıklar olarak bakmıyor. Rejim, bizi, kişilik kazanmış suç olarak görüyor. Rejim bize, suç yüklü insancıklar olarak bakıyor.  Suçu değil çözümün ipuçlarını taşıyoruz.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 644 ile 647 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Mektupta; Hıristiyan azınlıkların başkaldırılarında yabancı parmağı var ama sizin hatalarınız da var diyorlar. Ve Türkiye’de sadece Hıristiyanlar değil Müslümanlarda eziliyorlar ama Hıristiyanların sahibi var Müslümanların sahibi yok diyorlar. Sürekli ezilen insanların kişiliklerinin yok olduğunu da yazıyorlar. Ezilenlere alçaklık getirir diyorlar, bu alçaklık, neticede korkaklık ve zihinlerde zayıflık getirir diyorlar.   

  • “İstiklâl Mahkemeleri için önerilen isim “Terör Mahkemeleri” imiş.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 603) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Aydınlar Dilekçesi Davasında:)

    “İhtilal düzenleri ya da askeri rejimler, genellikle birer özel mahkeme kurarlar. Savcılardan birisi askeri rejim adına suçlamalarda bulunur. Çok zaman sanık olarak getirilebilenleri değil, getirilemeyenleri de suçlar. Askeri rejim bu suçlamalardan güç alır. 

    Beni savaşa (Kıbrıs savaşına), aldığım emirden çok, Türkiye’ye bağlılığım ve bu yurda olan sevgim götürdü.  

    Ben Gazi’yim. Öncelikle siz askerlerin gözünde benim yurtseverliğim, bir başkasına göre ve bu arada Devlet Başkanı Kenan Evren’in yurtseverliğine göre, daha çok kanıtlanmıştır.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 666) kitabından birebir alınmıştır.

  • (“Aydınlar Dilekçesi” Davasında Prof. Dr. Hüsnü Göksel’in savunmasından;)

    “Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla yürürlükte olduğu bir ülkede benim gibi bir cerrahi profesörü, kanser cerrahı, kalkıp da Devlet Başkanı’na demokrasi konusunda dilekçe verse, onu mahkemeye değil, psikiyatri servisine götürürler.” “Ben burada ne “adaletinize sığınıyorum” diyorum, ne de “adaletin tecellisi deyimini kullanıyorum”  “Adaletin inşa edilmesine ortak katkımla onur duyuyorum” diyorum.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 586) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Aydınlar Dilekçesi, 15 Mayıs 1984’de Kenan Evren’e sunulmuş 21 Mayıs 1984’de de dava açılmış.  Dava devam ederken, 28 Mayıs’ta Kenan Evren bu dilekçeye imza atan 1256 kişiyi vatan hainliği ile suçlamış. Bu imzacıların 700 kişisi araştırılıp, 59 kişisi sanık oluyor, 1402 sayılı yasaya muhalefetten 3 ay ile 1 yıl arasında mahkûmiyet isteniyor. Bunlar arasında Yalçın Küçük de var.

  • “İnsan kendi köyünde peygamber olamaz. Fransız Atasözü.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 543) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Aziz Nesin’in çıkardığı “Markopaşa” Gazetesi’nin şöyle bir başlığı vardı; “Toplatılmadığı zamanlarda çıkan siyasi mizah gazetesi; Markopaşa” Markopaşa’nın ilk sayısı 26.11.1946’da çıktı. Sahibi Sabahattin Ali, tirajı 60 bini bulmuştur.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 538) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Melih Cevdet ve Oktay Rıfat, Nurullah Ataç’ı “Şiirlerini eleştirdiği” için dövmüşler. Hatta Melih Cevdet iki kere dövmüş.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 533, 534) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başkasına dürüst olabilmesi için, insanın, kendisine karşı dürüst olması gerekiyor.   Dürüstlük bir cesarettir.

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 529) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Üstünlük kompleksi ile aşağılık kompleksi her zaman birbirini tamamlıyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 473) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Türkiye’nin stratejik önemini savunmak tutuculuktur.    

    Türkiye’nin stratejik önemi, Türklerin aşağılık duygusunun bir başka anlatım biçimi oluyor.   

    Türkiye’nin stratejik önemine inanılması dış alanda tüm özgürlüklerini ortadan kaldırıyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 442 ile 449 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sevmek, bilmektir. Sevgi hem objeyi hem de süjeyi bilmektir…. Sevgi insanın kendisini bilmesinin yoludur. Hiç sevmeyen, hiç kendisini bilemez.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 429) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bitkilerin çiçek açması için suyun kesilmesi gerekiyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 400) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2008): İnsan ve hayvanlarda da bu doğal tepki var. Erkek ölmeden az önce üreme organından sıvı salgılıyor. Çoğalma veya neslin devamı bütün canlılarda tabiatın bir kuraldır.

  • “Hülyası ya da inancı olmayan kavgacı olabiliyor, kesinlikle mücadeleci olamıyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 395) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Aydında ütopya ve polisiye geleneği, bir toplumda aklın yaygınlığını ve bir yaşam biçimi olarak etkinliğini anlatıyor.    

    Ütopya, toplumsal yapıdaki düzeltilebilir bozuklukları gidermek için tasarılar hazırlamaktır.

    Komedi, insanoğlunun önlenebilir çelişkilerinin gülünçlü görüntüsünü sergilemesidir.  

    Hem komedi hem ütopya insan aklına sonsuz güven yansıtıyor. Bir yansıması, insan aklının egemenliği altındaki toplumsal yapıda bozuklukların olmayacağı, ikinci yansıması ise eğer olursa bunun kesinlikle düzeltilebileceğidir.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 376) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Ütopya Grekçe bir kelime, U yok anlamında, topya = topos = toprak anlamında, yani ütopya; olmayan toprak, olmayan ülke demek.

  • “Ceviz, yedi yıl aşağıya ve yedi yıl yukarıya büyürmüş. Cevizin yukarıya çabuk büyümesini isteyenler toprağı kazdıktan sonra fidanın köklerinin altına taş koyuyorlar….. Türk aydınının göksel bir büyümesi var, derinliği eksik. Üzerinde taş olanlar derinliğine büyüyorlar.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 395) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Çok mükemmel bir tespit. Tarihinden kopartılmış Türk insanı köksüzlüğe mahkûm edilmiş, kolay devriliyor.