Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • MADDE 11- a) Bir suç işlemekten sanık herkes; savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır. 

    b) Hiç kimse, işlendiği sırada milli veya milletlerarası hukuka göre suç oluşturmayan fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkûm edilemez. Bunun gibi, suçun işlendiği sırada uygulanan cezadan daha şiddetli bir ceza verilemez.    

    MADDE 12 – Hiç kimse özel hayatı, ailesi, meskeni veya yazışması hususunda keyfi karışmalara, şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz kalamaz. Herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korunma hakkı vardır.   

    MADDE 13 – a) Herkes herhangi bir devletin arazisi dâhilinde serbestçe seyrüsefer (gezmek) ve ikamet etmek hakkına sahiptir.  

    b) Herkes kendi memleketi de dâhil olduğu halde, herhangi bir memleketi terk etmek ve memleketine tekrar dönmek hakkına sahiptir.  

    MADDE 14 – a) Herkes zulüm karşısında başka ülkelere iltica etmek ve bu memleket tarafından mülteci muamelesi görmek hakkına sahiptir.  

    b) Bu hak adi bir cürüme veya Birleşmiş Milletleler prensip ve amaçlarına aykırı faaliyetlere gerçekten dayalı kovuşturmalar halinde ileri sürülemez.  

    MADDE 15 – a) Her ferdin bir vatandaşlığa hakkı vardır.  

    b) Hiç kimse keyfi olarak vatandaşlığından veya vatandaşlığını değiştirmek hakkından mahrum edilemez.  

    MADDE 16 – a) Evlilik çağına varan her erkek ve kadın, ırk, vatandaşlık veya din bakımından hiçbir kayıtlamaya tabi olmaksızın evlenme ve aile kurma hakkını haizdir. 

    b) Evlenme akdi ancak müstakbel eşlerin serbest ve tam rızasıyla yapılır.  

    c) Aile, cemiyetin tabii ve temel unsurudur ki cemiyet ve devlet tarafından korunmak hakkını haizdir (sahiptir).  

    MADDE 17 – a) Her fert tek başına veya başkaları ile birlikte mal ve mülk sahibi olmak hakkına haizdir.  

    b) Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum edilemez.   

    MADDE 18 –  Her şahsın fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyetini, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle açıklama hürriyetini gerektirir. 

    MADDE 19 – Her ferdin fikir ve ifade hürriyetine hakkı vardır. Bu hak, fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları söz konusu olmaksızın bilgi ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek ve yaymak hakkını gerektirir.

    Alıntı: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi – Meydan Larousse) ansiklopedisinden birebir alınmıştır.

  • MADDE 1- Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.   

    MADDE 2- a) Herkes, ırk, renk cins, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai (sosyal), köken, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu beyannamede ilan olunan bütün haklardan ve hürriyetlerden yararlanabilir. 

    b) Bundan başka, bağımsız memleket uyruğu olsun, vesayet altında bulunan, gayri muhtar (muhtar olmayan, özerk olmayan) veya sair (diğer) bir egemenlik kayıtlamasına tabi ülke uyruğu olsun, bir kişi hakkında uyruğu bulunduğu memleket veya ülkenin siyasi, hukuki veya milletlerarası statüsü bakımından hiçbir ayrılık gözetilmeyecektir.  

    MADDE 3- Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.   

    MADDE 4- Hiçbir kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti, her türlü şekliyle yasaktır.     

    MADDE 5-  Hiç kimse, işkenceye, zalimane insanlık dışı, onur kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutamaz.    

    MADDE 6 –  Herkes her nerede olursa olsun, hukuki kişiliğinin tanınması hakkına sahiptir.     

    MADDE 7 – Kanun önünde herkes eşittir ve farksız olarak kanunun eşit korumasından yararlanma hakkına sahiptir. Herkesin işbu beyannameye aykırı her türlü ayırt edici muameleye karşı ve böyle bir ayırt edici muamele için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.   

    MADDE 8 – Her şahsın, kendisine anayasa veya kanun ile tanınan haklara aykırı uygulamalara karşı fiili sonuç verecek şekilde milli mahkemelere başvuru hakkı vardır.  

    MADDE 9 –  Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonulamaz veya sürülemez.   

    MADDE 10 – Herkes haklarının, vecibelerinin veya kendisine karşı herhangi bir isnadın tespitinde, tam bir eşitlikle, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından nasfetle ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir.

    Alıntı: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi – Meydan Larousse) ansiklopedisinden birebir alınmıştır.

  • İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde bulunan haysiyetin ve bunların eşit ve devir kabul etmez haklarının tanınması hususunun, hürriyetin, adaletin ve dünya barışının temeli olmasına. İnsan haklarının tanınmaması ve hor görülmesinin, insanlık vicdanını isyana sevk eden vahşiliklere sebep olmuş bulunmasına, dehşetten ve yoksulluktan kurulmuş insanların, içinde, söz ve inanma hürriyetlerine sahip olacakları bir dünyanın kurulması en yüksek amaçları olarak ilan edilmiş bulunmasına. İnsanın istibdat ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasının esaslı bir zaruret olmasına. Birleşmiş Miletler haklarının, antlaşmada, insanın ana haklarına, insan şahsının haysiyet ve değerine, erkek ve kadınların eşitliğine olan imanlarını bir kere daha ilan etmiş olmalarına ve sosyal ilerlemeyi kolaylaştırmaya, daha geniş bir hürriyet içerisinde daha iyi hayat şartları kurmağa karar verdiklerini beyan etmiş bulunmalarına. Üye devletlerin, Birleşmiş Milletler Teşkilatı ile işbirliği ederek insan haklarına ve ana hürriyetlerine bütün dünyaca gerçekten saygı gösterilmesinin teminini taahhüt etmiş olmalarına. Bu hakların ve hürriyetlerin herkesçe aynı şekilde anlaşılmasına, yukarıdaki taahhüdün yerine getirilmesi için son derece önemli bulunmasına göre. BM Genel Kurulu,  İnsan topluluğunun bütün fertleriyle uzuvlarının bu beyannameyi daima göz önünde tutarak, öğretim ve eğitim yoluyla bu haklara ve hürriyetlere saygıyı geliştirmeye, gittikçe artan milli ve milletlerarası tedbirlerle, gerek bizzat veya devletler ahalisi gerekse bu devletlerin idaresi altındaki ülkeler ahalisi arasında, bu hakların dünyada fiilen tanınmasını ve tatbik edilmesini sağlamaya gayret etmeleri için işbu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini ilan eder.

    Alıntı: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi – Meydan Larousse) ansiklopedisinden birebir alınmıştır.

  • İnsan Hakları (The Right of Man) 1776’da ABD’de ve 1789’da Fransa’da bu haklar belgeleniyor. Uzun görüşmelerden sonra Birleşmiş Milletler Teşkilatının 10 Aralık 1948 tarihinde toplanan Paris Kongresinde kabul edildi. Teşkilata üye olan 48 devlet tasarıya olumlu oy verdi, sekiz devlet ise çekimser kaldı, bunlar; SSCB, Polonya, Yugoslavya, Çekoslovakya, Güney Afrika, Suudi Arabistan vs.

    Beyanname 1789 Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesinin büyük ölçüde etkisinde kalınarak hazırlanmıştır. Türkiye bunu 6 Nisan 1949’da kabul etti, 27 Mayıs 1949’da yürürlüğe girdi.

    Alıntı: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi – Meydan Larousse) ansiklopedisinden birebir alınmıştır.

  • Seçimler, sessizlik hatta ilgisizlik içinde cereyan etti. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının muhalefetine katılmış hatta bağımsız bir hareket, izlemiş olanlardan hiç kimseyi Halk partisi merkezi aday göstermemiş, meclis içerisinde bir muhalefetin oluşmaması için özel itina gösterilmişti.       

    Yeni Meclis 1 Kasım 1927 günü açılıyor. Halk Partisi Meclis gurubu Cumhurreisliği için aday göstermemiş. Bunun bizzat Gazi tarafından telkin edildiği söyleniyordu.

    Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Suiistimaller I – Cemal Kutay – (Ercan Matbaası 1956 Baskısı – Sf. 48) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bahriye Vekâleti kurulurken muhalefet karşı çıkıyor.

    Rauf Bey; “-Kadro masrafından başka faydası olmayan lüks tedbir olarak vasıflandırıyordu.” 

    Topçu İhsan’ın Bakanlığının üzerinden üç yıl geçiyor. Kelimenin tam anlamıyla otoriter bir idare kurulmuştu. Halk partisi koyu bir merkeziyetçiliğe doğru gidiyordu. Mutemetler adı verilen teşkilat, İttihat ve Terakki’nin murahhas (yönetim kurulu) teşkilatına benzer olarak, Halk Partisi, tasfiyeye karar verdiği selefinin teşkilatını ad değiştirerek benimsedi.

    (Eylül 1927’de İsmet Paşa Mustafa Kemal’e yolsuzluğu haber veriyor, Gazi ise;)

    “-Seçimler vardır. Bu sırada, bu çapta bir olayın ortaya atılması doğru değildir. İhsan Bey şu ana kadar güvendiğim bir arkadaşımızdır. İhsan Bey partimiz adına yine Cebelibereket’ten aday gösterilir. Meclis toplandıktan sonra Meclis Tüzüğü gereği ne ise onu mutlaka tarafsızca yerine getirirsiniz. Bu eski arkadaşımız hakkındaki zanların kesinlik derecesine varmamasını temenni ederim.”

    Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Suiistimaller – Cemal Kutay (Ercan Matbaası 1956 Baskısı – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Topçu ihsan 12 Nisan 1928 de iki yıl mahkûmiyet cezası almış. 

  • 31 Temmuz 1924 tarihli İleri gazetesi;

    “-Dün akşam Gaziantep Mebusu Kılıç Ali Bey idarehanemizde Celal Nuri (İleri) Bey’i yaralamıştır.”

    (Kılıç Ali Telefonla Celal Nuri Bey’i arıyor;)  

    “-Ben Kılıç Ali! Dâhiliye Vekilinin açıklamasını okudun mu? Okudunsa bu konudaki fikrini söyle!“

    “-Ne yapacaksınız?”

    “-Ben ne yapacağımı bilirim!  Şimdi geliyorum!”

    .. Kılıç Ali Bey yanında mebuslardan Rauf Bey bulunduğu halde matbaamıza gelmiş ve Celal Nuri Bey’le Dersim Mebusu Feridun Fikri ve Suphi Nuri Beylerin bulundukları odaya birden bire girerek, tabancasını teşhir etmiş ve ağzına gelen şetum (küfür) ve hakaretlerde bulunduktan sonra, masanın üzerinde bulunan  fincan, sigara tablası, sürahi, bardak gibi şeyleri Celal Nuri Bey’in kafasına atmaya başlamıştır….  Feridun Fikri Bey .. Kılıç Ali Bey’in ellerini tutarak olayın büsbütün faciaya dönüşmesine engel olabilmiş ise de saldırgan elindeki tabancasının dipçiği ile Celal Nuri’yi başından yaralamıştır.   

     .. dün Dâhiliye Vekili Recep Bey’in açıklaması Kılıç Ali Bey’i kızdırmış, her nedense Celal Nuri Bey’e saldırarak teskin olmak istemiştir.   

    Saldırgan dün avaz avaz;

    “-Ben hepinize göstereceğim, gazetelere, teftiş heyetine, Dâhiliye Vekili’ne, hepinize göstereceğim!” 

    Gazete devam ediyor; “Kılıç Ali Bey geçenlerde yine bir gün matbaamıza gelerek saldırıda bulunmuştur. Savcılık o günkü olay hakkında da gereken bilgiyi almıştı. Ya! Artık bu devirde böyle saldırılarla hiçbir yazarın kalemi kırılamaz, basının şeref ve haysiyeti ihlal edilemez, hak kazanılamaz.” 

    Dersim Mebusu Feridun Fikri Bey şunları söylüyor; “-Kılıç Ali Bey’i Celal Nuri Bey’e vurmaması için bütün kuvvetimle engel olmaya çalıştığım zaman hiddetinden köpürerek dişlerinin arasından çıkan boğuk bir sayha ile bana; “Seni de öldüreceğim! Seni de!” demiştir.”

    Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Suiistimaller – Cemal Kutay (Ercan Matbaası 1956 Baskısı – Sf. 31 ile 39 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Bütün bu şiddetli tavırlar, Ermenilerin geri dönen varlıklı ailelerinden büyü çapta rüşvet alınmasının dava konusu olmasından kaynaklanıyor. 23 Nisan 1924’de Meclis tatil olunca bu kötülüğün de üstü kapanmış oldu. Birkaç Genel Müdür, yüze yakın memur mağdur oldu o kadar!

  • Firari Ermenilerin yurda geri dönüşleri rüşvet karşılığı oluyor ve bu işin ucunda Dâhiliye Vekili Ferit Bey bulunuyor. … müfettişlerin verdikleri raporlar da olayı yeterli açıklıkta ortaya çıkartıyordu; Firari Ermeniler meselelerinde her şeyden önce, menfaat kastıyla nüfuz kullanılmıştı.  Polis Müdürü Sadettin Bey, daha sonra da Vali Haydar Bey görevlerinden alındılar. Tahkik Kurulu, raporlarında, Gümüş, Gerdanyan, Artin Dökmeciyan, Sebuhyan, Fesciyan, Tahtabunyan, Kozmeto olaylarında suç unsurlarını tamamen belirlemişti….   Ve Ferit Bey istifa etti, yerine Recep Peker Bey geldi. ..  Tahkikat Komisyonunun raporunda isimleri geçen Mebuslar arasında Necmettin Molla, Kılıç Ali ve Rize Mebusu Rauf Bey’de vardı.

    Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Suiistimaller I – Cemal Kutay (Ercan Matbaası 1956 Baskısı – Sf. 21 ile 25 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Bu Rauf, Rauf Orbay Paşa değil, Deli Halit Paşa’yı öldüren Rauf.

    BAKKAL’IN YORUMU (1996): Çok büyük yolsuzluklar yapılmış. Tarihçi Cemal Kutay’ın tehcire maruz kalmış Ermenilere firari demesi, o yapılmış olan yolsuzlukların hepsinden daha kalıcı bir kötülüktür.

  • O yılların suiistimale müsait olan tek konusu da mübadele, iskân, muhacir ve firarilere ait emlak ile Hanedandan kalan mülkler, saraylardaki eşya, Milli Emlak satış işleridir.

    Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Suiistimaller I – Cemal Kutay (Ercan Matbaası 1956 Baskısı – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): 1920 ile 1956 arasında Yüce Divan üç kere toplanıyor. Birincisi Bahriye Vekili Topçu İhsan Eryavuz, diğerleri Ticaret Bakanı Ali Cenani ve Gümrük ve Tekel bakanı Suat Hayri Ürgüplü.

    Alıntı; Cumhuriyet Devrinde Suiistimaller I – Cemal Kutay (Ercan Matbaası 1956 Baskısı – Sf. 5) kitabından not alınmıştır.

  • 23 Aralık günü Ankara’dan hareket eden heyet (Ethem Bey ile Mustafa Kemal arasında arabuluculuk yapmaya giden heyet) Reşit Bey, Celal (Bayar) Bey, Kılıç Ali Bey, Eyüp Sabri Bey ve Vehbi Bey, bu heyet 26 /27 Aralık gecesi Mustafa Kemal’e telgraf çekiyor;

    “1- Emniyet tedbiri alındığına şüphe yoktur. Fakat durumları tamamıyla savunmaya yöneliktir. Kendilerine karşı tutulan kuvvetler ve yeni icat edilen karakollar, kendi yerlerine çekildikleri takdirde bu hareketlerden vazgeçeceklerdir. 

    2-Düşmanca hareketlerle karşılaşmadıkça memleketin yarınki selameti için .. her türlü fiili hareketleri sakınacaklarını … temin etmişlerdir.”   

    Mustafa Kemal aldığı bu telgraf üzerine Kütahya’ya giden heyetin, Çerkez Ethem tarafından tevkif edilmiş olduğuna artık kesin olarak kanaat getirdi.

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 122, 123) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Oysa bu heyet Ankara’ya gayet rahat dönüyor. Hatta dönüşte Sabuncupınar istasyonunda İsmet ile görüşüp Çerkez Ethem birlikleri hakkında bilgi verip, İsmet’i teşvik ediyorlar. Ve 29 Aralıkta İsmet saldırıya geçiyor, 5 Ocak 1921’de Çerkez Ethem birlikleri Yunan Ordusuna teslim oluyor, 6 Ocak’ta Yunan Genel saldırısı başlıyor. Çok ağır yenilgilerle, Afyon Meydan Muharebesi yenilgisi ile ta Polatlı’ya kadar Yunan İşgali ortaya çıkıyor.

  • 5 Kasım 1920 Yer Bilecik istasyonu, Mustafa Kemal İstanbul’dan gelen İzzet ve Salih Paşalara kendisini tanıtıyor; “Ben, TBMM ve Hükûmeti Reisi Mustafa Kemal!”  Sonra kendilerine sordu; “-Kimlerle müşerref oluyorum?”  İzzet Paşa tanıştırmaya başlayınca, Mustafa Kemal; “-İstanbul’da bir Hükûmet bulunduğunu kabul etmiyorum. Sizi de o Hükûmetin bakanları olarak tanımıyorum!”  Sonra sıfatlar söz konusu olmadan konuşmalar yapıldı.  6 Aralıkta Ankara’ya geliniyor ve Mustafa Kemal bir resmi tebliğ yayınlayarak, heyetin; “-..memleket yararına ve selametine yarayacak işlerde çalışmak amacıyla, milli hükümete katıldıkları..” ilan ediliyordu.

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 107) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsmet Paşa Garp Cephesi Kumandanı olarak görevine başlamıştı, 10 Kasım 1920. Ve üç gün sonra Mustafa Kemal’e telgrafla şöyle söylüyordu;

    “-Ethem Bey’in Ali Fuat Paşa Hazretleri ile Rusya’ya gideceği şayiası cephe muhitinde ve geride bulunan halk arasında kötü bir fikre yorulmaktadır. Bu gibi kişilerin çevremizden uzaklaştırılması, zatı devletinizin diktatörlük ilan edeceğiniz zannını uyandırmıştır.”

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 93) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yeni Tevfik Paşa kabinesi kuruluyor. İstanbul hükümetinin yeni Posta ve Telgraf Umum Müdürü Orhan Şemsettin imzası ile Kastamonu Posta ve Telgraf Müdürlüğüne gelen bir telgrafta; Anadolu ile İstanbul arasında telgraf muhaberelerine bir an önce başlanması emrediliyordu. Mustafa Kemal bu emrin tanınmamasını, İstanbul’la temastan kaçınılmasını ve telgraf telleri tamir etmek bahanesi ile gelen olursa, hemen tevkif olunmasını bir tamim ile bütün ilgililere bildirdi. Sonra da Dâhiliye Nazırı İzzet Paşa’ya şu cevabı gönderdi;

    “-Zatı Devletiniz ve Salih Paşa Hazretleri’nin içinde olması gereken kurul ile en kolay ve en çabuk şekilde birlikte buluşmak mümkündür. Aralık Ayının ikisine kadar Bilecik’te buluşmak üzere … seyahatin mümkün olduğunca gürültüsüzce yapılması, hatıra (hatırlatma) kabilinden arz olunur.” 

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 92, 93) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): 5 Aralık 1920’de ilk görüşme yapıldı ve Mustafa Kemal bu iki Bakan’ı rehin aldı. O sırada Çerkez Ethem ile meşgullerdi ve Yunan birlikleri de ilerliyordu.

  • (Büyük Yunan saldırısının olduğu günler)

    Kılıç Ali Anlatıyor; “Mustafa Kemal ayakta pencerenin kenarında, eliyle işaret ederek, Etlik eteklerinden şehire doğru, aşağıya inen kuvveti gösterdi. Dürbün olmadığı için kuvvetin mahiyeti ve miktarını belirlemek güçtü. Meclis’i heyecana düşürmeden, Genelkurmay’daki müfrezemi alarak asileri daha eteklerden aşağı inmeden önlememi emretti .. .. Kuvvet dediğimiz topluluk meğerse Ankara halkının otlaktan geri gelen sığırları değil miymiş?”

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN YORUMU (1995): Hüseyin Deveci, bir gün Mustafa Kemal’in sofrasında İsmet Paşa’yı o kadar övüyor ki Ali Fuat Paşa hiddetinden piyanoya yumruk atıp kapağını kırıyor.

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 59) kitabından notlar alınmıştır.

  • Düzce, Tokat-Zile, Boğazlayan, Konya Yozgat Çapanoğlu vs. isyanları. Yozgat isyanının bastırılması sırasında 23 – 24 Haziran 1920’de Yozgat halkı top mermileri altında ölüyor. Yozgat’ı kuşatan milli birlikler şehir halkını Çapanoğullarından ayırabilecek durumda değildiler. Asilerin teslim olmadığını gören Milli Kuvvetler nihayet top da kullanmaya başlamışlardı.  Gülleler şehrin üzerinde, her patlayışta büyük yangın çıkıyor, ateşler içinde kalan çoluk çocuğun feryadı göklere yükseliyordu. Güneş doğarken, asi Yozgat artık her tarafından dumanlar tüten kanlı bir harabeden başka bir şey değildi.

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 45, 46) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Oysa Çapanoğlu şehirden çıkmış, kaçmış ve Mecitözü’nde 8 saatlik bir çatışmadan sonra bozguna uğramış adamlarının her biri bir tarafa dağılmıştı. Dolayısı ile Yozgat halkı boşu boşuna ölmüştü!  Bu operasyon büyük bir kısmı Çerkez halkından olan isyancılara korku vermek için yapılmıştır.

  • 1- Allah’ın izniyle Nisan 23’üncü Cuma günü, Cuma namazından sonra, BMM açılacaktır.  

    2- Vatanın istiklâli, hilafet saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati bir görevi yapacak olan BMM’nin açılış gününü Cuma’ya tesadüf ettirmekle bu günün uğurundan ve bütün mebuslarla birlikte Hacı Bayram Camiinde Cuma namazı da kılınarak Kur’an’ın nurlarından ve namazdan istifade edilecektir. Namazdan sonra Lihyei saadet (Peygamberin sakalı) ve mukaddes sancak alınarak özel daireye gidilecektir. Özel idareye gitmeden önce bir dua okunacak ve kurbanlar kesilecektir.” 

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • 2 Haziran 1920’de İstanbul’da Damat Ferit’e suikast tertibi yapıldı. İstanbul gazetelerine verilen bilgiye göre suikastı Ankara’da Mustafa Kemal ve Bursa’da Ali Fuat Paşalar tertip etmişlerdir. Hatta Mustafa Kemal, Dramalı Rıza ve Yüzbaşı Halil’i birlikte yanına kabul ederek;

    “-Bu bir cinayet değil bir vatan görevidir. Bu vatan hizmetine bir nişane olmak üzere, size kendi tabancamı veriyorum!” dedikten sonra, arka cebinden çıkardığı tabancayı kendilerine vermiş.  İddiaya göre; Mustafa Kemal, fedai olarak çete reisi Dramalı Rıza, Deniz Yüzbaşılarından Halil İbrahim’i bu işle görevlendiriyor. Bunlar yanlarına İsmail ve Hasan adında iki yardımcı da alarak, uygulamaya zaman bulamadan … suçüstü yakalanıyorlar ve Nemrut Mustafa’nın Divanı Harbi’ne teslim ediliyorlar.

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • 5 Recep (Nisan) 1920 Padişah Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya hitaben Hattı Hümayun yayınlıyor;

    “-Ateşkesin imzalanmasından beri, derece derece iyiliğe doğru yaklaşan siyasi durumumuzu milliyet adı altında çıkarılan karışıklıklar çok kötü bir duruma getirmiş ve buna karşı, şimdiye kadar alınmasına çalışılan barışçıl tedbirler faydasız kalmıştır.”  Ali Kemal bu fetva ve fermandan sonra 18 Nisan’da yazdığı yazıda; “.. artık pek çok yerlerde bağrı yanık halkın bu serserileri sopa ile kovalayacağına eminim.”

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Bu yazdığına nazire olarak, Sakallı Nurettin Paşa Ali Kemal’i halka sopalarla dövdürerek öldürtüyor. Öldürülmesi, bir insanlık ayıbı oluyor.