Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (İsmail Beşikçi anlatıyor;)

    Devletin ajanı Kürtler, neler yapmazlar?

    “Bugüne kadar dört önemli polis sorgusundan geçtim. Beni yakalayan ve sorgulayan polislerin büyük bir kısmı Kürt kökenli idi. işkence yapanlar da öyle?

    Bir ara yine büyük bir öfke ve hışımla şöyle dedi:

    -Ben 27 yaşındayım. Kürdüm. Ben bu işlere karışmıyorum. Sen Çorumlusun. Kürtlerle uğraşmak senin neyine gerek. Herkesin Türk olduğunu yazsana!” Sf. 13

    Alıntı; Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük, (Dönem Yayıncılık Ağustos 1990 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ölüm, ilkel için çok kolaydır.

    Ölmek, eren için sonsuz basit oluyor.

    Ölüm, yaşamı bilenler için çok zor görünüyor.

    İlkel, yaşamı bilmeyendir. İlkel, öldürmenin seyrine doyamıyor.

    Eren, yaşamı aşandır. Düşünün dışında, yaşamayandır. Sf. 628

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 628) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hain, kendisine güvenilen ve kritik bir anda bu güveni haksız çıkaran bir eylem içine giren kimsedir. Kavramsal olarak Ethem böyle bir tanımın çok dışına çıkıyor. Sf. 528

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 528) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mantık, tarihten çıkıyor.

    En güçlü ispat, belgelerin değil, mantığın ikna gücüdür. Sf. 524

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 524) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ön yargısız insan olur mu?

    Ön yargısı olmayan insanın kafasının içi, her halde, bir curcunadır.

    Bilim adamı, ön yargılıdır. Sf. 494

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 494) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rusya Ermenistan’ının başkenti Erivan’dır; Erivan’da Ermeniler değil Müslümanlar çoğunluğu meydana getiriyor. E. H. Carr, incelediğim bu zamanda, Gürcülerin, Tiflis’te, başka her kentten daha çok, Ermeni yaşadığını ve Ermeni nüfusunun Gürcülerden fazla olduğunu kaydediyor. Ermeniler, kendi başkentinde azınlık ve kendilerini hiç sevmeyen bir başka milletin başkentinde ise çoğunluktadırlar; sevilmemeleri, bölgenin tüccar «sınıfını» oluşturmalarından kaynaklanıyor.. Bölgede parayı temsil ediyorlar; Gürcistan’da pek çok asilin, mülklerini satın alarak mülksüzleştirdikleri biliniyor. Sf. 447

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 447) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Harbord Misyonu yazıyor;)

    Yakın Doğu’da bu deyişin yaygın olduğu yazılıyor; “Bir Ermeni hiç bir zaman hukuken yanlış olmaz ve hiç bir zaman da ahlaken haklı olmaz”; Türkiye ve Rusya Ermenistanlarında Ermeniler böyle anlatılıyor. Sf. 436

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 436) kitabından birebir alınmıştır.

  • Harbord Misyonu, bu kurtarmaya gittiği kurban millet hakkında oldukça olumsuz bilgiler ve değerlendirmeler de veriyor. Raporu, dikkat çekici yapan özelliklerden birisi budur ve bu raporda şu yargı da yer alıyor: «Pek çok saygıya değer nitelikleri, kültürü ile ırk ve din açısından dayanıklılığı bir kenarda, Ermeniler de, temas haline geldikleri diğer ırklara kendilerini sevdiremiyorlar.»  Rapor, Kafkas Berisi’nde ve Türkiye’de Ermenileri, Rusya ve Polonya’daki Yahudilere ve Yahudi sevimsizliğine benzetiyor. Sf. 436

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 436) kitabından birebir alınmıştır.

  • Abdülhamit zamanından beri aranan ve yaşanan bir türkifikasyon sürecidir. Türklük düzeninin çöküşe geçtiği bir zamanda, türkifikasyon, ortadan kaldırma ve deportasyonu da içine almak durumunda kalıyor. Sf. 436

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 436) kitabından birebir alınmıştır.

  • İki: Harbord Raporu, beklenebileceği gibi, Ermeni kıyımlarından söz ediyor. Bunlara, «örgütlü resmi katliamlar», organized official massacres, adını veriyor. Sultan Hamid’in tahta çıkışından sonra her birkaç yılda bir tekrarlandığını ileri sürüyor; 1895, 1908 Van ve Adana, 1909 Kilikya, tarihlerinden sonra 1915 «trajedisini» dile getiriyor. 1914 yılında, Türkiye Ermenistan’ında Ermeni nüfusunun 1,5 milyon olarak tahmin edildiğini bildirdikten sonra 1915 trajedisi hakkında bilgi vermeye çalışıyor. Sf. 435

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 435) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye’de Amerikan misyonerlerinin en önemli merkezinin Harput olduğunu saptıyor. Amerikan misyonerleri, Van, Bitlis, Erzurum ve Mardin’i de eylem alanı seçiyorlar. Sf. 432

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 432) kitabından birebir alınmıştır.

  • Misyoner tarihine göre bu da bir yaşamdır; fakat daha kötüsü geliyor. 1843-1844 yıllarında Kürtler, «Türk otoritelerin onayı» ile Nestoryanlar üzerine iki cepheden saldırıya geçiyorlar. Böylece, Kürdistan Nestoryanları’nın Timur Lenk’ten bu yana yaşadıkları en çirkin ve en kanlı katliam, the bloody massacre, «the ugluest which the Nestorians o Kurdistan had experienced since the ravages of Timur Lang», gerçekleşiyor. Çok sayıda Nestoryan’ın öldürüldüğünü başka kaynaklar da kabul ediyor. Sf. 431, 432

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 431, 432) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1914 yılında, Türkiye’de 627 Amerikan okulu ve bunlarda da 34 bin öğrenci olduğunu saptıyor, Sf. 430

    Osmanlı döneminde Amerikalıların, İstanbul ve Beyrut’tan başka, Tarsus, Maraş, Antep, Harput, Merzifon ve Kayseri’de kolejleri bulunuyor. Saydığım bu yerler, Ermeniler’in yoğun olarak yaşadıkları yerleşim birimleridir ve bu kolejlerin hepsi de misyonerler tarafından kurulup yaşatılıyor. Sf. 430

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 430) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye mandası fikri, Türkler’in istemesinden ve daha doğrusu yalvarmasından doğuyor; Sivas Milli Kongre’si de, kendisine yapılan bir manda önerisini kabul edip etmemeyi tartışmıyor. Tam tersine, kendisine önerilmemiş olan bir mandaya davetiye çıkarıyor. Sf. 429

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 429) kitabından birebir alınmıştır.

  • Amerika Senatosu, Wilson’un kurtarıcı gördüğü Cemiyet-i Akvam sözleşmesini reddediyor.. Manda kurumu, bu sözleşmenin ortaya çıkardığı yapılardan birisidir; bu kurum yıkılınca özel olarak bu bölgedeki manda sistemi de çöküyor. Sf. 423

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 423) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yalnız bir sorun var; Sivas Kongresi delegeleri, manda sözcüğünü sevmiyorlar ve bu sözcükten çekiniyorlar. Bunun üzerinde tartışmalar oluyor; Rauf’un yazdıklarına göre, mektup-raporundan sonra Sivas’a gelen Vasıf, “manda”nın isminden korkmayalım, isterseniz buna ‘müzaheret’ diyelim» diyor; sözlüklerde «müzaheret» yardım anlamına geliyor. Sf. 422

    Sivas’taki Milli Kongre’nin açıklamalarında, Kemal‘in açıklama ve taahhütlerinde geçen, Eski Türkçe ile «yardım», manda’yı ve bir «tarafsız» güç ya da devlet sözcükleri de Amerika Birleşik Devletleri’ni anlatıyor; böylece, Kemal Paşa Tarihi’nin grotesk tahrifatlarından birisini de ortadan kaldırmış oluyorum.  Hem Sivas ve hem de Kemal, mandacıdır; bunda en küçük bir kuşku bulunmuyor. Sf.423

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 422, 423) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gerçek, Mustafa Kemal’in pozisyon değiştirmede, sadakat ve benzeri türden hiç bir kaygıyı kendisine bir engel yapmamasında aranmalıdır; bu, birinci noktadır. Büyük Britanya işgal kuvvetlerinin onayı ile geldiği Doğu’da yepyeni bir durumla karşılaşıyor; işgalciler onaylarını geri alıyorlar ve Kemal’in İstanbul’a çağrılmasında ısrar ediyorlar. Muhtemelen Malta’ya gönderecekler; tam bu sırada, bir Amerikan ittifakı ihtimali beliriyor. İstanbul’da Wilson Derneği yöneticileri, King-Crane Konzerni’nin adamı gazeteci Browne’u Sivas’a kadar gönderiyorlar; Türkiye’yi bir Amerikan sömürgesi haline getirmek isteyen King-Crane Konzerni’nin adamı Sivas’ta «bir Türk» gibi hareket ediyor ve Mustafa Kemal ile uzun uzadıya konuşuyor. Sf. 419

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 419) kitabından birebir alınmıştır.

  • Parantezi kapatırken bir tez yazıyorum: Böyle bir Mustafa Kemal anlatmak, Kemalistleri ya geri zekâlı yapmaya çalışmaktır ya da ancak geri zekâlıların Kemalist olabileceğine inanmak oluyor. Sf. 418, 419

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 418, 419) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ancak hem Dursunoğlu’nun yazdıkları ve hem de incelemeye açtığım belgeler, Minber Gazetesi’nin finansmanı, Kemal’in para karşısındaki tutumunun da yeniden ve ayrıntılı olarak incelenmesini gerektirecek türdendir. Buna eklenecek olanlar şunlar: Bazı kaynaklar, Sakarya Zaferi’nden sonra Mustafa Kemal’e bir para ödendiğini ileri sürüyorlar; miktarı üzerinde tartışma olduğundan söz ediliyor. Hintli Müslümanların gönderdikleri paranın tartışması kapanmıyor ve İzmir’de, Naim Palas’ın kendisine hediye edilmesini kabul edebiliyor. Sf. 417

    General Harbord, daha 1919 yılında Türkiye’de bir Milliyetçi ya da Milli Savunma veya Müdafaai Milliye Partisi olduğunu ve bunun başında da Mustafa Kemal Paşa’nın bulunduğunu kabul ediyor; Paşa, General Harbord’a, imparatorluğun bütünlüğünü koruyabilmek için, tarafsız bir gücün, tercihli olarak Amerika’nın, mandatörlüğü peşinde olduklarını bildiriyor. Sf. 418

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 417, 418) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sivas Kongresi, Amerikan mandasını kabul ile bir de davetiye çıkarıyor. Bu, Kemal Paşa’nın, tarihsel olarak geçici olduğu belirlenen bir yeni koalisyon değişikliğidir; büyük devletlerden Büyük Britanya’dan ayrılarak Amerika Birleşik Devletleri’ne yaklaşıyor.

    Ayrıca Mustafa Kemal’in Sivas’taki Milli Kongre’de manda düşüncesine karşı bir tek söz söylemediği de kesindir. Sivas’ta delegelerden sadece Osman Nuri ve Ahmet Nuri, manda programına karşı bir görüş dile getiriyor.

    İstanbul’daki Amerikan yetkilisi Amiral Bristol’ün de, Sivas’taki Kongre’nin Amerikan mandası lehine karar verdiği konusunda hiç bir kuşkusu bulunmuyor; Bristol, 12 Eylül 1919 tarihinde, İstanbul’dan Washington’a çektiği telgrafta, Milli Kongre’nin oy birliği ile Amerikan mandası istediğini bildiriyor. Sf. 417

    Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler V – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 1. Basım 1990 – Sf. 417) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Manda: Yabancı bir kelime, İngilizcesi Mandate, Fransızcası Mandat. Birinci Dünya savaşından sonra kimi az gelişmiş ülkeleri kendi kendilerini yönetecek düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti adına yönetmek üzere bir büyük devlete verilen vekillik.