Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Yeniçeri Ocağı bir esnaf güruhudur, zamanına göre bir sermaye kesitidir, sermaye kesiminin silah kullanan bölümüdür. (1)

    Neden salt ve saf bir silahlı kuvvetler gerici olsun? Neden  .. Yeniçeri Ocağı bu denli gerici olsun ve bütün yenilik girişimlerinin, bütün yenilikçi akımların karşısına çıksın?   Bu neden, var; Sermaye gericidir. 1826 yılında lağvedilen (ortadan kaldırılan) Yeniçeri Ocağı …. saf ve salt bir silahlı kuvvetler örgütlenmesi değildir. Disiplinsiz bir esnaf güruhudur. Osmanlı’da sermaye ile iç içedir; ayrılması mümkün değil. Bunun için gerici.” Sf.18

    “Osmanlı Türkiye’sinde ulema (2) Yeniçerilerin tüm lanetli başkaldırılarına ortak oldu.  Yeniçeri Ocağı ulemanın dayandığı müttefiki idi. (3)

    Türkiye’de tüm yenilikler Sultan Mahmut ile ve Vakayı Hayriye (Hayırlı olay, Yeniçeri Ocağının ortadan kaldırılması olayı)  ile başladı.” (4)

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf.18,19) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Bu tanım fazla zorlamadır. Yeniçerilerin esnaf olmadan önceki dönemi çok parlak bir dönemdir ve o zamanlar Ocak, Osmanlı’nın ana unsurudur., devletin temel yapı taşıdır. Ayrıca Ocağın sermaye ile ilişkisi sadece esnaflıkla sınırlı değil, Yahudi bankerlere esamilerini (maaş belgelerini) satmaları da önemli bir durumdur. Ancak tabii ki Yalçın Hoca’nın Yeniçeri analizi büyük önem taşımaktadır.

    BAKKAL’IN NOTU (2) (1995): Hukukçular yani kadılar ve müderrisler yani öğretmenler ile din adamları Osmanlı’da ulema sınıfıdır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (3) (1995): Yeniçeriler ulemayı kullandılar mı? Bence eylemlerinde halkı inandırmak için kullandılar. Ulema da Yeniçerileri kullanarak iktidar mücadelesi yaptı. Ayrıca Osmanlı düzeninin bu iki büyük örgütü, kışla ve cami, zaman zaman birbirleriyle de mücadele ettiler. Yani bu sınırlar bu kadar keskin değil, olmamalı da.

    BAKKAL’IN YORUMU (4) (2008): Bu da çok iddialı bir tez. Ayrıca Hoca; Yeniçeri Ocağının kapanması, aydını, yalnız bıraktı safralarından arındırdı, diyor. Ancak Osmanlının bozuk idaresine karşı çıkabilecek örgütlü güç te kalmadı, bence. Yeniçeri Ocağı ilk kurulduğu gibi devşirme ve salt asker olarak değerlendirilse ve ticaret yapmaları engellenip, maaşları bir düzene sokulabilseydi daha yararlı bir iş yapılmış olurdu. Ocağın lağv edilmesinden sonra ülkenin asli unsurları askere alındı, bu durum onların ekonomik olarak gelişmelerini engelledi. Babadan oğula geçen mesleki bilgiler aktarılamaz oldu, Türk ve Müslüman unsur; ziraat, ticaret ve sanayi de çok geri kaldı. Yeniçeri Ocağının yerine yine devşirme veya profesyonel bir silahlı kuvvetler kurulabilirdi.

  • “Tek başına eylem aydını büyütmez. Aydın, kafasıyla ve çok büyük bir inatla, toplumu değiştirmek için mücadele eden hayvandır. Tanımı kısaltmak gerekirse; Aydın, kafasıyla mücadele eden insandır.  Aydını tarihin diğer aktörlerinden ayıran en belirgin çizgi, mücadeleye kafasını koymasıdır.” Sf.15

    “Türk aydını, çok uzun yıllar ölmekte olan bir İmparatorluğu yaşatmak için mücadele etti. Türk aydını kurtaramadı. Aydının hayal kırıklığı, tarihte istisna değil kuraldır. … Hayal kırıklığı aydının en büyük öğretenidir.” Sf.17

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 15 ile 17 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sevgi, sezmeye yardım eder. Her düşünüre gereklidir. Çünkü düşünür, bir anlama, düşündüğüne aşk olmuş kimsedir.  

    Türkiye’yi önemsemeyen kendisini küçümsüyor demektir. Sf.13

    Her bilimsel çalışma aynı zamanda bir yöntem çalışmasıdır. Her ciddi bulgu bir yenice yönteme dayanır. Yöntemin yüzde yüz yeni olması mümkün değil, ancak yenice olabilir. Türk aydınını Türk eyleminin bir ürünü olarak ele almak, bu çalışmayla birlikte ortaya çıktı. Türk aydını Türk tarihinin ürünüdür.” Sf.15

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 13 ile 10 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Türk aydını başıyla yürüyor, ayağıyla düşünüyordu. Tersti; tersine çevirmeye başladım.

    Türk diline teorik bir anlatım gücü kazandırma çabalarımı burada da sürdürdüm.  Çok sesli sunmak istedim. .. Denediğim cümlelerde parantezsiz parantezlerle, dip notlarla, metin içi eklerle, çok sesli bir sunuşa yaklaşmak istedim. İlaçla beynimin çalışmasını yavaşlatmak zorunda kaldığım oldu.   Yazmak, benim için, öncelikle kafamı boşaltmaktır. Entelektüel yaşamımı sürdürebilmem için zaman zaman kafamı boşaltmam ve bunun için de yazmam gerekiyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 7 ile 10 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 23 Kasım 1925 tarihli gizli celsede Mebus Maaşlarının Artırılması görüşüldü ve kararlaştırıldı:

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – (İş Bankası Yayını (Sf. 580) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Milletvekillerinin maaşları 3500 liraya çıkartıldı. Savaş zamanında Birinci Meclis’in vekilleri 400 lira alıyordu.

      

  • (18 Kasım 1925 tarihli gizli celsede Savunma Bakanlığı bütçesi görüşülürken bakan bilgi veriyor:)

      Recep Bey (Müdafai Milliye Vekili) (Kütahya); ” .. Arkadaşlar malumu âliniz (yüce bilginiz vardır) geçen sene verilmiş olan üç milyon liralık taahhüt (üstlenme) kanunu ile hükümet bir tayyare (uçak) fabrikasının inşasına teşebbüs etmiştir (yapımına girişmiştir). .. Yakında yapılmaya başlanacaktır. … yaptığımız mukavele de Yünkers ile yapılmıştır. Her sene bize 250 tayyare teslim etme taahhüdünü (üstleniciliğini) almıştır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 543, 544) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995):  Savaştan yeni çıkmışız halk açlıktan kırılıyor Savunma Bakanı Recep Peker silah alımı ve harp sanayisinin gelişmesi derdine düşüyor. Recep, Eskişehir’de seçim gezisi sırasında “açız” diyen halka “bok yiyin” diyen kişi.

  • (4 Şubat 1925 Tarihli Gizli Celsede Dış Siyaset Görüşüldü:)

    Şükrü Kaya Bey (Hariciye Vekili) (Menteşe); “.. İngiltere’nin bir büyük sözü vardır .. “Bekle ve Gör!”  İngilizler Türkler için şu sözü söylemekte ve şu zihniyeti tanımamaktadır; “Türk adam olmamıştır. Bütün yaptıkları bu inkılâbı, muhabere (savaş) vesaire hep zahiri (görünür) şeylerdir. Türklerin hududuna düşman geldi. Bu ise Türklerin asabiyetine (Burada kastedilen asabiyet: Toplumun moral değerler gücüdür) dokundu, derhal ayaklandılar, düşman da zayıftı, harp ettiler ve düşmanı memleketlerinden attılar. Şimdi çubuklarını yakıp keyiflerine bakıyorlar. Siyaseti Hariciyeyle, iktisatla meşgul değildirler.   Meşgul olsalar da kabiliyetleri yoktur. Binaenaleyh (buna dayanarak anlamında bir söz) bir gün pişmiş yemiş gibi düşeceklerdir.” diyorlar. “Evvela malumdur ki; Türkiye sermayeye muhtaçtır. .. bir propaganda yapalım Türkiye’de asayiş yoktur diyelim…” İngiltere’nin bize doğrudan doğruya düşmanlık yapabilmesi için ne yapabileceğini çok salâhiyettar (yetkili) bir zatla görüştüm. İki milyon asker ve bir o kadar da masraf yapmaya mütevekkiftir (gerektiriyor), dedi. Hâlbuki efendiler, İngiltere’nin efkârı umumiyesi (kamuoyu) böyle bir fedakârlığa tehammil (dayanacak gibi, dayanıklı) değildir ve yapamaz.  Binaenaleyh İngiltere’nin bize karşı açık göğüsle ve merdane bir surette taarruzu yoktur ve yapamaz, bunu kendilerinden beklemeyiniz.” 

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 475, 476) kitabından birebir alınmıştır.

  • (16 Nisan 1924 Tarihli Gizli Celsede, Lozan’da Kabul Edilmiş Olan, Yurtdışına Sürgün Edilecek Yüzellilikler’in Tespiti Görüşülüyor:)

    Ferit Bey (Dâhiliye Vekili) (Kütahya); “..Affı Umumi (genel af), Lozan Muahedenamesi icabıdır (gereğidir). Müddeti muayyene (belli bir zaman) zarfında (içerisinde) tekmil ceraimi (bütün suçları), gerek Türk tebaası gerek ecnebi tebaası için bütün ceraimi af (genel af) mahiyetindedir. Yalnız Heyeti Murahhasamızın ısrarı üzerine 150 kişilik bir listenin aftan istisnası (ayrı tutulması) hakkında … Dâhiliye Vekâleti, Emniyet Umum (Genel) Müdürlüğü de bunun tertibi (düzenlenmesi) ile meşgul olmuştur. .. takriben 600 kişiye baliğ olmuştur (ulaşmıştır). Mademki ahden (verilen söz gereği, antlaşma gereği) mutlak bu 150 olacak, 151 olmayacak, ne yapmalı? .. Sonra bunun içinde evvela bilfarz (diyelim ki, farz edelim ki) Vahdettin vardır. Sonra bunu çıkardık, çünkü Hanedan kanunu dolayısıyla çıkmış olduğundan buna hacet (ihtiyaç) kalmadı.” Sf. 434, 435          

    Akçora Oğlu Yusuf Bey (İstanbul); ” .. ben istiyorum ki; daha isimler okunmadan evvel hükûmet namına bu 150 kişiyi hangi prensiplere müsteniden (dayanarak) tefrik edilmiş (ayrılmış) olduğunu, muayyen (belirgin), hukuki, sarih (açık), bir surette söylesin. .. ..Prensipler bu suretle taayyun ettikten (oluştuktan) sonra bir hüküm vereceğiz. Çünkü çok veballi, vicdanımız üzerinde bizi daima rahatsız edecek bir rey vermekle mükellef (sorumlu) bulunuyoruz.”  

    Ferit Bey (Dâhiliye Vekili) (Kütahya); “Efendim, prensip diye ne istiyorsunuz? Hain, hain, ne prensibi? Yalnız hıyanetin vecih (cephesi, görüntüsü) ve nevi (çeşidi) itibariyle ancak tasnif kabil olur (sınıflandırmak mümkün olur). Yoksa prensip nedir? .. evvela firari Vahdettin maiyeti, Sevr Muahedesini kabul ve imza eden kabine ve Heyeti Murahhasa, sonra Kuvayı İnzibatiye, sonra Çerkez Ethem ve avanesi, İzmir Çerkez Kongresine murahhas olarak katılanlar, Hıyaneti vataniyede bulunan memurini mülkiye (idare memurları) ve askeriye, polis rüesası (şefleri, reisleri), hain gazeteciler, sonra hıyaneti vataniyede bulunan diğer eşhas (şahıslar).”    

    Halil Bey (Zonguldak); “Bendeniz bu kadar kulak kabarttım, bu listenin içinde ne bir tek Ermeni, ne bir tek Rum, ne bir tek Yahudi vardır.”            

    Ferit Bey (Devamla);Ahden (Lozan Antlaşmasında) kabul etmişiz.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 434 ile 449 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Lozan’da, bizim ülkemizden göndermek istediğimiz kişiler var bunlar 150 kişidir gönderebilir miyiz diye konu başlığı açmışız ve gönderme kararı çıkmış. Bunun teklif edilmesi adli kapitülasyonların varlığı ile ilgili, yani bizim hukuk sistemimize güvenmedikleri için kontrole tabi olmuşuz. Çok ilginç birşey de bu 150 kişi için bir çalışma yapılmamış tahmini bir rakam konuşulmuş, sonrasında da çok tirajı komik şeyler oldu. Meclis bu yüzelliliklerin listesini düzenleme işini hükümete bırakıyor. Ayrıca, Karesi Mebusu Süreyya Bey, bu listeye Rum, Ermeni ve Yahudilerin de 1922’den sonra işledikleri suçlar var ise, konulabileceklerini iddia ediyor. Dâhiliye Vekili istemiyor, Rumların atılamayacaklarını Venizelos istemiş, tutanaklarda var diyor. Süreyya Bey bunun tutanaklarda olmadığını ispat ediyor, Ferit Bey tekrar kıvırtınca da, onun yalan söylediğini söylüyor, Meclis Başkanı Fethi Okyar Bey imdada yetişip “kifayeti müzakere” yani “tartışma yeter” diyor.

  • (İkinci Meclis’in İlk Gizli Celsesi 20 Eylül 1923’de Yapılmış. 8 Aralık 1923 Tarihli Bu Celsede İstanbul’daki Basın Muhalefeti İçin bir İstiklâl Mahkemesi Kurulması Görüşülüyor:)

    İsmet Paşa Hazretleri (Başvekil) (Edirne);Huzzarı kiram (hazır bulunan kerem sahipleri anlamında bir hitap)  çarşamba günü  İstanbul’un iki gazetesinde intişar eden (neşredilen, yayımlanan) iki mektubu görmüşlerdir..”

    (Bu mektuplar Gazi ve İsmet’e hitaben yazılmış ve Hilafetin kaldırılması kararlarına karşı çıkıyorlar diyor ve İsmet Paşa devam ediyor:)  

    “Hilafete Türkiye üzerinde vazifei idariye (idari görev), vazifei siyasiye (siyasi görev), vazifei dünyeviye (dünyevi görev) vermek esasını müdafaa ediyor (savunuyor). İngiliz Ağa Han ve Emir Ali imzasıyla yazılmıştır. (Sf;314-315-316) .. İngiliz devleti kendi adamları vasıtasıyla teşebbüs olarak memlekette hıyaneti vataniye ceraimini (suçlarını) tahrik ve telkin edecek tertip almışlardır. Bu tertibat (düzenleme) her tarafta vardır. Rodos’ta birçok kâğıtlar basıyorlar memlekete neşrediyorlar. Şarkta (doğuda) Kürt meselesi, diğer muhtelif (çeşitli) mesaili (işleri) tahrik etmek için tertibat alıyorlar. .. Memleketin içerisinde meşrutiyeti telkin ederek bu esas üzerinde iftirak (ayrılıklar) telkin etmektedir. … Cumhuriyetin hayatına ve bünyei esasiyemize bir kasıt vardır ki bu kasıt hariçten geliyor ve dâhilde zemin buluyor. Vatanın herhangi bir köşesinde, haricin telkinatına (ikna faaliyetine) herhangi bir suretle müsaade gösteren muhite, BMM derakap (hemen, derhal) vaz’ıyed eder (duruma el koyar) ve re’sen (direkt) mahkeme gönderir. Bu kanaati yerleştirmek lâzımdır… İstanbul’a bir İstiklâl Mahkemesinin gönderilmesi …” (1)  

    Ekrem Bey (Lazistan); “Hükûmet bu teklifte çok geç kaldı. Memleketin her tarafında kanlı ihtilaller başladıktan sonra mı bu teklif yapılacaktı? Tabiidir ki bu ihtilaller başlamamıştır, fakat başlayabilir. .. Hangi Cumhuriyet kansız olmuştur? .. bunun için de bir takım hazırlıklar yapılmak icap eder. Bila merhamet (acımasızca) hareket etmek ve bu irticaın (gericiliğin) önüne geçmek üzere hemen İstiklâl Mahkemeleri bu işe başlamalıdır. (2)  

    Hüseyin Rauf Bey (İstanbul); .. İstiklâl Mahkemelerinin hariçteki ismi İhtilal Mahkemesidir.”   

    Vehbi Bey (Karesi); “İstanbul’da bizim zabıtamız, binlerce polisimiz, binlerce siyasi memurlarımız, sivil memurlarımız var. Seni ve beni takip ile mi meşgul idiler? Niçin memleketin hayatını takip etmediler?  Diğer taraftan, ben ki bu memleketin öz evladıyım, arkamdan it gibi dolaşıyorlar da niçin bunları ve memleketin menfaatini takip etmiyorlar?”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 314 ile 336 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1996): İsmet Paşa diyor ki; milleti korkutmak lâzımdır! Terör mahkemelerini İstanbul’a göndermek lâzımdır!   

    BAKKAL’IN NOTU (2) (1996): Bu Lazistan Mebusu Ekrem Bey, Ziya Hurşit Bey’in yerine mebus yapılmış.

  • (24 Mart 1923 Tarihli Gizli Celsede İçki Yasağı Kanunu (Men’i Müskirât Kanunu), Görüşüldü:)

    Hüseyin Avni (Erzurum); “… Geçen günkü görüşmeler Avrupa gazetelerine geçti. Taymis Gazetesi yazdı, Tan Gazetesi yazdı.”

    (İkinci celsede Maliye Vekili Hasan Fehmi Bey, İstanbul işgalden kurtuluncaya kadar Men’i Müskirat, yani içki yasağı kanununun İstanbul’da uygulanmasını erteleyen süreyi uzatmak istiyor. Bu kanunu teklif edenlerden Ali Şükrü Bey, Kemal Paşa’nın koruması Topal Osman tarafından öldürülmeden önceki son konuşmasını yapıyor:)  

    Ali Şükrü Bey (Trabzon); “Bu kanun ilk teklif edildiği zaman bundan fayda temin edeceğimize bendeniz kani değildim. ..  Benim oturduğum evin yanında bir lokanta vardır, herkese meyhanedir, jandarma dairesi meydandadır, polis dairesi meydandadır… merkez kıraathanesinin yanındaki dükkan meyhanedir.  .. Paşa Hazretlerinin oturduğu evin ötesinde bir ev vardır iki senedir meyhanedir.    Amerikan inkılabını yapan adam ne demiştir? “Bir memleketin kanunu o adamların içtimai mezhebidir.”  

    (Birinci meclisin son gizli celsesi 9 Nisan 1923’tedir.)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 196 il 198 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (6 Mart 1923 Tarihli Gizli Celsede Lozan’ın Musul Meselesi Görüşülüyor:)

    Mustafa Durak (Erzurum); … Biz İnönü Zaferini bin kişi ile yapmıştık, bunlarda derme çatma bir takım çetelerden ibarettir. … dört bin kişi ile zafere nail olmak  … İkinci İnönü zaferini yaptığımız zaman, zannıma (kanaatime) göre, on altı bin kişi ile yapmıştır.  Zannedersem on altı bin kişinin içinden hemen üç bin kişi kadar muntazam asker mevcut değildi.   Musul gayet mühim (önemli) bir meseledir. .. Çünkü orada bir Kürdistan teşekkül etmiştir. Kürdistan ahvali, gayet nazik ve gayet fena ve gayet mühimdir… burada birbirimizi aldatmayalım.” (Burada 1913 Bitlis Kürt İsyanından bahsediyor ve devam ediyor:) “Efendiler 1329’da .. Kürdistan’ın ufak bir yerinde bir isyan meydana geldi… Ben de o zaman oralı idim… Selim idam edilirken bir şey söylemişti, pek acıdır. Ne çare memleketimizin derdidir, söyleyeceğim. Bunu bendenize söyledi ve bir arkadaşım da orada idi. Demişti ki; “Ey Türkler! Beni idam edeceksiniz; ediniz. Fakat memleketimizdeki idareden utanmıyor musunuz?” Bu kadar yerleri verdiniz ne kadar yerleri şuna buna hibe ettiniz, o vakit ki (o zamanki) idareyi hepiniz bilirsiniz. Bunda bizim de bir kusurumuz vardır diye söylemiyorsunuz…  … Bitlisliler demiştir ki efendiler; bir Bitlis’i bize veriniz, bir de başımıza siz kontrol koyunuz, biz sizden ziyade iyi idare edemezsek o vakit başımıza vurunuz!”Meselâ Selim’e bu sözü söyleten idaresizlikti.    Efendiler dertlerimi söyleyeceğim, çünkü tarih hiç olmazsa beni cezalandırmasın, tarih bana lanet etmesin.”       

      Yusuf Ziya Bey (Bitlis); (Musul’un öneminden bahsediyor:)  “.. Sesimi tarih dinliyor. Arkadaşlar ben Kürt’üm. Fakat Türkiye’nin şaraifini (şerefini), Türkiye’nin terakkisini (gelişmesini), temenni eden Kürtlerdenim. (Alkışlar)  Esbabı (sebebi) ise lisanım, bana şeref veren lisanım okur-yazar olmaklığımdır. Bu ise kendi kavmim olan Kürtlerin değil Türklerindir. Bunun için Türklerin tealisini (gelişimini)  isterim. Türklerin şereflenmesini isterim. … Türklerle Kürt teşriki mesai (iş birliği) ederek yaşamazlarsa, ikisi içinde akıbet (sonuç) yoktur. .. benim gibi Türkleşmiş olanlar buraya çekilecek, fakat Kürtler birbirini boğacak, azim (büyük) bir cidal (kanlı hesaplaşma) başlayacak.”

    (Yusuf Ziya Bey Şeyh Sait isyanında isyancıların liderlerinden biri olacak)

    Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri (Ankara); .. Lüzumu kadar tenkit (eleştiri) yapılmış olduğu kanaatindeyim. Herhalde çok müzakerat (görüşmeler) ve münakaşattan (tartışmalardan) iyi bir netice çıkmayacaktır. Müzakerenin kifayetini arz ettiğim takririmin kabulünü teklif eylerim. … Heyeti Murahhasamız makul ve akıl ve feraset dâhilinde hareket ettiğinden dolayı, müzakereyi kat’ etmediğinden (kesmediğinden) dolayı ve memleketi harbe sürüklemediğinden dolayı mı Heyeti Murahhasayı tenkit edeceğiz? Böyle mi memleketi idare edeceğiz Ali Bey Efendi?”   

    Ali Şükrü Bey (Trabzon); “Söyleyeceğim.”

    Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri (Devamla); Bir haftadır söylüyorsunuz, memleketi zarardide (zarar gören) ediyorsunuz. (Gürültüler) 

    Ali Şükrü Bey; “Kimseyi ithama (itham etmeye. Zan altında bırakmaya) hakkınız yoktur!”    

    Hakkı Hami Bey ( Sinop);” İstirham ederiz. Meclis’te emniyet (can güvenliğini kast ediyor) yoksa söyleyiniz; Mecliste emniyet yok mudur?”  

    Ali Rıza Bey (Kars); “Bütün Meclis Paşa’nın müdafiidir (savunucusudur). Size ne oluyor?”   

    Reis (Ali Fuat Paşa); “Meclis her vakit emniyeti muhafaza eder.”  

    Ali Şükrü Bey;Emniyeti şahsiye (şahıs güvenliği) mefkut (tutuklu) mudur?”          

    Ziya Hurşit (Lazistan); “Sonuna kadar söyleyeceğiz, katiyen kimse sözümüzü kesemez. Usul hakkında söz istiyorum.”  

    Reis; “Usul hakkında söz yoktur.”  

    Ziya Hurşit Bey; “Yalnız Paşa Hazretleri herkes söylediği sözün vatana hizmet olup olmadığını kendisi bilir. Hiç kimseden ders almaya ihtiyacı yoktur.”    

    Haydar Bey (Van); (Musul’da valilik yapmış uzman bir kişi:); … Müstemlikâtında (sömürgelerinde) yüz milyonlarca Müslüman bulunan İngiltere İslam ittihadından (birliğinden) korkmaktadır. … Efendiler zaferimiz İngiltere’yi sarstı, … fakat meyus etmedi. İngilizler yine entrikasını tatbike devam etti. Musul Vilâyetinin on yedi kazası vardır. On altısı Kürt ve Türk’tür, yalnız bir kazada Arap, Süryani, Geldaniler vardır.  Musul’da mamur olan altı bin köy vardır. Ahalisi Türk ve Kürt’tür. Altı yüzü Geldani ve Nasturî’dir.” 

    (Konuşmak isteyen çok sayıda insan varken Reis oylama yaparak görüşmeleri bitiriyor:)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 156 ile 181 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (5 Mart 1923 Tarihli Gizli Celsede Lozan ve Musul Meselesi Görüşülüyor:)

    Sırrı Bey (İzmit); ” .. Bizim istediğimiz Musul ve mülhakatı (civarı), baştanbaşa, akalli kalili (az olan azınlık) Türk ve kısmı âzâmı (büyük kısmı) Kürt ile meskûndur. Bu noktai nazardan (bakış açısından) davamız meşrudur (haklıdır) ve bu itibarla mademki Arap ekseriyetiyle meskûn olan kıtanın haricinde kalıyor.  Hiçbir tefsire (açıklamaya) girişmeksizin diyeceğim ki; Musul mülhakatıyla (civarıyla, etrafıyla) beraber Türkiye’nin eczayı mütemmimesindendir (bütünleyici parçasıdır). Bunun hilafına (aksine) hareket Misakı Milliyi iptal manasına tazammun eder (iptal anlamını kapsar) …”

    Emin Bey (Ergani); ”Musul’u satıyorlar”.    

    Emin Bey (Ergani, Devamla); “Bu memleketleri daima satıyorlar, daima gidiyor!”  

    (Bu satıyorlar lafı Başbakan Rauf Bey’e çok dokunuyor:)    

    Hüseyin Rauf Bey (İcra Vekilleri Reisi, Sivas) (Başbakan); “Reis Paşa bana söz veriniz veya vazifeden affedersiniz.

    (Oturumu yöneten Meclis Reis Vekili Ali Fuat Paşa’ya söylüyor:) 

    Yusuf Ziya Bey (Bitlis); Ben izah edeyim, Paşa, ben izah edeyim. Katiyen sözünü geri almıyor. Mesaili milliye (milli işler) namına satıyorlar.             

    Hamdullah Suphi Bey (Antalya) ;”Bu sözü söyleyen, namus ne olduğunu bilmeyen esafildir (sefildir)erazildir (rezildir).”   

    Yusuf Ziya Bey (Devamla); Esafil sensin, erazil sensin, namussuz sensin, alçak.  Ben namusluyum, namussuz onlardır.

    (Celseye ara veriliyor:)   

    Sırrı Bey (İzmit); … Musul’un Misakı Millîdeki ibareye nazaran, bu mıntıka sakinlerinin ekseriyeti mutlakası (büyük çoğunluğu) Kürt olan bir kıta bulunması hasebiyle (dolayısı ile) mutlaka bizimle beraber yaşaması lâzım geldiğini ispat edici, burada pek çok söz söylendi.  Yarın orada şeklen kukla mesabesinde (seviyesinde) vücuda getirdikleri hayal kabilinden bir şekli hükümet meydana gelecektir. Bu kıtanın maddeten İngiltere’ye bir menabii varidat (gelir kaynağı) olabilmesini şimdiden müstefit (yararlı) göreceğim. Fakat İngilizler bu kıtayı yalnız bir membaı varidat olarak istifade emeli (amacı) ile ellerinde bulundurmak istemiyorlar. İslam memleketlerinin ortasında ikinci bir ihtilaf membaı (anlaşmazlık kaynağı) ihdas etmek (oluşturmak)  istiyorlar. Orada güya evsafı milliyeyi (mili vasıflara) haiz bir Kürt Hükümeti teşkil ettiğini gösterir göstermez, yarın komşumuz bulunan İran’ın tahtı idaresi altında bulunan Kürtlerin buraya iltihakları (katılmaları) için burada teşvikatta (teşviklerde) bulunacaklardır. Onu itmam ettikten (tamamladıktan) sonra ve belki ondan evvel bizimle beraber çalışan ve bizimle beraber şimdi bu uğurda evlatlarını feda eden Kürtlerin dahi oraya iltihakına (katılmalarına) çalışacaklardır. Şimdiki terbiye dâhilinde yetişen batına (nesile, jenerasyona) şüphem yoktur. Fakat İngiliz tesiri altında yetişecek batını cedidin (yeni neslin) ne fikre malik olacağını şimdiden nasıl anlayacağız? İşte orada hem bizi zaafa düşürecek, hem İran’ı zaafa düşürecek ve sonra orada kukladan ibaret bir hükümet vücuda gelecek.   Zaten İngiliz’in gayesi de hiçbir yerde kuvvetli bir İslam Hükümeti bulunmamasına matuftur (yöneliktir). İşte bu gaye İngilizlerin milyonlarca lira sarfını (harcanmasını) istilzam eder (gerektiren) bir maksattır ve bunu biz teshil etmiş (sağlamış) olacağız. Sıra arazi meselesinde adalara gelmiştir. Musul’dan gayri arazi meselesini kabul ettim demekle, bu adaları dahi muhasımlarımıza (hasımlarımıza, düşmanlarımıza) terk etmiş oluyorlar. .. Sevr Ahitnamesinde dahi bize iade edildiği sarahaten (açıklıkla) mezkûr (zikredilmiş, söylenmiş) olan Meis Adasının dahi (bile) İtalyanlara verildiği mesturdur (gizlenmiştir). … bu kere İtalyanlara verildiği mukayyettir (kayıtlıdır, sağlamdır).”

    Sırrı Bey (İzmit) (Devamla); “… Adalar Anadolu’nun cüzüdür (parçasıdır).  Son Oniki Adanın İtalyanlara verilmesi garip bir şekilde olmuştur Efendiler. Bilirsiniz ki, oniki ada daha evvel Anadolu muharebesini müteakip (sonunda) yine Lozan’da yapılan ahitname (antlaşma) mucibince (gereğince) bize iade olunacaktı. Biz Trablusgarp’tan el çektiğimiz dakikada bu adalar ahden (verilen söz gereği) bize iade olunacaktı ve şimdiye kadar bu ahitnameyi feshedecek naks edecek (ortadan kaldıracak) bir ahitname de yapılmamıştır. Ondan dolayıdır ki İtalya Adaları el’an (halen) ilhak etmemiştir (topraklarına katmıştır). Çünkü ahidde (sözleşmede) Adalar bizimdir.  Trablusgarp üzerinde hâkimiyetimizden feragat etmemize mukabil (karşılık), mukabeleten (karşılık olarak) Adaları peşkeş çekmek bilmem hangi mantığın icabıdır ve hangi şurut (şartlar) bunu bize yaptırmıştır?   Bu, hakikaten, insanların yaptıkları ahitnameler içerisinde garip olarak, istisnai (ayrıcalıklı) olarak gösterilecek bir kayıttır ve müzakeresiz (tartışmasız, görüşmesiz) bir surette, mecbur olmaksızın diğer milletlere verilmiştir. …dahası var efendim. Sevr Ahitnamesinde Çanakkale Boğazına yakın olan iki ada bize verilmişti. Burada da veriliyor. Fakat farkı nedir?  Sevr Ahitnamesinde bu iki ada için muhtariyet (özerklik) isteniyordu… Fakat bugün zaferimizin neticesi olarak bize verildiği beyan olunan bu iki ada için, bize muhtariyet teklif ediyorlar ve kabul de ediliyor bu.  .. Bize verilen Ahitnamenin 16. maddesinde sarahaten şöyle bir fırka vardır; “Bu arazi ve cezireler (kökleri) üzerinde ilhak (ele geçirme)  ve istiklâl (bağımsızlık) veya herhangi bir şekli idare hakkında istihdaf edilen (hedeflenmiş) ve edilecek (hedeflenecek) olan bütün mukarreratı (kararları) kabul ve tasdik eder. ”  .. O halde şayet zikri unutulmuş bir kaya parçası varsa o da bizim aleyhimize tefsir edilmiş (izah edilmiş, açıklanmış) olacak ve biz onu şimdiden kabul edeceğiz. .. Heyeti Vekilemiz dahi telakki bil kabul etmiştir.      Bu arazi ve cezireler (Cezir; Kök) üzerinde ilhak ve istiklâl,  herhangi bir şekli idare hakkında ittihaz edilmiş (sayılmış, tutulmuş) ve edilecek kararları tasdik edecektir diyor.  Bu nedir? Bizden ayrılan memleketlerdir. O halde bizden ayrılan memleketlerimiz için hasımlarımız (düşmanlarımız) her ne karar ittihaz etmiş ise onu, onu kabul etmiş ise, onu kabul etmiş olacağız. Meselâ yarın diyecek ki; ben Irak’ı ilhak ettim (kendi topraklarıma kattım), faraza ben Suriye’yi ilhak ettim, İngiltere; Mısır benim himayemdedir. Cenubi (güney) Kürdistan bir hükümet, denildiği zaman, biz münakaşasına (tartışmasına) bile girmeye bakmaksızın, derhal onu bu muahede (antlaşma) ile şimdiden tasdik etmiş oluyoruz ve Misakı Milli ahkâmını şununla biz de ikmal etmiş (tamamlamış) oluyoruz ve biz, bizden ayrılan garp memalikinin (batı memleketlerinin) mukadderatını (geleceklerini) kendi ahalisinin reyine (oyuna) terk etmiş idik.   Şimdi bahşiş olarak verilen memleketlerden birisi de Kıbrıs Adasıdır.  (Ha, Bravo sesleri)  Bu ada verilirken, vatanın selâmeti namına kurban edilirken, hiç olmazsa sekenei İslimiye’nin (Müslüman sakinlerinin, Müslüman yerleşik halkın) hukukunu temin edecek bir madde konulmak yok mu idi?  .. Yine bu memleketin selameti namına bir kayıt vardı ki unutulmuş. O da bu Adanın üçüncü bir devlete hibe (bağış), irae (gösterme) veya hiçbir surette verilemeyeceği hakkında bir kayıt konulmalı idi.

    Sırrı Bey (İzmit) (Devamla); “-Tetkik (inceleme) sırası şimdi 25. Maddeye gelmiştir; aynen okuyacağız; “Türkiye Hükûmeti veya Türkiye memureyni (memurları) tarafından Türk arazisi dışında işbu muahedeye (antlaşmaya) vazıülimza (İmza koymuş) Hükûmetin hakimiyeti altında veya himayesinde kain (bulunan) arazide bulunan tebaa .. üzerinde kuvvet ve hakkı kaza (yasama hakkı, kanun yapma hakkı) istimal edilmeyecektir (kullanılamayacaktır).” diyor.  Bundan sonra üzüntü verici gayet mühim bir madde vardır. (25 Maddenin ikinci şıkkından söz edecek)  “Türkiye’den nez edilen (ayrılan)  arazi ahalisi üzerinde siyasi, adli ve idari hususatta (hususlarda) herhangi bir sebebe dayalı olursa olsun hiçbir kuvvet ve hakkı kaza (yasama hakkı) istimal edilmeyecektir (kullanılmayacaktır).”  Efendiler, bu madde ile Halifenin ve Hilafetin âlemi İslam üzerindeki rabıtasını (bağlantısını) kesmek istiyorlar.  Allah beni böyle bir ahitnameye muvafakat etmekten esirgesin (Amin sesleri)” 

    (Sırrı Bey seçimlere bir ay var, erken seçime gidelim, halka da biz bu anlaşmayı imzalayamayız, siz yeni bir seçim yapın. O Meclis de bu seçimi yapsın, diyor:)  

    …. Ali Şükrü Bey (Trabzon); (Mondros Ateşkes Antlaşmasının o zamanın şartlarında çok başarılı olduğunu söylüyor. O zaman İtilaf Devletlerinin Almanya ve Bulgaristan ile yaptıkları ateşkes antlaşmalarının çok daha ağır olduğunu söyleyerek devam ediyor:)  “-O azim (büyük) muzafferiyetin akabinde (sonrasında) bizi böyle bir vaziyete düşüren efendiler, diplomasimizin gayri vakıfane (bilgisizce) idaresi, idare edilmemesi ve murahhaslarımızın katiyen vaziyeti layıkıyla takdir edip kavrayamaması ve müzakeratı (görüşmeleri) idare edememesidir. .. Görüyorum ki bu mesail (işler) içinde en pürüzlü addedilen mesail halledilmiştir. Boğazlar meselesi ve tahdidatı askeriye (asker sınırlaması) meseleleri. Sebebi; çünkü Heyeti Murahhasanın reisi bihakkın (hakkıyla) bir askerdir.” 

    Rıza Nur (Sinop) “-… Heyeti Celile beni intihap etti (seçti). Siz intihap ettiniz.” (Haşa sesleri, intihap etmedik sesleri.)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 106 ile 138 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (4 Mart 1923 Tarihli Gizli Celsede Oniki Ada ve Musul Meselesi Görüşülüyor;) 

    İsmet Paşa (Hariciye Vekili, Edirne); “Efendim! Limni, Midilli, Sakız, Sisam gibi adaların Yunan tasarrufundan hariç olarak, gayri askeri ve muhtar (özerk) olmalarını iddia ettik.  Esasen bizim mevzuu bahis ettiğimiz (söz konusu ettiğimiz) zemin (yer) bu idi. Fakat nihayet bunların gayri askeri olmalarına iktifaya (yetinmeye) mecbur kaldık. Bu adaları istihsâl etmek (elde etmek) için ne Meclisi Âlinin kararı ve ne de milletin arzusu ve ne de bana verilmiş bir talimat vardı. Bunu orada görür görmez gayri askeri tedabirini (tedbirlerini) bir faidei (yararlı, faydalı) munzama (düzenleme) olarak istihsal ettim (elde ettim).” (1) 

    Hüseyin Rauf Bey (İcra Vekilleri Reisi) (Sivas); ” … Musul deyince ekseriyeti kahiresi (büyük bir çoğunluğu) Türk ve Kürt denen hatta aslen bir olan ve bir millet olmamak için hiçbir sebep mevcut olmayan ve bu iki ırkla meskûn (yerleşik) olan mıntıkayı (yöreyi) murat ediyorum (kastediyorum).  Bu mıntıka mutlak ve mutlak Türkiye halkını teşkil eylemeli ve hududa dâhil olmalı…  bunun siyaseten almak imkanı olmadığına heyeti murahhasımız kani olmuştur. .. eğer bir sene zarfında İngilizlerle baş başa anlaşamazsak Cemiyeti Akvama (Milletler Cemiyetine) havale etmek şekli kabul edilmiştir.    

    Hacı Hamdi Bey (Muş); (dalga geçiyor!) “Lahey Mahkemesine müracaat etsek daha iyi değil mi?” 

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Her şeyden önce şunu arz ediyorum ki Meclisi Ali’de milletin aleyhine harbin bir gün devamını arzu eden bir tek kimse yoktur.  Fakat sulh değil de, Sevr Ahitnamesi de bir sulh idi, bunu da istemeyiz.  Hiçbir zaman harpçi ve zaaf düşünen insanlardan değilim.   Efendiler! Karşımızda yegâne (tek) düşman İngiliz’dir… İngiliz dostluğuna inananlar aldanırlar, memlekete bilmeyerek hıyanet ederler.  Bizim Heyeti Murahhasımızın (delegasyonumuzun) ağzından Cemiyeti Akvam (Milletler cemiyeti, Birleşmiş Milletlerin ilk zamanlardaki adı) kelimesini işitir işitmez hayret ettim!  Efendi, Cemiyeti Akvam, İngiliz şurasından (topluluğundan) başka bir şey değildir. Eğer aczimiz varsa derhal veririz, kendi kendimizi aldatmayız, efendiler!     Musul bir sene hâli intizarda (bekleme hâlinde) bulunacak. Bu ne demektir efendiler? Bu milletle istihzadır (alay etmektir).  İngilizlerden Mısır’ı aldınız, Kıbrıs’ı aldınız mı efendiler?  Gayesi, orada bir Kürt Hükümeti teşkil edip, senin memleketini parçalayıp neticede bir Ermenistan teşkil etmek değil midir?  Kürdistan! Size söylüyorum; Kürdistan Hükümeti yapamaz, Kürdün lisanı yoktur, yazısı yoktur, kürdün harfi yoktur.  Yarın oralara Ermeniler hâkim olacaktır, Ermeni harsı (medeniyeti) hâkim olacaktır. Yarın orada Ermeniler hükümet kuracaklardır! (Bravo sesleri, şiddetli alkışlar) … Dirzor’da Süleymaniye’de cephe tuttuğumuz zaman Kürdün münevveranları (aydınları) bize geleceklerdir. Acizleri (aciz olanları), orada İngiliz’in boyunduruğuna geçecektir. Biçareleri orada körü körüne öldürtemezsiniz. İngilizlerin cazip parası onun cehline (cehaletine) hâkim olacaktır.   Efendiler, eğer veriyorsanız Millete deyiniz ki, müddeti muvakkate (geçici süre) için bunu İngilizlere verdik. Harp devam etsin, memlekette itimatsızlık (güvensizlik) devam etsin. Bir sene sonra Cemiyeti Akvama vermezse harp edeceğiz diyerek aldatmayınız.  Bir asker kafasının bunu selametle düşünmesini istemem, bahusus (özellikle, nitekim) akıllara hayret verici zaferlerine şahit olduğunuz İsmet Paşa, Türk kumandanı, bizi ikna edemez (inandıramaz). …   bu gün senin ordu zinde, senin ordu muzafferken senin elinde çünkü her şey varken sulh oluyorum diye yarım sulh ile güya İngilizlerle Fransızların arasına giriliyor. Bu, diplomasi tariki (yolu) değildir.   Bugün sulha talip olmak için Heyeti Vekile (hükümet) bizden İngilizlere taviz alıyor. Taviz verilmek lâzım gelirse, Meclis kararıyla sulh için verilir. .. Bu milleti aldatamam! Musul’u satmıştır diye bu kürsüden bağıracağım. İğfal ediyorlar (aldatıyorlar), derim. … fakat verirken bedava vermeyiniz…  Fakat biz sulhu pek ucuz yapıyoruz. Sulh yapmıyoruz, yarım sulh ile memleketi Bolşevikliğe sürüklüyoruz. … Efendiler bende bir Türk’üm, öyle Misakı Milli’yi (milli yemini) çizerken Türk – Kürt düşünmemiştik.  Kendi hayatımız nasıl birbirimizin tahtı tekeffülünde (kefaleti altında) ise, bizimle yaşaması lâzım gelen insanların aynı hakka, aynı salahiyete malik olduklarını ve onlar (Kürtleri kast ediyor) yaşamazsa bizim de yaşama hakkımız yoktur. .. Bundan zerre inhiraf etmek (sapmak) memleket için söz verip arkasını getirmemek demektir. Bundan inhiraf edemeyiz (sapamayız). Onlarla o muhitte beraber yaşayacağız. … İstanbul’a taarruz Yunanlıların haddi değildir, İngilizlerin taarruzuna (saldırısına) hiçbir zaman ihtimal göremiyorum. .. Başkumandan Paşa’ya söylüyorum ki; Paşa Ordunun başına otur, başka işin yoktur. Başkumandanlık vazifeni ifa et (yerine getir) ve hudutlara bayrağını rekzet (dik); Bayrağını süngünü gırtlağına daya!  … Hayır efendiler hayır! Noksan sulh ile yanlış zihniyetle yapılacak harekât hüsranla neticelenir.    Avrupa’da bir cereyan var, Türkiye’de BMM de iki parti vardır. Bir parti Mustafa Kemal’in yanında, onun dalkavuğu imiş, yeni intihabda (seçimde) onlar mebus olabilecekmiş. Mebusluktan ümitsiz olanlar, onlar, harbin devamını istiyorlarmış.   Efendiler, dünyada bu düşünceli bir alçak tasavvur edemem .. Efendiler bu Meclisin kutsiyeti vardır. Onun kutsiyetini biz bilmezsek bile 100 sene 500 sene sonra gelen insanlar her birimizin namına abide dikeceklerdir.  Şerefli adamlar, öldükten sonra mazharı takdir olmuşlardır.” 

    Selahattin Bey (Mersin); “Buraya inanmamaya geldik, inanmaya değil.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 78 ile 99 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Bu, Oniki Ada’nın Yunan’a ikram edilmesi hakkında müthiş bir belge! İsmet Paşa Lozan’da Oniki Ada’ya sahip çıkamıyor.  

  • (3 Mart 1923 Tarihli Gizli Celsede Lozan Görüşülüyor:)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Lozan’da görüşülen konuların projesine karşılık Bakanlar Kurulu bir proje hazırlamış. Bu proje konunun uzmanları tarafından okunsun, araştırılsın ve Meclis huzuruna bu şekilde gelsin. Uzun uzadıya görüşelim. … ani ya harp veya sulh diye bir şeyde kalırsak ladelhace (gerekirse, ihtiyaçtan) harp diyebileceğiz.  .. Bugün nedir? Bu tazyik altında neden sıkışıyorsunuz efendiler? Harp filan yoktur!”   ..

    Yunus Nadi Bey (İzmir); “Hâli harp avdet eder (geri gelir).”   

    Hüseyin Avni Bey; “Hâli harp (savaş durumu) yoktur efendiler!”  

    Mehmet Şükrü Bey (Karahisarısahip); “Harp umacı oldu! ..  Harp umacı gibi önümüze atılmasın. İcap ederse harp edeceğiz. Ne için harp ettiniz? Ne için 300 bin kişilik kan döktünüz? Bütün memleketi harap ettiniz! Bu kayıtları kabul edecek olduktan sonra böyle bir sulhun (barışın) ne manası (anlamı) vardır? (Bravo, alkış sadaları) .. Evvelemirde (öncelikle) Heyeti Vükelanın (Bakanlar Kurulunun yani hükümetin) mukabil (karsı) projesi elimize verilmedi, onun üzerine imali fikir etmeliyiz (fikir üretmeliyiz) Ondan sonra fasıl fasıl müşavirleri (danışmanları), murahhasları (delegeleri, özel delegeleri) dinledikten sonra beyanı mütalaa etmeliyiz (görüş bildirmeliyiz.)” Sf.34,35 

    (Mali ve Ticari konularda Ankara’nın murahhası Hasan Bey konuşuyor. Hasan Bey daha sonra bakanlık hatta başbakanlık ta yapacak olan Hasan Saka.)         

    Hasan Bey (Trabzon); “Alelumum düyun mesailinde (genel borçlar meselesinde) noktai nazar (bakış açımız) ve davamız şudur; Türkiye Osmanlı İmparatorluğu’nun mabadı (arkasından geleni) değildir. Temadisi (devamı) değildir.              

    Selahattin Bey (Mersin); “Ya nedir? ”   

    Hasan Bey;İnkisam etmiş (arkası kesilmiş) bir imparatorluğun haleflerinden birisidir.  

    Selahattin Bey; “Babamızı neye inkâr ediyorsunuz ?” 

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 34 ile 42 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (2 Mart 1922 Tarihli Gizli Celsede Lozan’ın Fasıl Fasıl Müzakeresi. Mebuslara Yanlış Tercüme Verilmiş, Karşıt Devletlerin Projesi Verilmiş Onun Üzerinde Görüşüyorlar:) 

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Hükümetin tertip ettiği projeyi tanımıyoruz. Hükümetin mukabil (karşı) teklifi yok mudur?”  

    Rıza Nur Bey (Sinop); (1) “..  memleketimizde böyle bir garanti bulunmaz ise, bir ecnebi (yabancı) bulunmaz. Bulunmazsa ticaretle iktisat yapamazsınız. Siz ecnebi sermayesine muhtaçsınız ..  Bunlar diyorlar ki bizim tebaamızı (vatandaşımızı, tabi olanları)  tatmin etmemiz lâzım. Başka türlü adliyemize emniyetleri (güvenleri) yok imiş.    Bu hukuk müşavirleri ecnebi suçlulara kefalet de edebilecekler. Ve şikâyetlerini takip de edecekler.”  (Yüzellilikler meselesi)  Devamla; “Biz ısrar ettik ki bazı hainler vardır, bu davaya ihanet etmiştir. Silah kullanmıştır. Bunları istisna edemeyiz, bunları affedemeyiz dedik. 150 kişi olmak üzere bunun istisnasını bu adamların mallarını da alakadar göstereceğiz.”

    Ethem Fehmi Bey (Menteşe); “Kişiler için liste verildi mi?”  

    Rıza Nur Bey; “Hayır efendim, onlar bize dediler ki isimlerini veriniz. Biz zaten isimlerini biliyorduk. Doğrusu ona ait cevabı makamı versin.”         

    Selahattin Bey (Mersin);İradei milliye (milletin iradesi) ile olacak.”            

    Neş’et Bey (Kangırı); “Müsaade buyurun, yüzelli kişi muayyendir (değişkendir), yarın öbür gün hıyaneti vataniye cürmünü (suçunu) irtikâp eden (işleyen) 149 olursa bir kişiyi nereden ilave edeceksiniz?” 

      Rıza Nur Bey; “Efendim biz azami olarak 150 dedik.” 

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 4 ile 26 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1996); Rıza Nur, Lozan’da İsmet Paşa’dan sonraki yetkili delegemiz. Açıklamalar yapıyor. Lozan’da azınlıkların askere alınmaması için ısrar ediyorlar. Biz direniyoruz diyor.  Müttefikler, ecnebilerin mahkemelerinde yabancı hâkim bulundurmakta ısrar ediyorlar, ama Rıza Nur direttim diyor.  Sonunda beş yıllığına Adli Kapitülasyona razı oluyoruz. Yabancı adli müşavirlerin şikâyet dinleme ve adalet bakanına şikâyet etme yetkileri var, karar verme yetkileri yok. Rıza Nur adli kapitülasyonun gereğini şöyle anlatıyor.

  • (18 Ekim 1922 tarihli gizli celsede Lozan’a gidecek heyet görüşülüyor:)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); (Ekonomik bozukluklardan bahsediyor) “Memlekette misafirlikten başka bir sıfatımız yoktur. Lozan’a gideceğiz Allah yardım eder inşallah, yapılacak şeyleri elimizden geldiği kadar yaparız demekle olmaz, kuvvetli bulunmalıyız. İnşallah demekle olmaz.”

    (Lozan’a gidecek murahhaslar konusunu başka güne bırakıyorlar ama konu Meclis’te görüşülmeden Hâkimiyeti Milliye Gazetesi’nde murahhasların adı çıkıyor. 2 Aralık (Teşrinisani) 1922 Sulh Konferansına giden murahhasların tahsisatları hakkında önerge görüşmesi.) 

    Selahattin Bey (Mersin); “Efendim! Giden murahhaslar kimin murahhaslarıdır? Kimin namına gidiyorlar ve kim gönderiyor?” 

    Hüseyin Rauf Bey (İcra Vekilleri Reisi- Sivas); “TBMM’nin ve onun Heyeti Vekilesi’nin… Hükümetiniz namına gidiyor!

    Selahattin Bey (Mersin); ” .. bu kadar büyük sorumluluğu alan bir vazifeye Meclisi Ali’nin itimadına mazhar olmaksızın Hükûmet nasıl murahhas tayin eder ve nasıl mesuliyeti üzerine alır?”

    Hüseyin Rauf Bey; “Heyet-i Vekile o kuvveti ancak Meclisi Âlinizden almıştır.    

    Selahattin Bey; Biz onu vermedik.”    

    Hakkı Hami Bey (Sinop); “İrade-i Milliye Beyefendiler; Heyeti Celile’nizce mutlak ve mutlak karara iktiran şeydir (ulaşmıştır).  Yoksa herhangi bir zatın imzası irade-i milliyedir demek efendiler, bu, eski saltanatın devamından başka bir şey değildir. …   Yıktığınız şeyin şekli, şekli diğere inkılâbından (eski şekline dönüştürmekten) başka bir şey değildir. (Alkış) ..   Efendiler! İrade-i Milliye’nin en beliğ bir misali ilk defa Meclisi Âliniz tarafından bu memlekette neşredilen ilk beyannamedir. .. Onda diyor ki; “TBMM emriyle Reis Mustafa Kemal Paşa’dır.”  İşte efendiler irade-i milliye bu idi. Fakat bundan sonra ne gibi itiraza uğramıştır bilmiyoruz. Böyle bir daha tecelli edememiştir. Rauf Bey bir şeyler geveleyince, başka pislikleri de ortaya koyuyorlar. …. Hükûmet Gazetesini görmediniz mi efendim! Müşirlik , feriklik , zabitlik .. rica ederim bunlar Meclisi Aliden geçmiş midir? Heyeti Vekile kendiliğinden herhangi bir zata müşirlik tevdi edemez ve Meclis Reisi de Meclis’e arz etmeksizin onu mucibince irade ettim mahiyetinde bir şey yapamaz. Yaparsa, bence, eski saltanatı idame olur. Efendiler! İrade-i milliye demek bu demektir. Bunun haricinde yapılan muamele, tekrar tekrar arz ediyorum, dünkü yıktığınız tahtın öteden beri devamından başka bir şey değildir.” 

    Ziya Hurşit Bey (Lazistan); “Biz buna razıyız. Bundan sonra böyle olmayacağına söz veriniz.”

    Hüseyin Rauf Bey (İcra Vekilleri Reisi, Sivas): “Bir şey söyleyemem.” 

    Ziya Hurşit (Lazistan); “Zapta geçiyor.”

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); ”Efendiler! Emniyetsizlik en büyük vazifeşinaslıktır. Hiç kimseye emniyet edemem.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 1324) kitabından birebir alınmıştır.

  • (27 Şubat 1923 tarihli gizli celsede Lozan görüşülüyor:)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “.. Efendiler bu milletin geleceğini ariz ve amik (enine ve boyuna) düşünecek merci hazırlık anlamında orada, esas itibariyle buradadır. Paşa’yı (İsmet Paşa’yı) ben dinledim, siz de dinlediniz. Sizden soruyorum ne dinlediniz? (hiç sesleri). Efendiler bir teklifim vardır. gerek Bakanlar Kurulu ve gerekse Büyük Millet Meclisi Misakı Milli’den (1) zerre kadar feda ederse namus gereği ve milliyetçilik gereği çekilip gitmeli.. (Bravo sadaları, şiddetli alkışlar.) Biz harbe atıldığımız zaman burada daha güçsüz idik. Bugün elimizde Ordumuz bulunduktan sonra öyle kandırılmış bir duruma düşmek istemem.”. (bravo sadaları)…

    Operatör Emin Bey (Bursa) …”Musul’u verdiğimiz gün hudut Erzurum’dur.” 

    Hüseyin Avni (Ulaş) Bey: “Yalnız İsmet Paşa Hazretleri’nden ricam şudur: Askeri sahada fikirlerini saygıyla dinlerim. İktisadi (ekonomik) savunmalarını dinlemem, mali fikirlerini dinlemem, adli işlerde Adliye Bakanı çıkmalı, Mali işlerde Maliye Bakanı çıkmalı, hem danışmanlarıyla bizi inandıracak ve bir karar alabilecek şekilde çıkmalıdır. Bugün bu kadar yeter, gitsinler hazırlansınlar, gelsinler eğer bundan fazla hazırlanamıyorlarsa yerlerini hazırlanacak adamlara bırakmalıdırlar.” (Bravo sadaları, alkışlar.) …..         

    Sırrı Bey (İzmit):… ” Milletin yıllardan beri etrafında dönüp dolaştığı ve âleme ilan edilen Misak-ı Milli çiğnendi, heba oldu, iptal edildi, battal edildi… Hiçbir noktası temin olunamadı… Ümit ederim ki Bakanlar Kurulu ve Heyet-i Murahhasa (Lozan Delege heyeti) bizden güvenoyu istesinler. ..

    Mustafa Kemal Paşa (Ankara): “… Musul’u vermemekte ısrar edersek savaşa girer iş. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) Musul Meselesini bir seneye kadar hal etmek üzere talik edip (erteleyip) barışa geçmek ve savaşı kabul etmemek mümkün müdür, kabil midir, faydalı mıdır? Bu muhakemeyi suhuletle (ılımlılıkla) yapabiliriz. .. Ben de diyorum ki Sırrı Bey Misak-ı Milli’nin ne olduğunu anlamamıştır. Musul meselesinin hallini, savaşa girmemek için bir yıl sonraya bırakmak demek onu göz ardı etmek demek değildir. Belki bunun elde edilmesi için daha güçlü olabileceğimiz bir zamana bırakmaktır. Bugün barış yaparız, bir ay sonra iki ay sonra Musul sorununu hal etmek için ayağa kalkarız. Fakat bugün Musul meselesini halletmek istediğimiz zaman bu mesele karşısında yalnız İngilizler değil, Fransa, İtalya Japon ve bütün dünyanın düşmanları vardır…. Ordumuzu yürüteceğiz, bugün alacağız dersek bu mümkündür. Musul’u gayet kolaylıkla alabiliriz. Fakat Musul’u aldıktan sonra savaşın hemen son bulacağına kani olamayız. “…

    Sırrı Bey (İzmit):” Paşa Hazretleri ben Misak-ı Milli’yi yazanlardanım!”

    Mustafa Kemal Paşa: “Keşke yazmasa idiniz. Başımıza çok bela koydun.”

    Haşim Bey (Çorum): “Paşa Hazretleri bütün arkadaşlarımız tektir ediyorsunuz (azarlıyorsunuz), Tektir, tevbih ile iş olmaz.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 1304 ile 1324 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Misakı Milli: milli sözleşme, 1919’un sonunda İstanbul’daki Meclis-i Mebusan tarafından kabul edilen ve Türk ve Kürtlerin yaşadığı yerleri vatan kabul eden bir metin

  • (21 Şubat 1923 Tarihli gizli celsede İsmet Paşa Lozan’ı anlatıyor:)

    İsmet Paşa (Dışişleri Bakanı) (Edirne): “… İtalyan işgali altındaki On iki Ada işi vardı… Müttefikler (İngiltere, Fransa, İtalya vb) arazi meselesinde Adalar, Suriye hududu ve Musul meselesini yekpare (tek parça, bütün) bir mesele olarak bize tasdik ettirmek istediler. Fakat biz bütün gücümüzü birisi üzerine, bir mesele üzerine toplamak için diğer meselelere temas etmeksizin Musul meselesi üzerine teksif ettik (yoğunlaştırdık). … Müttefikler tebaalarının (vatandaşlarının) zararlarını telafi için onarım bedeli olarak otuz milyon lira altın istediler. Sonunda bunu on milyon lira olarak talep ettiler ve bu parayı 1338 (1923) yılı içinde ödeyeceğiz. … dört milyon altın para olarak Yunanlılardan biz istedik. Onlar… tehcir ettirilmiş olan Hıristiyanların emlak ve arazisi olmak üzere .. Külliyetli (çok fazla) para istediler. .. Sonuna kadar anlaşmazlık halinde kaldığımız konu Adli Sistemdedir… Onlara önce hâkim dediler (mahkemede hakim bulunduralım dediler). Sonra hakim görevini yapacak müşavir dediler . .. Fakat hâkim görevi veriyorlar. Meclis’te bulunuyor, mahkemede bulunuyorlar... … Mali kapitülasyonlar (ayrıcalıklar) görüşmeleri uygun bir biçimde ilerledi. Onlar esas itibariyle çok şeyden vazgeçtiler. Genellikle mali kapitülasyonlardan vazgeçtikleri kabul edilebilir.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 1292 ile 1294 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (25 Ocak 1923 tarihli gizli celsede Lozan görüşülüyor: Başbakan Rauf Paşa Meclis’e bilgi veriyor: Versay Antlaşması ile Almanya Fransa’ya 10 Milyar civarında para ödeyecekmiş, ama ödeyemiyorlar. Fransa ısrarcı Başbakanları Puankare bu işin üzerine gidiyor. Ve Ruhr kömür havzasını Aralık 1922’de işgal ediyor. Almanya karşı koymuyor. Ama İngiltere ve Amerika Fransız Frangının değerini düşürecek bir para oyunu yaparak, Fransa’yı ekonomik açısından köşeye sıkıştırmış diyor ve devam ediyor:)

    Hüseyin Rauf Bey: “.. Hükümetin başı olan kişi (Mussolini) Meclis’te Mebuslara nutuk verirken: “Ben sizden güvenoyu almaya gelmedim çünkü ihtiyacım yoktur!” diyecek kadar bir şekil ve biçimde Hükümetin başkanlığını almıştır.” ..

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Sakın onlardan ders almayın ha!”   

    (Başbakan bilgi vermeye devam ediyor: İngiltere’de müthiş bir ekonomik kriz var. Grevlerle ve komünist akımlarla boğuşuyorlar. Ama Başbakan düşmanımız kavidir diyor. Lozan’ı da anlatıyor ama bu konuda kimseye söz hakkı vermek istemiyorlar:)   

    Reis (Ali Fuat (Cebesoy) Paşa: “Müzakere (görüşme) yoktur. Bununla ilgili söz söylemeye hak yoktur.” (gürültüler) ..

    Dursun Bey (Çorum): “Meclis yoktur. Meclis kapatılmıştır.”  

    Mustafa Bey (Dersim): “Söz söylemek yoksa Meclis’te yoktur. Dağılalım öyle ise.”

    (Rauf Bey mecliste gizli konuşulan şeylerin hemen İngiliz basınında yayınlandığını söylüyor:)

    Hakkı Hami Bey (Sinop): “Boğmak bu sadayı susturmak bence o kötülüğü yapanların (haber sızdıranların) hareketinden daha kötü olduğunu beyan ederim.”

    Ali Bey: “Sizsiniz onların dostu.”

    Hakkı Hami Bey: “Kimler olduğunu zaman ve olaylar ispatlar.”..

    Rasih Efendi (Antalya): “Pasaportlar cebinizde!” 

    Mustafa Bey (Dersim): “Hoca sözünü geri al! Pasaport yok koynumuzda!.” 

    Ali Şükrü Bey (Trabzon): “.. Bunu söyleme, şunu söyleme demekle sanılmasın ki fikirler susturulur ve dirlik oluşur.. Herkes vatanseverlik gereği susar. Fakat vatanseverliğin de bir haddi vardır. .. biz susuyoruz, susmanın da bir haddi vardır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 1222 ile 1226 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (20 Ocak 1923 tarihli gizli celsede Musul meselesi görüşülüyor:)

    Hüseyin Rauf Bey (Hükûmet Başkanı) (Sivas): ” … Bir kıtamız vardır ismi Musul’dur. Bunun maden ve toprağından çok Doğu Vilâyetlerimizin bakışı açısından çok önemli ve çok hayatidir.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 1202 ile 1206 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Başbakan Rauf Paşa, Musul Petrollerinin öneminin farkında değil. Ayrıca doğu vilâyetleri mebusları İstiklâl Mahkemesi ve Hükümeti ağalara karşı tavır almaya zorluyorlardı. Aşiretleri yok edersek şark (doğu) düzelir diyorlar.