Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • 1 Mayıs 1930 BMM’nde sesini yükselten İzmit Mebusu Kılıçzâde Hakkı Bey; “-Memlekette genel bir hoşnutsuzluk vardır. Bu, daha çok irtikâp (suç işleme)ve irtişadan (rüşvet yemekten) ileri geliyor!” diye bağırıyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 344, 45) kitabından birebir alınmıştır. 

  • (Topçu İhsan cezaevinden Kılıç Ali’ye mektup yazarak, bu olanların sebebini soruyor, o da 21 Temmuz 1934’de mektupla cevaplıyor;)

    “-Benden mahkûmiyet sebeplerini ve Gazi’nin hakkındaki intibalarını soruyorsun. İsmet Paşa’nın sebebini elbette hatırlarsın. Latife Hanım tarafından Çankaya’da verilen büyük ziyafette, ayağa kalkarak, İsmet Paşa’ya hitaben, Gazi’yi göstererek; “Bu adamın sana itimadına ve emniyetine şükür et! Yoksa ben seninle boy ölçüşmesini iyi bilirim!” demiştin. Bir de yine hatırlarsan, Bahriye Vekilliğinden çekildikten ve açıkta kaldığından müteessir olarak, hükûmet aleyhine, Parti içinde bir gurup oluşturduğuna dair olan asılsız telkinler İsmet Paşa’yı ne kadar sıkmış ve sinirlendirmişti. Sonra da İsmet Paşa’ya yazdığın mektubu unuttun mu? Bunları İsmet Paşa’nın unutup, seni affedeceğini mi zannederdin? … Mektubunu Gazi’ye verdiğim zaman ne kadar üzülmüştü.

    (Kılıç Ali, Topçu İhsan’ın Gazi’den af dileyen mektubundan bahsediyor. Gazi, İhsan Bey’in ne istediğini sorunca, Kılıç Ali ne cevap verdiğini yazıyor:)

    “-Affını rica ediyor, dedim. .. Yarın Meclis’te görüşülecekmiş… bu konuda himaye buyrulmasını rica ediyor dedim. Büyük Şef (Gazi Mustafa Kemal) “-İhsan, bizim inkılap arkadaşımızdır. Kendisine verilmiş herhangi bir hizmeti namuskârane yapmış bulunduğundan asla şüphemiz yoktur.”  dedi. 

    (Kılıç Ali, Topçu İhsan’ın yargılanması meselesinden dolayı üzgün dolaşırken, İsmet’e rastlıyor:) 

    “-Görüyorum Kılıç Ali çok üzgünsün!” 

    “-Evet Paşa’m!” 

    “-Haklısın ben de mustaribim! Haklısın fakat baldırından et kesip, başkalarına yama yapma!”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 8 ile 43 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • BMM’nin 26.01.1928 günü, bir bakanın yasama dokunulmazlığı kaldırılıp Yüce Divan’a verildiği gün. Topçu İhsan; “-Benim masum olup olmadığımın Cumhuriyet Adliyesinden çıkacak bir kararla anlaşılmasını istiyorum.  Adliyemizin geçireceği bu imtihandan muzaffer çıkacağıma imanım vardır. … her inkılap sonucunda inkılapçılar birbirlerini darbelemeye başlarlar. .. Ben elinde inkılap bayrağı, cebimde banknot destesi taşıyanlardan değilim.”  İsmet Paşa; “-Vekillerle temasa gelmek için onlar gibi bir karaktere bürünmek zorunluluğunu itiraf ediyor. Demek ki, aramızda takma, taklit bir karakterle oturuyordu. Yazık, savaşlarda topladığımız şerefleri böyle mi koruyacağız? Teessüf ederim (üzüntülerimi bildiririm)!“ 

    Mahkeme hükmünü veriyor; İki yıl ağır hapsine ve iki yıl rütbe ve memuriyetinden mahrumiyetine oy birliği ile karar verilmiştir.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 22 ile 30 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • Topçu İhsan Yüce Divan’da sorgulanıyor;

    “-.. Bir gün Azmi Bey’de gelmişti. Hugositeyns ismindeki şirketin temsilcisi olduğunu söyledi ve Ankara’da çalışmak üzere bana teklifte bulundu. Liderimin muvafakatini almalıyım diye Ankara’ya geldim. Reisicumhur Gazi Paşa Hazretleri’ne durumu arz ettim. Bana dediler ki; “Ticaretle uğraşmanız iyidir. Fakat Azmi Bey kim oluyor ki, o, Hugositeyns başkanı olacak, sen de onun yanında müstahdem gibi küçük bir meblağ karşılığında çalışacaksın? Bunu kabul etme ve kendisine de ki; Hugositeyns gelsin ben onun işini yaparım, gerekirse ben onu kullanırım dersin”  dedi. … Esasen Mebusların bu gibi işlerle meşgul olmaları yasak mı idi ki, saklayayım? Sonra, ben Yavuz’u Bakanlığım sırasında Nazım Bey’in temsilcisi olduğu kurumun rakibi olan ‘Sen Lazar Şirketi’ne ihale etmişim.    İsmet Paşa beni Flandr’ın rakibi olan Sen Lazar firmasına Yavuz’un tamirini verdiğim için muaheze etmek (sıkıştırmak, azarlamak) istiyor. Siz de şimdi tamamıyla aksini, yani sen Lazar’ın rakibi olan Flandr’dan otuz-kırk bin lira aldığımı iddia ederek, beni muaheze ediyorsunuz. Dünyada şu kadar acayip şey olur mu? … Evet, bu Hikmet Paşa bana geldi. “Ben İngiltere’de çok bulundum. Dostlarım da vardır. Size bu havuzu .. İngiliz bahriyesinden ucuz olarak alabilirim. Bana da uygun bir komisyon verirsiniz.” dedi. Teşekkür ettim. .. bu şekilde İngiltere’ye gitti. Yazdığı mektupta bu havuzun mutlaka Türkiye’ye satılacağını bildirdi.. opsiyon müddeti bitti. Bu sefer de .. bize satılmak istenmediğini, açık arttırmaya konulacağını bildirdi. .. Londra Sefirimiz, bize yazdığı mektupta, bu havuzun ihtiyaca cevap vermeyeceğini … bildirdi.” 

    Komisyon Başkanı; “-Londra Sefareti müdahale etmemiş, teminat parası da gecikmeden zamanında gitmiş olsaydı, bu çürük havuzu almış olacaktınız.  Bu hatayı kabul ediniz. Meseleyi bitirelim!” 

    “-Reis Beyefendi, olsaydı, olacaktı, olmalıydı, olmamalıydı gibi sözler mahkemede geçerli olmayan mantıklardır. …  Bahriyelilere sorun, bir tek çatalın kırılmasından dolayı birçok subayları haşlamışımdır. .. Bu müsteşar Hüsamettin Bey’i ben, Reisicumhur Hazretlerinin, bunu al, müsteşar yap tavsiyeleri üzerine aldım.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka nasıl Kuruldu, nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 22 ile 30 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • “-Çok iyi hatırlarsınız ki, o devirlerde, arkadaşlar meşru biçimde kazanç sağlasınlar düşüncesi vardı. Bütün Mebus arkadaşlar böyle düşünüyorlardı. Bir kısmı şirket temsilcisi, komisyoncusu falan olmuş, bir kısmı da ticaretle meşgul olmuştu.”

    (Yıllarca İstiklâl Mahkemesinde görev yapan, Topçu İhsan, şimdi, BMM’de oluşan adliye ve Anayasa Komisyonlarından seçilmiş 40 kişilik heyetin huzurunda. Komisyon Başkanı, Hâkimiyeti Milliye Gazetesinde görev yapan Yunus Nadi Bey, Yazıcı Giresun Mebusu Hakkı Tarık Bey. Reis, olayı anlatmasını söylüyor;) 

    “-Affınıza sığınarak arza mecburum ki .. Araştırmayı yapmakta olan bu Komisyon Başkanı Beyefendi, hakkımda böyle bir teşebbüse geçildiğini, benim bile haberim olmadığı bir günde suçlu olduğum sonucuna varmış olarak, Gazeteleri ile ve imzaları altında yazdıkları makalelerle beni bütün milletime suçlu olarak teşhir etmiştir ve yine bu komisyonun mazbata muharriri (zabıt kâtibi, tutanak yazıcısı) olan beyefendi de aynı şekilde gazeteleriyle beni teşhir ve rezil etmede adeta reis beyefendi ile yarışa kalkışmıştır. Ben, bir yandan bunları görür, bir yandan da bana düşmanlık yönelten zatın (Yani İsmet Paşa’nın) bugünkü nüfuz ve kudretini göz önüne getirirsem, haklı olarak endişe etmekte haklı görülmez miyim? … Bana husumet yönelten zatın bu günkü nüfuzu ve kudreti beni tedhiş etmektedir. (aşırı derecede korkutmaktadır).   Efendiler! Damat Ferit’e suikast meselesinden dolayı İstanbul Hükûmeti tarafından idama mahkûm edilince kaçtım. Ankara’ya geldim. Mebus oldum.  Ankara İstiklâl Mahkemesi Başkanı oldum. Zafere kadar İstiklâl Mahkemesinde vatani görevimi yaptım. Ufak tefek ticaret işleriyle de uğraştım.”    Komisyon Başkanı; “-İstiklâl Mahkemesi Başkanı olarak bulunurken herhangi bir ticari işlem için herhangi bir adamla anlaştınız mı?”  

    Topçu İhsan; “-Çok iyi hatırlarsınız ki, o devirlerde, arkadaşlar meşru biçimde kazanç sağlasınlar düşüncesi vardı. Bütün Mebus arkadaşlar böyle düşünüyorlardı. Bir kısmı şirket temsilcisi, komisyoncusu falan olmuş, bir kısmı da ticaretle meşgul olmuştu. ..İttihat ve Terakki komitesinin fedailerinden, kalçasına bir kurşun yemişti. Enver Paşa’nın da eniştesi olacak. İşte Dr. Fikret Bey bu zatı bana tanıştırdı. Nazım Bey, Hükûmetin bazı demiryolu malzemesi alacağını duymuş, bir fabrika temsilciliği de olduğundan bunları hükümete vermek istiyormuş. Hükümete sözünü geçirecek nüfuz sahibi bir adam arıyormuş.  Dr. Fikret Bey ile beraber nüfuz sahibi bir adamım, bunu göz önüne alarak ben de bu konuda çalışacak olursam kârdan bana da hisse vereceklerini söylediler. Bu şekilde aramızda bir anlaşma oldu, fakat o kadarla kaldı. Bu sırada herkes cayır cayır para kazanıyordu.“

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 16 ile 20 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • İsmet, ilk Bahriye Nazırlığını (deniz bakanlığını) Gazi Paşa’nın tavsiyesi üzerine Topçu İhsan Bey’e vermek zorunda kalmıştı. 4 Aralık 1927 Cumartesi günü Malatya Mebusu İsmet Paşa, sabık Bahriye Vekili Topçu İhsan Paşa’nın Yüce Divan’a sevki hakkındaki önergeyi veriyor; “Temmuz 1926’da Bahriye Vekili İhsan Bey zamanında Yavuz zırhlısının bir senede tamir edilmesi ve iki senede parasının ödenmesi lâzımdı, … Üç milyon lira gerektiği tahmin edilmişti.   Yavuz’un, tamir süresinde beş milyon İngiliz lirasına sigorta ettirilmesi gerekiyordu.”

    (Sonra Hükûmetinde kabul ettiği bir oran ile 1.300.000 İngiliz lirasına sigorta ettiriliyor:)

    “Sözleşme Fransız şirketi ile imza edildi.  Bir yılda onarım, iki yılda ödeme, tamir süresince de sigorta edilecekti.   Yavuz, geçen şubatta havuza girerken kazaya uğradı.     Bu sırada Bahriye Bakanlığı, şirketin Yavuz’u teslim almaktan kaçındığını ve havuz kazasından dolayı sigorta ücretlerinin yükseldiğini, kısacası sözleşmede sigorta maddesinin değiştirilmesini istediğini haber verdi.    Sözleşme değişikliğinin, daha tamir başlamadan önce, doğru bir hareket olmayacağını söyledim.  Bakan Bey protesto gönderdi.”

    (İsmet Paşa, Gazi de bu bakanlıktaki işler hakkında beni uyardı diyor. Ve devam ediyor:)  

    “Bir gün, biraderim bana, şirket tarafından kendisine avukatlık teklif edildiğini söyledi. Ben de Bahriye Vekiline durumu anlattım.  Bahriye Vekili, şirket yetkililerinin, Cumhurbaşkanı Hazretleri ile görüşme yapmak istediğini söyledi, mümkün olduğu cevabını verdim.    Bir gün Bahriye Vekili evime geldi, şirketin sigorta süresini dört aya indirmeye talip olduğunu beyan etti. .. Serbestçe düşünüp karar vereceğimi söyledim. … Vekil Bey bana, “-Bu meseleden para aldığımı söylüyorlar, haysiyetim kırılıyor! ” dedi.   Bahriye Vekâletinden 17 Ekim 1927 günü şirketin değişiklik talebi Başbakanlığa bildirildi. .. Bakanlar Kurulu sigorta süresinin dört aya indirilmesini kabul etti, uzman görevlendirme talebini reddetti.  30 Ekim 1927 akşamı Bahriye Vekili Beyle evimde buluşarak, sene başında Hükûmetin istifası üzerine .. hükûmet kurma işini tekrar bana verirlerse, Bahriye Vekâleti ile Milli Savunma Vekâletini birleştireceğimden, kendisinin zorunlu olarak hükûmet dışında kalacağı bilgisini verdim.  Yeni hükûmet ilk toplantısını ancak 13.11.1926 da yaptı. Gündemde Yavuz’un tamiri sorunu vardı.”

    (Topçu İhsan, yeni Hükûmeti umursamadan, Şirket ile 30 Kasım 1927’de antlaşmayı yapıp notere tasdik ettirmiş. Aynı gün Bahriye Vekâleti Hukuk Müşaviri emekli olmuş:) 

    “Ödeme işinde şirketin bile istemediği ve şirket lehine değişiklikler sözleşmede yapılmış.   Sabık Bahriye Vekili İhsan Bey’in, Yavuz’un onarımı sözleşmesinde 24 ila 31 Ekime kadar süren işlemleri, güveni ihlal edecek (sarsacak, zarar verecek) bir tarzda ve bakanlar Kurulu kararları aksine ve yetkisi haricinde hareket etmekten ve devletin yararlarına kayıtsızlık göstermekten Divanı Ali’ye (yüce divana) sevkini teklif ediyorum.” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 6 ile 13 arası) kitabından birebir alınmıştır. 

  • Çorlu Belediye Başkanı gelip Cafer Tayyar Paşa’ya şu haberi ulaştırıyor; “Biz bütün Çorlu, sana oy verecektik, ama Vali telefon başına Kaymakamı çağırdı ve kesinlikle hiçbir taraftan bağımsızlara oy verilmemesi için tebligatta bulundu. İsmet Paşa, sabaha kadar telgraf başında Vali’ye direktifler vermiş..”  

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar (Serbest Fırka Nasıl Kuruldu, Nasıl Kapatıldı?) IV – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 3, 4) kitabından birebir alınmıştır.     

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Bir süre sonra Ali Fuat Paşa ve Refet Paşa ikisi de eğiliyorlar ve Mebusluk alıyorlar.

  • (27 Temmuz 1955’de Halkçı Gazete’de, Hüseyin Cahit Bey’in “Atatürk Devri” isimli hatıraları yayınlanıyor bu yazıda anlattığına göre; Çorum’dan dönüşte İsmet Paşa’ya uğrayıp onunla uzlaşıyor:) 

    “-Güçlü bir kalem, ateş püskürerek yazıyordu, öyle bir sırada bizi nereye doğru götürdüğünü bilemediğimiz bu güçlü kalemi serbest bırakamazdık. Fakat artık geçmiş silinmiştir. İstediğiniz gibi çalışabilirsiniz, hiçbir husumete (düşmanlığa) maruz değilsiniz.” dedi.  Verdiği güvenceye rağmen, Hüseyin Cahit Bey yine takibata uğramış, hatta geçimini sağlamak için Fransızcadan tercüme ederek Cumhuriyet Gazetesinde yayınlamaya başladığı bir roman tefrikası (sürekli yazı) bile ikinci günü Ankara’dan verilen emirle kesilmiştir.

    BMM üçüncü devre seçimi yaklaşıyordu. Afyon Mebusu Ali Çetinkaya, Cebelibereket Mebusu Topçu İhsan, Aydın Mebusu Reşit Galip Beyler bazı taraftarları ile toplanarak; “-…yaptığımız aday listelerinde birkaç tarafsıza yer bırakalım… Meclise bazı bağımsızlar da girerse, durum kurtarılmış olur.”  diyorlar ve galiba bunu Partiye de kabul ettiriyorlar.  Buna göre Kâzım Karabekir Paşa ve Refet Paşa, İstanbul’dan, Cafer Tayyar Paşa Tekirdağ’dan adaylıklarını koymuş.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Hüseyin Cahit İstiklal Mahkemesinde;)

    “- … hiçbir suç teşkil etmeyen makalelerimden dolayı, beni itham olmuş görmesi Türk Cumhuriyetinin adliye tarihine öyle elim bir örnek olarak kayıt etmek olur ki, tarihi bir mahkeme gördüğünü açıklayan yüce mahkemenizin tarihin huzuruna elinde böyle bir kararla çıkmaktan sakınacağından şüphem yoktur. Herhalde böyle bir muhakemede ben, hâkim olmaktansa, mahkûm durumunda bulunmayı tercih ederdim.  Hür basınsız demokrasi olmaz! Vatanımın en yüksek adalet fikrini temsil etmesi gereken yüce mahkemeniz beni mahkûm edemez! Yalnız, kasıt, intikam ve kuvvet mahkûm edebilir. Ona karşı da hiçbir sözüm yoktur. Böyle bir felakette milletimin vicdanında bulacağımdan kuşkulanmadığım muhabbet ve merhamet de benim için en büyük teselli ve güç kaynağımdır.” 

    (Mahkeme savcısı, Hüseyin Cahit’in savunmasında tahrik unsuru bulmuş:)

    Karar açıklanıyor; “Cahit Bey’in savunmasındaki yazılar da yanıltmaca ile alude (bulaşmış) ve efkârı umumiyeyi (çoğunluğun fikrini, kamuoyunu) başka biçimde tahrike yöneliktir. Bu sebeple Cahit Bey’in Basın Kanunu’nun 17. Maddesine göre ömür boyu hapis cezasına ve cezasını Çorum’da çekmeye karar verilmiştir.”  Cahit Bey karardan sonrasını şöyle anlatıyor; “Hüküm verildikten sonra beni karşıdaki odaya koydular. Mahkeme heyeti aşağıya iniyordu. Reis Ali Bey’in sesi işitildi; “-Kelepçe tak!”  Jandarma kumandanı Salih Bey’in sesi duyuldu; “-Bırak onu hınzır!” Ve ellerime kelepçe vurmayı vicdanına sığdıramamıştı.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 112, 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • “-… engizisyon devrinden sonra, medeni ve hür dünyada ve bilhassa hakimiyeti halka dayanan bir demokrasi ve cumhuriyette, kimse fikir ve mesleğinden (ideolojisinden) dolayı muhatap ve sorumlu olmamıştır. ..Ben mesleğimin (Siyasi görüş ve ideolojimin) de tetkik (incelenme) ve tahlil (araştırma) edilmesinden çekinmem; Cumhuriyetçi değil miyim? Laik değil miyim? Yenilenme aşığı değil miyim? Demokrasi savunucusu değil miyim? Hükûmet de bu prensiplere taraftarlığını ilan etmemiş midir?  Benim mesleğimi (İdeolojimi, siyasi düşüncelerimi) bırakınız, muhafazakârlarla gericiler ve padişahçılar beğenmesinler. Bunu onlara bırakın. Bu mesleğimden nasıl şikâyet edersiniz?  …. Affetmeyen bir kin’im olduğunu söylediniz. Benim affetmez bir kin’im varsa, bana musallat olan kin benim peşimi hiç bırakıyor mu?” 

    (Hüseyin Cahit Bey, Takriri Sükûn Kanunu’ndan önce yazılmış iki yazısı ile ilgili olarak da şunları söylüyor;) 

    “-Basın Kanunu’nun 32. Maddesi bu konuda, Basın suçu aleyhinde yayın tarihinden itibaren üç ay içerisinde açılmayan davalar yapılamaz, denilmektedir.  Makalenin biri tahminen yedi, diğeri beş aylıktır. İstiklâl Mahkemeleri bazı kanuni şekillere bağımlı değildir, denilse bile akıl ve mantık ile adalet ve hak ile bağımlı olmadığı da iddia edilemez ya? Çünkü o zaman mahkeme mahiyetini (kendi özelliğini) kaybeder.” Bütün medeni ülkenin hukuk kurallarını sıralıyor.

    (Mahkemeye evrensel hukuk kurallarını anlatıyor:) 

    “-Kesinlikle görüşülüp halledilmiş davalar tekrar tazelenemez.  …Kanunun cevaz verdiği (müsaade ettiği)  bir hareketinden dolayı kimse sorumlu tutulamaz.  Mürur zamana (zaman aşımına) uğramış meseleler hakkında soruşturma yapılamaz. Bir kanun makabline şamil olamaz (geçmiş zamanı kapsayamaz).“

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 110, 111) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Tanin’i kapatmak Hüseyin Cahit’in aklından geçiyor ama sonra okuyucuya, bunu yapamayacağını düşünüyor. Son köşe yazısında şunları yazıyor;)

    “Tanin, bundan sonra sadece haber gazetesi olarak yaşamak girişiminde bulunacaktır…. Eğer siz almazsanız bu gazete batar, dolayısı ile Tanin sizin ellerinizle kapatılmış olur.” diyor. (1)

    (Bu arada Terakkiperver Partinin evrakları, Ankara İstiklâl Mahkemesince incelemeye alınıyor, çünkü Şeyh Sait İsyanının müsebbibi olarak bu parti görülüyor:)

    12-13 Nisan 1925 gece yarısı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na baskın yapılıyor. Bir zaman sonra İstiklâl Mahkemesi yoluyla alınan kararla, Terakkiperver Cumhuriyet fırkası, memlekete muzır (zararlı) addedilerek, tamamen lağv (kaldırılmış, yok edilmiş) ve yok edilmişti. ..Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının İstanbul Merkez Şubesi’nin basıldığı, gecenin sabahında, bu haberi; “Dün gece Terakkiperver Parti basıldı!” başlığı ile veren Tanin Gazetesi de, hemen ertesi gün, yine İstiklâl Mahkemesi emriyle kapatılmış, Yazı İşleri Müdürü Baha ve Kadri Beylerle, Mesul (sorumlu) Müdürü Muammer Bey tevkif edilmişlerdi. İstiklâl Mahkemesine göre, sebep,  sadece, bu haberi verirken Baskın kelimesinin kullanılmış olmasından ibaretti.

    (Mahkeme bu üç kişinin sorgusundan sonra, baskın başlığının sorumlusu olarak Hüseyin Cahit’i tutuklattırıyor. Oysa bu başlığı atanlar bu elemanlardı. Ve Hüseyin Cahit İstiklâl mahkemesine çıkartılıyor:)  

    “-Tanin’de çıkan yazıyı ben yazmadım. Bu bir başmakale değildir, bir haberdir, havadistir. .. Havadisleri ben görmem..” 

    Reis “-Takriri Sükûn Kanunu çıktıktan bir gün sonra, Hükûmeti protesto şeklinde ve bundan böyle siyasi makale yazmamaya karar verdiğinizi yazdınız?”

    “-Siyasi makale yazmamaklığım, Takriri Sükûn Kanunu’na uymak içindi. Gazetem öteden beri .. Tenkitler yapmakla tanınmıştır. Bu şekilde yazılar yazmayayım da Tanin ortadan kalksın, Hükümet’te Tanin’den kurtulsun dedim.  Hatta Yunus Nadi Bey’den rica ettim, gazetesinin Ankara muhabirinin haberlerini bize vermesini istedim..

    Mahkeme üyelerinden Dr. Reşit Galip; “-Memlekette gericilik vardı, isyan vardı, kan dökülüyordu. Böyle bir zamanda niçin birden bire sustunuz? Bu anlamlı bir hareket değil midir Hüseyin Cahit Beyefendi?” 

    “-İsyan, Takriri Sükûn Kanunundan on beş gün kadar önce başlamıştı. Bu zaman içerisinde isyanı takbih (kınayan) eden şiddetli makaleler yazdım. İrtica (gericilik) başarılı olursa beni de yaşatmazdı!” 

    Reis Ali Bey; “-Baskın mı yapılmıştır Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası merkezine yoksa arama mı?”  

    “-Şüphe yok ki aramadır. Amma bu da baskın biçimindedir. Asıl beni buraya getiren sebebin, bu baskın kelimesi olmadığını zaten siz de itiraf etmiş bulunuyorsunuz. Meselenin esası şu; Bana güvenilmiyor, benden, iyi niyetimden şüphe ediliyor. Hükûmeti protesto için makale yazışım affedilmiyor. Böyle şey olur mu?”   

    Hüseyin Cahit Bey’in bu isyanı karşısında şaşalayan mahkeme başkanı;

    “-Yanlış düşünmeyiniz, biz bu kelime üzerinde dururken, bunu gazetenizin özel mesleği (ideolojisi, siyasi görüşü) addediyorum.”  Deyince,

    Cahit Bey de köpürdü; “-Söyledim, tekrar edeyim. Ben gazetenin havadis kısmıyla ilgili değilim, bir.  Herhangi bir havadis te gazetenin mesleği ile ilgili değildir, iki.  Bu baskın başlığı da bir zabıta havadisine aittir, üç.”   

    “-Asıl meseleye gelelim; Başmakale yazmaktan neden vazgeçtiğinizi izah eder misiniz?” 

    “- …Takriri Sükûn Kanunu çıkıyor dediler. Sustum. Şimdi susuşum bir suç oluyor. ..başka ne yapabilirdim? Susmak hakkım yok mu benim?”   

    Cahit Bey’i mutlaka cezalandırmak gerektiğine, elde de bunun için birkaç makaleden başka bir şey olmadığına göre ne yapmalı idi? Reis bir süre dalgın durduktan sonra, yine o son makaleye dört elle sarıldı.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 100 ile 103 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) 1995; Bu çok güzel bir final yazısı!  Ve Hüseyin Cahit bundan sonra hep suyuna tirit yazılar yazıyor.

  • (Adana’da kapatılan gazetenin iki yazarı tanık sıfatıyla ve tutuklu olarak Ankara’ya isteniyor. Gönderilmeleri gecikince, Adana Valisi, sonradan CHP mebusu olup ta İçişleri Bakanlığı yapan, Hilmi Uran, tevkif edilerek, koruma altında Ankara’ya getiriliyor:)        

    Bu gecikmenin sebebi bile sorulmadan, bir Valiyi makamında yakalayıp bir cani gibi teşhir ederek getirtme işi, Hükûmetin başında bulunanları bile şaşırtmış. Bu İstiklâl Mahkemesi Heyeti; Afyon Mebusu Ali Çetinkaya, Rize Mebusu Ali, Antep Mebusu Kılıç Ali, Aydın Mebusu Reşit Galip.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 83 ile 85 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Üç Aliler divanı, Mahkeme heyeti tam bir cellat takımı. Vali Hilmi Uran, bu mahkûmları, ödenek bulamadığı için gönderemediğini söylüyor, mahkeme de onu 250 lira para cezasına çarptırıyor.

  • Recep Peker Meclis’te konuşuyor;

      “-… İstanbul Gazetelerinin memlekette ne kadar kurum ve makamlar varsa hepsini tahrike geçtiklerini görüyorum. Genç Olayı’nın (Şeyh Sait İsyanının) en birinci müsebbibi (sebebi) bunlardır. … ve hepsi saralı salgıları ile yalnız tahrip ediyorlar. İşte biz bu yılan yuvalarını tahrip (harap etmek) etmek ve susturmak azmindeyiz. Bu yılanlar, bu zehirli yuvalar, kanun kuvvetiyle dezenfekte edilmedikçe, memleketin rahat yüzü görmesi ihtimali yoktur.

    (Kılıç Ali de ona katılıyor:)

    “-Allah belalarını versin! Allah senden razı olsun!“

    (Daha sonra Başvekil İsmet konuşuyor, sonra Recep Peker yine geliyor kürsüye:)

      “-İstanbul basını içinde vatanperverce çalışanlar da vardır.” diyor. Muhalefetle aynı görüşleri paylaşan basın için, söylediklerinden dolayı bahtiyar olduğunu söylüyor.

    Kılıç Ali Bey, yine bir; “-Allah razı olsun!” derken,

    Kâzım Karabekir soruyor; “-Demek ki bu basını susturmak için bu kanunu (Takriri Sükun, susturma kararları kanunu) yapıyorsunuz! Bu kanun basın hürriyetini sınırlayacaktır. İsmet Paşa Hazretleri zan ve vehim (evhamlılık, şüphecilik) üzerine hareket ediyorlar. Şunu arz ediyorum ki, yirminci medeniyet asrında bir millet zan ve vehim ile idare edilemez.” 

    (Recep Peker son sözünü söylüyor;)

      “-Hülasa (özetle, sonuç olarak), gereken kuvvet ve şiddeti kime karşı gerekiyorsa, ona karşı uygulayacağız!” 

      Kanun kabul edilir edilmez, Tevhidi Efkâr, Son Telgraf, İstiklâl gibi gazeteler, bazı dergiler kapatıldı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Erzurum Mebusu Rüştü Paşa;

    “- ..bu kanunun makabline şümulü (geriye doğru kapsaması) yoktur ve olamaz. Takriri Sükûn Kanunu’ndan yayınından önce yapılmış yayından dolayı bu gazete ve dergilerin kapatılması doğru değildir. .. Hükûmet söz ve basın hürriyetini ihlal etmektedir.“

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 81 ile 83 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsmet Paşa’nın ilk işi alelacele hazırlattığı Takriri Sükûn Kanunu’nu (susturma kararları kanunu) BMM’ne vermek oldu. Bu kanun üç maddeden ibaretti. Kanunun amacını belirten birinci madde şöyleydi;

    “-Gericiliğe ve isyana ve memleketin sosyal düzenini, huzur ve sükûnunu ve emniyet ve asayişini bozmaya sebep bütün örgüt, tahrikçi, teşvik eden, teşebbüsat (yeltenen) ve yayını, hükümet, Cumhurbaşkanının onayı ile doğrudan doğruya ve idarece yasaklamaya izinlidir. İşbu suçları işleyenleri hükûmet İstiklâl Mahkemesine tevdi edebilir.”

    Bu kanun yayınlanmasından itibaren iki yıl yürürlükte kalacaktı. 

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adına Dersim Mebusu Feridun Fikri Bey;

    “Dış ve iç güvenliğimizi ihlale kalkışacakların mahkeme edilmesi için elimizde kanunlar varken, bu yeni teklife ne gerek vardı. Bu kanunla bütün insan hakları Hükûmetin takdirine bırakılıyor. .. Bu kanun, anayasayı Hükûmetin murakabesine (denetimine) bırakmak gibi bir durum yaratıyor.  Teklif olunan bu kanun maddesindeki bütün tabirler müphemdir (belirsizdir). Hiç birisinin kat’i bir çember içerisinde düşünülmesine imkân yoktur. Bu demokraside, vatandaşların bütün faaliyetlerini, hareketlerini boğar.” dedi.

    Kâzım Karabekir ise şöyle konuştu, “-Bu açık olmayan ve elastik kanun kabul edilir ve buna dayanarak, Teşkilatı Esasiyemiz’den doğan siyasi unsurların faaliyeti sınırlanır ve basın kayıt altına alınırsa, halk hâkimiyetinin anlamı kalmaz. Bu kanunun kabulü Cumhuriyet tarihi için bir onur olmayacaktır. İstiklâl Mahkemelerini artık tarihe bırakmak, yüksek Meclis için bir onur olacaktır. İsmet Paşa Hazretleri, İstiklâl Mahkemelerini ıslahat (iyileştirme) aleti zannediyorsa, pek çok aldanıyor.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 74 ile 75 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 2 Mart 1925 (1) BMM İsmet Paşa ve Recep Peker’in tahrikleri ile CHF olağanüstü toplanıyor. Başbakan Ali Fethi Bey, “..durum izam olunduğu (zannedildiği) kadar önemli değildir, yakın bir zamanda hükûmet duruma hakim olacaktır”, diye açıkça söylemesine rağmen, müfritler verdikleri önerge ile memleketin her tarafında şiddetli tedbir alınmasını istiyorlar. 

    Ali Fethi Bey; “-Bir olay çıktığı zaman, sadece o olayın yapanları aleyhinde hareket etmek, genel sükûn ve huzuru bozmaktan çekinmek gerekir. Birkaç kişinin hareketinden dolayı milyonlarca vatandaşın rahatını kaçıracak bir siyaset izleyemem ve böyle bir sorumluluğu kesinlikle kabul etmem. Efendiler! Türkiye Cumhuriyetinin dini İslam dinidir. Teşkilatı Esasiye Kanununda bu kayıt vardır.” Bir anda ortalık allak bullak oldu. Ergani Mebusu İhsan Hamdi Bey, daha söze başlarken üstüne atılarak susturmak istendi.  Kardeşi Diyarbakır mebusu Zülfü Bey, tabancasını çekerek saldıranlara yöneltti, zorlukla teskin ettiler. Recep Peker, asabi bir ses tonuyla; “-Şiddet şarttır!” diye söze başlayarak, ünlü alman generali Ludendorf’un bile Almanya’nın şiddetli tedbirler almadığından dolayı mağlup olduğunu itiraf ettiğini belirtiyor. 

    Ali Fethi Bey ise; “Ben de Recep Bey’den … sormak isterim, İngilizlerle Fransızlar aynı harp yıllarında hiçbir şiddet göstermeden, hatta memleketlerindeki gazeteleri bile geniş bir hürriyet ve serbesti içerisinde bıraktıkları halde niçin galip geldiler?  Nasturî olayı ile onu takip eden bu son İsyanın başlangıcını oluşturan Kürt Harekâtı, o sırada Vekil bulunan bizzat Recep Bey’den devir alınmıştır. Recep Bey Dâhiliye Vekili olduğu halde, o zaman bu hareketlere karşı hiçbir önlem almamıştır.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 70 ile 72 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2023); Şeyh Sait İsyanı başlamış.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Söz konusu önerge 60’a karşı 93 oyla kabul edilince Ali Fethi Bey derhal istifa etti ve İsmet İnönü Başvekil ve Recep Peker’de Dâhiliye Vekili oldu.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): Recep Peker: İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı olduğu dönemde Başbakan olarak Eskişehir’de, “Açız!” diyen vatandaşlara “Açsanız bok yeyin!” diyen kişidir.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. ) kitabından not alınmıştır.

  • Fethi Bey; (Son derece üzgün ve yumuşak); “Açıkladığım sebepler beni, Partinizi bırakarak, yine eskisi gibi birlikte çalışmamız gereğini ifadeye mecbur ediyor. Durumumun hassasiyetini takdir edersiniz..”  

    Kâzım Karabekir Paşa, hayretler içerisinde;

    “-Anlamadım! … Yani partimizi fesih mi edelim diyorsunuz?” 

    “-Maalesef evet!” 

    “-Buna imkân var mı Fethi Bey? Partimiz, emirle kurulmamıştır. Emirle kapatılamaz. Parti ne benim ne de buradaki arkadaşlarımındır. Bütün mensuplarınındır. Biz onları terk edip atmak yetkisine sahip değiliz. Bunu ancak bir parti kongresi onaylarsa yapabiliriz.”  

    “-Ama arz ettiğim gibi, partinizin altıncı maddesi, bu isyanın amili olarak görülüyor.”   

    “-Yani, ‘Parti düşünce ve dini inançlara saygılıdır.’ maddesi! Bu maddeyi içeren programımız size, yani hükümete verildiği zaman, neden bu maddeye itiraz edilmedi? Gazi Paşa Hazretleri bile Times Gazetesi muhabirine verdikleri beyanatta, bilhassa bu madde hakkındaki soruya, bunu gayet tabii karşıladıklarını, açıklıkla ifade buyurmuşlar mı idi?” 

    “-Ben şahsen bu maddeye saygılı ve taraftarım. Çok şiddetli, ağır bir mukabelede bulunmaya hazırlanıyorlar. Bu nedenle sizden tekrar rica ediyorum, partiyi feshediniz!”  

    “-İmkânı yok Fethi Bey!  Biz bunu yapamayız. Hükûmetin elinde gücü var, isterse zorla fesheder, istediğini yapabilir.   Bizim için yapılacak sadece bir şey vardır o da esasen takbih (kınama) ve tel’in ettiğimiz (lânetlediğimiz) bir İsyan hareketini, BMM huzurunda da açıkça tel’in ile bütün varlığımızla bu harekete karşı hükümetle beraber cephe aldığımızı âleme ilan etmektir.”  

    Ve Karabekir Paşa Mecliste konuşuyor;

    “-Hükümetimizin açıklamasına göre, Doğu Vilâyetlerimizin bazı yerlerinde, sınırlı sayıdaki mütegallibenin (eşkıyanın, zorbanın), dış kışkırtmalara kapılarak halkı izlâl ettikleri (yoldan çıkardıkları) anlaşılmıştır. Dini alet ederek milli varlığımızı tehlikeye koyanlar lanete şayandır (lanetlenmeye yakışırlar). Dini siyasete alet etmek vatana hıyanettir. Hükümetimizin sıkıyönetim ilan etmesi çok doğaldır. Hükümetimize bütün gücümüzle yardımcıyız. .. bugün bu tehlike karşısında bütün vatan evlatları her fedakârlığa hazırdır.”

    (Bu konuşma Cumhuriyet Halk Fırkası sıralarından bile büyük alkış alıyor:) 

    İçişleri Bakanı Cemil (Uybedin) Bey; Hükümetçe alınan tedbirlerin yeterli görüldüğünü, İstanbul gibi bazı yerlerde sıkıyönetim ilanı ve İstiklâl Mahkemesi gönderilmesinin söz konusu olmadığını ve hatta Terakkiperver Cumhuriyet Partisinden seçilecek bir heyetin Doğu’ya giderek halka nasihat vereceğini ve hatta İsyanı bastırmakla meşgul kuvvetlerin başına İsmet Paşa’nın gönderileceğini resmen müjdelemişti.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 67, 68) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Bu Meclis görüşmeleri 18 Şubat’ta oluyor. Fakat, vazife çıkartarak, azalan itibarlarını artırmaya ve güçlenen muhalefeti yok etmeye yöneliyorlar.

  • 21 Şubat 1925 tarihinde birden bire Şeyh Sait İsyanı patlak veriyor. .. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası mensupları bu isyanı yerel bir eşkıyalık olarak görüyorlar. Fakat CHP’liler bu hareketi siyasi amaçlar güden büyük bir isyan telakki ediyor.  Başbakan Ali Fethi Bey, Halkçı müfritlerin (aşırıların) bu fikrine katılmıyor, İsyanı normal şartlar altında alınacak kesin tedbirlerle bastırmak imkânı olduğunu kabul ediyordu.   .. Müfritler, muhalefeti sindirmek hatta kökünü kazımak amacıyla bu isyanı vesile ederek, memlekette bir terör havası yaratmak arzularını Başbakan’a kabul ettirmek istiyorlardı.  Bu sırada Heybeliada’daki köşkünde inzivaya çekilmiş olan İsmet Paşa, Ankara’ya gelmiş ve müfritlerin başına geçmişti.   Başbakan’ın siyasi amaçlarına alet olamayacağını anlayan müfritler, işi daha da azıtarak, Şeyh Sait İsyanının Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının tahriklerinden doğduğu, iftirası yayılmaya başlandı.  Ve Başbakan Ali Fethi Bey’den, her şeyden önce TCF’nin ortadan kaldırılmasının yolunu bulması istendi.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 64) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • (Muhalefetten bunalan CHF, doğal ayrımlara, Türkçülüğe yöneliyor. Türkçülüğün sözcülüğünü de Falih Rıfkı Atay yapıyor. Hüseyin Cahit Yalçın ona cevap veriyor:)

      “..yayınların şekline göre tüm CHF’nin kanaati ve mesleği (siyasi anlayışı, ideolojisi) olarak şunları kabule zorlanıyorum. Teşkilatı Esasiye Kanunu (anayasa) Türkiye hudutları dâhilinde yaşayan bütün vatandaşlara Türk demiştir. Fakat bu zahiri (görünür) bir şeydir. Gayri Müslim, gayri Türk unsurlar CHF nazarında Türk değildir.   Soruyoruz bunun anlamı nedir? Eski Posta Telgraf Bakanı Oskan Efendiyi örnek göstermiş ve bu kişiden yararlanılmasına üzülmüştük. Bu o kadar büyük bir cinayet (burada cinayet kelimesini mecazi anlamda kullanıyor, büyük kötülük anlamında kullanıyor) oluşturdu ki; “Türk Milleti, artık Oskan Efendiyi, kendisi gibi Türk addeden ve ona devlet makamlarında mevki vermek isteyen, yahut Türklüğe temessül etmemiş yabancıları Türk’le eşit sayan insanları, başta görmek istemem!” deniyor ve biz de aforoz ediliyoruz.   Oskan Efendi’yi Türk sayan ben değilim, Teşkilatı Esasiye kanunudur. Halk Partisinden sorarım; bu Kanunu tanımayacaklarsa niye yaptılar? Neden memleketi aldattılar, tanıyacaklarsa, ortadaki abuk-sabuk sözler nedir? Bugün, şu okuduğumuz satırları terkip eden (Eskiden gazete veya kitap yazıları, harflerin tek tek dizilmesi ile yapılır ve bunu yapana da mürettip, tertip eden, düzenleyen denilirdi) harflerin amili (yapıcısı) Hurufatçı Haçik Efendi Türk vatanına, Türk kültürüne, hizmet itibarı ile elbette CHP hesabına bu münasebetsiz sözleri yazan Falih Rıfkı Bey’den çok muhterem, çok faydalı bir Türk vatandaşıdır.   Haçik Efendi teselli olabilir, çünkü Falih Rıfkı Bey, Türklüğü bana bile çok görüyor. …  Pek açıkça söylüyoruz, böyle hafifliklerle devlet idare edilmez.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 60) kitabından birebir alınmıştır.

  • (1) .. Bu sırada Kozan Mebusu Ali Saip Bey .. Basına gem vurulmasını sağlayacak bir yasa tasarısını teklif etti.  Hüseyin Cahit’in Tanin’deki tepkisi; “-Şu sırada kamuoyu, iki partinin programını inceleme ve karşılaştırmak ile meşgul olduğu bir zamanda, Halk Partisi tarafından böyle hürriyetperverlikle değil, sıradan bir muhafazakârlıkla bile açıklanamayan gerici ve baskıcı bir kanun tasarısının ortaya çıkarılması herkesin gözünü dört açmasına sebep olmuştur. Kozan Mebusunun girişimi, basın hürriyetini ortadan kaldırmaktan başka bir şeye yaramaz.”

    Ali Saip teklif ettiği bu kanunla memlekette gazeteci ve gazete bırakmayacağı hakkındaki itirazlara; kalmazsa kalmasın. Bu kadar Harbiye (Harp okulu) mezunu vardır, pekâlâ muhabirlik yaparlar. Esasen memleketi idare eden askerler değil mi? basın da askeri idarenin eline geçsin. Ben de yazarım, pekâlâ hitabetim de vardır. … cevabını veriyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 60) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Terakkiperver Fırka’nın gelişmesinde rahatsızlık duyan CHP’liler, susturma kararları diyebileceğimiz Takriri Sükûn Kanunu hazırlıyorlar. Kozan Mebusu Ali Saip, İstiklâl Mahkemelerinin üç Ali’sinden biri. Ali Saip, aleyhinde bir yazı yazan Vakit Gazetesi muhabirini Meclis koridorlarında tokatlıyor. Bu sırada gazetenin sahibi Hakkı Tarık Bey’den de bir tokat yiyor. Kılıç Ali’nin de desteği ile ortalığı birbirine katıyorlardı.