Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (26 Kasım 1922 tarihli gizli celsede İzmir’in yağma edilişi görüşülüyor:)

    İbrahim Bey (Mardin): “Efendim işitiyoruz ki İzmir’in yağmasına birçok subay, Ordu Kumandanları katılmıştır! Bu oldu mu? Sonra 1. Ordu Kumandanı bütün paralar ve eşyayı almış, birçoklarını da dağıtmıştır. Bu gerçek midir? .. Sonra birçok mebus arkadaşlarım mobilyasıyla beraber evlere girmiş ve şimdiye kadar o evlerde hak iddia ediyorlar. Bu da doğru mudur?”

    Mehmet Şükrü Bey (Karahisarısahip): “Nurettin Paşa kasaları bomba ile açtırmıştır ve paraları almış, ne kadar aldığı ne malum (ne bilinir) beyefendi? Tespit ettirdiniz mi?”

    (Maliye Vekili hasan Fehmi Bey’e soruyor🙂  

    Reşat Bey (Saruhan): (İzmir’den yeni gelmiş, yağma ve talan korkunç boyutlarda diyor🙂 “Maliye Bakanı Beyefendiye orada tahsis edilmiş bir ev vardı. Bu ev Kâzım Paşa Hazretlerinin (Milli Savunma Bakanı Kâzım Dirik Paşa) yaveri Şerafettin Bey tarafından zorla işgal edilmiştir. .. Halk hayrette kalmıştır inanamıyorlar. Başkumandanlığa bağlı silahlı kıyafette bulunan çeteler hiçbir şey dinlemiyorlar.” 

    Selahattin Bey (Mersin): “Maşallah, maşallah!

    Kâzım Paşa (Milli Savunma Bakanı) (Karesi): “.. Maliye Bakanı Beyefendinin Kordon’da işgal ettikleri binaya gerçekten annesini koymuş ve demiş ki  “Bu evi ben işgal edeceğim!” .. Kolordu Kumandanı bundan haberdar oluyor ve kapıya iki nöbetçi koymuş.. O da içeriden annesini almaya mecbur olmuştur.. Yani kendisi kimsenin haberi olmadan orayı işgal etmiş.” “Başkumandanlık Yaveri Salih (Bozok) Bey Oraya (Göztepe’ye) gitmiş ve Başkumandanlığın işgal edeceği yerleri sınırlandırmıştır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf.1140 ile 1142 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Salih Efendi İzmir’de Başkumandanlık karargâhına gerek yok diyor. Maliye Bakanı “Ben o ev çok güzel diye misafirhane yapalım dedim Vali’ye” diyor.

  • (20 Kasım 1922 tarihli gizli celsede Refet Paşa’nın İstanbul’da hükümet adına yaptığı işler görüşülüyor:)

    (Mebuslar soru önergesi vermiş. Konu; Refet Paşa’ya verilen yetkiler. Ona İstanbul’da her türlü konuda karar verme yetkisi verilmiş. Meclis konuyu 21 Kasımda ancak görüşebiliyor.)

    Yusuf Ziya Bey (Bitlis) (Soru önergesi sahibi. 1995): “…Genel uygulamamızda bilhassa (hassaten, özellikle) önemli işlerimizde, kanundan çok kişilerin yaptırıcı ve tekili olduğu görüldü… Refet Paşa’ya BMM Hükûmet Mümessilliği (temsilciliği) verilmiş değil, BMM Olağanüstü Mümessilliği verilmiştir. İşte Refet Paşa’nın basına verilmiş ve altında imzası olan bildirisi.. “TBMM İstanbul Fevkalade (olağanüstü) Mümessili Refet” .. evet Gümrük Resmi (vergisi) hakkındaki kanunu tadil etmiş (değiştirmiş) ve tarifede pek çok indirim yapmış. …efendiler yetişir bu şans oyunu. Milletler şans ile idare edilmez, kurallarla idare edilir. (bravo sesleri) .. Efendiler, zamanı değil, bugün böyle geçsin, yarın şöyle geçsin diye çürük esaslarla gidersek, dünyanın güvenini sağlamakta zorluk çekeriz.”

    Ziya Hurşit Bey (Lazistan): “Milletin egemenliğini Yüce Meclis’te şekillendiriyoruz, bundan başka kimseyi tanımıyoruz. Saltanat Makamını bile tanımıyoruz. Yani en hür Hükümetler arasında bulunuyoruz. Yüce Meclis’in kararlarını en güzel bir biçimde koruyamayan Bakanlar Kurulunu hala başımızda gezdirecek miyiz? Beni kuşkulandıran bir sorun daha var; Refet Paşa yazdığı şeylerde çeşitli imzalar kullanıyor. … Bazı emrinin altını şöyle imza etmiştir; “TBMM Başkumandanlık Mümessili.”. Başkumandanlık Mümessili diye bir makam var mıdır? Refet Paşa kendisi mi kullanıyor, yoksa Bakanlar Kurulu mu vermiştir? Eğer Bakanlar kuruluvermişse, Efendiler, iyi biliniz ki dünyanın en müthiş istibdat (baskı) saltanatını kuruyoruz. Buna kesinlikle emin olunuz !” 

    (Bu konudaki görüşmeler 22 Kasım’a kaldı. Aşağıda o görüşmelerden notlar var:)

    Neşet Bey (Kangırı) (Önerge Sahibi); “… demiştim ki Refet Paşa İstanbul’da on iki şubeli bir Heyeti Vekilecik oluşturmuş ve kendisi de bunun başkanlığında hüküm sürmüştür. Rauf Bey dediler ki bu ordu teşkilatına ait bir şeydir. Fakat kolordu örgütlenmelerinde İçişleri, Dışişleri kısmı yoktur.” ..        

    Yusuf Ziya Bey (Bitlis): “Bütün dünyanın parlamentolarında parti, gurup vardır. Fakat hiçbir zaman azınlıkların hukukunu boğmazlar..”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 1094, 1119) kitabından birebir alınmıştır.

  • (18 Kasım 1922 tarihli gizli celsede yeni halife seçilmesi görüşülüyor:)

    Hüseyin Rauf (Bakanlar Kurulu Başkanı); “Resmen açıklıyoruz ki Zatı Şahane (Şahane insan, padişah), hazır durum sonucunda, hürriyet ve hayatını tehlikede gördüğünden bütün İslamların halifesi sıfatıyla İngiliz himayesini ve aynı zamanda İstanbul’dan başka bir yere naklini talep etmiştir.” ..

    Yusuf Ziya Bey (Bitlis) (Halifeliğin gereğinden bahsediyor.): “… Âlemi İslam’da müthiş teşevvüş (karışıklık) vardır.”

    Gazi Mustafa Kemal Paşa; “… İslam’da teşevvüş varmış veya olacakmış. Bu sözlerin hepsi yalandır, kim söylemişse yalan söylüyor.”

    Yusuf Ziya Bey; “Paşa Hazretleri ben yalan söylemem.” 

    Gazi Mustafa Kemal Paşa; “Sen yalan söyleyebilirsin, müsaitsin!”      

    Yusuf Ziya Bey; “Kesinlikle söylemem ve bunu kabul etmem Paşa’m!” 

    Gazi Mustafa Kemal Paşa; “Ben bir defa size yalan söyledin demiyorum! Size bunu söyleyenler yalan söylemiştir diyorum. Sen kendin üzerine aldın.”

    İsmail Şükrü Efendi (Karahisarısahip); “Mesele önemlidir, görüşmelere nasıl son verilir?” 

    Gazi Mustafa Kemal Paşa; “Sus artık Hoca Efendi!

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 1043 ile 1067 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Hoca bir daha ağzını açamıyor.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Konya Mebusu ve Şer’iye Vekili (Dini kanunlar Bakanı) bir fetva ile Vahdettin’i hal’ ediyorlar (görevden alıyorlar, tahttan indiriyorlar), Malatya Mebusu Lütfi Bey diyor ki; biz bütün İslam âlemine “halife esirdir onun için sözleri geçersizdir, hükmü yoktur” dedik şimdi, İstanbul düşman işgalinden kurtulmadığına göre oraya konulacak halife bizim düşüncelerimizin yanlışlığını göstermez mi? Ayrıca muhalif gurup Halife Ankara’ya gelip Meclis huzurunda yemin ederek işe başlasın diyor. Ancak Gazi iktidarını bölüşmek, istemiyor. Hüseyin Avni ve Ali Şükrü’nün sesleri çıkmıyor. Hüseyin Avni Meclis başkan Vekili olduğu için konuşmalarda yok.  Konu yeteri kadar tartışılmadan Abdülmecit yeni Halife seçiliyor ve celse kapatılıyor.

  • (6 Kasım 1922 tarihli gizli celsede sert tartışmalar var:)

    Reis: “Görüşmelere başlıyoruz buyurunuz Rauf Beyefendi.”

    Hüseyin Rauf Bey (Bakanlar Kurulu Başkanı) (Sivas): “Efendim 4.11.1922’de geç vakit Trakya’yı Hükümet’iniz ve Başkumandan adına teslim almakla görevlendirilen Refet Paşa arkadaşımızdan şu telgrafı aldım.”

    Selahattin Bey (Çolak, Albay) (Mersin): “Başkumandanlık adına teslim almak ne demektir?”

    Hüseyin Rauf Bey (Başbakan): “İzin veriniz, telaş etmeyiniz.”    

    Selahattin Bey (Mersin): “Kişi adına mı teslim alınıyor? Yoksa Hükûmet adına mı? Soruyorum!

    Hüseyin Rauf Bey: “İşlem gayet doğrudur……”

    Salih Efendi (Erzurum): “Altı yüz yıldır doğru gider bu mesele!” …      

    Ziya Hurşit (Lazistan): “Bu nerede görülmüştür? General Foş adına, bilmem ne adına teslim alma! Teslim alma Hükûmet adına olur, Başkumandan adına ne demektir? Ankara’da bir İmparatorluk mu kuracağız? Kesinlikle reddederiz, Başkumandan kimseyi temsil edemez! Orduların başında bulunur ve sizin başkanlığınızın altındaki Bakanlar Kurulunun emri altındadır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 1009, 1010) kitabından birebir alınmıştır.

  • (16 Ekim 1922 tarihli gizli celsede Başkomutanın askeri terhis emri görüşmeleri:)

    Hüseyin Avni Bey: “Zannetmeyiniz ki biz Yunanlılarla savaşmak için buraya geldik, zannetmeyelim ki İngiliz tecavüzü dolayısıyla buraya geldik. Hayır efendiler… Biz geçmişten gelen esaret altında inlerken, onun karşısında tuğyan ettik (ayaklandık), isyan ettik… Milleti hiç kimsenin emrine, keyfine alet etmemek için azim ve ahdettik ve bu uğurda kafamızı koyarak çalışmaya durduk ve biz, İngilizlerden korkmayız, Yunandan korkmayız, yalnız içerideki emrüfermanlardan (diktatörlerden) korkarız. Beni yıkan kişisel emrüfermanlardır., beni fakir düşüren, sanatsız bırakan bu kişisel emir ve fermanlardır. Eğer ben kendi fikrime göre hâkim olsaydım, ne dört tane ne seksen tane Paşa beni kör yaşatır, üzerimde zevk-ü sefa etmezdi. Efendiler işte biz buna isyan ettik. Her ne kadar akıllı olursa olsun biz on tane Bakan arkadaşımıza, seksen tane Paşamıza oyumuzu, irademizi teslim edip satamayız. Milli gayret budur.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 964, 965) kitabından birebir alınmıştır.

  • (9 Ekim 1922 tarihli gizli celsede Mudanya Ateşkes Anlaşması görüşmeleri var:)

    Mustafa Kemal Paşa: “Fransızlar şeklen bilmiyorum ama fiilen bizim karşımıza çıkmayacaklardır. .. İtalyanların da aynı biçimde hareket edebileceklerini zannederim.. Fakat İngilizler güçlü oldukları yerde, kendi kuvvetlerini kullanmaya ve daha çok Yunanistan’da bulunan mağlup Yunan kuvvetlerini teşvik (yüreklendirme) ve tensik (düzenleme) ederek ve belki Balkanlarda diğer kuvvetlerden yararlanarak bize karşı savaş çıkarmasını talep ediyor.” 

    Nusret Efendi (Erzurum): “İngilizler büyük çapta tahşidata (biriktirmeye) yönelmişler mi?” 

    Mustafa Kemal Paşa: “Hayır Efendim. Büyük çapta birikme yoktur. Harrington’ın mektubunda söylediği gibi önce tertip edilen (düzenlenen) bazı ihtiyat (yedekleme, tedbir) güçleri ve Asya sahillerine çıkartılan iki buçuk taburdan ibarettir. Büyük güçleri yoktur. Bizim bildiğimize göre İstanbul’da şurada burada bütün güçleri bir Fırkayı geçmez ve İngilizlerin büyük güç tahşit ederek (biriktirerek) savaşı kabul etmeleri de kolay bir şey değildir. Yani elli-yüz bin kişi getirmeleri gerekir. Zannetmem ki bu günkü dâhili koşulları (İngilizlerin iç şartları) böyle yüz binlere varan orduları belirsiz bir zaman için Anadolu’yu işgal edebilsinler. Ve bunun gerektirdiği parayı Meclislerine kabul ettirmek o kadar kolay bir şey değildir. Yalnız ne olur? Şeklen yani savaş ilan etmiş olur. Biz de uzun boylu savaş yapmamış oluruz.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 918,919) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Aziz vatanın her tarafı, yedi düvelin, bu iki buçuk tabur askeriyle mi işgal edilmişti. Yoksa bunlar gözetleyici birlikler miydi?

  • (23 Eylül 1922 tarihli gizli celsede genel durum görüşülüyor:)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): ” .. herkes bu memlekette haddini hududunu bilmezse iş şirazesinden çıkar. Memleketin geleceğini yine zora sokarız…. Avrupa bizimle haberleşiyor biz İzmir’le haberleşemiyoruz.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 815 ile 821 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): İzmir’de Mustafa Kemal ve General Pelle arasında geçen bir görüşme var, İstanbul’a yazılan bir mektup var ve hükümet ve Meclis ne olup bittiğini bilmiyor. Hüseyin Avni Bey buna itiraz ediyor.

  • (18 Eylül 1922 tarihli gizli celse:)

    Rauf Bey (Hükûmet Başkanı): “…Bu sırada Paşa Hazretleri ile genel durum hakkında görüşme ihtiyacını yazdım. ..bildirdim. Sonra Paşa Hazretlerinden aldığım telgrafta harp zaruretleri kendilerini her an bulundukları noktadan ayrılmaya .. kendilerine ulaşmak üzere bizim… hareketimizi arzu ediyorlar.”..     

    Selahattin Bey (Mersin): “Hükûmet burada çalışacaktır. Kalkıp gidemez.”

    Hüseyin Avni (Ulaş) Bey (Erzurum): “..bir hafta önce Avrupa’da bir başvuru üzerine Rauf Beyefendi dediler ki: Bu meseleler için en yetkili olan Başkumandan ile anlaşmak gerekir. .. Avrupalılar merkezi hükümete başvuruyorlar, hükümet Başkumandanlığa bildiriyor. Başkumandanlık ile görüşmenin sağlanamaması nedeniyle fikrini buraya bildiremiyor. Avrupalılar ta Avrupa’dan bizimle haberleşiyor, biz cephedeki Başkomutanla haberleşemiyoruz. Bu acayip bir şeydir. Anadolu’da harp bitmiş. Ordu levazım ve ihtiyacını hazırlıyor ve tamamlıyor. Başkumandanlığın orada oturmasıyla burada oturmasında bir fark yoktur. Olabilir, Başkumandanlık ile askeri durumlar için temas olabilir. Siyasi durumlar için tabii Başkumandan Paşa Hazretleri cevap veremez! … Arkadaşlarımız ne kadar iyi düşünürlerse düşünsünler, ne kadar vatanperver olurlarsa olsunlar, bizim düşündüğümüz kadar düşünemezler. Meclis’in düşündüğü her halde iyidir, biz kötü düşünemeyiz… Çünkü hak bizimdir… Siyasi işlerin halledilebilmesi için Paşa Hazretlerinin burayı şereflendirmesi lâzımdır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 784 ile 791 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995) Hüseyin Avni Bey direniyor Paşa buraya gelsin diyor bir çok Mebus bu arada Başbakan Rauf Paşa da heyet olarak gidelim diyor.

  • (26 Ağustos 1922 tarihli gizli celsede Pontus tehciri konuşuluyor:)

    Hakkı Hami Bey (Sinop): “Eğer tehcir cana kastetmek için yapılacak olursa işte efendiler o çok çirkin bir meseledir. … Öyle kötülükler yapılmıştır ki bugün memurlarımızın yaptığı kötülüğü emin olunuz İngilizler yapmaz. ..Emin olunuz onlar soyulacaktır, dövülecektir, her şey yapılacaktır. Irzlarına tecavüz edilecektir, öldürüleceklerdir.”

    Mustafa Sabri Efendi (Siirt): “Öldüreceğiz ya tohumluk diye mi besleyeceğiz.” (1)

    Mehmet Şükrü Bey (Karahisarısahip): “Pontus meselesini tenkil (tepelemek, ezmek) için giden adamlar, tenkili şöyle bir tarafa bırakıyor evvelemirde kesesini dolduruyor, yağma yapıyor sonra yaptığı suçun delillerini ortadan kaldırmak için memlekette yangınlar yapıyor.”… 

    Selahattin Bey (Mersin): “Bir Türkiye Hükümeti kendisinin emri altında bulunanları ayırt etmeksizin, din ve cins, mezhep ve bütün tebaanın (bağlı olanların, tabi olanların) hükümetidir…. Biz niçin yok etmek siyaseti ortaya koyuyoruz… Yağma siyasetidir, imha (ortadan kaldırma) siyaseti değil !

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf.711 ile 731 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Bu Mustafa Sabri, bir hoca! İnancı bu vahşeti onaylıyor, Kenan Evren’in de idam ettirdiği solcular için böyle bir ifadesi vardı.

  • (21 Ağustos 1922 tarihli gizli celsede jandarma görüşülüyor:)

    Mazhar Müfit Efendi (Kırşehir): “Karahisar Mebusu Ali Bey kardeşimiz.. Eşkıyalığı ilmi bir şekilde bölümlere ayırarak.. Dediler ki. Şekavet (eşkıyalık, suç işlemek) üç türlüdür: birisi adi suçlar, bir de şekavet-i müstemirre (örgütlü suçlar), birisi de şekavet-i siyasiye. Bendeniz bir şey daha ilave edeceğim ki onun adına maalesef şekavet-i resmiye (hükümet terörü) diyeceğim. Asıl milletin bugün kurtulmak istediği mesele o resmi eşkıyalık meselesidir.”

    Mazhar Müfit Efendi (Kırşehir): “.. Eşkıya bir tarafa gidiyor jandarma öbür tarafa gidiyor. Jandarma bu işi halledemez. Halkı tamamen silahlandırıp ta bu işi gördürmek imkânı yoktur. .. Halk ile iş gördürecek dereceye kadar inmiş isek o zaman Hükümete gerek yoktur. .. Suçlu ile suç söndürülmez efendi.”

    Mustafa Durak Bey (Erzurum): “Efendiler buradan kalkıyorum Memalik-i Osmaniye’nin yani bugün işgalimizde olan memleketimizin yarısını geçerek ta öbür tarafa gidiyorum. Halk bizden zarar görmüştür. Bir saat önce ölüp gitmemizi istiyor. Çünkü işe sahip değiliz..”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 684 ile 689 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (19 Ağustos 1922 tarihli gizli cesede jandarma bütçesi görüşülüyor:)

    Rifat Bey (Tokat): “Eğer bu jandarmanın da şimdiki jandarmalar gibi 600 kuruş maaşı 6 ay verilmese, bu yapacağınız jandarmalar da milletin başına bela olur. Nitekim şimdi olduğu gibi. .. Jandarma bir köye gitti mi bunu bir nimet biliyor. Şunu getir, bunu getir diyor. Eşkıyadan fazla zulüm ediyor..   Önce ver parayı, sonra eline silahı ver..”

    Emin Bey (Erzincan): “Bizim Hükümetimizin bir şiarı (kuralı) var o da, halka karşı zulüm ile muamele yapmak, zalimlere karşı yumuşakça davranmaktır…”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 657 ile 673 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (31 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede Tavsend’ın gelişi görüşülüyor:)

    BAKKAL’IN NOTU (1995): General Tavsend birinci dünya savaşında bize esir düşmüş, iyi muamele görmüş, bize ilgisi var. Aynı zamanda Başbakan Llyod George’un rakibi olan partiden bir mebus. Ağustos’ta yapılacak son savaş öncesi geliyor. Hatta Parlamentosuna bir telgraf çekerek sanki bir antlaşma yapmış gibi “Eğer Yunanlılar Anadolu’yu tamamen boşaltırlarsa bu savaş bitecektir.” gibi büyük laflar ediyor. Rauf Bey bu açıklamayı İngiliz kamuoyu için yaptığını söylüyor. İngiltere hesabına gelmiş olması muhtemeldir. Zaten son üç yıldır Ankara casus kaynıyor.

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 640, 641) kitabından not olarak alınmıştır.

  • (26 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede Yeni bir İstiklâl Mahkemesi kurulması görüşülüyor:)

    Ragıp Bey (Kütahya): “Avrupa da böyle sizin gibi söylüyor.”

    Hüseyin Avni Bey: “Evet ben Yunanlıyım, teşekkür ederim… Jandarmanı tesis et, Hükümetini tesis et. Daha kendimize güvensizlik yapıyoruz. Adliyeye güvenim yok diyen bir millet (konuşma gürültülerle kesiliyor)”  devamla “Nasıl üç kişi ile bu memleketi idare edersiniz? Rastgele üç kişiye kişisel kanaatinizle siz hüküm verin deyip yetki veren millet, ilmi inkâr edip hukukunu çiğniyor demektir. İhtilalin de bir hukuku vardır.. Hüner, isyan ettirmemektedir... Kars’tan Ermenistan’a göç ediyorlar Beyefendi. Yarayı tedavi edin.. Avrupalılara dedirtmemek (onları konuşturmamak) hünerdir. ..Efendiler kanun hakimdir. B.M.M. Ordusunun gücünü kötüye kullanmamalı. Kanun hâkim olmalı. Kişilerin hâkimiyeti payidar (sürekli, kalıcı) olamaz. Yarın gelirler üzerimize kül ekerler.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 607 ile 632 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Hüseyin Avni Bey’in neredeyse tek başına verdiği büyük mücadele sonucunda, Meclis’i mevcut İstiklâl Mahkemeleri Kanunu’nun iptali noktasına getirdi ama sonunda yasa çıktı.

  • (26 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede yeni bir İstiklâl Mahkemesi kurulması görüşülüyor:)

    Hakkı Hami Bey (Sinop): (Amasya İstiklâl Mahkemesi üyelerinden.) “Başlangıçta İstiklâl Mahkemeleri ilk faaliyete geçtikleri zaman asker firarlarına bulundukları yörelerde oldukça engel olmuş ve yararları da görülmüştür. Fakat sonradan sonraya itiraf etmek gerekir ki onlarda maalesef hiçbir şey yapamamışlardır…. İstiklâl Mahkemesine .. zannederim 26.Ağustos.922 tarihli bir zeyil (ilave) ile bir görev daha verilmiş ve üzülerek belirteyim ki mahkemeyi en çok başarısızlığa sevk eden sebep bu ilave olmuştur. .. Kanun (İstiklâl Mahkemeleri Kanunu) o kadar hukuka aykırı biçimde düzenlenmiş ki; Bir hareket olduğunda, o hareketi yapana “Senin yaptığın hareket bir suçtur.” “Canım efendim Kanunda bunun suç olduğuna dair bir şey yoktur.” “Ben orayı bilmem, işte yetki” diyor…Sen dediğin halde ben yaparsam cezalandırabilirsin, sen yap-yapma diye bir şey dememelisin. Böyle verilen bir zeyil ile İstiklâl Mahkemeleri maalesef tavuk hırsızlarına kadar el uzatmış.” …

    Hakkı Hami Bey Devamla); “Suçlu ele geçerse anasının babasının adını sormadan, amaç ipe çekmekse, İstiklâl Mahkemesine gerek yoktur. Dört beş manga asker gönderirsiniz rastgeleni vururlar, mahkemeye gerek yoktur. Gerek varsa, adaletli bakış açısından bunu gösteriyorsanız, .. Dünyanın nazarında adli teşkilattan olan mahkeme gönderilir. .. Efendiler İstiklâl Mahkemeleri memleketimizde baki kaldıkça bizimle kimse ticari ilişkilere girişmez. İtiraf etmek gerekir ki adeta Rusya’daki Çekalara benziyor. ..Rusya’da biliyorsunuz ki herhangi bir yerde bir mahkeme suç olmadığına kanaat ediyor, diğer bir yerde idam ediyor. ..Çok rica ediyorum İstiklâl Mahkemelerini geçici olarak görevden alalım ..”  

    Hüseyin Avni Bey  (Erzurum): (Hukukçu) “Efendim birinci günden beri İstiklâl Mahkemelerinin karşısındayım. Bir kere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Allah’ın vermediği yetkiyi kendisi başkasına verdiğine hayretteyim! …Hiç kimsenin reyi hudiyle (kişisel kanaatiyle) bir kimseyi asmak ve kişisel kanaatiyle asmak ve öldürmek için o yetkiyi peygamberlerine bile vermemiştir. ..Fakat TBMM bunun ötesinde her yetkiyi vermiştir. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) aslen batıl (temelsiz, geçersiz) olduğunu iddia ederim.  .. Biz her türlü harekâtı yatıştırdıktan sonra, her türlü galeyanı yatıştırdıktan sonra, asker kaçakları dolayısıyla bir mahkeme kurduk. … Bütün sadakatiyle bize itaat eden, bağlı kalan halkımıza karşı güvensizlik edip te, daha doğrusu iş edinmek, iş görüyorum diye görünmek tarihte gülünç bir sayfa oluşturacaktır. Ve gelecekte bize, ne iş gördünüz diye hesap sorarlarsa cevap vermekten aciz kalacağımıza inanıyorum. .. Memleketin bir tarafında vicdani kanaatiyle üç adamı idam eder, diğer tarafta hayatını bağışlar. Ne güzel eşitlik, ne güzel adalet… Adaleti uygulayacaksanız böyle mahkemeleri kaldıralım. .. Pontusçular hain imiş! İdare edin efendiler. Siz kelle-i beyinle idare edemediniz. Demek kabiliyet yok.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 607 ile 632 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (24 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede ordunun durumu görüşülüyor:)

    Kâzım Paşa (Milli Savunma Bakanı) (Kozan): “Kaymakam Cemal ve Refet Bey’ler doğrudan doğruya Fransa’ya gitmişlerdi. Bunların alacağı şeyler makineli tüfek kısacası büyük çapta harp malzemesi…. İstenilen malzemeyi getirdiler. Bugün en son fişekleri İskenderun limanına çıkmıştır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 582) kitabından birebir alınmıştır.

  • (22 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede Nihat Paşa’nın yolsuzluğu görüşülüyor:)

    Lütfi Bey (Siverek): “…efendiler bugün bendeniz Kürdistan mebusuyum… Fransız ordusunu Urfa’da mağlup eden, gerçekte, asi dediği Kürt askerleridir. .. Nihat Paşa’nın askerleri sayesinde değildir. … Büyük Millet Meclisi bütün Müslümanlardan Bedeli Nakdi (Askerlik yerine bedel ödemek) alınmasını reddettiği bir sırada Nihat Paşa hangi yetkiyle Müslümanlardan Bedeli Nakdi alıyor? Ve aldığı paraları mal sandıklarına (devlet kasasına) yatırmış mıdır? Hayır!”

    (Nihat Paşa Malatya Hasançelebi ve Hekimhan tarafında halka büyük bir baskı ve zor kullanıyor. Meclis Başkanı Malatya Mebusu Feyzi Efendi’ye söz hakkı vermiyor.)

    Feyzi Efendi (Malatya): “…Cinayetler bizim memlekette olmuştur.. Ben söz söyleyeceğim, dinleseniz de söyleyeceğim, dinlemeseniz de söyleyeceğim. Beni burada öldürün!”

    (Yine de konuşturmuyorlar. O da önerge veriyor.)  

    Fevzi Efendi (Malatya) Önergesi: “Nihat Paşa Hasançelebi’de eşkıyalar tarafından soyulur. Eşkıyaların üçü ölü dördü de sağ tutuldukları, aldıkları paraları da aynen iade ettikleri halde, Nihat Paşa Akçadağ Kaymakamı Emin Bey ile bir subay gönderir, bunlar eşkıyaları bırakarak etraftaki zengin çiftçileri toplarlar. Dayakla 2500 kırmızı lira zorla tahsil edilmiştir. Bu konular hiç araştırılmamıştır. Araştırılmasını teklif ederim.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 566 ile 572 arası kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Tehcirde Ermenilerin mallarını doğuda çoğunlukla Kürt aşiretleri ele geçirmişler. Ermeniler, Fransız lejyonerlerinin yüreklendirmesiyle geri dönmeye başladıklarında Kürtler; Urfa’yı, Antep ve Maraş’ı Ermeni dönüşlerinden, Efeler de Ege’yi Rumların geri dönüşlerinden kurtarma telaşına düşmüşler.

  • (17 Temmuz 1922 tarihli celsede Pontus meselesi ve deve yolsuzluğu görüşülüyor:)

    Dursun Bey (Çorum): “… Amasya İstiklâl Mahkemesince Pontus meselesinden dolayı idam edilen Aleksandors’un Çorum’da 160 küsur devesi vardı. Tabiidir ki Amasya İstiklâl Mahkemesi mallarının devlete gelir kaydedilmesine karar verdi. Hükümet te buna vaziülyed etti (el koydu). Bir müddet (zaman) sonra buradan Arslan Arif Bey’e develerin teslim edilmesi için emir verildi ve teslim edildi. Evraklar nasılsa İçişleri Bakanlığı aracılığıyla gönderildi.” (1)

    Emin Bey (Canik): “…Bu develer devletin malıdır. .. develerin kıymeti 3-4 yüz bin liradır.”

    Dr. Mazhar Bey (Aydın); “.. Milas’ta 6-7 sabun fabrikası vardır. Altı ay uğraşılmıştır. (Bu fabrika sahipleri gayrimüslim, onlar rahatsız edilmiş.) İki tane Hıristiyan vücudu mu daha gereklidir, 5-6 tane sanayi kuruluşunu korumak mı gereklidir? Bir devletin idaresindeki ekonomiyi, sanayiyi ve ticareti gözetmeyen insanlar ancak o memleketi yıkmakla meşguldürler. … Orduyu yaşatmak ne ile yaşatacağız? Ben askerim. Orduyu yaşatacağız, memleketin ekonomisine önem vermeyeceğiz yıkacağız. Böyle şey olmaz. .. Biz ülkenin ziraat ve ekonomisini yükseltecek tedbirler beklerken, Meclisimizin Hükümeti bunların ekonomisini yıkan, yakan ve yıpratan sonuçlara ulaşıyor. Hangi devleti kurmak ve hangi devletin istiklâlini kurtarmak için çalışıyorsunuz? Taşları dağları yuva yapmak için mi, baykuşlara yuva yapmak için mi? … Orduyu yükseltirken onun arkasındakini yıkmak doğru değildir. Tekâlifi Milliye bütün memleketi yıkmıştır. Bir Nahiyedeki (ilçenin küçüğü) deve miktarını askeri heyet baytarı (veterineri) ile birlikte tespit etmiştir. Mevcut 500 devenin 300’ü işe yarar halde, 200’ü hastalıklı diye rapor etmiştir. Aynı gün ukâla bir Nâhiye Müdürü orduya 500 devemiz var demiş. Vatandaştan bu 500 deveyi almışlar hasta olanlarını da getirip vatandaşa değiştirtmişler.” ….

    Mustafa Durak Bey (Erzurum): “Efendiler askerliği kim yapıyor?… Zengin çocukları değil, tüccar çocukları değil efendiler. Asker olanlar fakirlerdir.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 527 ile 538 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Bu Arslan Arif Bey İstiklâl Mahkemesine sevk edilmiş oradan da tuhaf biçimde kurtulmuş bir adam. Buna develeri verin diyen iki teklif var, birisi İstiklâl Mahkemesi, diğeri ise Çorum Mutasarrıflığı. Dursun Bey’in ifadesine göre Ankara İstiklâl Mahkemesine sevk edilen Arslan Arif Bey için “en yetkili bir kişiden telgraf geliyor” ve adam serbest kalıyor. Cebelibereket Mebusu İhsan Bey (Topçu İhsan) soruyor “En yetkili dediğiniz Mustafa Kemal Paşa mı? Dursun Bey bir şey söyleyemiyor. Sf. 532  

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Dr. Mazhar Bey Askeri doktor. Akıllı, insancıl, ilerici bir insan.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Başkomutanın emri ile çıkan Tekâlifi Milliye yani milli vergi herkesin malının bir kısmına el konulması şeklinde zoraki vergi uygulamasıdır. Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var.

  • (17 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede Milli Savunma Bakanlığı bütçesi görüşülüyor:)

    Selahattin Bey (Mersin): “.. Bu ülke yalnız buğday ile.. Geçinemez, geçmiştir artık. Havadan uçaklarınızı, otomobili yürüteceksiniz.”   

    Ali Cenani Bey (Antep) (Muvazenei Milliye  (Milli Denge Yani Bütçe Komisyonu Başkanı): “Dâhilde görevlendirilen (yani cephede olmayan) erlerin toplamı bendenizce elli binden aşağı değildir. … Adana’dan geçtiğim zaman Adanalılar bana şikâyet ettiler. Dediler ki: Biz savaştığımız zaman subay bulamadınız. Bugün buraya üç yüz subay göndermişlerdir. .. otuz bile fazladır..   Bendeniz Ankara içerisinde 17 bin er ve erbaşın beslenmesinde bir anlam göremiyorum… büyük bir kısmı gereksiz olarak hizmetçilikle meşgul oluyor. Hükûmet bunlara boş yere para veriyor. ..” …

    Ziya Hurşit Bey (Lazistan): “..Meclis’in kendisine Başkumandanlık verdiği zat o zaman: Düşmanı iki taraftan sıkıştırıyoruz ve nerede ise atacağız diyordu. O zaman radyoda memlekete ilan edildi. On ay oluyor, milyonlarca para veriyoruz… bütün meclis sırf sinir kesilmiş. Meclis en doğal hakkı olan yasama hakkını bile feda ediyor, fakat ortada hiçbir şey yoktur.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 511 ile 526 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (17 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede ordunun durumu görüşülüyor:)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Geçen sene orduya 56 milyon para verdiniz.. Bugün ordu geçen senenin bir buçuk katından fazladır. .. Efendiler ordu bir buçuk kat arttığı halde masraf yine o masraftır. Geçen yılın yolsuzluklarını kabul etmeliyiz. … Bu Ordu görevini bir an önce yapmalıdır. .. Bundan sonra parlak kelime değil hesap, rakam isteriz. Bu kürsüde çok parlak sözler söylenmiştir fakat ondan pek çok zarar görülmüştür.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 500, 501) kitabından birebir alınmıştır.

  • (15 Haziran 1922 tarihli gizli celsede Suriye görüşmeleri:)

    Hüseyin Avni (Ulaş) Bey (Erzurum): “Efendim, arzı malumat (bilgi sunma işi) mezar taşlarına olur. Biz mezar taşı değiliz. Bizim burada Hükümetin yetkisini aşıp aşmadığını araştırmamız gerekir. .. Milletin geleceğini sizlere değil, on katınıza dahi bırakmak yetkisi bizde yoktur…. Aylarca önceden söylediğim gibi çok acele komisyonlar kurup, siyasi, ekonomik, sosyal, askeri durumumuzu belirleyip, ileride yapılacak anlaşma görüşmelerine hazır olmalısınız. … Bekir Sami Bey heyeti Llyod George’a gittikleri zaman Llyod George benden ne istiyorsunuz?” deyince apışıp kalmışlar ve “efendim 24 saat müsaade istiyoruz” demişler.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 426,427) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1996): Fransızlar Suriye’yi fiilen işgal etmişler. Ve Ankara Hükümeti ile bir gümrük antlaşması yapmak istiyorlar. Fransızlar Osmanlının yıkılacağını biliyorlar demek ki. Maliye Bakanı Hasan Bey hududu Meclis’e açıklıyor. Mebuslar da bu antlaşma metnini niye bize vermiyorsunuz diyorlar. Ankara hükümeti bağımsızlık mücadelesinde Suriye’yi Fransa’ya bırakmış.