Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Büyük Padişah Selim ne yapılması gerektiğini saptayabilmek için devletin ileri gelenlerinin görüşlerini istedi. Başta Sadrazam (Başbakan) Koca Yusuf Paşa olmak üzere yirmi iki kişiden lâyiha (görüş bildiren yazı) istedi ve Nizam-ı Devlete dair lâyihalar (devlet düzenlemeye dair görüşler) bu şekilde ortaya çıktı.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 92, 93) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Bu lâyihalardaki görüşler üç gurupta toplanabilir; 1)Yeniçeri Ocağını ve diğer Ocakları Kanuni devrindeki kanunlara göre ıslah edelim diyen muhafazakârlar. 2)Ocaklara Frenk (Avrupalı) talim ve terbiye usullerini ve silahlarını kabul ettirelim diyen, (Yalçın Küçük Hoca’nın telifçiler dediği) kesim. 3)Bu Ocak bir kenara bırakılsın, bunların yerine Avrupa usullerine göre eğitim yapan bir ordu kurulsun diyen İnkılapçılar, yani devrimciler. Bu tanımlama tamamen Yalçın Küçük Hoca’ya ait.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995, 2008): Sonuçta üçüncü yolun izlenmesine karar veriliyor. Bunu haber alan Ocak kendi kendini de provoke ediyor, Yahudi bankerler zarar endişesi ile Ocağı alevlendirince, Ocak, Devlete daha zararlı bir hale geliyor. Bence, Ocağı radikal bir şekilde, dönüştürmenin, değiştirmenin yolları aranmalıydı. Maaşları düzgün bir şekilde ödenerek Yahudi bankerlerin elinden kurtulmaları sağlanmalı, Yeniçerilerin maaşlarından beslenen bu bankerler için de yasal engeller kullanılmalıydı. Yeniçerilerin maaşları düzenli verilmediği için Yahudi Bankerler, Yeniçerilerin, maaşlarını düzenli ödemek şartı ile yüksek tenzilat (indirim) uygulayarak maaş kâğıtları olan esamilerini almışlar. Yeniçeri ölse bile Bankerler onun maaşını almaya devam etmişler. Bu düzenin devam etmesi için, Ocak Ağalarının bankerlerle ortak hareket etmeleri ve Ocağın devlete asi bir yapıda olması şarttır. Hoca, sadece Yeniçerilerin esnaf olabilmelerini göz önüne alıyor, oysa maaş ödemede zafiyete düşen Osmanlı, yeniçerilerin, Banker kucağına düşmemeleri için bu düzensizliğe göz yummuştu. Hoca, bu analizde hem bu noktayı dikkate almamış, daha sonraki eserlerinde Yahudi bankerleri meselesine değinecektir. Bir de Yeniçeri Ocağının, Osmanlı devlet düzeninde, güçlü olan şehzadeyi Padişah yapma özelliğinin de devlete dinamizm kazandıran yönü oluşunu ihmal etmiş. III. Selim’in yaklaşımında bir önemli özellik daha var; Sadrazam Koca Yusuf Paşa, Padişah’a “Bizim 120 bin askerimizi 8 bin Rus askeri yendi! Diyor. Yani Yeniçerileri ortadan kaldırmanın korkulacak bir tarafı da yok demeye getiriyor. Ama Padişah iki gurup insanımızın, vatandaşlarının, birbirini kırmasına razı olamıyor ve Alemdar Mustafa Paşa Olayı’nda bu nedenle kırım emrini veremiyor, Paşa’yı ve kendi canını riske sokuyor. Bu şefkat, birçok Osmanlı Padişahında görülüyor. Meselâ II. Abdülhamit dört mebusun Meclis seni istemiyor beyanına uyarak tahtı terk ediyor, kan dökülmemesine azami dikkat gösteriyor.

  • “Yeniçeri için hayat, ganimeti arttırmak için bir bahanedir. Yeniçeriliği yaratan Osmanlı Sultanlarıdır, ancak Yeniçerilerin gözünü açan Yavuz Sultan Selim oldu. Yavuz, Yeniçerilere dayanarak Padişah oldu. … Böylece Yeniçerilere bir yol gösterdi: Güçlerini öğretti.” (1) Sf.77    

    “Profesyonel askerlik, eski ırklara özgüdür; Fakat “Memluk Türkleri”, deneyimli Türklerin çok başarılı köle asker olduklarını kanıtlıyor. Esir alınan Hıristiyan çocukları “Acemi Ocakları” içinde yetiştirildiler… Hıristiyan devşirmelere Türkçe ve yazı öğretiliyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 77, 79) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2008): Yeniçerilerin Padişah indirme ya da padişah belirleme faaliyetleri Yavuz’dan daha eskiye dayanır. Meselâ Fatih de Yeniçeri desteği ile babası 2. Murat’ı birincisinde tahtından indirdi. Zaten Osmanlı düzeninde Padişah öldüğünde Yeniçeri veya ulema sınıfının ya da her iki sınıfın desteğini alan Padişah oluyordu. Bu da bir nevi seçmeydi, dolayısıyla Osmanlı devleti, Marks’ın da tespit ettiği gibi bir nevi Cumhuriyetti.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): Nazım Hikmet, Memleketimizden İnsan Manzaraları şiirinde Gazeteci Ali Kemal’in öldürülüşünü anlatıyor.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Ali Kemal günümüzde (2022) İngiltere’nin başbakanı olan Boris Johnson’ın dedesidir.

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 65) kitabından notlar alınmıştır.

  • “Bilimsel kafa, düşünme sürecini durduramayan kafadır.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nizamı Cedit (Yeni Nizam, Yeni Düzenleme) ile başlayan Yeniçeri Ocağının kaldırılmasıyla birinci perdesi kapanan gelişmeler tam anlamıyla bir iç savaştır. Türkiye’nin yenilik tarihinin ilk perdesinde bir iç savaş vardır.  … İç savaştan çıkan bir toplum, dış savaşta olduğunda çok daha fazla, bir seçkin kadro kıtlığı ile karşılaşır.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mustafa Reşit Paşa’nın Tanzimat Fermanı’nı (düzenleme emrini) okumaya giderken eviyle vedalaşması boşuna değil, önünde tarih var.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Osmanlı Padişahları hiçbir ziyareti iade etmiyorlar. Hiç kimse Padişaha hediye vermeye cüret edemiyor…. Tanzimat’a kadar hiçbir yabancı ülkeye gitmiyorlar. Paris Antlaşmasına kadar Osmanlı Padişahı, kendisini hiçbir hükümdar ile aynı düzeyde saymıyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): Yeniçeriler üniforma giymiyor. Bu da rahatlıkla firar etmelerini sağlıyor. Demek ki üniforma ölüme göndermeyi kolaylaştırıyor.

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf.28) kitabından not alınmıştır.

  • “Düşün gücü olan, teorik dayanağı olan aydın, yalnızlığa en çok dayanabilen insandır.  Aydın, yalnızlığa dayanabilen hayvandır.” Sf. 19

    (Aydın) “Yeniçerilik yıkılınca hep dayanak aradı. Batmakta olan bir İmparatorluğu kurtarmaya çalışmak, mutlak misyoner (mücahit) ruhunu gerektirir.

    Türk aydını doğuştan imparatorlukçudur, kurtarıcı bir hırsa sahip.” Sf. 20    

    “Bilimlerin anası tarih bilimi kendisini ilerletecekler için son derece affedicidir. Hâlbuki Türkiye’de tarih bilimi Türk aydınını hep karalamıştır. Bundan bir sonuç çıkar; Türkiye’de tarih bilimi yoktur.  

    Bilim, tekil yanılgıları soyutlayabilmektir. Bilim, az sayıda yanılgı soyutlayarak çok sayıda yanılgıyı önlemeye yardı eder. Hâlbuki Türk aydın tarihi, benzer yanılgıların tekrarıyla doludur. Tarih, mantıksal ve toplumsal nedenlerle ilk ve ilkel bilim oldu. Çok basit bir nedenle; Yol ağzında olanlar hep tarihe bakarlar.    

    Tarih, bir başka yol gösterici durumuna çıkartılan piyasa mekanizmasının oluşumuna kadar, kuşkulu durumların tek yol göstericisi oldu.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 19 ile 21 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Yeniçeri Ocağı bir esnaf güruhudur, zamanına göre bir sermaye kesitidir, sermaye kesiminin silah kullanan bölümüdür. (1)

    Neden salt ve saf bir silahlı kuvvetler gerici olsun? Neden  .. Yeniçeri Ocağı bu denli gerici olsun ve bütün yenilik girişimlerinin, bütün yenilikçi akımların karşısına çıksın?   Bu neden, var; Sermaye gericidir. 1826 yılında lağvedilen (ortadan kaldırılan) Yeniçeri Ocağı …. saf ve salt bir silahlı kuvvetler örgütlenmesi değildir. Disiplinsiz bir esnaf güruhudur. Osmanlı’da sermaye ile iç içedir; ayrılması mümkün değil. Bunun için gerici.” Sf.18

    “Osmanlı Türkiye’sinde ulema (2) Yeniçerilerin tüm lanetli başkaldırılarına ortak oldu.  Yeniçeri Ocağı ulemanın dayandığı müttefiki idi. (3)

    Türkiye’de tüm yenilikler Sultan Mahmut ile ve Vakayı Hayriye (Hayırlı olay, Yeniçeri Ocağının ortadan kaldırılması olayı)  ile başladı.” (4)

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf.18,19) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Bu tanım fazla zorlamadır. Yeniçerilerin esnaf olmadan önceki dönemi çok parlak bir dönemdir ve o zamanlar Ocak, Osmanlı’nın ana unsurudur., devletin temel yapı taşıdır. Ayrıca Ocağın sermaye ile ilişkisi sadece esnaflıkla sınırlı değil, Yahudi bankerlere esamilerini (maaş belgelerini) satmaları da önemli bir durumdur. Ancak tabii ki Yalçın Hoca’nın Yeniçeri analizi büyük önem taşımaktadır.

    BAKKAL’IN NOTU (2) (1995): Hukukçular yani kadılar ve müderrisler yani öğretmenler ile din adamları Osmanlı’da ulema sınıfıdır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (3) (1995): Yeniçeriler ulemayı kullandılar mı? Bence eylemlerinde halkı inandırmak için kullandılar. Ulema da Yeniçerileri kullanarak iktidar mücadelesi yaptı. Ayrıca Osmanlı düzeninin bu iki büyük örgütü, kışla ve cami, zaman zaman birbirleriyle de mücadele ettiler. Yani bu sınırlar bu kadar keskin değil, olmamalı da.

    BAKKAL’IN YORUMU (4) (2008): Bu da çok iddialı bir tez. Ayrıca Hoca; Yeniçeri Ocağının kapanması, aydını, yalnız bıraktı safralarından arındırdı, diyor. Ancak Osmanlının bozuk idaresine karşı çıkabilecek örgütlü güç te kalmadı, bence. Yeniçeri Ocağı ilk kurulduğu gibi devşirme ve salt asker olarak değerlendirilse ve ticaret yapmaları engellenip, maaşları bir düzene sokulabilseydi daha yararlı bir iş yapılmış olurdu. Ocağın lağv edilmesinden sonra ülkenin asli unsurları askere alındı, bu durum onların ekonomik olarak gelişmelerini engelledi. Babadan oğula geçen mesleki bilgiler aktarılamaz oldu, Türk ve Müslüman unsur; ziraat, ticaret ve sanayi de çok geri kaldı. Yeniçeri Ocağının yerine yine devşirme veya profesyonel bir silahlı kuvvetler kurulabilirdi.

  • “Tek başına eylem aydını büyütmez. Aydın, kafasıyla ve çok büyük bir inatla, toplumu değiştirmek için mücadele eden hayvandır. Tanımı kısaltmak gerekirse; Aydın, kafasıyla mücadele eden insandır.  Aydını tarihin diğer aktörlerinden ayıran en belirgin çizgi, mücadeleye kafasını koymasıdır.” Sf.15

    “Türk aydını, çok uzun yıllar ölmekte olan bir İmparatorluğu yaşatmak için mücadele etti. Türk aydını kurtaramadı. Aydının hayal kırıklığı, tarihte istisna değil kuraldır. … Hayal kırıklığı aydının en büyük öğretenidir.” Sf.17

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 15 ile 17 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sevgi, sezmeye yardım eder. Her düşünüre gereklidir. Çünkü düşünür, bir anlama, düşündüğüne aşk olmuş kimsedir.  

    Türkiye’yi önemsemeyen kendisini küçümsüyor demektir. Sf.13

    Her bilimsel çalışma aynı zamanda bir yöntem çalışmasıdır. Her ciddi bulgu bir yenice yönteme dayanır. Yöntemin yüzde yüz yeni olması mümkün değil, ancak yenice olabilir. Türk aydınını Türk eyleminin bir ürünü olarak ele almak, bu çalışmayla birlikte ortaya çıktı. Türk aydını Türk tarihinin ürünüdür.” Sf.15

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 13 ile 10 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Türk aydını başıyla yürüyor, ayağıyla düşünüyordu. Tersti; tersine çevirmeye başladım.

    Türk diline teorik bir anlatım gücü kazandırma çabalarımı burada da sürdürdüm.  Çok sesli sunmak istedim. .. Denediğim cümlelerde parantezsiz parantezlerle, dip notlarla, metin içi eklerle, çok sesli bir sunuşa yaklaşmak istedim. İlaçla beynimin çalışmasını yavaşlatmak zorunda kaldığım oldu.   Yazmak, benim için, öncelikle kafamı boşaltmaktır. Entelektüel yaşamımı sürdürebilmem için zaman zaman kafamı boşaltmam ve bunun için de yazmam gerekiyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 7 ile 10 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 23 Kasım 1925 tarihli gizli celsede Mebus Maaşlarının Artırılması görüşüldü ve kararlaştırıldı:

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – (İş Bankası Yayını (Sf. 580) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Milletvekillerinin maaşları 3500 liraya çıkartıldı. Savaş zamanında Birinci Meclis’in vekilleri 400 lira alıyordu.

      

  • (18 Kasım 1925 tarihli gizli celsede Savunma Bakanlığı bütçesi görüşülürken bakan bilgi veriyor:)

      Recep Bey (Müdafai Milliye Vekili) (Kütahya); ” .. Arkadaşlar malumu âliniz (yüce bilginiz vardır) geçen sene verilmiş olan üç milyon liralık taahhüt (üstlenme) kanunu ile hükümet bir tayyare (uçak) fabrikasının inşasına teşebbüs etmiştir (yapımına girişmiştir). .. Yakında yapılmaya başlanacaktır. … yaptığımız mukavele de Yünkers ile yapılmıştır. Her sene bize 250 tayyare teslim etme taahhüdünü (üstleniciliğini) almıştır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 543, 544) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995):  Savaştan yeni çıkmışız halk açlıktan kırılıyor Savunma Bakanı Recep Peker silah alımı ve harp sanayisinin gelişmesi derdine düşüyor. Recep, Eskişehir’de seçim gezisi sırasında “açız” diyen halka “bok yiyin” diyen kişi.

  • (4 Şubat 1925 Tarihli Gizli Celsede Dış Siyaset Görüşüldü:)

    Şükrü Kaya Bey (Hariciye Vekili) (Menteşe); “.. İngiltere’nin bir büyük sözü vardır .. “Bekle ve Gör!”  İngilizler Türkler için şu sözü söylemekte ve şu zihniyeti tanımamaktadır; “Türk adam olmamıştır. Bütün yaptıkları bu inkılâbı, muhabere (savaş) vesaire hep zahiri (görünür) şeylerdir. Türklerin hududuna düşman geldi. Bu ise Türklerin asabiyetine (Burada kastedilen asabiyet: Toplumun moral değerler gücüdür) dokundu, derhal ayaklandılar, düşman da zayıftı, harp ettiler ve düşmanı memleketlerinden attılar. Şimdi çubuklarını yakıp keyiflerine bakıyorlar. Siyaseti Hariciyeyle, iktisatla meşgul değildirler.   Meşgul olsalar da kabiliyetleri yoktur. Binaenaleyh (buna dayanarak anlamında bir söz) bir gün pişmiş yemiş gibi düşeceklerdir.” diyorlar. “Evvela malumdur ki; Türkiye sermayeye muhtaçtır. .. bir propaganda yapalım Türkiye’de asayiş yoktur diyelim…” İngiltere’nin bize doğrudan doğruya düşmanlık yapabilmesi için ne yapabileceğini çok salâhiyettar (yetkili) bir zatla görüştüm. İki milyon asker ve bir o kadar da masraf yapmaya mütevekkiftir (gerektiriyor), dedi. Hâlbuki efendiler, İngiltere’nin efkârı umumiyesi (kamuoyu) böyle bir fedakârlığa tehammil (dayanacak gibi, dayanıklı) değildir ve yapamaz.  Binaenaleyh İngiltere’nin bize karşı açık göğüsle ve merdane bir surette taarruzu yoktur ve yapamaz, bunu kendilerinden beklemeyiniz.” 

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 475, 476) kitabından birebir alınmıştır.

  • (16 Nisan 1924 Tarihli Gizli Celsede, Lozan’da Kabul Edilmiş Olan, Yurtdışına Sürgün Edilecek Yüzellilikler’in Tespiti Görüşülüyor:)

    Ferit Bey (Dâhiliye Vekili) (Kütahya); “..Affı Umumi (genel af), Lozan Muahedenamesi icabıdır (gereğidir). Müddeti muayyene (belli bir zaman) zarfında (içerisinde) tekmil ceraimi (bütün suçları), gerek Türk tebaası gerek ecnebi tebaası için bütün ceraimi af (genel af) mahiyetindedir. Yalnız Heyeti Murahhasamızın ısrarı üzerine 150 kişilik bir listenin aftan istisnası (ayrı tutulması) hakkında … Dâhiliye Vekâleti, Emniyet Umum (Genel) Müdürlüğü de bunun tertibi (düzenlenmesi) ile meşgul olmuştur. .. takriben 600 kişiye baliğ olmuştur (ulaşmıştır). Mademki ahden (verilen söz gereği, antlaşma gereği) mutlak bu 150 olacak, 151 olmayacak, ne yapmalı? .. Sonra bunun içinde evvela bilfarz (diyelim ki, farz edelim ki) Vahdettin vardır. Sonra bunu çıkardık, çünkü Hanedan kanunu dolayısıyla çıkmış olduğundan buna hacet (ihtiyaç) kalmadı.” Sf. 434, 435          

    Akçora Oğlu Yusuf Bey (İstanbul); ” .. ben istiyorum ki; daha isimler okunmadan evvel hükûmet namına bu 150 kişiyi hangi prensiplere müsteniden (dayanarak) tefrik edilmiş (ayrılmış) olduğunu, muayyen (belirgin), hukuki, sarih (açık), bir surette söylesin. .. ..Prensipler bu suretle taayyun ettikten (oluştuktan) sonra bir hüküm vereceğiz. Çünkü çok veballi, vicdanımız üzerinde bizi daima rahatsız edecek bir rey vermekle mükellef (sorumlu) bulunuyoruz.”  

    Ferit Bey (Dâhiliye Vekili) (Kütahya); “Efendim, prensip diye ne istiyorsunuz? Hain, hain, ne prensibi? Yalnız hıyanetin vecih (cephesi, görüntüsü) ve nevi (çeşidi) itibariyle ancak tasnif kabil olur (sınıflandırmak mümkün olur). Yoksa prensip nedir? .. evvela firari Vahdettin maiyeti, Sevr Muahedesini kabul ve imza eden kabine ve Heyeti Murahhasa, sonra Kuvayı İnzibatiye, sonra Çerkez Ethem ve avanesi, İzmir Çerkez Kongresine murahhas olarak katılanlar, Hıyaneti vataniyede bulunan memurini mülkiye (idare memurları) ve askeriye, polis rüesası (şefleri, reisleri), hain gazeteciler, sonra hıyaneti vataniyede bulunan diğer eşhas (şahıslar).”    

    Halil Bey (Zonguldak); “Bendeniz bu kadar kulak kabarttım, bu listenin içinde ne bir tek Ermeni, ne bir tek Rum, ne bir tek Yahudi vardır.”            

    Ferit Bey (Devamla);Ahden (Lozan Antlaşmasında) kabul etmişiz.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 434 ile 449 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Lozan’da, bizim ülkemizden göndermek istediğimiz kişiler var bunlar 150 kişidir gönderebilir miyiz diye konu başlığı açmışız ve gönderme kararı çıkmış. Bunun teklif edilmesi adli kapitülasyonların varlığı ile ilgili, yani bizim hukuk sistemimize güvenmedikleri için kontrole tabi olmuşuz. Çok ilginç birşey de bu 150 kişi için bir çalışma yapılmamış tahmini bir rakam konuşulmuş, sonrasında da çok tirajı komik şeyler oldu. Meclis bu yüzelliliklerin listesini düzenleme işini hükümete bırakıyor. Ayrıca, Karesi Mebusu Süreyya Bey, bu listeye Rum, Ermeni ve Yahudilerin de 1922’den sonra işledikleri suçlar var ise, konulabileceklerini iddia ediyor. Dâhiliye Vekili istemiyor, Rumların atılamayacaklarını Venizelos istemiş, tutanaklarda var diyor. Süreyya Bey bunun tutanaklarda olmadığını ispat ediyor, Ferit Bey tekrar kıvırtınca da, onun yalan söylediğini söylüyor, Meclis Başkanı Fethi Okyar Bey imdada yetişip “kifayeti müzakere” yani “tartışma yeter” diyor.

  • (İkinci Meclis’in İlk Gizli Celsesi 20 Eylül 1923’de Yapılmış. 8 Aralık 1923 Tarihli Bu Celsede İstanbul’daki Basın Muhalefeti İçin bir İstiklâl Mahkemesi Kurulması Görüşülüyor:)

    İsmet Paşa Hazretleri (Başvekil) (Edirne);Huzzarı kiram (hazır bulunan kerem sahipleri anlamında bir hitap)  çarşamba günü  İstanbul’un iki gazetesinde intişar eden (neşredilen, yayımlanan) iki mektubu görmüşlerdir..”

    (Bu mektuplar Gazi ve İsmet’e hitaben yazılmış ve Hilafetin kaldırılması kararlarına karşı çıkıyorlar diyor ve İsmet Paşa devam ediyor:)  

    “Hilafete Türkiye üzerinde vazifei idariye (idari görev), vazifei siyasiye (siyasi görev), vazifei dünyeviye (dünyevi görev) vermek esasını müdafaa ediyor (savunuyor). İngiliz Ağa Han ve Emir Ali imzasıyla yazılmıştır. (Sf;314-315-316) .. İngiliz devleti kendi adamları vasıtasıyla teşebbüs olarak memlekette hıyaneti vataniye ceraimini (suçlarını) tahrik ve telkin edecek tertip almışlardır. Bu tertibat (düzenleme) her tarafta vardır. Rodos’ta birçok kâğıtlar basıyorlar memlekete neşrediyorlar. Şarkta (doğuda) Kürt meselesi, diğer muhtelif (çeşitli) mesaili (işleri) tahrik etmek için tertibat alıyorlar. .. Memleketin içerisinde meşrutiyeti telkin ederek bu esas üzerinde iftirak (ayrılıklar) telkin etmektedir. … Cumhuriyetin hayatına ve bünyei esasiyemize bir kasıt vardır ki bu kasıt hariçten geliyor ve dâhilde zemin buluyor. Vatanın herhangi bir köşesinde, haricin telkinatına (ikna faaliyetine) herhangi bir suretle müsaade gösteren muhite, BMM derakap (hemen, derhal) vaz’ıyed eder (duruma el koyar) ve re’sen (direkt) mahkeme gönderir. Bu kanaati yerleştirmek lâzımdır… İstanbul’a bir İstiklâl Mahkemesinin gönderilmesi …” (1)  

    Ekrem Bey (Lazistan); “Hükûmet bu teklifte çok geç kaldı. Memleketin her tarafında kanlı ihtilaller başladıktan sonra mı bu teklif yapılacaktı? Tabiidir ki bu ihtilaller başlamamıştır, fakat başlayabilir. .. Hangi Cumhuriyet kansız olmuştur? .. bunun için de bir takım hazırlıklar yapılmak icap eder. Bila merhamet (acımasızca) hareket etmek ve bu irticaın (gericiliğin) önüne geçmek üzere hemen İstiklâl Mahkemeleri bu işe başlamalıdır. (2)  

    Hüseyin Rauf Bey (İstanbul); .. İstiklâl Mahkemelerinin hariçteki ismi İhtilal Mahkemesidir.”   

    Vehbi Bey (Karesi); “İstanbul’da bizim zabıtamız, binlerce polisimiz, binlerce siyasi memurlarımız, sivil memurlarımız var. Seni ve beni takip ile mi meşgul idiler? Niçin memleketin hayatını takip etmediler?  Diğer taraftan, ben ki bu memleketin öz evladıyım, arkamdan it gibi dolaşıyorlar da niçin bunları ve memleketin menfaatini takip etmiyorlar?”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 314 ile 336 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1996): İsmet Paşa diyor ki; milleti korkutmak lâzımdır! Terör mahkemelerini İstanbul’a göndermek lâzımdır!   

    BAKKAL’IN NOTU (2) (1996): Bu Lazistan Mebusu Ekrem Bey, Ziya Hurşit Bey’in yerine mebus yapılmış.

  • (24 Mart 1923 Tarihli Gizli Celsede İçki Yasağı Kanunu (Men’i Müskirât Kanunu), Görüşüldü:)

    Hüseyin Avni (Erzurum); “… Geçen günkü görüşmeler Avrupa gazetelerine geçti. Taymis Gazetesi yazdı, Tan Gazetesi yazdı.”

    (İkinci celsede Maliye Vekili Hasan Fehmi Bey, İstanbul işgalden kurtuluncaya kadar Men’i Müskirat, yani içki yasağı kanununun İstanbul’da uygulanmasını erteleyen süreyi uzatmak istiyor. Bu kanunu teklif edenlerden Ali Şükrü Bey, Kemal Paşa’nın koruması Topal Osman tarafından öldürülmeden önceki son konuşmasını yapıyor:)  

    Ali Şükrü Bey (Trabzon); “Bu kanun ilk teklif edildiği zaman bundan fayda temin edeceğimize bendeniz kani değildim. ..  Benim oturduğum evin yanında bir lokanta vardır, herkese meyhanedir, jandarma dairesi meydandadır, polis dairesi meydandadır… merkez kıraathanesinin yanındaki dükkan meyhanedir.  .. Paşa Hazretlerinin oturduğu evin ötesinde bir ev vardır iki senedir meyhanedir.    Amerikan inkılabını yapan adam ne demiştir? “Bir memleketin kanunu o adamların içtimai mezhebidir.”  

    (Birinci meclisin son gizli celsesi 9 Nisan 1923’tedir.)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 196 il 198 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (6 Mart 1923 Tarihli Gizli Celsede Lozan’ın Musul Meselesi Görüşülüyor:)

    Mustafa Durak (Erzurum); … Biz İnönü Zaferini bin kişi ile yapmıştık, bunlarda derme çatma bir takım çetelerden ibarettir. … dört bin kişi ile zafere nail olmak  … İkinci İnönü zaferini yaptığımız zaman, zannıma (kanaatime) göre, on altı bin kişi ile yapmıştır.  Zannedersem on altı bin kişinin içinden hemen üç bin kişi kadar muntazam asker mevcut değildi.   Musul gayet mühim (önemli) bir meseledir. .. Çünkü orada bir Kürdistan teşekkül etmiştir. Kürdistan ahvali, gayet nazik ve gayet fena ve gayet mühimdir… burada birbirimizi aldatmayalım.” (Burada 1913 Bitlis Kürt İsyanından bahsediyor ve devam ediyor:) “Efendiler 1329’da .. Kürdistan’ın ufak bir yerinde bir isyan meydana geldi… Ben de o zaman oralı idim… Selim idam edilirken bir şey söylemişti, pek acıdır. Ne çare memleketimizin derdidir, söyleyeceğim. Bunu bendenize söyledi ve bir arkadaşım da orada idi. Demişti ki; “Ey Türkler! Beni idam edeceksiniz; ediniz. Fakat memleketimizdeki idareden utanmıyor musunuz?” Bu kadar yerleri verdiniz ne kadar yerleri şuna buna hibe ettiniz, o vakit ki (o zamanki) idareyi hepiniz bilirsiniz. Bunda bizim de bir kusurumuz vardır diye söylemiyorsunuz…  … Bitlisliler demiştir ki efendiler; bir Bitlis’i bize veriniz, bir de başımıza siz kontrol koyunuz, biz sizden ziyade iyi idare edemezsek o vakit başımıza vurunuz!”Meselâ Selim’e bu sözü söyleten idaresizlikti.    Efendiler dertlerimi söyleyeceğim, çünkü tarih hiç olmazsa beni cezalandırmasın, tarih bana lanet etmesin.”       

      Yusuf Ziya Bey (Bitlis); (Musul’un öneminden bahsediyor:)  “.. Sesimi tarih dinliyor. Arkadaşlar ben Kürt’üm. Fakat Türkiye’nin şaraifini (şerefini), Türkiye’nin terakkisini (gelişmesini), temenni eden Kürtlerdenim. (Alkışlar)  Esbabı (sebebi) ise lisanım, bana şeref veren lisanım okur-yazar olmaklığımdır. Bu ise kendi kavmim olan Kürtlerin değil Türklerindir. Bunun için Türklerin tealisini (gelişimini)  isterim. Türklerin şereflenmesini isterim. … Türklerle Kürt teşriki mesai (iş birliği) ederek yaşamazlarsa, ikisi içinde akıbet (sonuç) yoktur. .. benim gibi Türkleşmiş olanlar buraya çekilecek, fakat Kürtler birbirini boğacak, azim (büyük) bir cidal (kanlı hesaplaşma) başlayacak.”

    (Yusuf Ziya Bey Şeyh Sait isyanında isyancıların liderlerinden biri olacak)

    Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri (Ankara); .. Lüzumu kadar tenkit (eleştiri) yapılmış olduğu kanaatindeyim. Herhalde çok müzakerat (görüşmeler) ve münakaşattan (tartışmalardan) iyi bir netice çıkmayacaktır. Müzakerenin kifayetini arz ettiğim takririmin kabulünü teklif eylerim. … Heyeti Murahhasamız makul ve akıl ve feraset dâhilinde hareket ettiğinden dolayı, müzakereyi kat’ etmediğinden (kesmediğinden) dolayı ve memleketi harbe sürüklemediğinden dolayı mı Heyeti Murahhasayı tenkit edeceğiz? Böyle mi memleketi idare edeceğiz Ali Bey Efendi?”   

    Ali Şükrü Bey (Trabzon); “Söyleyeceğim.”

    Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri (Devamla); Bir haftadır söylüyorsunuz, memleketi zarardide (zarar gören) ediyorsunuz. (Gürültüler) 

    Ali Şükrü Bey; “Kimseyi ithama (itham etmeye. Zan altında bırakmaya) hakkınız yoktur!”    

    Hakkı Hami Bey ( Sinop);” İstirham ederiz. Meclis’te emniyet (can güvenliğini kast ediyor) yoksa söyleyiniz; Mecliste emniyet yok mudur?”  

    Ali Rıza Bey (Kars); “Bütün Meclis Paşa’nın müdafiidir (savunucusudur). Size ne oluyor?”   

    Reis (Ali Fuat Paşa); “Meclis her vakit emniyeti muhafaza eder.”  

    Ali Şükrü Bey;Emniyeti şahsiye (şahıs güvenliği) mefkut (tutuklu) mudur?”          

    Ziya Hurşit (Lazistan); “Sonuna kadar söyleyeceğiz, katiyen kimse sözümüzü kesemez. Usul hakkında söz istiyorum.”  

    Reis; “Usul hakkında söz yoktur.”  

    Ziya Hurşit Bey; “Yalnız Paşa Hazretleri herkes söylediği sözün vatana hizmet olup olmadığını kendisi bilir. Hiç kimseden ders almaya ihtiyacı yoktur.”    

    Haydar Bey (Van); (Musul’da valilik yapmış uzman bir kişi:); … Müstemlikâtında (sömürgelerinde) yüz milyonlarca Müslüman bulunan İngiltere İslam ittihadından (birliğinden) korkmaktadır. … Efendiler zaferimiz İngiltere’yi sarstı, … fakat meyus etmedi. İngilizler yine entrikasını tatbike devam etti. Musul Vilâyetinin on yedi kazası vardır. On altısı Kürt ve Türk’tür, yalnız bir kazada Arap, Süryani, Geldaniler vardır.  Musul’da mamur olan altı bin köy vardır. Ahalisi Türk ve Kürt’tür. Altı yüzü Geldani ve Nasturî’dir.” 

    (Konuşmak isteyen çok sayıda insan varken Reis oylama yaparak görüşmeleri bitiriyor:)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 156 ile 181 arası) kitabından birebir alınmıştır.