Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • BAKKAL’IN YORUMU (1995): Mustafa Kemal Olağanüstü yetkiye sahip bir meclis toplamak istiyor. Kanunu Esasi (Anayasa) buna müsaade etmiyor. 19 Mart 1920’de Ankara’da Meclis toplama faaliyeti başladı. Konya, Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Dersim, Meclis’in Ankara’da toplanmasını istemediler. Ve Düzce – Hendek – Gerede’de ilk Çerkez isyanı patladı. Nallıhan – Beypazarı çalkalanıyor.  Çerkez Aznavur Bursa’yı aldı. Samsun’da bazı subaylar Padişahtan yana tavır koydular.

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (hadise yayınları 1955 – Sf. 22 ile 24 arası) kitabından notlar alınmıştır

  • (Ali Kemal, Kemal Paşa karşıtı, Boris Johnson’un dedesi, Lale Kemal’in babası, 1922’de Sakallı Nurettin Paşa tarafından feci şekilde öldürülen gazeteci. 17 Mart 1920 Peyamı sabah Gazetesinde yazıyor:)

    “Ne oldu ise bize oldu!  Biz aylardan beri bu hazin sonucu şu naçiz (aciz) idrakimizle keşfediyor, bütün vatandaşları seçimlere davet ediyorduk. Düşüncelerimiz kuru bir vehime dayandırılıyordu.” 

    19 Mart 1920 Peyamı Sabah’ta Ali Kemal’in yazısı;

    “Hâlâ Kuvayı Milliye hesabına bilir bilmez çalışan, hala durumun kötülüğünü takdir edemeyen … bir hükümete yol vermek gerekir… daha dün Kara Vasıflarla, Rauflarla bütün o suçlularla gizli gizli görüşmelerden baş kaldıramayan bir heyet şu dakikalarda nasıl Babı Ali’de olabilir? Anlamayız! (yeni iş başına gelen Salih Paşa Kabinesinden bahsediyor)” 

    “O kutsal seçimlerin yapılış biçiminden, bütün garip görüşmelerden, o gizli toplantılardan, bu işin böyle bir sonla biteceği pek belli idi.” diyor.

    Yine Ali Kemal 13 Nisan 1920’de Peyamı Sabah’ta;

    “Sergerdelerin (başıbozukların, isyancıların) Milliyetleri;  Mustafa Kemal’in hırsından, iştihasından, zevkinden başka düşünce bilmez bir Selanik Yadigârı olduğunu öğrenmeyen kalmadı. Ali Fuat Paşa’nın büyük babası dönme Mehmet Ali Paşa’dır (1) ki aslen Almandır. Ne o dönmelik ne de Almanlık insan için bir kusur sayılmaz. Biliriz… Mehmet Ali Paşa mükemmel bir kişiymiş. Fakat bu kişinin hafiti (torunu) bir Türk kahramanı durumunu takınır neslini gizlerse o zaman hissiyatını (duygularını), hakikati gizlemiş ve günah işlemiş olur.”

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 16 ile 20 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Polonya milliyetçisi, Yahudi Borjenski Paşa. Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’ın büyük babasıdır.

  • BAKKAL’IN NOTUU (1995): 10 Mart’ta (1920) Rauf Bey, Mustafa Kemal’e bir telgraf çekerek; İngiltere’den bir emir geldi, İstanbul’daki Kuvayı Milliye Reislerinin tevkif edilmeleri emredilmekte imiş, diyordu. Bu emir aynı gün İngiltere’nin İstanbul temsilcileri tarafından Rauf Bey’e bildiriliyor. Hatta Mustafa Kemal’e de bildiriliyor. Rauf ve Kara Vasıf Beyler, İstanbul’un işgalinden sonra rahatlıkla Anadolu’ya kaçabilecekleri halde adeta İngilizlere teslim oluyorlar.

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 14, 15) kitabından notlar alınmıştır. 

  • 11 Mart 1920’de Mustafa Kemal, İstanbul’daki Rauf Bey’e telgrafla;

     “-Dün akşam Ankara’da Fransız Mümessili Yzb. Buvaro’nun tercümanı olup, öteden beri bize gizli ihbarlarda bulunan bir zat, Ankara İngiltere Mümessili Vitol’un aldığı bir emir üzere İstanbul’a hareket edeceğini bildirdi.”

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Trakya’da sadece bir Kolordu var ama Yunan Konstantinopolis’i karadan işgal etmeyip de denizden gelerek İzmir’i işgal ediyor. Bu sırada Trakya’daki 1. Kolordunun Kumandanı Cafer Tayyar Paşa İstanbul’a bağlı.) 

    Cafer Tayyar Bey, 1920 yılı Nisan ayı ortalarında İstanbul’a gelerek Damat Ferit Paşa’nın İçişleri bakanı Reşit Bey’den talimat alıyor. 23 Nisan 1920 tarihli Peyamı Sabah Gazetesi’nde yayınlanan demecinde; “-Edirne’de hiçbir vukuat yoktur. Herkes geleceği bekliyor. Ben askerim siyasetten anlamam. Buraya gelmem de bazı dedikodulara sebep olmuş. Hâlbuki ben kumandanım hükümetten emir alır ve izinle gelirim.”

    (Mustafa Kemal, Trakya’da Silahlı Seyyar Müfrezeler kurması için 3 Ocak 1920’de Cafer Tayyar Paşa’ya yazıyor. Paşa bunu önemsemiyor. Kara Vasıf Bey, Mustafa Kemal’e Cafer Tayyar Paşa’nın Trakya’daki tutumundan çok şikâyet ediyor. Şöyle diyor;)

    “-…Kendisinden ihtilal ve savaş ile vatan savunması amacını beklediğimiz Trakya bir şey yapamadı. Kör olası Cafer Tayyar yalnız bunları serbest bıraksın, gölge etmesin başka ihsan istemeyiz.”

    Kara Vasıf Mart 1920’de Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı mektupta Paşa’ya biraz da gönül koyuyor.

    “-Sert ve tekdir ile karışık sözlerden son derece rahatsız olurum. Fakat bu beni çalışmaktan alıkoymaz ve beni muhalefete yöneltmez. Ama arada şahsiyat meselesi elbette doğurabilir. Buna dikkatinizi çeker ve bir gerçek meydana çıkmadan ve benim neler çektiğimi takdir etmeden, girişimlerde bulunmanızı pozisyonunuzdan umulan ve hiç ihmal edilmeyecek olan, nezaket ve itidalin icabı olduğunu …” Vasıf.

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Kara Vasıf, Kemal Paşa’ya yazdığı yazıda, Topçu İhsan ve Baytar Rasim’i ihtilalci örgütlenme için Trakya’ya göndereceğiz diyor. Bari bunlara karışmasa diyor. Kara Vasıf ve Baytar Rasim İzmir suikastı davasında idam edildiler. Topçu İhsan ise yolsuzluktan 15 yıl hapis yedi. Cafer Tayyar eceliyle öldü.

  • BAKKAL’IN YORUMU (1995): Çok ilginç bir durum; Kemal Paşa son Osmanlı Meclisi Mebusan’ı seçimlerinde Erzurum Mebusu olmuş.  Osmanlı Devleti seçim yapıyor, asi olarak ilan ettiği, hakkında yakalanma fermanı yayınladığı kişi, Erzurum tarafından mebus seçiliyor, bunu engellemiyor. Hatta Mustafa Kemal Paşa o Meclis’e Başkan olmak istiyor.

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 9) kitabından birebir alınmıştır.

  • Saray’da Mustafa Kemal’in güvendiği bir kişi, kendisini ziyaret eden Rauf Bey’e, yeni Hükümeti kimin kurmasının uygun olacağını sormuş. Rauf Bey de; durumu hem saltanat hem de devlet ve millet lehine çevirebilecek kişinin ancak Mustafa Kemal’den ibaret olduğunu söylemekle beraber, şu sırada İstanbul’a gelmesi mümkün olamayacağından, İzzet Paşa’nın iktidara gelmesi uygun olacaktır diyor.

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 9) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Ferit Paşa’nın Baltalimanı’ndaki yalısında Sabah Gazetesinden Ali Kemal ve Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ali Paşa’nın katılımı ile gizli toplantılar yapılmaktadır Mehmet Ali Paşa, Mustafa Kemal’in Anadolu görevini ayarlayan ve finansman sorununu çözen bir Paşa. İngiliz Paşası Frewe ile Ali Kemal’in evinde, Ali Kemal ile baş başa konuşmalar olmaktadır..  

  • 10 Mart 1920 işgale 6 gün var ve Mustafa Kemal İstanbul’daki millicilere telgraf çekiyor; “İngiliz mümessili (temsilcisi) olarak Ankara’da bulunan Vitol, dün buradan ağır eşyasını da alarak, trene binip gitmiştir. Hükmetmek lâzımdır ki olağanüstü olayların öncesindeyiz. … icabında sürat ve emniyetle Anadolu ya geçmek için şimdiden tertibat almış olmaları gerekir.” diyor.

    (Aynı günlerde Yunanlılar Ege’de hatta Trakya’da hareketleniyor.)

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar II – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 5) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Kemal Paşa, yakında Ali Rıza Paşa kabinesinin değişeceği haberini alır ve tepkisi serttir.) 

    Mustafa Kemal aldığı bu haberler üzerine Harbiye Bakanı Cemal Paşa’ya. Sadrazamın hiçbir sebep ve bahane ile makamını terk etmemesini tavsiye ediyor, aksi halde bütün memleketin İstanbul’la ilişiğini yeniden keseceğini bildiriyor.

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar I – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 88) kitabından birebir alınmıştır.

  • İngilizler önce Merzifon’u daha sonra Samsun’u boşaltıp gitmişlerdi. Sivas halkı bu nedenle şehirde fener alayları düzenleyerek sevinç gösterilerinde bulunmuşlardı. 

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar I – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 74, 75) kitabından birebir alınmıştır.

  • (12 Eylül 1919’dan ihtilal eylemi olan İstanbul ile telgraf haberleşmesini kesme işinden sonra Ali Rıza Paşa kabinesi iş başına geliyor. Kemal Paşa bu sefer de Ali Rıza Paşa’ya muhtıra veriyor;)

    “1- Memlekette asayiş bulunduğunun ve milli emellerin haklı ve meşru olduğunun resmi bir bildiri ile ilanı.   

    2- Ferit Paşa Hükümetinin haince hareketlerine alet olan yüksek memurlarının mahkemeye verilmesi ,…. bazı eski valilerin memleket hizmetinde kullanılmaması.   

    3- Haksız yere emekliye ayrılmış olan memurların eski görevlerine alınması, önemli askeri makamların ehliyetli ellere verilmesi.    

    4- Eski bakanlardan Ali Kemalî ve Adil Beylerle Süleyman Şefik Paşa’nın Millet Meclisi açıldıktan sonra Yüce Divana verilmek üzere hiçbir tarafa kaçmalarına meydan verilmemesi. Posta Ve Telgraf Umum Müdürü Refik Halit (Karay) Bey’in derhal tevkifi ile ilgili mahkemeye yollanması.   

    5- Milli Harekete katılanlar aleyhinde yapılan takibat ve baskılara son verilmesi.  

    6- Gazetelerin yabancı sansürden kurtarılması.”

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar I – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mustafa Kemal İzmit Mutasarrıfı Suat Bey’i makine başına çağırıp sorguluyor. Verdiğimiz emirleri uyguluyor musun? Diyor. Cevap ilginç;) 

    “-Tebligatı aldım. Memlekette bir karışıklık çıkmaması için, elimden geleni yapıyorum. Ancak, halkı da serbest olarak dinlemeye karar verdim. Temsil Heyetinden açıklama istiyorlar ve “Acaba İttihat ve Terakki hükümetini eski şekli ile diriltmek söz konusu mudur?” diye soruyorlar.   Ben ise tarafsız bir adamım. Her şeyden önce, asayişin korunması ile görevliyim. Bundan dolayı, sonucu, şekli belli olmayan bir maceraya başkalarını yöneltmeyi doğru bulmuyorum…”   

    Mustafa Kemal; “-İzmit’in muhterem halkını, milletin meşru (haklı) hareketinde serbest bırakmak üzere derhal mevkiinizi terk ile İstanbul’a hareket ediniz.”

    İzmit Mutasarrıfı; “-Efendim! Fikirlerimi iyice ifade edemedim, kulunuzu lütfen itidal (soğukkanlılıkla, ılımlılıkla) ile dinleyiniz!” 

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar I – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 59, 60) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Konya Valisi Cemal Bardakçı’nın hal’i işinde Refet Paşa gönderiliyor:)

    Refet Bey’in Konya – Sivas yolu üzerinde Mustafa Kemal’e bir telgraf çektiği görülüyor. Başarı sağlanması için kendisine 2. Ordu Müfettişliğinin verilmesini istiyor.    Atatürk hayretler içinde “Nasıl olur? Refet Bey benim hiçbir resmi sıfatım olmadığını bilmiyor mu?”  diyor. 

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar I – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 57, 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • 12 Eylül 1919 günü sabahı, Sadrazam’a şu telgraf çekildi;

    “-Hükümet, milletin sevgili Padişahına olan maruzat (sunum) ve bağlantısını keserek haince hareketinde devam ettiğinden, millet; meşru bir hükûmet heyeti iktidara gelinceye kadar merkezi hükümetle idari ilişkilerini ve İstanbul’la telgraf ve posta haberleşmesini kesmeye karar vermiştir.”

    (Karabekir’in Kemal Paşa’ya telgrafı:) (1)

    “Verdiğim açık talimata rağmen, Halit Bey’in askeri kıyafetle gelip Valiyi tevkif etmesi, dillere destan olmuştur.” diyor. O sıralarda devir için çıkmış bulunan Ankara Valisi Muhittin Paşa da Çorum’a geldiği sırada, Mustafa Kemal tarafından Ankara Kolordu Kumandanına verilen bir emirle, ansızın tevkif edilerek palas pandıras Sivas’a sevk olunuyor.  

    Dersim Mutasarrıflığına tayin edilen Osman Nuri Bey, görevine gitmek üzere Sivas’a geldiği gün orada alıkonuluyor. Çorum Mutasarrıfı Samih Fethi Bey’de o sıralarda Mustafa Kemal tarafından davet edilerek bir güzel haşlandıktan sonra İstanbul’a iade edilen şanssız idare adamlarındandır.   Kastamonu’da Vali olan İbrahim Bey çareyi İstanbul’a kaçmakta buluyor, kurtuluyor. Ama Yerine gelen Valinin 16 Eylülde İnebolu’ya varmış bulunduğunu haber alan Mustafa Kemal kendisinin derhal tevkif edilmesini emretti. Bu emri… Kastamonu’da bulunan Miralay (Albay) Osman Bey yerine getirecekti, fakat Vali vekili ve Jandarma komutanı Emin Bey tarafından bir punduna getirilerek evinde tevkif edildi. Subayların müdahalesinden kurtulmuş oldu. Sonra da Vali ekibi ile Jandarma Kumandanını yakalatarak deliğe tıktırmıştır. Mustafa Kemal Osman Bey’e derhal şu emri verdi; “-Bizzat Vali vekilliğini üstleniniz. Size yetki veriyorum, silah kullanmakta tereddüt etmeyiniz!” 

    Alıntı: Atatürk’e Kafa Tutanlar I – Selahattin Güngör (Hadise Yayınları 1955 – Sf. 55, 56) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): İdari yönetime müdahaleler de başlıyor. Bu karara karşı çıkanlar da var, Sivas Müdafai Hukuk Cemiyeti Merkez heyeti “-Memlekette geçici bir idare kurulacağı anlaşılıyor. Bu ise Cemiyet tüzüğüne aykırıdır” deniliyor. Trabzon Valisi Ali Galip Bey, Yarbay Halit tarafından usulünce enterne ediliyor, Karabekir Paşa bundan hoşlanmıyor 17 Ekim 1919’da Mustafa Kemal’e sıkıntısını yazıyor:

  • Atatürk bir akşam misafirleriyle poker oynarken, İzmir’in tanınmış tütüncülerinden birinin şikayeti üzerine, pokeri bırakıp yanındakilerle beraber geç vakit İsmet Paşa’nın evine gitmiş ve;

    “-İsmet! Bak! İzmir’de biri, kanunsuz bir takım tagallüpler (galip gelmeler, zorla galip gelmeler) tahakkümler (baskılar) yaparak tüccarlara zarar veriyor, piyasayı ürkütüyor ve yaptığı baskı ile kimseye iş gördürmüyormuş. Kimdir bu adam, araştır ve bu iş ile bizzat ilgilen!” diye meseleyi açtıktan sonra, adını da söyleyerek; “-Bu adam seni de beni de zor duruma sokuyor. Bu işi düzeltmeyi bana bırakma. Sen hallet! Yoksa bana bırakırsan çok kötü yaparım!“

     … bir gece de, yine böyle duyduğu bir olaya fena halde sinirlenmiş bir vaziyette evine gittiği İsmet Paşa’yı uyandırarak; 

    “-Baksana! Meclis Muhtelit (karma) Komisyonunda soruşturması yapılan Ali Cenani’nin Adapazarı Araba Fabrikası meselesinde de kardeşinin adı geçmiş.  Komisyon Başkanı Yunus Nadi; artık bu adamdan bıktık, bir zaman önce Yüce Divan’a verilen Bahriye Bakanı Topçu İhsan’ın Yavuz- Havuz meselesinde de ismi geçmişti. Hangi taşı kaldırsak altından çıkıyor. Ne yapmalı?” diye şikâyet ediyor. Nedir bu, neler yapıyor? Deyince, İsmet Paşa da;

    “-Merak etmeyin, bu sefer belini kıracağım!” cevabını vermiş. Atatürk de;

    “-Vallahi İsmet eğer sen onun belini kırmazsan, ben senin belini kırmağa mecbur kalacağım!” diyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 52, 53) kitabından birebir alınmıştır.

  • (17 Eylül 1933 Dolmabahçe Sarayında, sofrada, Maarif Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, ödeneklerden bahsediyor, Kemal Paşa İsmet Paşa’nın dalkavuğu olan bu Bakan’a fena kızıyor:)

    “-..Bütçe darlığı bütün bakanlıklar için aynıdır. Anlaşılıyor ki, kusur sizdedir. Bugünkü şartlar altında siz bu işi yürütemezsiniz. İstifa ediniz. Yerinize kimi tavsiye edersiniz?” 

    Esat Bey afallıyor. Esat Bey’i sofradan kaldırarak yandaki odaya götürmüş, bu günün şartlarına göre, Maarif Bakanlığını en iyi idare edebileceğine kanaat getirdiği mebus arkadaşlarından bir genci ileri sürerek, onun tavsiye edilmesini telkin etmişti. Tekrar salona dönüp te sofraya oturunca Esat Bey’e sormuştu;

    “-Her halde düşündünüz! Lütfen kararınızı söyleyiniz. Kimi tavsiye ediyorsunuz?”   

    Derhal ayağa kalkan Esat Bey, Aydın Mebusu Dr. Reşit Galip Bey’i göstererek; “-İşte!” demiştir. Mustafa Kemal ise;

    “-Bravo! İsabet ettiniz! Ben de tasvip ediyorum (onaylıyorum)” demişti.  

      Bu olaydan önce Reşit Galip İsmet Paşa’ya ağır sözler sarf etmiştir. Bir gün Mustafa Kemal’in sofrasında Esat Bey’e (O zamanın maarif Vekili Mahmut Esat Bozkurt’a) 

    “-Softa zihniyetli adam! Maarifi berbat ediyorsun!” dedikten sonra, Atatürk’e hitaben;

    “-Paşa’m! Maarifi ve gençliği bu softa zihniyetli adamların pençesinden senden başkası kurtaramaz!”  diyor.  Konuyu dağıtmak isteyen Atatürk’ün ihtarına rağmen;

    “-Susmuyorum! Bu sofra millet sofrasıdır! Söyleyeceğim!”  tarzındaki cüretkârlığı karşısında, Atatürk;

    “-O halde ben gidiyorum!” diye gidişi, Reşit Galip Bey’i uzun zaman menkup (gözden düşmüş) durumuna düşürmüştü.  Son günlerde Atatürk’ün affına mazhar oluyor, Maarif Vekili oluyor. İsmet Paşa Reşit Galip’in, kendisini uyuklayarak iş görmekte olmakla itham edişini unutamamıştı.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 44 ile 47 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mustafa Kemal poker oynamak için Anadolu Kulübüne giderken İsmet Paşa ile karşılaşıyor ve aralarında ilginç diyaloglar geçiyor.)

    Gazi, İsmet’e “-Yorgunum! ” deyince, İsmet;

    “- Vah, vah! İşlerle bizzat meşgul oluşunuz, rahatça içmenize engel olacak derecede yoruyor demek.”  cevabını veriyor. Mustafa Kemal bu cevaptan, “Bensiz yapamazsın.” anlamını çıkararak alınıyor. Ve Kulüpte kalmadan İsmet Paşa’yı da alıp Çankaya’ya götürüyor. Sofra derhal kuruluyor. İsmet Paşa’ya dönüyor;

    “-Lütfen ayağa kalkıp, biraz önce asansörde bana söylediğin sözü izah eder misin?” diyor.

    İsmet Paşa’nın birden bire rengi atıyor, ne diyeceğini bilemiyor, kekeliyor;   

    “-Sayın Büyük Şefim! Görevden af buyrulmam suretiyle devlet işlerinin yüklendiği,..” derken Atatürk;

    “-Bunların bana söylediklerinle bir ilgisi yoktur, ne demek istediğini biliyorum. Boş laflar! Sözlerine dikkat et! Her şey olabilir fakat ben varım Ben! Anladın mı?” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 42) kitabından birebir alınmıştır.

  • (İsmet Başvekâletten ayrılmış bir kenarda oturuyor. Ankara’da maç seyretmek için stada gidiyor. Çıkışta halk coşkun bir biçimde “Yaşa!” diye sevgi gösterisinde bulunuyor. Kemal Paşa’nın adamı Salih Bozok bu tezahüratı önemsiyor ve konuyu Meclis’e getiriyor:) 

    “-Efendim! İsmet Paşa, önceki gün stadyumda kendisini halka alkışlatmış. Bu ne demektir? Bundan amaç nedir? Bizzat İsmet Paşa’dan bu hususta hemen açıklama istiyorum!” 

    İsmet Paşa bitkin bir durumda kürsüye çıkıyor;  

    (Milli Şef İsmet Paşa, çok korkmuş, kendisini çok küçük düşürücü bir konuşma yapıyor:) 

    “-Ben bir hiç’im!  Atatürk benim elimden tuttu, en yüksek makama çıkarttı. Çoluk çocuğumla bugün bir lokma ekmek yiyorsak, yine onun sayesindedir. O benim velinimetimdir. Görüyorsunuz ki bugün yine bir hiç’im. Vallahi, billahi bu işte benim hiçbir kastım ve haberim yoktur. Ayağım kırılsaydı da stadyuma gitmeseydim. Bir daha gitmem de. Atatürk emretsin, çoluğumu çocuğumu alayım, memleketin en ücra yerine gideyim. Ad ve nişanımı sileyim, ortadan kaybolayım.” diyor ve yine tir tir titreyerek kürsüden inip gidiyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 40, 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • 20 Eylül akşamı, Dolmabahçe’de, Tarih Kurultayı üyeleri, Fuat Köprülü, Hasan Reşid, Ali Canip, Necmi Dilmen vs. huzurunda;

    “-İsmet bana isyan etti! Evet, isyan etti. Ben de kendisine, sen hastasın, izin veriyorum biraz istirahat et dedim. Heybeli’ye gönderdim.” 21 Eylül gecesi, yemekte Celal Bayar’ da var.  

    “-Ben bu İsmet’i 25 senedir yola getiremedim. O kadar kararsız, mütereddittir ki (tereddütlüdür ki) Ordu kumandanlığı edemez. Askeri bilgisi şüphe yok ki vardır. Fakat işte o kadar. Belki Erkânı Harp Reisi olabilir ama Ordu kumandanı, asla. Vehim (evham, kuruntu) hastası. Zannediyor ki memleketi kendisi idare ediyor. Bana dedi ki; Başvekil miyim kıç vekili miyim anlayamıyorum, nefes aldırmıyorsunuz. Kendi görüşlerimi kendi düşüncelerimi uygulayamıyorum. Yani demek istiyor ki, ben ona muhtacım.. Asla. Ben hiç kimseye muhtaç değilim. Ben içinizden birini şimdi başbakan yapar, onunla da memleketi idare ederim. Ne dersiniz? Kimi Başbakan yapalım?” Kimse cevap veremiyor. Atatürk;

    “-Ben Celal Bey’i uygun görüyorum ne dersiniz.?”  Herkes bir anda dile geliyor; “-Hay!  Hay!” Atatürk Celal Bey’e dönüyor;

    “-Yarın akşam hemen trene bin! Ankara’ya git! Başbakan vekilliğine başla! Programını oku!”   İsmet’in durumuna üzülenler de var. Mustafa Kemal;

    “-Merak etmeyin. Ben ona söylerim, gider Celal Bayar’ı istasyonda karşılar. Gazeteler de bunu yazar, resimlerini koyarlar. Herkes görür. Ben kendim yaparım ama onu başkasına ezdirmem!”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 27 ile 29 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Çok çeşitli oldubittiler ve müdahaleler İsmet’i dolduruyor. Nyon olayı da son damla oluyor. 17 Eylül 1937’de Mustafa Kemal trenle Ankara’ya geliyor. İstasyondan gelirken İsmet Paşa, Mustafa Kemal’in kurdurduğu ve genişletme çalışmalarını istediği Bira fabrikası için, ekonomik değil, yazık oluyor bunca masrafa vs. diyor. Mustafa Kemal o akşam hemen bira fabrikaları hakkında adamları vasıtasıyla bilgi topluyor, kârlı bir iş olduğuna kani oluyor. Ve o akşam rakı sofrasında Mustafa Kemal ile İsmet Paşa arasında tatsız konuşmalar geçiyor:)   

    “-.. işler yolunda gitmiyor. Ziraat işlerinde bir keşmekeş var Bu böyle devam edemez. Esaslı bir ziraat politikasına ihtiyacımız olduğu kesindir. Fakat yapılamıyor. Çünkü Ziraat Vekâleti acz içindedir. Buna bir çare bulmak gerekir.” diyor.

    İsmet Paşa isyankâr bir hal almıştır;

    “-Yani Ziraat Bakanının çekilmesi isteniyor. Tıpkı bundan önce diğer bazı bakanlar hakkında yapıldığı gibi, fikrimi alma gereği duyulmadan bakanlarım istifaya zorlanıyor. Emrivakiler (oldubittiler) karşısında bulunduruluyorum. İleri sürdüğüm düşüncelere güvenilmeyerek, başkalarından araştırılıyor. En önemli memleket sorunları, ilgili olmayanlarla görüşülerek, hep sofra başında kararlaştırılıyor. Bu durumdan korkuyorum.”

    “-Yaaa! Demek devlet işleri, sarhoş kafalarla, sofra başlarında görülüyor, öyle mi? .. Bu cüretinizin anlamını anlıyorum… Pekâlâ.” diyerek sofradan kalkmış. (1)

    “-İsmet’in yine şansı varmış. Çünkü eğer Meclis’i toplantı halinde bulsaydım, meseleyi orada açıkça ve kendisi için çok daha ağır bir biçimde halledecektim.” demiştir.

    O akşam, Mustafa Kemal, maiyeti ve İsmet Paşa ile Ankara’dan İstanbul’a gidiyorlar. 20 Eylül’de trende saatlerce baş başa görüşüyorlar. Ve 21 Eylülde yapılan resmi açıklamada, İsmet İnönü’ye talep ve ricası üzerine Atatürk tarafından bir buçuk ay izin verilmiş, yerine Celal Bayar’ın Vekâlet edeceği açıklanmıştı.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Atatürk – İnönü, İnönü – Mareşal Dargınlığı) VI – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Sayısı 1955 – Sf. 20 ile 26 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): İsmet Paşa’nın bu çıkışı geleceğe yönelik bir plandır. İsmet Paşa, hastalığı artan ve ölümü yaklaşan arkadaşını terk ederek, onun halefi olma şansını arttırıyor. Mustafa Kemal 18 Eylüldeki Nyon görüşmelerinde, Çubuk barajında saati kaçırınca Meclis’e yetişemiyor. Arkadaşlarına bu konuda şunları söylemiş;