Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Emperyalist aşamanın ordusu profesyonel ordudur; bu, Türkiye silahlı kuvvetlerinin zaman içinde depolitizasyonunu zorunlu hale getiriyor. Politik ordu, profesyonel olamıyor; öldürme sanatının gereklerine göre değil, Türkiye soluna, askeri darbelere ve Kürtlere karşı tutuma dayalı bir liyakat ve terfi sistemine göre biçimlenmiş bir ordunun profesyonelliğinden söz etmek mümkün görünmüyor. Sf.103

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 97) kitabından birebir alınmıştır.

  • Parazit çürür ve çürütür.

    Emperyalist aşamanın insanı, ilke olarak yeteneksiz ve becerisizdir. Hangi kesim, hangi uğraş, tekelli düzenin etkisi altına girerse, hızla çürüyor ve kaliteli olan her türlü niteliği kaybediyor.

    Tekelli düzen çürüyen kurum ve insanlar üzerine bir hegemonyadır. Sf. 97

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 97) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kapitalist düzende devlet, kapitalistlerindir.

    Tekelli düzende, tekeller devletindir.

    Tekelli düzende devletin tekellerin olduğunu söylemek, gerçeğin binde birini anlatmak demek oluyor. Tekelli düzende devlet tekellerle de gerçekleşiyor.

    Tekelli düzende dünyanın her yanında büyük basın devletleşmiştir.

    Daha önce tekelli düzene geçmiş ülkelerde büyük basında çalışanların hepsi geri zekâlı ise, bu yaptıkları işin, hiçbir zekâ gerektirmemesinden kaynaklanıyor. Bir büyük zekâ, eğer şehirlerarası bir yoldaki bir dinlenme tesisinin helasında para toplamaya memur edilirse, bir süre sonra mutlaka geri zekâlı olacaktır; çünkü zekâsı yaptığı işe uyumak durumundadır. Sf. 74

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 74) kitabından birebir alınmıştır.

  • Emek-değer yasası, eninde sonunda insanın harcadığı emeğin, belli bir tanıma göre, karşılığını almasıdır; bu nedenle yasa, özünde, küçük kapitalist çiftçi veya zanaatkârın piyasa ilkesidir. Bu ilke ise, sosyalist insanın kanseridir; sosyalist insan her zaman, topluma hizmeti ve karşılığını almadan hizmet vermeyi en büyük sevinç yapabilendir. Bu nedenle sosyalist insan, peygambere en yakın yaratıktır ve peygamber de, kaldı mı bilmiyorum, Sf. 53

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 53) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öte yandan, bildiğimiz köylü devrimlerinin en şanlılarından birisini borçlu olduğumuz Emilio Zapata ile Pancho Villa’nın, gericiliğin bütün kalelerini zapt ettikleri zaman, büyük bir yönetim aczi ile ve daha önemlisi bunu kabul ederek, sarayın tepesine, yönetmek üzere, “bir namuslu adam aranıyor” ilanının asıldığı rivayet ediliyor. Sf. 41

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ayrıca Hegel’in mükemmel bir şekilde geliştirdiği, diyalektik mantığın üç kuralının, reddin reddi, zıtların birliği ve nicelin nitele dönüşümü, kurallarının bir bölümünün kaba kullanım nedeniyle körleştiğini ve ayrıca her üçünün birlikte yetersiz kaldığını kabul etmek zorundayız. Sf. 43

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 43) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diktatörlük, özel mülkiyetten çıkan devlet zoru’nun doğrudan ve hızla uygulanması durumudur. Demokrasi ise, zorun uygulanmasında, yavaşlık anlamındadır; Sf. 37

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanı bozmak için, bozulmuş İslam’a muhtaçtılar. Bozdular.

    Sürekli diktatorya için, insanı bozmak zorundadırlar. Sf. 20

    İnsanı ‘”bozmak” mı, tekeliyet insanla olmayan bir düzendir; feodaliteden daha insansız olduğunu söyleyebiliriz. Sf. 21

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 20, 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • Asla teknolojik ve ekonomik zafiyetten yıkılmadığını ısrarla savundum; yıkıntıların arkasından, Rusya’da güçlü bir tekelli devletin ortaya çıkacağını tahmin ediyordum. Artık ortadadır ve ortaya çıkmış olan bu güçlü ve zengin tekeliyet düzeni varken, yıkılışı teknolojik yetersizlik ve ekonomik becerisizlikle açıklamak imkânsız görünmektedir. Sf. 13

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sol, Marksizm’den öncedir.

    Komünist Manifesto’yu hiçbir zaman sol saymadım.

    Aydınlanma, insan’a ve aklına güven üretiyor ve buradan güçlü bir insan sevgisi çıkıyor. İnsan’ın güvendiğini sevmesi çok şaşırtıcı olmakla birlikte, galiba, bir kuraldır. Sf. 9

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 9) kitabından birebir alınmıştır.

  • Önde gelen bir Batı Alman gazetesi 1988’de üçüncü dünya ülkelerinin Küba’yı öğretmenlerin, inşaat işçilerinin, doktorların ve diğer uzmanların dâhil olduğu “uluslararası bir hizmet ekipleri” nedeniyle “uluslararası bir süpergüç’ gibi gördüklerini yazıyordu. 1985’te, Üçüncü Dünya ülkelerinde 16.000 Kübalı çalışıyordu. Amerika Birleşik Devletlerinden dünyaya dağılan Barış Gönüllülerinin ve AID yardım uzmanlarının iki katından fazlaydı bu rakam. 1988’de, Küba “tüm endüstrileşmiş ülkelerden ve BM Dünya Sağlığı Örgütünden daha fazla yurtdışında doktora sahipti. Bu yardımların çoğu karşılıksızdı ve Küba’nın “uluslararası elçiler’i “pek çok gelişmiş ülkenin yardım elemanlarının kabul etmeyeceği koşullarda yaşıyordu” ki “başarılarının temeli de burada yatmaktaydı.” Kübalılar için, “uluslararası hizmet”, diye devam ediyordu haber, “siyasi olgunluğun bir işareti” sayılıyordu ve okullarda “en yüksek değer” olarak öğretiliyordu. Sf. 80

    Alıntı; Halk Üzerinden Kazanç (Neoliberalizm ve Küresel Düzen) – Noam Chomsky, Ç; Süreyya Evren (Çok kötü çeviri), (Everest Yayınları,  1. Basım, Ekim 2014 – Sf. 80) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu da akla Madison’ın bir başka kaygısını getirir: “bir halk hükümeti, halkın bilgiye erişimi veya onu elde etme araçları olmayınca, bir farsa veya bir trajediye veya ikisine birden dönüşür, artık yazılmış bir Önsöz’den ibarettir.” Sf. 49

    Alıntı; Halk Üzerinden Kazanç (Neoliberalizm ve Küresel Düzen) – Noam Chomsky, Ç; Süreyya Evren (Çok kötü çeviri), (Everest Yayınları,  1. Basım, Ekim 2014 – Sf. 49) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mülkiyet hakları yoktur maliklerin hakları vardır: yani mülk sahibi insanların hakları vardır. Benim arabama dair haklarım vardır ama arabamın hakları yoktur. Sf. 43

    Alıntı; Halk Üzerinden Kazanç (Neoliberalizm ve Küresel Düzen) – Noam Chomsky, Ç; Süreyya Evren (Çok kötü çeviri), (Everest Yayınları,  1. Basım, Ekim 2014 – Sf. 43) kitabından birebir alınmıştır.

  • Madison, hükümetin temel sorumluluğunun “varlıklı kesimi çoğunluktan korumak” olduğunu ilan etmişti. Başlangıcından bugüne demokratik sistemin temel ilkesi bu olagelmişti. Sf. 43

    Alıntı; Halk Üzerinden Kazanç (Neoliberalizm ve Küresel Düzen) – Noam Chomsky, Ç; Süreyya Evren (Çok kötü çeviri), (Everest Yayınları,  1. Basım, Ekim 2014 – Sf. 43) kitabından birebir alınmıştır.

  • Amerika Birleşik Devletleri, devlet kapitalist demokrasisinin bulunabilecek en “ideal denek”i olmaya yakındı.

    Üstelik bu ideal düzenin baş tasarımcısı, keskin zekâlı bir siyaset düşünürüydü: görüşleri büyük ölçüde etkili olan James Madison. Madison, Anayasa üzerine tartışılırken, eğer İngiltere’deki seçimler “halkın tüm sınıflarına açık olursa toprak sahiplerinin mülkleri güvencesiz olacaktır, kısa zamanda” topraksızlara toprak verecek “bir tarım yasası yürürlüğe konur,” diyordu. Anayasal sistem bu tip adaletsizliklerin gerçekleşmesini engelleyecek şekilde tasarlanmalıdır ve aslında özel mülkiyet hakları demek olan “ülkenin kalıcı çıkarlarını güvence altına almalıdır” diyordu. Sf. 43

    Alıntı; Halk Üzerinden Kazanç (Neoliberalizm ve Küresel Düzen) – Noam Chomsky, Ç; Süreyya Evren (Çok kötü çeviri), (Everest Yayınları,  1. Basım, Ekim 2014 – Sf. 43) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Eğer gelecek yıllarda (fethedilen halklar) karşı çıktıkları ilişkinin kendilerinin en yüksek faydaları için olduğunu görecek ve itiraf edeceklerse, otoritenin yönetilenlerin rızasıyla dayatıldığı, makul bir şekilde kabul edilebilir.” Tıpkı, bir ebeveynin çocuğunun caddeye doğru koşmasını engellediğinde olduğu gibi. Sf. 41

    Alıntı; Halk Üzerinden Kazanç (Neoliberalizm ve Küresel Düzen) – Noam Chomsky, Ç; Süreyya Evren (Çok kötü çeviri), (Everest Yayınları,  1. Basım, Ekim 2014 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hutcheson, eğer “aptal” ve “önyargılı” kitleler, kendi adlarına uygulanan şeye gelecekte “tüm kalpleriyle rıza göstereceklerse”, yönetenler, halkın reddettiği planları halka dayattıklarında “yönetilenlerin rızası” ilkesinin çiğnenmiş olmayacaklarını savundu. Bu noktada, daha sonra sosyolog Franklin Henry Giddings tarafından önerilen “rıza olmadan rıza” terimini kullanabiliriz. Sf. 41

    Alıntı; Halk Üzerinden Kazanç (Neoliberalizm ve Küresel Düzen) – Noam Chomsky, Ç; Süreyya Evren (Çok kötü çeviri), (Everest Yayınları,  1. Basım, Ekim 2014 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doğru düzgün bir demokratik toplumun “yönetilenlerin rızası” ilkesi üzerine kurulu olması gerekir. Bu fikir genel bir kabul görmüştür, ama hem fazla sert hem de fazla zayıf olmakla itham edilebilir. Çok serttir çünkü insanların yönetilmeleri ve kontrol edilmeleri gerektiğini öne sürer. Çok zayıftır çünkü en vahşi yöneticiler bile bir miktar ‘yönetilenin rızasına” gereksinim duyarlar ve genelde de bunun için sadece zor kullanmazlar. Sf. 39

    Bu konular 250 yıl önce David Hume’un klasikleşen çalışmalarında ele alınmıştı. Hume “azınlığın çoğunluğu yönetmesindeki kolaylık”la ve kaderlerini yöneticilerine teslim ederken “insanların gönül indirebildikleri örtük itaat”ı büyük bir merakla araştırıyordu. Bunu şaşırtıcı buluyordu, çünkü “yönetilenler her zaman gerçekte daha güçlü olanlardı.” insanlar bunu bir fark etseler ayağa kalkıp efendilerini başlarından atabilirlerdi. Hükümetlerin halkın görüşlerinin kontrol edilmesi üzerine kurulu olduğu sonucuna vardı. “Bu öyle bir ilkeydi ki en despotik ve en askeri hükümetlerde geçerli olduğu kadar en özgür ve en halkçı hükümetlerde de geçerliydi.”

    Hume kuşkusuz fiziksel gücün etkililiğini küçümsüyordu. Formülün daha doğru bir versiyonu şöyle kurulabilir: bir hükümet ne kadar “özgür ve halkçıysa” yönetenlere itaati garanti altına alabilmek için görüşlerin kontrolüne dayanması o kadar gerekli olur. Sf. 39, 40

    Alıntı; Halk Üzerinden Kazanç (Neoliberalizm ve Küresel Düzen) – Noam Chomsky, Ç; Süreyya Evren (Çok kötü çeviri), (Everest Yayınları,  1. Basım, Ekim 2014 – Sf. 39, 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk sorunun yanıtı hayli açık. Batı Avrupa’nın dışında, iki büyük bölge kalkındı, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya -yani, Avrupa’nın sömürgeleştirmesinden muaf kalan iki bölge. Japonya’nın sömürgeleri bir başka meseledir, her ne kadar Japonya acımasız bir sömürgeci güç idiyse de, sömürgelerini soymadı ve neredeyse Japonya’nın kendisini kalkındırdığı oranda kalkınmalarını sağladı. Sf. 22

    Alıntı; Halk Üzerinden Kazanç (Neoliberalizm ve Küresel Düzen) – Noam Chomsky, Ç; Süreyya Evren (Çok kötü çeviri), (Everest Yayınları,  1. Basım, Ekim 2014 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dış engeller son derece açık. ABD ve müttefikleri, Arap dünyasında işleyen bir demokrasiyi kolay kolay içlerine sindiremezler. Sf. 222

    Alıntı; Geleceği Kurgulamak – Noam Chomsky, Ç; Gökhan Fırat, (İnkılâp Yayınevi,  2. Baskı 2015 – Sf. 222) kitabından birebir alınmıştır.