Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (25 Şubat 1922 Tarihli gizli celse:)

    Hakkı Hami Bey (Sinop); “Efendiler ben düşman İzmir’i işgal ettiği zaman Aydındaydım. Utanç ve üzüntü ile söylemeye mecburum ki Aydın’ın ileri gelen ağniyası (zenginleri) memlekette bir karışıklık çıkıp ta servetimiz elden çıkmasın diye Rumlarla irtibat (bağlantı) kurmuşlar.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 880) kitabından birebir alınmıştır.

  • (10 Haziran 1922 tarihli gizli celse. Söke İtalyanlar tarafından 13 Nisan 1922 de boşaltılmış.)

    Ali Şükrü Bey (Trabzon): “… Eli silah tutanların (yani Rumların) dâhile sevki için emir verildiğini beyan buyurdular, doğrudur.” (1)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 379-381) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Dönemin Trabzon Valisi Hazım Bey’in eşi Pontus. Ali Şükrü Bey bu kadının Vali’yi etkileyip bazı Pontusçuların meselâ Enfiyecioğlu’nun, tehcirden etkilenmemelerini sağladığını iddia ediyor.

  • (6 Mayıs 1922 Başkumandanlık Kanunu görüşmeleri:)

    Mustafa Kemal Paşa: “Bizim Meclisimiz dünyanın en demokrat bir Meclisi’dir. Şükrü Efendi (Mehmet Şükrü Bey) bilsin ki millet onun gibi düşünmüyor. Şükrü Efendi’nin dediği gibi komedya oynatmıyoruz. Efendiler Başkomutanlığın gereğini ve gereksizliğini Şükrü Efendi ve arkadaşlarının takdirine ihtiyaç yoktur. Şükrü Efendi ile arkadaşları Ordunun yalnız inhilaline (çökmesine) yardım eden kuvvetlerdir.”

    Mehmet Şükrü Bey; ”Estağfurullah Paşam estağfurullah!”

    Hüseyin Avni Bey; ”Cephe arkadaşlarından kimler var Paşa’m?”    

    Mustafa Kemal Paşa; ”Efendiler ben kanun yayınlamadım.. Başkumandanlık emir verir ve ben emir vermişimdir…  Hüseyin Avni Bey kanun aleyhinde söz söylerken birçok mütelaşi (telaşlı) sözler söylemiştir. .. Meclis’i Aliye hitaben diyorum ki, bu hareket tarzı ile Meclis’i siz rezil edeceksiniz”.

    Hüseyin Avni Bey; “Öyle bir sözüm yoktur yanlıştır.”

    Mustafa Kemal Paşa; “… fertler vardır efendiler ve bunları da sözlerle inkâr etmenin imkanı yoktur.”

    Hüseyin Avni Bey; “Müsaade buyurunuz efendim.”

    Mustafa Kemal Paşa; “Dur efendim! Ne zır zır ediyorsunuz.?”     

    Hüseyin Avni Bey; “Zır zır kelimesini kabul etmem!

    Mustafa Kemal Paşa; “Zır zır yapıyorsun ya!

    Hüseyin Avni Bey; “İstirham ediyorum Paşa’m sözünüzü geri alınız.”         

    Mustafa Kemal Paşa; “Mahalle kahvesi midir burası?”

    Hüseyin Avni Bey; “Milletin Kâbe’sidir.”

    Mustafa Kemal Bey: “Öyle ise riayet ve hürmet ediniz Kâbe’ye.”          

    Hüseyin Avni Bey; “Ben hürmetkârım.” 

    Mustafa Kemal Paşa; “Efendiler bugün milleti yaşatacak olan yalnız harptir. Başka çare yoktur. ..ancak ondan sonra milleti insanca yaşatmak mümkün olacaktır. (çok doğru sesleri) … Kanunun ülkede angaryayı yasakladığını söylüyorlar. Doğrudur efendiler. Fakat tehlike, ihtiyaç bize her şeyi meşru (haklı) göstermektedir.”

    Mustafa Kemal Paşa: “…Ordu kumandansızdır. … Binaenaleyh bırakamam ve bırakmayacağım.”

    (Başkumandanlığı bırakmam diyor, süresi dolmuş olmasına rağmen. Bolu mebusu Hoca Sadullah Efendi yalakası Mustafa Kemal’i destekleyen dini bir konuşma yapıyor.) ….

    Salih Efendi (Erzurum); “… Paşa Hazretleri emir buyurdular ki Anadolu’da ben eseri himmetimle yalnız bu işi ben yaptım. Öyle ise bizi neye karıştırdınız.? .. yalnız bu işi ben yaptım. Öyle ise bizim ne kıymetimiz kalmıştır.”

    Hüseyin Avni Bey; “…..Paşa Hazretlerinin fedakârlıklarının derecesini bilmeyen kimse yoktur. … Paşa da daima şunu kalben bilir ki o geldiğinde sinemize girdi. Fakat sinemize girdiği zaman hançeri ile değil gülleri ile kabul ettik. Paşayı bu şekilde kabul ederiz. … Paşa’ya her ne söylersem buradan ve mertçe açık bir dille haykırırım… bir gün için tenezzül edip (alçalıp) böyle makamlarına giderek gerçek dışı bir biçimde Paşa’nın kulağına söylemeyi asla kabul edemem. Bu ayıptır ve zillettir. (bravo sadaları) ..Yine söylüyorum yasama yetkimize Paşa hürmetkâr olmaya mecburdur. .. Paşa Hazretlerinin buyurdukları gibi, biz Cengiz, Petro, Napolyon gibi efsaneleri içimizden çıkarmak istemiyoruz. …Böyle olağanüstü yetkileri kullanırsa pek doğru olmaz Çünkü o da insandır. Paşayı size ben prezante ettim (ben teklif ettim). ….

    Mehmet Şükrü Bey; “Şimdiye kadarki söz konusu işlerden uzun uzadıya bahsetmeyeceğim. Paşa Hazretleri,”

    Mustafa Kemal Paşa; “Bahsedecen de ne olacak?”

    Mehmet Şükrü; “Böyle asabiyetle (sinirlilikle)

    Mustafa Kemal Paşa; “Asabiyet falan yok. Haydi haydi!” 

    Mehmet Şükrü Bey; “Asabiyetle karşıladılar hâlbuki benim amacım, açık celsede yapılmasını söylemem, aleyhinde bir güvensizlik değil.”   

    Mustafa Kemal Paşa; “Aleyhinde kelimesine tenezzül etmem. Aleyhimde bulunursan ne olacak?”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 334 ile 353 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Kemal Paşa çok sinirli, Erzurum Mebusu Salih Efendiyi de “Sus!” diye azarlıyor. Başkomutanlık Kanun’u henüz oylanmamış, Mustafa Kemal çok kızgın ve üzgün. Hüseyin Avni Bey korkmuş olmalı. Bu arada, Başkumandanlık Kanunu çıksın diye, Yunanistan saldırıya geçmiş şeklinde yalan haber ve yazılar geliyor Meclis’e.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Ali Şükrü ve Laz Abidin kıvırıyorlar, Diktaya, karşı duran Hüseyin Avni, Mehmet Şükrü ve Salih Efendi üç kişi kalıyor.

    BAKKAL’IN YORUMU (2019): Ali Şükrü’nün muhalifliği, dini fanatikliğine dayanıyor ve kişisel hırsı var, Kemal Paşa’nın koltuğuna talip.

  • (4 Mayıs 1922 tarihli gizli celsede Başkumandanlık kanununun süresinin uzatılması görüşüldü:)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Aleni bir kanunun gizli görüşülmesinin anlamını arkadaşlarımdan sorarım. Bir Başkumandanlık Kanunu var, bir takım yetkiler veriyoruz. Bu yetkiler hakkında, aleyhinde idare-i kelam etmek (eleştirel konuşma) yasak mıdır? Hayır. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) bu idare-i kelam bir milletin ispat-ı rüştüne (geliştiğini ispat etmeye) delalet eder. Millet de bilsin ki batağa giderken de hesap soracaklar. Rica ederim böyle panoramalardan vazgeçin. Her şey açık ve serbest olmalıdır. Ve gayet serbest idarei kelam edilmelidir. Bu gibi işler böyle kapalı celselerde görüşülmez.”

    Ali Şükrü Bey (Trabzon); “.. O kanuna bugün bu şekilde ihtiyaç olmadığına kaniim (kandım, inanıyorum) (Hiç lüzum yok sesleri) Meclis’in böyle bir devirde hukuku teşriiyesini (yasama hakkını) hatta icraiyesini (yürütmesini), küçük bir parça bile olsa gasp (zorla alma) ve tahdit edecek (sınırlayacak) bir kanuna bugün gerek yoktur. Fakat o gün lâzım idi. Nitekim biliyoruz ki Tekâlifi Milliye gibi bu Meclis’in hakkına taalluk eden kanunlar Başkumandanlık imzasıyla yapılmıştır.”…

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Bizde mukaddes şahıslar yok, lehinde de aleyhinde de söyleriz.”..

    Salih Efendi (Erzurum); “Fransızlar bir barış yaptılar. Hâlbuki bugün Fransız Genel Kurmayı ta Pozantı’dan itibaren demiryolu hattını işletiyor.  Yani bu dehşetli bir inceliktir. Fransız Genel Kurmayı Adana’da hattı işletiyor. Bunu hükümet bizden gizliyor.”

    (Başkumandanlık Kanununun süresinin üç ay daha uzatılması, komisyonda görüşülmeden, usulsüz olarak kabul edildi.)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Ben kişisel mücâhade (gayret) ve mücadelemi kimseye vermem. Başka arkadaşlarımız da insan gücünün üstünde güçler tasarlayarak ve hayal ederek yetkilerini (gürültüler) … efendiler Tekâlifi Milliye (1) diye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerini istimal edecek (kullanacak) bir şahsı dünyada görmek istemem. .. Bu benim hakkı insaniyetim, bu benim mebusluk şerefim. .. Namusum üzerine milletin vekâletini deruhte ettim (üzerime aldım) Hakkı teşriiyemi (yasama hakkımı) elimde tutacağım. Onun hukukunu başımın üzerinde tutmak için tırnaklarım varken başkalarına verip de heder ettirmeyeceğim. Hangi millet size yetki veriyor ki hakkınızı kendiniz istimal etmeyin (kullanmayın) başkalarına verin diye kim söyledi? Kim sizi böyle vekil etti? Böyle mebus tanımam. Millet, hakkını istimal (kullanmamız) için yetki verdi, yoksa gereksiz yere başkasına devretmek için vermezdi. .. Yasama hakkının ne demek olduğunu ilan için, İnsanlık binlerce, yüz binlerce sene böyle miskin adamların elinde inleye inleye denizler kadar kan döktü. Siz zorla kafese, peçelere girmek istiyorsunuz. Siz milleti rezil edeceksiniz. (iki satır zabıttan reis Paşanın gördüğü lüzum üzerine çıkartıldı.) … Herkes düşüncesin burada benim gibi söylesin. . Ben kendi kanaatimi söylüyorum. Hangi zorunluluktur ki Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkisinin önemli bir kısmını böyle selmettüsselam (rastgele), bir kısım alıp ta kim olursa olsun bir başkasına versin. Ben akıl, dirayet, mekinet açılarından BMM üzerinde bir güç göremem. … Tekâlifi Milliye gözümüzün önünde bir hakikat gibi parlıyor. Demek ki insanların suiistimal edebileceği yetki ve güç verilebiliyor. …efendiler, hakkınızı kıskanınız. Efendiler, seçmenlerimizin vermiş oldukları hakkı kullanma çarelerini bulalım. .. Yetkimi, yasama görevimi ben kendim burada namus bildim. Bunun için ebediyen haykıracağım. … Avrupa, dünya milletlere saygı gösteriyor., kişilere değil efendiler. Kişilerden beklediğimiz saygı kalıcı olmaz. Milletlerin seçimine saygı duyalım. .. Milli güç olursa harbi de o yapar efendiler. Yoksa kişiler, kurunu ûlaya (geçmiş zamanlara) ait bir takım zihniyetler onlar ölmüştür. .. Bunları yeniden icat etmeyiniz. Yeniden halkı zincirlere sarmayınız efendiler. Yüzde kırk tekâlifi Milliye alınırken içimiz sızlıyordu, fakat ne yapalım verdik diyordunuz. İşte bugün vermeyiniz.”

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Aleni bir kanunun gizli görüşülmesinin anlamını arkadaşlarımdan sorarım. Bir Başkumandanlık Kanunu var, bir takım yetkiler veriyoruz. Bu yetkiler hakkında, aleyhinde idare-i kelam etmek (eleştirel konuşma) yasak mıdır? Hayır. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) bu idare-i kelam bir milletin ispat-ı rüştüne (geliştiğini ispat etmeye) delalet eder. Millet de bilsin ki batağa giderken de hesap soracaklar. Rica ederim böyle panoramalardan vazgeçin. Her şey açık ve serbest olmalıdır. Ve gayet serbest idarei kelam edilmelidir. Bu gibi işler böyle kapalı celselerde görüşülmez.

    Ali Şükrü Bey (Trabzon); “.. O kanuna bugün bu şekilde ihtiyaç olmadığına kaniim (kandım, inanıyorum) (Hiç lüzum yok sesleri) Meclis’in böyle bir devirde hukuku teşriiyesini (yasama hakkını) hatta icraiyesini (yürütmesini), küçük bir parça bile olsa gasp (zorla alma) ve tahdit edecek (sınırlayacak) bir kanuna bugün gerek yoktur. Fakat o gün lâzım idi. Nitekim biliyoruz ki Tekâlifi Milliye gibi bu Meclis’in hakkına taalluk eden kanunlar Başkumandanlık imzasıyla yapılmıştır.”

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): Bizde mukaddes şahıslar yok, lehinde de aleyhinde de söyleriz.” 

    Salih Efendi (Erzurum); Fransızlar bir barış yaptılar. Hâlbuki bugün Fransız Genel Kurmayı ta Pozantı’dan itibaren demiryolu hattını işletiyor.  Yani bu dehşetli bir inceliktir. Fransız Genel Kurmayı Adana’da hattı işletiyor. Bunu hükümet bizden gizliyor.”

    (Başkumandanlık Kanununun süresinin üç ay daha uzatılması, komisyonda görüşülmeden, usulsüz olarak kabul edildi🙂

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Ben kişisel mücâhade(gayret) ve mücadelemi kimseye vermem. Başka arkadaşlarımız da insan gücünün üstünde güçler tasarlayarak ve hayal ederek yetkilerini (gürültüler) … efendiler Tekâlifi Milliye diye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerini istimal edecek (kullanacak) bir şahsı dünyada görmek istemem. .. Bu benim hakkı insaniyetim, bu benim mebusluk şerefim. .. Namusum üzerine milletin vekâletini deruhte ettim (üzerime aldım) Hakkı teşriiyemi (yasama hakkımı) elimde tutacağım. Onun hukukunu başımın üzerinde tutmak için tırnaklarım varken başkalarına verip de heder ettirmeyeceğim. Hangi millet size yetki veriyor ki hakkınızı kendiniz istimal etmeyin (kullanmayın) başkalarına verin diye kim söyledi? Kim sizi böyle vekil etti? Böyle mebus tanımam. Millet, hakkını istimal (kullanmamız) için yetki verdi, yoksa gereksiz yere başkasına devretmek için vermezdi. .. Yasama hakkının ne demek olduğunu ilan için, İnsanlık binlerce, yüz binlerce sene böyle miskin adamların elinde inleye inleye denizler kadar kan döktü. Siz zorla kafese, peçelere girmek istiyorsunuz. Siz milleti rezil edeceksiniz.(iki satır zabıttan reis Paşanın gördüğü lüzum üzerine çıkartıldı.) … Herkes düşüncesin burada benim gibi söylesin. . Ben kendi kanaatimi söylüyorum. Hangi zorunluluktur ki Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkisinin önemli bir kısmını böyle selmettüsselam (rastgele), bir kısım alıp ta kim olursa olsun bir başkasına versin. Ben akıl, dirayet, mekinet açılarından BMM üzerinde bir güç göremem. … Tekâlifi Milliye gözümüzün önünde bir hakikat gibi parlıyor. Demek ki insanların suiistimal edebileceği yetki ve güç verilebiliyor. …efendiler, hakkınızı kıskanınız. Efendiler, seçmenlerimizin vermiş oldukları hakkı kullanma çarelerini bulalım… Yetkimi, yasama görevimi ben kendim burada namus bildim. Bunun için ebediyen haykıracağım. … Avrupa, dünya milletlere saygı gösteriyor., kişilere değil efendiler. Kişilerden beklediğimiz saygı kalıcı olmaz. Milletlerin seçimine saygı duyalım. .. Milli güç olursa harbi de o yapar efendiler. Yoksa kişiler, kurunu ûlaya (geçmiş zamanlara) ait bir takım zihniyetler onlar ölmüştür. .. Bunları yeniden icat etmeyiniz. Yeniden halkı zincirlere sarmayınız efendiler. Yüzde kırk tekâlifi Milliye alınırken içimiz sızlıyordu, fakat ne yapalım verdik diyordunuz. İşte bugün vermeyiniz.”

    Mehmet Şükrü Bey (Karahisarı Sahip): “… Meclis yasama ve yürütme yetkilerini Başkumandan Paşa Hazretlerine vermiştir. Paşa Hazretlerinin yayımladığı bir beyanname veya bir kanunla Tekâlifi Harbiye, Tekâlifi Milliye çıkmış ve halkı zarara uğrattığı ve ne kadar suiistimal yapıldığı hepimizin gözlerimizin önündedir.” ..

    Selahattin Bey (Mersin); (Albay Çolak Selahattin Bey ) “… Ben meseleyi kişisel olmaktan uzak tutarım.. Fakat bunun bir kişi meselesi olduğunu gördükçe üzülürüm…. kanun angaryayı (zorla çalıştırmayı) yasaklar. Angarya yaptırıyorsunuz, doğru mudur? Mahkeme (İstiklâl Mahkemesi) oluşturulur, gider herhangi bir yerde karar verir. İcrai kaza eder (Yasamanın yetkisini kullanır) Bu doğru mudur? Hakkı kazayı (yasama hakkını, karar verme hakkını) kim vermiştir.

    (Lazistan Mebusu Abidin Bey arkadaşları ile bir araştırma komisyonunda görev yapmış anlatıyor. Ordu ihtiyacının ve besleyebileceğinin üzerinde vatandaşlardan hayvan topluyor, bunların çoğu ölüyor)

    Ali Şükrü Bey (Trabzon): “Başkumandan Paşa Hazretleri bu yetkileri bizzat kullanmıyor. Ve bu yetkiler yasama yetkileridir… Ben bunu size verdim desin, bitsin.” 

    Mehmet Şükrü Bey (Karahisarısahip): “Bu verilir mi, alınır mı?”    

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “.. Paşa, kuvvet Başkumandanlık kanununda değildir. Milletin azim ve imanında, süngüsündedir. Kuvvet milletin rüştünü (büyüdüğünü, geliştiğini) ispat etmesindedir.” …

    Reis; “Soru mu?”

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Evet efendim sorudur. Sizi Genelkurmay Başkanı yaptık, sizi Bakan yaptık, Orduların başına koyduk, siz düşmana cevap vereceksiniz… Başkumandanlığın kanunu ile ise vay halimize. Böyle anlaşılıyor ise arz ederim ki o kuvvet değildir. .. Burada reşit bir millet görmek istiyorum.”

    (Başkumandanlık kanununun, yasama yetkisi veren 2. maddesinin iptali ile ilgili önerge verenler. Selahattin (Mersin), Hüseyin Avni, Ziya Hurşit, Hulusi (Karahisarısahip),  Mustafa (Dersim), Lütfi (Siverek), Kara Vasıf (Sivas), Mehmet Şükrü, vs. 1995)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 310 ile 330 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) 1996: Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var.

     

  • (23 Şubat 1922 tarihli gizli celsede yolsuzluk görüşülüyor:)

    Nadir Bey (Isparta); “..Efe’nin tenkili (ortadan kaldırılması) zamanında Isparta’ya vardığımda dinlediğim şudur; Efe’yi tenkil için Refet (Bele) Paşa Hazretleri Isparta’ya gelmişler, tenkil eylemişler. .. Efe’nin eşyasının kısmen yağma edildiğini duydum. Hatta halktan gasp edilmiş (zorla alınmış) otuz kırk tulum da yağ ziyan edilmiş. . mevcut altınları ve banknotları  (gürültüler, miktarını söyle sesleri..) miktarını bilmiyorum, yalnız duyduğumu söylüyorum.” 

    Salih Efendi (Erzurum); ”Nadir Bey bunları senin araban götürmüş.” 

    Nadir Bey (Isparta); “Benim arabam götürdü. Efe’nin evinde ne kadar para bulunmuş ise (Ne kadar sesleri) Benim tahminime göre altın veya banknot yüz bin liradan aşağı olmamak gerekir. Bunu nereden söylüyorsunuz derseniz, diyebilirim ki, bugün Efe’nin Kuvvei Tenkiliye kumandanı olmak üzere Isparta ve Antalya civarında bilinen kişilerden aldığı nakit yani altın veya banknotun miktarı bellidir.. Benim arabama yüklenen para nereye gitti ise gitti.. (nereye sesleri) Refet Paşa götürdü. Nereye götürdüğünü bilmiyorum.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 864, 865) kitabından birebir alınmıştır.

  • (20 Şubat 1920 tarihli gizli celse:)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “.. Ne yapacağımız hakkında da söylerim. Paydos yaparız, idareye paydos yaparız, idareyi halkın eline veririz. Bunu yıkarız, Ordunun mukavemetini arttırırız, askeri Hükümeti yıkarız, kuvveti cepheye veririz.” 

    Bir Mebus; “Milletten para istemeye de yüzümüz olur.” ..

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); ” … İlk başladığımız zaman ne kadar samimi ve sağlam esaslardan yürüyorduk, bugün ne olduk efendiler. .. Çok saltanatlar kurduk efendiler Çingeneler bile bizimle bazı konularda istihza ediyorlar (alaycı bir biçimde gülüyorlar)”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 832, 833) kitabından birebir alınmıştır.

  • (19 Ocak 1922 tarihli gizli celsede pişmanlık yasası görüşülüyor:)

    Hüseyin Avni (Ulaş) Bey (Erzurum); ” ..Eşkıya ile ateşkes yapan eşkıya olur efendiler. … Bir fırka askerin uğradığı köyde ot bitmez efendiler.. Şunu kesinlikle biliniz ki tâkibat yapayım derken tahribat yapıyorsunuz. .. Yaram derindir… dağlarda iki bin ve daha çok eşkıya geziyor.”.

    Ali Fethi (Okyar) Bey (Dâhiliye Vekili)(İstanbul); “. Bu eşkıyanın (Sungurluda katil ve eşkıya İlyas’tan bahsediyor) aman dilemesi nedeniyle o yörede bulunan çeteler birer birer aman dilemiş ve Hükümete sığınmışlardır. Ve bugün Hükûmet onlara aflarını veyahut takiplerinin sonraya bırakılacağını Yüce Meclis’e sunacağını vaat etmiştir”.

    Neşet Bey (İstanbul); ”Eşkıyanın elinden silahı alınmış mıdır?”

    Ali Fethi Bey; “Hayır alınmamıştır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 639) kitabından birebir alınmıştır.

  • (14 Ocak 1922 tarihli gizli celsede İstiklal Mahkemeleri görüşülüyor)

    Hakkı Hami Bey (Sinop); “…  Konya’nın ilçelerinden 60 yaşında bir adam, sorduklarında bu adamın rehin olduğunu söylüyorlar. .. Adamın oğlu asker kaçağı imiş, adamı yakalıyorlar,. Hapsediyorlar… Mahkemenin beyannamesinde diyor ki; birisi askerden firar ederse akrabaları sıraya konulacak ve bunlara eziyet edilecek. Ve ayrıca köy ihtiyar heyetinden 300 lira para alıyorlar. .. Efendiler bu dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Dokuz aydır yatıyor o zavallı vergi veriyor. .. sizi katiyetle temin ederim ki bizim zamanımızda yapılan kötülük 14 senelik meşrutiyet zamanında (… Boşluk var, itiraz sesleri var…) belgeleri dahi vardır. .. Köyleri baykuş yuvası yapmak için mi yoksa müreffeh bir devre açmak için mi çalışıyoruz? İstiklâl Mahkemelerine de ve hiçbir kimseye de adam asmak yetkisini vermeyiniz. İdam cezası tavuk öldürmek değildir, hayat çok yücedir… .. İnsan asmakta devam edilirse sonuç ne olacaktır? Sonuç yıkılmak olacaktır. Bu gibi şeyler memlekete felaketten başka bir şey getirmez.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 617, 618) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1994) Hakkı Hami Bey aydın ve değerli bir insan.

  • (3 Ocak 1922 tarihli gizli celsede Harp Encümeni yani savaş komisyonu kurulması görüşülüyor, parantez içerisindeki ‘eksik’ kelimesi kitaptan alınmıştır:)

    Hüseyin Avni (Ulaş) Bey (Erzurum); “Osmanlı İmparatorluğu’nun kuralları, kanunları, idaresi bizim için yeterli görülmemiş, bir inkılâp meclisi ile millet kendi hakkını bizzat idare edecek… (eksik) .. Ne bahtiyarlık!… Tarih bunu kaydediyor, o istibdat (baskı dönemi) aranacak ve millet (eksik) o kralların yapmış olduğu haksızlıklardan daha büyüğünü görecek… bu diktatörlüktür efendiler, başka bir şey değildir. … Bütün milletler gibi biz de medeni bir hükümet kurmaya çalışalım.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 578, 579) kitabından birebir alınmıştır.

  • (27 Aralık 1921 tarihli gizli celsede cephenin durumu görüşülüyor:)

    Refet (Bele) Paşa (İzmir) (Milli Savunma Bakanı): “.. Bendeniz Başkumandanlığı nasıl isterdim? Cephenin gerisinde çadırını kurmuş, gece gündüz ordunun halini düşünüyor… Başkumandanımızı bir gün Meclis’imizde, bir gün Ukrayna sefarethanesinde (büyükelçiliğinde), nutuk irat ediyor (nutuk veriyor), bir gün M. Briyon’un hututu esasiyesince düşünür… İsmet Paşa Hazretlerinin kafası o büyük cepheyi idare edemedi.…Sakarya Muharebesini kazandınız. Şu kadarcık bir cephe… “

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları 2, (İş Bankası Yayın No:267 – Sf.558,559) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1994): Büyük Afyon meydan muharebesi yenilgisi Türk tarihinin en feci meyden muharebesi yenilgisidir. Sakarya savaşı ise Yunan’ı ancak Polatlı civarında tutabilme savaşıdır. İsmet Paşa’nın kapasitesi bu savaşları kaldırmaya yetmez diyor. Daha ne desin?

  • (12 Aralık 1921 tarihli gizli celsede halkın genel durumu görüşülüyor:)

    Salih Efendi (Erzurum); “Efendiler, memleket 80 milyon ordu bütçesi veriyor. Öyle olduğu halde neferi cephede açtır. Hiçbir millette böyle bir şey yoktur. Beş milyon ahali iki milyon vergi veremezken, biz bu kadar (80 milyon) vergi alıyoruz milletten. Demek ki sistem bozuktur. …Evet, bu millet bütün geleneğinden, tarihinden vazgeçti, bize güvendi. Biz de İmparatorluktan farklı bir şey yapmadık. Köylere giderseniz, yine o aşar, yine o rüsum, yine o köhne iş.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 464) kitabından birebir alınmıştır.

  • (13 Nisan 1922 tarihli gizli celsede tekâlif görüşülüyor:)

    BAKKAL’IN NOTU 81996): Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Mustafa Kemal Başkumandan olarak hükümete bir tezkere yazıyor ve 12 Nisanda, ülkenin içinde bulunduğu durumu anlatarak mali kaynaklar bulabilmek için kendisine yetki verilmesini özellikle istiyor.

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 259) kitabından notlar alınmıştır.

  • (8 Aralık 1921 tarihli gizli celsede Gediz-Afyon yenilgisi görüşülüyor:)

    Mehmet Salih Bey (Erzurum); “Eskişehir’in boşaltılmasına 13 Temmuz 1921’de başlanmış 19 Temmuz 1921’de sona ermiştir. Yani 7 gün yani 168 saat devam etmiştir. Resmi evrakla sabittir ki Eskişehir’de 13 lokomotif, 550 adet açık-kapalı vagon… mevcut idi…. Ankara’ya iki yüz, Polatlı’ya 130 km mesafede olan Eskişehir’de her şey terk edilmiş ve yalnız iki vagon Rum fahişesi Ankara’ya nakledilebilmiştir. Bunu kimse inkâr edemez, bir suçüstüdür!” 

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 445) kitabından birebir alınmıştır.

  • (26 Aralık 1921 tarihli gizli celsede ordunun durumu görüşülüyor:)

    Salih Efendi (Erzurum): … “Hoca Mustafa Efendi, Sıhhiye Bakanı Refik (Saydam) Bey ve ben bugün 15 gündür gözlerimizle gördük, askerler kağnı arabasına koşulmuş, hayvan gibi araba çekiyorlar.. Bu bir millet için zuldür, hakarettir, şindir (aşağılanmadır).”…

    Mustafa Kemal Paşa (Başkumandan) (Ankara); “Ordumuzu matlup dereceye isal etmek için, teçhizatı, elbisesi ve silahı itibariyle 45-50 milyon liraya ihtiyaç vardır. Onun için behemehâl dışarıdan temin etmek mecburiyetindeyiz. Ve mecburiyeti tatmin için de Fransızlarla bir şey yapmaya çalışıyoruz. Diğer taraftan Rus dostlarımızdan bazı ihtiyacı temin etmeye çalışıyoruz.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 543) kitabından birebir alınmıştır.

  • (22 kasım 1921 tarihli gizli celsede Sakallı Nurettin Paşa’nın yolsuzluğu görüşülüyor:)

    Mustafa Bey (Dersim): “İstiklâl Mahkemesinde bulunuyordum, izahat vereceğim. Ateşkesten sonra İngilizler Samsun’a çıkarken, Aleksandr ve oğlu o gün hükümet konağına gidiyor ve oradakilere diyor ki “Sizin burada yeriniz yoktur, Hükûmet kurdum, bu belediye dairesi de Pontus Hükümetinindir.” diyor. İstiklâl Mahkemesine de şahadet etmiştir (mahkemeye de itiraf etmiştir). Yüz on iki kişi aynı amaçla Merzifon’da 1317 (1901) senesinden beri örgütlenmişler. Bu evrakların tamamını Nurettin Paşa’ya verdik. Sonra Aleksandır’ı beraat ettiriyor, bırakıyor. Eline de belge (beraat ettiğine dair) veriyor. .. Sonra Mahkeme gidiyor Aleksandır’ı yakalıyor. Açık celsede mahkeme ederken Aleksandr diyor ki: “Bu belge bana 30.000 liraya mal olmuştur. İkinci günü 23 kişiyi idam ediyorlar. Nedir bu?”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 441, 442) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1994): Seçim bölgelerinin eski adları: Canik (Samsun), Ertuğrul (Bilecik) Kangırı (Çankırı), Karahisarısahip (Afyonkarahisar), Karahisarı Şarki (Şebinkarahisar), Karesi (Balıkesir), Lazistan (Rize), Menteşe (Muğla), Saruhan (Manisa)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 423) kitabından birebir alınmıştır.

  • (12 Nisan 1920 tarihli gizli celsede mali durum ve Tekalif görüşülüyor. Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var.)

    Cemil Bey (Kütahya):Müskirat (alkollü içecekler) Kanununun tatbikinden sonra 80 ila 150 kuruşa satılan içki, 400-700 kuruşa kadar satıldı ve içildi ve bundan yine çoğunluğu Pontus’çu, Yunancı ve gayrimüslimler yararlandı. Biz bunun imalini yasaklayacağımıza tüketimini yasaklayıp kilosundan 2 ila 2,5 lira vergi alırdık. 7-8 milyon lira gelir getirmez miydi?”    

    Besim Atalay Bey (Kütahya); “ … Enver Paşa seferberliğinde (Birinci dünya savaşında) halkı soydu, namusunu da bitirdi. Fakat hiç olmazsa cebine beş-on banknot (kâğıt para) sokuldu. Fakat biz bugün onları da emdik, o zamandan sağ kalan gençleri erittik.” …

    Yahya Galip Bey (Kırşehir): “.. Tekâlif-i Milliye’ye Meclisiniz karar vermemiştir. (Başkumandan vermiştir sadaları) .. Efendiler tüccardan 40 paralık mal aldınız 40 kuruş zam etti. … Bizim teşrii (yasama) hakkımız keenlemyekûndur (yoktur) hiçbir vakit bunu icra ettiğimizi bilmiyorum.” …

    Ali Şükrü Bey (Trabzon): “Tekâlif-i Milliye tatbikatı (uygulaması) rica ederim caiz midir (doğru mudur)? Bir kadının donunun alınması, kaşıkla yağ alınması.. Sorarım size efendiler, rica ederim, bu tarzda muamele (işlem) yapılırsa bu halktan gömleğini sonra nasıl isteyebilirsiniz.”

    İsmail Suphi Bey (Burdur); “Lenin üç yıl sonra diyor ki; biz Bolşevizm’i üç sebepten dolayı uygulayamadık. Birincisi her şeyi yaparız demekliğimiz, ikincisi bilgisizlik üçüncüsü suiistimaldir. (yolsuzluktur.)”(1)

    Mazhar Müfit (Kansu) Bey (Kırşehir): “..Var mıdır efendiler, Tekâlifi Milliye emrinde bir köyün evine girip bir kalıp sabun almak?…. Poyraz Köyünden bir kadın ağlayarak anlatıyor. Kadının ayağındaki donunu alıyorlar ve kadın ağlayarak işte donum yok dedi. Kırk harami bir çıplağı soyamaz.”

    Mazhar Müfit Bey (Kırşehir): “.. Ayağınız sürçtü mü Kayseri’ye gidemezsiniz, gidemeyiz.  ..keserler bizi bunu iyi biliniz (doğru sesleri) .. Köylü eğleniyor bizimle bugün. Diyor ki; Köylü Milletin efendisidir diyorsunuz, biz böyle şeylere kanar mıyız? Ulan diyor bana, biz efendi isek jandarma gelip arabamı sopa ile almaz.” (2)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 219 ile 240 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): İsmail Suphi bey bilgili ve sosyalist bir mebus.

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (1995): Köylünün, halkın bu isyancılara bakış açısını gösteriyor.

    BAKKAL’IN NOTU; Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var. Başkumandanlık emri ile halktan Tekâlifi Milliye alındı ama iade edilmedi.

  • (14 Kanunuevvel yani Aralık 1921 tarihli gizli celsede askeri durum görüşülüyor:)

    Mustafa Durak Bey (Erzurum): “Efendiler Afyon harbini unutmayınız. O harpten önce yine hükümet adına bu yüce kürsüden Fevzi Paşa Hazretleri: Ordumuz demir gibi duruyor, biz bekliyoruz, eyvah niçin gelmiyorlar, biz hazırız, kafalarını parçalayacağız, diyordu… Biraz sonra da “Efendiler vaktimiz kalmadı, kaçınız, burada ancak sekiz gün durabileceğiz.” dedi. .. Efendiler… elde mevcut hesaplara göre bir ceket, bir pantolon, bir kaput, bir çift potin, olmak üzere bir asker takımını 225 kuruşa alıyorlar. Bizim aşağı-yukarı 150 bin mevcudumuz olsun, .. 150 bin takım elbise 900.000 lira eder. Hâlbuki biz efendiler elli milyon lira vermişiz, asker hala çıplaktır. Yazıktır, günahtır, artık bu milletin verecek ne malı nede canı vardır.”…

    Bir Mebus: “Memleketin zenginleri de vardır.”

    Mustafa Durak (Erzurum); “Zenginleri de yoktur. .. İstanbul’a kaçıyorlar yavaş yavaş. Orada askerlik te yoktur. … efendiler size gayet gizli bir gerçek ifşa edeceğim (açıklayacağım): Bizi ne kadar uyutuyorlar efendiler! Bize silah cephane lâzım mıdır? ..İlkbaharda İtalyan Hükümetinden 40.000 tüfek ve bin mitralyöz (makineli tüfek) ve yeteri kadar fişek (mermi) alınmıştır. Şimdilik parasız, belki sonra parası verilecektir. Bunlar Pula limanından trene konulmuş ve Triyeste’ye kadar gelmiştir… İtalya’daki temsilcimiz Cami Bey tarafından bir vapur hazırlanmış ve vapura da bir milyon küsur mark verilmiş cephane vapura konulmuş. O sırada Söke ile Kuşadası arasında bir Yunan uçağı düşmüştü. Bu uçağı almak için memurlarımız uğraştılar, alamadılar. O zaman güney cephesinde bulunan Refet Paşa İtalyanlara bir ültimatom verdi ve dedi ki:” Bu uçağı bize vermezseniz, ben bunu savaş sebebi kabul ederim.” Ve İtalyanlar vapurdaki silah ve cephaneyi boşaltıyorlar. Biz köylüden bir tüfek almak için adam asmaya kadar yürüdük. fakat oradan gelen 40.000 tüfek, top, vs. bir ültimatom keyfine gitti ve bundan kimsenin haberi de yoktur. Bizi uyutuyorlar. …. Ordudaki yolsuzlukların kontrolü size aittir. (Mustafa Kemal’e diyor) .Hükûmet üyeleri bunu son derece de dikkate alsın, memlekette de askeri baskısını kessin, her kes görevini yapsın.

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 488 ile 491 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1994): Yedi düvelden biri olan İtalyanlardan silah ve cephane almışız.

  • (11 Nisan 1922 tarihli gizli celsede Tekâlifi Milliye ve Men’i Müskirât kanunu görüşüldü. Tekâlif: Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var. Men’i Müskirât Kanunu alkol yasağı kanunu;)

    Mustafa Kemal Bey (Ertuğrul); “Kastamonu ormanları yıllık 12-15 milyon arasında gelir verir. Kastamonu ormanlarını satmalı değil hükümet işletir. Maalesef (üzülerek söylüyorum ki) bir kere olsun bu ormanlardan yararlanma yolu düşünülmemiştir. Çünkü hükümette bu zihniyet yok. Köylünün tepesine binmek, köylüyü soymak, parasını soymak ve olmadığı takdirde her ne olursa olsun köylü, fedakârlık edeceğim dedi diye ve bu vaziyette memleketi kurtarmak!”

    (Maliye vekili hakkında soru önergesi istizah:)

    Ali Şükrü Bey (Trabzon); “Efendiler bu arkadaşın (Maliye Vekili Hasan Bey) yüzünden memlekete bir yıl içerisinde girmesi ihtimali olan 60 milyon lira Yunanlılara verilmiştir. Samsun’da bulunan iki Amerikalı şirketin tütün satın almak için başvurdukları halde yazışmalarının İngilizce olmasına bu hükümet razı olmadığı için, yazışmalarının sansüre tabi olmasına izin verdikleri halde izin verilmediği için 60 milyon liralık bir tütün satılıp ta parası memlekete giremedikten başka, o para düşmanlarımızın kesesine girmiştir. Gitmiş Kavala’dan (Yunanistan) almışlardır.  …

    Osman Bey (Kayseri): “… Nitekim İngiltere bize silah satıyor.” …         

    Hüseyin Avni (Ulaş) Bey; “Köylü kadınların vergiden, aşardan, arazi vergisinden başka fazla olarak bir şey vermeye, hatta onu da vermeye zamanı yoktur. Böyle olduğu halde birde tekâlif suretiyle öküzünü arabasını aldılar. Ey hocalar size manevi cesaret adına hitap ediyorum. Dinleyeniz. Burada bir Müskirat (alkollü içecekler) Kanunu yapıldı. Fakat akşamları her gün rakı içiyorlar. … Efendiler meydanda bir gerçek vardır. Eskiden rakı içenler gene içiyorlar zavallı köylü üzüm yetiştiriyor eskiden 50 kuruşa satarken bugün 10 kuruşa satıyor.

    Süleyman Sırrı Bey (Yozgat); ”Rakıyı içenler Müskirat Kanunu’nu yapanlardır.”

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Üzümün kıyyesi (bir ölçü birimi) 50 kuruş iken 10 kuruşa inmiştir ve artık herkes bağ yetiştirmekten sarfınazar etmiştir ((vazgeçmiştir). Memleketin içerisinde yine sefih insanlar Yunanlılar aracılığı ile gelen rakıları içmekte ve memleketten para serbestçe gitmektedir.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 206 ile 213 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var. Başkumandanlık emri ile halktan Tekâlifi Milliye alındı ama iade edilmedi.

  • (29 Ekim 1921 tarihli gizli celsede asayiş ve Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Laz Osman konuşuluyor:)

    Osman Bey (Lazistan); “Merkez Ordu Komutanı Nurettin Paşa tarafından, kadınların, çocukların tehciri (hicret ettirilmesi, zorunlu göç ettirilmeleri) meselesi bütün mıntıkalara emrediliyor. Bunu haber alan Samsunlular Samsun aydınları ve Müdafi Hukuk Heyeti, Belediye, Müftü… doğrudan doğruya Mustafa Kemal Paşa’ya başvurarak bu tehcir olayı olursa Samsun’un baskına uğrayacağı, Yunan donanmasının bombardıman etmesi ihtimali fazladır. Ve Bakanlar Kurulu tehcir kararını erteledi. Fakat Nurettin Paşa kızarak bunları (Mustafa Kemal’e ricaya gidenleri) şehirbent (şehir dışına çıkma yasağı olan) yapıyor. .. Sonuç: Paşa Hazretleri (Sakallı Nurettin Paşa) Samsun’a geliyor, halkın kalbini rencide etmek için ne gerekirse yapıyor.”

    Ziya Hurşit Bey (Lazistan); (1) “Nurettin Paşa Samsun’da elli yaşından on beş yaşına kadar olan Rumları tehcire tabi tuttu. Ve ilk kafile daha Samsun’dan altı saat mesafede iken saldırıya uğradı. .. Nurettin Paşa Rum tehcirinde Amerikalıların ve yabancıların gözleri önünde katliam yaptırdığı ve Amasya’ya geçen Rumların dahi aynı muameleye maruz kaldıkları ısrarla söylenmektedir ve bu böyle olmuştur.” …

    Hafız Mehmet Bey (Trabzon); “.. silah toplamak için köylere giden Giresun Alayı’nın (Topal Osman’ın alayı) bir taburu uzaktan uzağa silah atarak köylere giriyorlar ve yakıyorlar. .. Bu suretle köyler yanınca ve aileleri saldırıya uğrayınca eşkıya artıyor. .. O gün gündüz gözü ile kasaba içinde beş kişi öldürüldü. Hatta bunlardan birisi Amerikalı Kampanya Direktörünün (şirket müdürünün) kapısı önünde öldürüldü… Hatta bu günlerde birçok Müslümanların dükkânlarından dahi çapulculuk yapıyorlardı… sırf ceplerini doldurmaya yöneliktir.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 404 ile 409 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) 1994): Ziya Hurşit, Türkiye’nin Amerika’da okumuş ilk makine mühendisi. Akıllı, hırçın ve gözü kara. İzmir’de Mustafa Kemal’i öldürecekti, yakalandı ve 1926’da asıldı.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Mustafa Kemal Paşa, İçişleri Bakanı Fethi Bey’in de istememesine rağmen Sakallı Nurettin Paşa’yı destekliyor.