Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (İsrafları yasaklayan kanunun uygulanması için çıkan yönetmelikte komik şeyler var:)

    Düğünlerde yemek ve ziyafetleri, paça günlerini ve çocuk doğduğu zaman loğusa şerbeti kaynatılıp, komşu evlere götürülmesini ve damatların gelinlere yirmi liradan fazla hediye almalarını yasak edişi gibi maddeleri bulundurması gazetelerde bir alay mevzusu olmuştu. 1 Şubat 1925 günü Başvekil Ali Fethi Bey ağzından kaçırıyor; O gün Meclis’te harcırahların veriliş şekli görüşülüyordu, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Mebusu Muhtar Bey bu konuda israf olduğunu söyleyince, Başvekil Ali Fethi Bey’de boş bulunup bu israfların kendi zamanında değil İsmet Paşa’nın Başvekilliği zamanında yapılmış olduğunu ve bu arada Dâhiliye Vekilinin (Recep Peker’in) kendisine, Özel Kalem Müdürüne, hatta odacısına bile harcırah diye bir sürü paralar vererek suiistimal (kötüye kullanma) yapmış olduğunu söylemişti.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 58, 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bursa’daki seçimde Nurettin Paşa kazanmıştı. Ama bir müddet sonra Meclis’e gelen seçim mazbatası, Kanunun tayin ettiği belirli zamanda, askerlikten istifa ederek adaylığını koymadan, kanuna aykırı bir şekilde seçilmiş olduğu için, reddedilmiş ve böylece Nurettin Paşa’nın Mebusluğu da kabul edilmemişti. 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 55 ile 57 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Yeni parti henüz kurulmuştu, Cumhuriyet Halk Fırkası, İstanbul ve Bursa’da boş olan Mebusluklara seçim kararı veriyor. Seçimlerde, önce seçmenler delegeleri seçiyor, sonra bu delegeler mebusları seçiyor.  Terakkiperver Fırka seçimlere katılamıyor ama Cumhuriyet Halk Fırkası adayları aleyhinde yayın yaptırıyor ve seçime bağımsız olarak giren Nurettin ve Ali İhsan Paşaları destekliyor. İstanbul’da CHF kazanıyor ama Bursa’da Sakallı Nurettin Paşa kazanıyor.

  • “… Halk Fırkası ile Fırkamız programları arasında bir fark yoktur, kişisel ihtiraslarımıza tabi bulunduğumuz iddiasındalar.  Hâlbuki Halk Partisinin yazılmış bir programı bile yoktur. Onlar “Bizim programımız icraatımızdır, biz yazmayız, yaparız.” diyorlar. Dokuzuncu maddede, devlet görevlerini en az düzeye indireceğimizi söylüyoruz. Yani halka geniş ölçüde girişim imkânları bırakıyoruz. Memlekette adaletin istikrarı için hâkimlerin azledilemez olması gerekir. Bunu Teşkilatı Esasiye Kanunu (Anayasa) da kabul ediyor. Fakat terfi suretiyle yer değiştirmek ve sonuç olarak azil gibi bir açık kapı var.    Biz dokuzuncu maddemizde, hiçbir hâkimin rızası alınmadıkça, terfi şeklinde bile olsa, memuriyetinden uzaklaştırılamayacağını söylüyoruz. … biz sendikalizmi ve individüalizmi (ikili etkileşimi) destekliyoruz. Hâlbuki çoğunluk partisi bu tür örgütlenmelere karşı destekleyici davranmıyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 48 ile 54 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Ali Fethi Okyar hükümeti, daha onbeş – yirmi günlük iken İstanbul şehreminini, o dönemde İstanbul Belediye Başkanına şehremini diğerlerine belediye başkanı diyorlar, halk seçsin diyen Başvekil Fethi Bey ile tayin edelim diyen Dâhiliye Vekili Recep Peker anlaşamıyorlar, Recep Peker istifa ediyor.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): 1923’deki seçimlerde Edirne Mebusu oluyor. Sonra Diyarbakır Ordu Kumandanı olarak görevlendiriliyor. Mustafa Kemal Paşa bu görevlendirme sırasında, Musul meselesinden dolayı önem arz ediyor diyor. Cafer Tayyar Paşa, Mustafa Kemal’e soruyor, Mebusluğum baki kalacak mı? Mustafa Kemal, tabii, diyor. Cafer Tayyar, Mustafa Kemal’e; Şu anda ortada olan Musul Vilâyetini işgal edeyim, siz sorumluluğu bana atın, bu iş bitsin diyor. Mustafa Kemal ise, zaten sizi bu işi bu biçimde yapabilirsin diye seçtim, sana güvenim var, diyor. Bu sırada İngiltere’nin desteklediği Nasturî Ayaklanması çıkıyor. Ve Cafer Tayyar Paşa bu isyanı bastırıyor ve Kasım başında Mustafa Kemal Paşa, ya askerliği veya mebusluğu seç deyince, istifa edip Ankara’ya geliyor. Ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasına giriyor. Ve Fırka‘ya katılma konuşması sırasında “Memleketimizde hakiki demokrasiyi kurmak ve geliştirmek zamanı gelmiştir.” diyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 40) kitabından notlar alınmıştır.

     

  • “Gazi Hazretleri 26 Ocak 1925’te Konya’da; “Yeni partinin muhafazakâr olmasını isterdim ki, bizim için de düzenleyici olsun. O zaman onlara yardım borcumdu. Halbuki bizden daha gelişmeci olduğunu söylüyorlar .. Onun için de muarız (karşıt)durum almak zorundayım.” Zamanın Adliye Bakanı da, doğuda Kürt olayı vesilesiyle Bursa’da verdiği açıklamada; “Muhalifler gizli ve sinsi çalışmışlardır. Muhalefet suikast yapmıştır. Muhalifler suçludurlar.” Doğu’da bölgem içinde hatta İstiklâl Harbi sırasında bile İstiklâl Mahkemesine gerek görmedim. Üniversite profesörlerinden biri, bir iktisat hocası, şu fikri ortaya atmıştı; “Bizi askerler kurtardı, bundan sonra da askerler emretmeli biz yapmalıyız.”  Ben .. askerlikte fikir hürriyeti yerine emir ve kumanda olduğunu söyledim. Ve dedim ki; Bizim görevimiz, memleketin istiklâlini kurtarmaktı. Biz bunu yaptık, şimdi sosyal ve iktisadi (ekonomik) sahada görev ilimindir, ihtisasındır. Bunu da siz yapmalısınız.”  fakat başkumandan Cumhurreisi, bir cephe komutanı Başbakan ve bir kumandan da Millet Meclisi Başkanı oldu. Ben bu şekli doğru bulmuyordum.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • Onbirler’den sonra da istifalar oldu; Trabzon Mebusu Muhtar, Tokat mebusu Bekir Sami, Mersin Mebusu Besim, Kastamonu Halit, Gümüşhane Zeki, İzmit Şükrü, Afyon Kamil, Ergani İhsan, Eskişehir Ayıcı Arif, Erzurum Raif ve Münir Hüsrev Beyler. Ve 17 Kasım 1924’de Terakkiperver (gelişmeci, yenilikçi) Cumhuriyet Partisi kuruldu. Bu sırada Ali Fuat Paşa da bu partiye geçti.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “-Meğer bu Halk Partisi, ne müthiş bir fısk-ı fücur (günahkârlık, sefihlik kaynağı) kaynağı imiş. Her devre göre dönen fırıldakçılardan, siyasi dırdırcılara, siyasi tavcılara, siyasi karmanyolacılara, hatta vatan hainlerine kadar bütün memleket şerirleri (şirretlileri) buraya sokulmak imkânını bulmuşlardır.”

    (Hüseyin Cahit Halk partisinden istifa etmiş olan 11 kişiye yapılan saldırıları kınıyor. Bu 11 kişi daha önce bu ülkenin kahramanıydı, şimdi ne oldu diyor:)

    “Yarın da İsmet Paşa’nın belki bunlardan daha kötü olduğunu, yine Halk partisinin resmi bir toplantıda, hatiplerinin ağzından duymayacağımızı bize kim temin edebilir? ..   Mondros Mütarekesini (ateşkesini) imza eden Rauf Bey, bugün vatan haini oluyor, çünkü partisinden çıkmıştır. Aynı kabinede (İzzet Paşa kabinesinde) Mütarekeyi kabul ve imza etmesi için emir verenler arasında bulunan Ali Fethi Bey ise bugün BMM Başkanı bulunuyor. Çünkü henüz Halk Partisine mensuptur. Rauf Bey ile beraber Mondros’a gitmiş ve Mütarekeyi imza etmiş olan Reşad Hikmet Bey’e, ölümünden sonra Vatana Hizmet tertibinden maaş bağlanmıştır, çünkü ölünceye kadar Halk Partisine dâhil bulunuyordu.” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 15, 16) kitabından birebir alınmıştır.

  • “-Arkadaşlar, biz töhmet altına düşmüş adamlar durumundayız. Bize, mensuplar (bağlı olanlar) diyorlar. Hükûmet adamlarının, kişilerin müdafileri   Arkadaşlar size bir namus sözü söylüyorum; ..başımıza bir cebir (zorlama) ve tahakküm kuvveti halinde geçsinler, eğer onların candan düşmanı olmazsak, biz milliyetçi, namussuz adamlarız.” (1)

      “-Kendisi paçavra gibi İstanbul’dan atılmıştır. Azim ve iman ile çalışan yalnız Mustafa Kemal Paşa vardır. Bunlar bir şey yapmamışlardır.” diyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Bunun arkasından, Afyon Mebusu, İstiklâl Mahkemesi üyelerinden Kel Ali yani Ali Çetinkaya’da saldırıyor;  Rauf Bey’in Mondros Ateşkes antlaşmasını imzalayan kişi olduğunu hatırlatarak saldırıyor.

  • (On bir kişinin istifası Halk Partisi içinde 10 Kasım 1924’te bazı kararların alınmasına neden oldu: )

    Gensoru ancak Parti kararıyla, partide görüşülür. Gensorunun Meclis’e intikali ancak parti kararıyla olur. Parti kararı olmadan bakanlara sorulan soru, gensoruya çevrilemez.  Partinin esasları ve kararları aleyhinde, parti siyasi açıklama yapamaz ve yayında bulunamaz.  Ayrılmaların devamına engel olmak için ise, takip ve tehditler var. … ayrılanların kurmayı düşündüğü partiye Cezri Cumhuriyet veya Terakkiperver Cumhuriyet gibi bir isim vermek niyetinde olduklarından kuşkulanarak Cumhuriyetçiliği başkalarına kaptırmamak için Recep Peker’in:  “…Partimizin ismini Cumhuriyet kelimesini ilave ile, Cumhuriyet Halk Fırkası şekline koymayı teklif ediyorum.” diyor ve kabul ediliyor.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 7, 8) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Türkiye Devleti, halkın hâkimiyetine dayalı bir cumhuriyettir. Hürriyetperverlik yani liberalizm, halkın hâkimiyeti yani demokrasi, partinin esas mesleğidir (Siyasetidir, ideolojisidir). Teşkilatı Esasiye Kanunu (anayasa) milletten açık vekâlet almadıkça tadil edilemez (değiştirilemez).  Parti, fikir ve dini inançlara saygılıdır.   İç siyasette, devletin denetimi baki (daimi) kalmak şartıyla, idari âdemi merkeziyet esası (yerinden yönetim esası) desteklenecektir. İşçilerin yönetime katılmasına taraftarız bunu kanun ile değil, ikna ile temin edeceğiz.  Tekellerin arttırılmasının karşısındayız.”  CHF’den istifalar devam ediyor. 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 23 ile 29 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Meclis’te muhalefetin etkinliği artıyor, Başvekil İsmet Paşa çok sıkışıyor, sağlık durumunu bahane ederek İstifa ediyor yerine Fethi Okyar Bey geliyor.  Fethi Bey muhalefete yumuşak davranıyor, buna kızıyorlar. Kâzım Karabekir Paşa 25 Kasım’da Terakkiperver Partiye girmiş ve hemen Genel Başkan olmuştu.

  • (Aydın Mebusu Esat Hoca’nın İmar İskân Bakanlığını ilgilendiren bir soru önergesi, bir anda bütün hükûmet icraatını tenkide dönüyor. 5 Kasım’da İsmet konuşuyor ama ortalığı yatıştıramıyor. 6 Kasım 1924’te Dâhiliye Vekili ve aynı zamanda İmar ve İskân Bakanı Vekili olan, Recep Peker Meclis kürsüsünde köpürüyor;) 

    “-Bir takım muğlak (net olmayan, fulü) şeyler varmış gibi gösterilmek hıyanettir.” (1)

    Rauf Bey; “-İhsan Bey (İstiklâl Mahkemesi Başkanı Topçu İhsan’a hitaben) aksi ispat edilmedikçe, karşıdakini suizan (kötü zan) altında bulundurmak doğru olmaz.” diyor. (2)

    “-Gerçeği ifade etmeyen sanıktan, hâkimin şüphe etmeye hakkı vardır.” 

    Rauf Bey tenkitlerini şöyle dile getirdi;

    “-Şurayı Devlet (1860’tan beri Osmanlı’dan devam eden bir nevi Danıştay) kuruldu mu? Eşkıyalığı Kaldırma ve Köy Kanunları uygulanmış mıdır? Anadolu şimendiferine (demiryoluna) sarf edilmek üzere verilen 15 milyon liranın ne kadarı harcanmıştır? Bir gencin intiharına sebep olan kömür yolsuzluğu vardı, sonucu ne oldu? Ankara – Sivas – Samsun hattında ne kadar harcama yapılmıştır? Adana hattında neler yapıldı? Adliye, tatbikat, adaleti temin ediyor mu? Zorunlu eğitimin gücü neden azaltıldı?” 

    Recep Peker Rauf Bey’e cevap veriyor;

    “-Rauf Bey buraya çıktılar, Cumhuriyet kelimesini kullanmadılar .. Nedir ki? Sebep nedir ki bu mukaddes kelimeyi söylememişlerdir.”  

    “-Değil halifenin, sultanın, bu makamın haklarını almak eğiliminde olan herhangi bir makamın aleyhindeyim!” diyor.

    Yunus Nadi Bey 8 Kasım 1924 günü Rauf Bey’in bu sözünü tekrarlayarak;

    “-… Demek ki, bu makamın Rauf Beyce hakları vardır. İfadesi açıktır; Korunmuş hukuku vardır.”

    Bütün bu tartışmalardan sonra 11 kişi Halk Partisinden istifa etti: Rauf Orbay, Dr. Adnan Adıvar, İsmail Canbulat, Refet Bele, Erzurum Mebusu Rüşdü Paşa, Dersim Mebusu Feridun Fikri Bey, Erzurum Mebusu Sabit Bey, Sivas Mebusu Halis Turgut Bey, Erzurum Mebusu Halet ve Ziya Efendiler, Ordu Mebusu Faik Bey.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 112 ile 116 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Bu adam, yeni bir hıyanet çeşitli bulmuş!

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (1995): İstiklâl Mahkemelerinde görevler yapmış olan Topçu İhsan bir hukuk kuralı icat ediyor!

  • (1 Kasım 1924 tarihinde, Kâzım Karabekir Paşa Genelkurmay’a bir mektup yazarak, gönderdiği raporların hiç dikkate alınmamasını sebep göstererek, ordudaki görevinden istifa ediyor.  5 Kasımda Ali Fuat Cebesoy ve Refet Paşa da askerlikten istifa ediyorlar:)

    Bu durumdan şüphelenen Mustafa Kemal Paşa, ilk tedbir olarak, üzerlerinde mebuslukta bulunan bütün kumandanların bu sıfatlarından tecrit ederek sadece asker kalmasını sağlıyor. Önce Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa’nın mebusluktan istifasını sağladıktan sonra, aynı durumdaki 3.Ordu Kumandanı Cevat Paşa, Kolordu Kumandanı bulunan İzzettin, Ali Hikmet, Şükrü Naili, Fahrettin ve Cafer Tayyar Paşalara, makine başında, şu telgrafı yazdırdı;

    “1- Bana olan güven ve sevgisine dayanarak, gördüğüm lüzum üzerine, derhal mebusluktan istifalarınızı telgrafla Meclis Başkanlığına bildirmenizi teklif ediyorum.   

    2- Genelkurmay Başkanı Müşir Fevzi Paşa Hazretleri, aynı gerekçe ile teklifim üzerine istifasını vermiştir.” 

    Bu telgrafa, hemen o gece cevap veren İzzettin, Ali Hikmet, Şükrü Naili ve Fahrettin Paşalar teklifi kabul ederek, istifalarını bildirmişlerdir. Cevat ve Cafer Tayyar Paşalar, böyle yapmamışlardır. Cafer Tayyar ve ona bağlı Kolordu Kumandanı Cevat (Cevat Rifat Atilhan) Paşalar  cevaplarında; “-Bu dakikada, seçim bölgemle hiçbir görüş alışverişinde (istişarede) bulunmadan, teklifi kabul etmekliğim, millet nazarında sorumlu tutulmama sebep olabilir …. durumdan aydınlanmamı arz ve istirham eylerim efendim.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 104 ile 109 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Mustafa Kemal Paşa cevabında, Kumandanların, aynı zamanda Mebus olmalarının, ordunun disiplininde istenilen düzeyin tutturulamamasını söylüyor. Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Paşaların görevlerinden istifa ederek Meclis’e dönmeleri, Orduyu uygun olmayan bir zamanda başsız bırakmıştır vs. diyor ve cevap bekliyor.  Cafer Tayyar Paşa verdiği ikinci cevapta, Mebusluğu askerliğe tercih ettiğini belirtmiş ve Ordudan istifa etmiştir. Cevat Paşa da böyle yapmış ama Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ile görüştükten sonra Mebusluktan da istifa etmiştir. o zamanlar milletvekiline istifa et denilebiliyor. Kâzım Karabekir Paşa 1 Kasım 1924’te askerlikten istifa edip mebusluğa başlamak istiyor. Milli Savunma Bakan’ı ise yeni ordu kumandanı gelinceye kadar seni Meclis’e almam diyor. Ve İsmet Paşa da, görevi devretmeden geldiği için Kâzım Karabekir Paşa’yı haksız buluyor.

  • “-…günahı ve kusuru pek çok, basit bir vatandaşım. Yüce heyetiniz nasıl bir partinin intikam aleti değilse, … şefkat mahkemesi de olmasın. Sizden merhamet ve hoşgörü istemiyorum. Sadece adalet istiyorum.” “Çünkü bu, hem benim namusumu kurtarmaya yeter hem de memleketimin.”    

      “Hiçbir davada, kişisel selamet (esenlik, kurtuluş) ile vatanın şerefini koruma düşüncesi bu kadar kuvvetle birleşmemiştir. Medeni dünyada hiçbir vicdan bulamazsınız ki, Ağa Han’ın bir belge olan mektubunu, altına bir düşünce eklemeden gazetesinde yayınladığından dolayı, bir gazetecinin vatan haini olacağını kabul edebilsin. Dünyada bunu kim duyarsa, benim için; “İşte! Siyasi ihtiraslara kurban olmuş bir zavallı”, diyecektir. Medeniyet ailesi içinde, eşit haklarla yer almak isteyen, hürriyetperver, asil Türkiye Cumhuriyeti bu mu idi? diye soracaklardır.  İşte bunun için Reis Beyefendi Hazretleri! Yüksek mahkemenizden, sadece adalet istiyorum. Çünkü bu, hem benim namusumu kurtarmaya yeter hem de memleketimin! Reis beyefendi hazretleri! 31 Mart vakasında, 3-4 yaşında bulunan çocuklarım, birden bire, babalarının parçalandığını duydular. … yedi sekiz yaşındaki çocuklarım, bayram günlerini, babalarını ziyaret için hapishaneye gelerek geçiriyorlardı.   Geçen gün, beni bir cani gibi, evimden sürükleyip çıkarırlarken, kızım gözyaşları içinde soruyordu; “Baba”.. diyordu, “hani kanun vardı?”  rahat ve tehlikesiz yaşamasını, her devre uyarak, herkesin hoşuna gidecek yazı yazmasını ben de bilmez miyim?”  

      “Bu memlekette Cumhuriyetin dayanakları birkaç veya beş-on saygın kişi değildir. Cumhuriyet’in dayanakları hak ve adalettir, kanundur. Kimden gelirse gelsin zulümden, kim yaparsa yapsın baskıdan nefret eden hak ve adalete önem veren millettir.   Reis Beyefendi hazretleri!    Bu mahkeme heyeti İstanbul’a gelirken, Ankara İstasyonunda, İsmet Paşa’nın Başkan İhsan Bey’e, koluna girip bir kenara çekerek; “-Cahit’i mutlaka Asacaksın!” dediği rivayet olunurdu.!” 

      “-Cahit Beyefendi! Hiçbir etki, hiçbir hırs, hiçbir görüş açısı, masum olduğunuzu ilan etmekten, hâkimler heyetini men edemez.” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 100 ile 103 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Hüseyin Cahit berat etti, ama uşaklığı beceremeyen Topçu İhsan kötü duruma düştü. İsmet Paşa daha sonra İhsan Bey’i yolsuzluktan yargılatıp mahkûm ettirdi.

  • (Lütfü Fikri Bey, İstanbul Baro Başkanı, 10 Kasım 1923’de Tanin Gazetesinde yazıyor; Hilafetin kaldırılacağı veya halifenin istifa edeceği dedikodusu ortaya yayılınca, Hilafet’in elimizde bir hazine olduğunu söyleyerek, kaldırılmasına karşı çıkıyor. 11 Kasım’da da Hüseyin Cahit yazıyor;) 

    “-Hilafet elimizden giderse, beş on milyonluk Türkiye Devletinin, İslam Alemi içerisinde hiç bir önemi kalmayacağını, Avrupa siyaseti gözünde de en küçük ve kıymetsiz bir hükûmet yerine düşeceğimizi anlayabilmek için, büyük bir dirayete gerek yoktur.. … Her Türk, hilafet makamına dört elle sarılmak zorundadır.  … Millet meclisinin bu kadar kayıt altında kaldığını, hariçte verilen kararları sadece tescil makamına indirildiğini görmek cidden elim (elem verici) oluyor.” Ağa Han ve Hintli Müslümanların başlarından Emir Ali ismindeki adam da İsmet Paşa’ya gönderdikleri bir mektupla, bütün Müslümanlar adına, hilafet makamının güçlendirilmesini istiyorlardı… bu mektubu İstanbul’da Tanin, İkdam ve Tevhidi Efkâr gazeteleri yayınlayınca işler karıştı. Hükûmet harekete geçerek, Meclis’ten aldığı izinle oluşturduğu, Topçu İhsan Bey’in başkanlığındaki İstiklâl Mahkemesini derhal İstanbul’a gönderdi. Lütfü Fikri, Ahmet Cevdet, Velid Ebuzziya Beylerle, bu gazetelerin yazı işleri müdürleri tevkif edildi. Savcı Vasfi Çınar Bey, bu mektupları yorumsuz yayınlayan bu gazetecileri, Hıyaneti Vataniye kanununun 1.Maddesine göre mahkeme edilmesini istiyordu.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 97) kitabından birebir alınmıştır.

  • “…İsmet Paşanın seciyesinde (karakterinde) pek çabuk alevlenen, vehimli ve kindar bir zaaf (zayıflık) fark edilmesi, herkeste hayal kırıklığı doğurabilecek mahiyettedir.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 95) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rauf Bey; (1) “..Parti kararından bahsediyorlar. Hangi kararlar bu, bilmiyorum. Esasen henüz partinin tespit ve tayin edilmiş bir programı yoktur ki, ben o program haricinde hareket etmiş olmakla muaheze edileyim….  herkesin isteğine göre hareket etmek kabiliyetini bende görmek isteyenler , fikirlerini tashih etsinler …. Ben bunu yapamam.”   İsmet Paşa’nın Rauf Bey’e cevabı; “-… asıl fahiş hata olan, bu kadar hassas günlerde, … inkılap kuvvetlerini şu veya bu noktada tereddüde yöneltmektir. (2)

    İsmet Paşa devam ediyor; “-Halifeyi ziyaret etmek, halifeyi tanımak, ona paye vermek ve hilafeti bir mesele haline getirmek demektir. Tarihin herhangi bir devrinde, bir halife, zihninden bu memleketin mukadderatına karışmak arzusunu geçirirse, biz o kafayı, behemehâl (mutlaka) koparacağız!”

    (İsmet Paşa, kısa bir süre önce Meclis’in seçimi ile Halife olmuş Abdülmecit’in kafasına gönderme yapıyor. ve devam ediyor;) 

    “Ulaşmak istediğimiz sonuç; kuvvetli hükûmet yapmaktır. … bu millet istibdat (baskı) altında bulunduğu için, hürriyetin ne olduğunu gereği gibi idrak edememiştir. Şimdi meydanı tamamen boş bırakacağız, söyleyecekler, yazacaklar ve nihayet kendileri de anlayacaklar ki siyasi hürriyet, fikir ve matbuat hürriyeti bu değildir.” 

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 92, 93) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): İstiklâl mahkemelerinin acımasız hâkimi ve sonradan da yolsuzluktan yargılanmış adam olan Topçu İhsan, İsmet Paşa’nın dolduruşu ile parti gurubunda Rauf Bey’i eleştiriyor. Cumhuriyet hakkındaki eleştirel sözlerinden dolayı ona sitem ediyor. Rauf Bey, Cumhuriyet hakkındaki olumlu eleştirisini savunuyor. İlginçtir, BMM’nin ilk kurulduğun zaman Mustafa Kemal’in, Türkiye Hükümeti’nin şekli nedir? Diyenlere, BMM Hükümetidir, çünkü biz bize benzeriz, bize mahsus bir idaredir demişti.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz şu hassas günler ta o zamandan geliyor demek ki!   

  • Aynı günler, Kâzım Karabekir İstanbul’da 1. Ordu Müfettişi, şöyle diyor;

    “Şahsi ve zümrevi saltanatlar, milletlerin daima felaketine bais olmuştur. Cumhuriyet şeklini milletimiz için iyi bulurum… ancak savaştan çıktığımız günden beri kurtuluşa doğru bir değişiklik görmedim.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 80) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Hüseyin Cahit;) “O zamanlarda İngiltere Başbakanı Lord Gurzon, Lordlar Kamarasında verdiği bir nutukta; Boğazlardan yalnız tüccar gemilerinin geçmesi hakkını elde edebilmek ümit ettiği halde, harp gemilerine de boğazları açık tutmayı başardığını söylemiştir.  

    İsmet Paşa .. parti görüşmelerinde, önce Lord Gurzon’un bu beyanatını duydum, fakat aslı elime geçmedi diye başlıyor. Sonra da, ‘İngiliz Başbakanı aldandım diyecek değil ya!’ diyor. 

    (Hüseyin Cahit Yalçın devlet işlerinde şeffaflık istiyor:)

    “…Memleketin hayatıyla bu kadar ilgili olan konuları da o kadar el ucu ile tutuyoruz ki, varlıklarına yine ancak ecnebi kaynaklardan bir haber sızarsa vakıf oluyoruz. Böyle karanlıkta yürüyüşün sonu hayır olmaz.” 

    (Kısa bir zaman sonra, Terakkiperver Fırkanın kapanışını, “Baskın” kelimesi ile verdiği için İstiklâl mahkemesinde yargılandı müebbet olarak Çorum’a sürüldü:)

    Ondan sonra da bütün eski düşmanlarıyla barışıp, Halk partisi safına katılarak, İstanbul mebusu olmuştu.

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 70 ile 73 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): “1874 Yılında Balıkesir’de doğan Hüseyin Cahit’in çok kavgacı kişiliği var. Hırslı, …. okumayı seviyor, çok istediği 17 ciltlik Larousse Ansiklopedisinin karşılığını ödeyebilmek için 3500 sayfa polis romanı çevirmeye razı oluyor. Düz yazının gelişmesine en büyük katkıda bulunanlardan birisi oluyor. Dilin gelişmesine katkıda bulunmakla birlikte, sadeleşmesine karşı çıkıyor.” Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler II – Sf. 627

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Hüseyin Cahit gazeteci, aydın adam, İstiklâl Mahkemesi heyetine en ağır sözleri söylemiş bir insan. Bu mahkemede hâkim olmaktansa sanık olmak daha şerefli bir şeydir diyen adam. Ama zor karşısında o da boyun eğiyor. Hüseyin Cahit Bey, mahkûmiyet yeri olan Çorum’a gitmeden önce, mahkeme heyetini ziyaretle, hakkındaki karardan dolayı şükranlarını sunuyor. Hatta Çankaya’ya giderek ziyaretçi defterini de imzalayarak affı şahaneye mazhar olmuş bulunuyordu.

  • 30 Ekim 1923 Tanin Gazetesi; “Yaşasın Cumhuriyet! … Cumhuriyet’in sahiden yaşamasını istiyorsak şunu bilmeliyiz ki, cumhuriyet, alkışlarla, dualarla, şenliklerle yaşamaz. Cumhuriyet ancak iyi idare ile ona lâyık olmakla yaşar. Cumhuriyet bir tılsım değildir, Ali Fethi Bey, Bundan sonra hükûmet olabilir, iş görebilir, demiş. Bu çok basit, çok ilkel ve çocukça bir muhakemedir. Bundan önce de hükümetimiz vardı… İdare başında adamlarımız yoktu onun için de iş görülemiyordu. Cumhuriyet bize idare şekli değişikliği ile beraber zihniyet değişikliği de getiriyor mu? Bakanlar Kuruluna girecek kişilere bir devlet adamı kafası hediye ediyor mu? İşte meselenin ruhu bundadır.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 80, 81) kitabından birebir alınmıştır.

  • “:..Bazılarının, güçlü hükümetten amaçlarının kaba kuvvet ve yumrukla iş gören bir hükûmet olduğunu hayretle işittim….. Artık bu gibi cüretlere ve denemelere zemin kalmaması icap eder.”

    Alıntı: Siyasi Dargınlıklar II – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.