Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (Çerkez Ethem ile ilgili 30 Aralık 1920 tarihli gizli celse:) (1)

    Salih Efendi (Erzurum): “Mademki bazı arkadaşlarımızın da beyanatı üzerine bu sorunun barışçı yollardan hallinin mümkün olduğunu Celal Bey itiraf ediyor, gerek Meclis ve gerek sizin Şeref-i Riyasetinizden (şerefli başkanlığınızdan) bunu temenni ediyorum…”

    Mustafa Kemal; “Beyefendiler, gayet elim (üzücü) bir durum karşısında bulunuyoruz. Eğer hükümet varsa ve eğer hükümet bir güce dayanıyorsa, yapılacak şey bu kuvvetin nişanını (belirtisini) göstermek veyahut Hükümetin dayandığı güç yoksa Birinci Seyyare Kumandanının diktatörlüğünü kabul etmek lâzımdır.” 

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları I – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 280) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1994): Çerkez Ethem ile uzlaşmaya giden heyetten Saruhan Mebusu Mahmut Celal Bey konuşmasında, Çerkez Ethem ile uzlaşılabileceğini, Raşit Bey ve Çerkez Ethem’in ilk kurşunu atmayacaklarını söylüyor. Ama Mustafa Kemal Paşa, Çerkez Ethem’i terbiye etmek için hazırlıkların yapıldığını, tertibatın alındığını söylüyor.

  • (Çerkez Ethem ile ilgili gizli celse görüşmesi var: 9.12.1920) (1)

    Mustafa Kemal; “.. Yalnız sizin o kadar muhakemeniz olsaydı, ben sizi tevkif etmek isteseydim, ne için sizi alıp ta buradan oraya götürecektim? Ben sizin hepinizi tevkif eder, idam eder ve öldürürdüm! Hâlbuki ben sizi orada bıraktım ve ben oraya gittiğim zaman o kararı vermiş olsaydım… Bakınız askerlere tesadüf etmişsiniz, kaçabilir miydiniz?”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları I – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 259 ile 262 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1994): 9 Aralık 1920 tarihli gizli celse Diyarbakır mebusu olan dürüst ve namuslu insan Hacı Şükrü Bey Mustafa Kemal’in sözlü saldırısı karşısında kendisini savunuyor. Eskişehir’e tren ile giderken kendilerinin bir nevi tutuklandıklarını iddia ediyor.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Hacı Şükrü’nün Batı Cephesinin kurmaylarının yetersiz olduğuna dair bir konuşması Mustafa Kemal’in önergesi ile keenlemyekûn (tamamen yok) sayılmış.

  • BAKKAL’IN NOTU (1994): Diyarbekir Mebusu Hacı Şükrü Bey Konya’daki olayların, bir Selçuklu devleti kurma olayı olduğunu, buna önayak olanların da Mevlana’nın torunu Abdulhalim Çelebi Efendi ile Musa Kâzım olduğunu söylüyor.

    BAKKAL’IN YORUMU (2019): Konya İsyanının içeriği hiç anlaşılamadı. Bu isyanın Konya’da sosyalist bir devlet, şura hükümeti kurma olayı olduğu da iddia ediliyor.

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 212 ile 213 arası) kitabından birebir alınmıştır.

                                                             

  • (5.7.1920 tarihli gizli celse konuşmaları:)

    Mustafa Kemal (Ankara); ” .. Hilafet ve saltanatın korunması zaten birinci esasımızdır. ..makamı  hilâfet ve saltanata olan bağlılığımız ve o makamın bütün gerekli koşulları ile korunması birinci esasımızdır. … maatteessüf (üzüntülerimle) şimdi hilafet ve saltanat makamını işgal eden zat bu millet için hain bir adamdır.” (1)

    ..İstediğiniz adamlarla görüşebilirsiniz ve istediğiniz siyaseti takipte serbestsiniz, demişlerdir. Para veriyoruz, silah veriyoruz, cephane veriyoruz, ilkbahara kadar fırkalar vaat ediyoruz, hiç olmazsa bizi siyasetinizden haberdar ediniz, dediler.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları I – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 135) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1994): İstanbul’daki İzzet Paşa hükümetinin kendisinden ne istediğini anlatıyor. Kurtuluş Savaşının finansmanı hakkında önemli bir belge! Kemal Paşa’nın konuşması devam ediyor.

  • (4.7.1920 tarihli TBMM Gizli Celse. Üç gizli celse yapılmış, ilkinin zabıtları yani tutanakları var son iki celsenin zabıtları yok! 5 Temmuz’daki gizli celsenin baş ve son kısmının zabıtları yok.)

    Vehbi Efendi (Konya); “Efendiler! Köylü yedi senedir, yetmiş senedir, yüz yetmiş senedir kasaba eşrafı (şereflileri, önde gelenleri) adına öle öle usanmış! Canı boğazına gelmiş. Onlar, dostlar gazi, biz şehit, kuralının karşısında. ‘Bu kere de biz gazi, kasaba eşrafı şehit olsun diyorlar!’ Kuvayı Milliye deyince ve Karesi (Balıkesir) hududunu geçince, eşkıya ocağı demektir. Ve genellikle Kuvayı Milliye demek eski cepheyi geçtikten sonra şekavet (şakiler, eşkıyalar) ocağı demektir. Bunu saklamakta bir anlam yok. Fiiliyattır (yaşanandır) bu.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları I – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 63 ile 64 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1994): Konya Mebusu Vehbi Efendi 1. Meclisin muhaliflerinden. Kuvvei Milliye’nin eşkıyalığı da ilginç ve önemli bir tespittir.

  • (Haziran sonundaki büyük bozgundan sonra İsmet Paşa Meclis’in bu ilk gizli celsesinde (oturumunda), işgalden korkulmamasını, işgal genişleyince de küçük harp yani çete harbi yapılacağını söylüyor:)      

    Süleyman Sırrı Efendi (Yozgat); “Soyguncu Başkanı Edip Bey ile görüştük…. Edip Bey bana bir soru sordu ‘Siz orada geçici bir hükümet kurdunuz, başkentten vazgeçtiniz, Padişah’ı unuttunuz, sonra biz padişahı kurtaracağız, başkenti kurtaracağız, Padişah esirdir diye yalan söylüyorsunuz.’ dedi…” 

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları I – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 63, 64) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Yozgat’taki isyan nedeni ile Yozgat Mebusları Mustafa Kemal’den izin alıp isyancılarla konuşmaya gittiler. İsyancıların başı Edip Bey bunları tutukluyor. Sonra Çerkez Ethem’in Kuvayı Milliye güçleri bu heyeti kurtarıyor.

  • (Hazırlayan İsmet Bozdağ’ın notu: Abdülhamit, sürgünde iken, 1. Dünya savaşı yıllarında ülkemize gelen, Gazete de Lausanne muhabiri Jean Felix’e şunları söylüyor:)

    “Cavit Bey, çağdaş maliye konularını hakkıyla bilen, zeki ve cerbezeli (konuşkan, karizmatik) bir zattı. Osmanlı İmparatorluğunun maliyesini düzeltmek ve geliştirmek gayretindeydi. Fakat her inkılâp memleketinde olduğu gibi, askerler, karşısına büyük engeller çıkartmışlar, özellikle savaşa girme kararına karşı olması Enver Paşa ile arasını açmış, durumunu güçleştirmişti.”. .”Osmanlı mülkünün bekası (kalıcılığı), büyük devletlerarasındaki uyuşmalar ve çatışmalarla çok yakından ilgilidir. Bu mülkün emniyeti, bir harp halinde, denizlerde hâkim olan cephe ile müşterek olmakla kabildir. .. Çünkü Osmanlı mülkü üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımadadır.” …. “Meşrutiyet idaresi kurmak, halkın, bilgi ve idrakinin (aklının) bir muhassalasıdır (hâsılatıdır, toplamıdır, yoğunlaşmasıdır). Bu, tevcih (yönlendirme) ve lütfedilmez (lütfen verilmez), ihkak edilir  (yani alınır, hak edilir). Bütün sun-i hâdiseler (yapay olaylar) gibi, sun-i hürriyetler de felâket getirir.” … “Ben vazifemi yaptım. Osmanlı Ülkesinde hiç bir ceddim devrinde, benim padişahlığım müddetinde (süresinde) olduğu kadar mektep açılmamıştır. .. Siz hürriyeti kimlerin ilân ettiğine dikkat ettiniz mi? Bunların hepsi, benim saltanat günlerimde kurulmuş yüksek mekteplerde bilgi sahibi olmuş gençlerdir.”  … “Bugünkü Dünya savaşından sonra milletlerin mukadderatını (geleceğini) aynı zihniyete sahip kimseler idare edecekse, savaşların aralıklarla birbirlerini takip etmesini beklemek icap eder.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 234 ile 250 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “I. Meşrutiyetin Meclisi olan Meclis-i Mebusan’da (1877), 93 Rus Harbinde Ermenilerin Ruslara yakınlaşması görüşülürken Halep Mebusu Ermeni Manok Karaca Efendi: “Ben, Hıristiyan ve Osmanlı mülkünde bulunan Hıristiyanların büyük kısmı olan Ermeni Milletinden bulunduğum için, umum Hıristiyanlara da dâhilim (genel Hıristiyanların da içindeyim) Ve bu sebeple, bu konuda fikrimi söylemeye hakkım vardır. Ermeni Milleti, beş yüz seneden beri Ulu Osmanlı Devleti’nin yanı başında olup, her vakit aramakta olduğu hukuka bu Devlet sayesinde nail olmuştur (kavuşmuştur).” diyor.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968- Sf. 231) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Osmanlı’nın demokrat ortamında kendisini Meclis’te ifade eden bu Ermeni’nin konuşması önemli bir ölçüdür. Ancak, Patrik’te dâhil zaman zaman Ermeni ileri gelenlerinin Rusya ve İngiltere’ye yaklaşarak Osmanlıyı arkadan vurma planları yaptıkları da bir gerçektir. II. Abdülhamit’in çok yerinde tespit ettiği gibi, hiçbir kavim, bağlı olduğu ülke zayıflarsa, rahat durmaz. Ermeniler; Yunan, Bulgar, Arnavut gibi diğer unsurlardan çok daha sonra ayrılık düşüncesine kapıldılar. Ondan önce Osmanlı’nın en sadık tebaası (tabi olanı, yurttaşı), Ermenilerdi.

  • “Saray’da kolera vakası çıkar, saray doktorları farklı görüşler öne sürer, Saray’da mikroba inanmayan doktorlar bile var. Tahlil için Osmanlı devletinin büyük destek ve himayesini görmüş olan Pasteur’dan eleman istenmiş, önce Şantimes’i gönderip hastalığı teşhis etmiş sonra da onun yerine meşhur Nikol’ü yollamış. Türkiye Bakteriyoloji ilmini bu Nikol’e borçludur.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 212, 213) kitabından birebir alınmıştır.

  • “… beni büyük bir saygı içinde dinleyen Enver Paşa’yı tetkik ediyordum (inceliyordum). Naciye Sultan’la evliydi…. Öfkeli ve muhteris (hırslı, ihtiraslı) bir insan olduğunu hemen fark ettim. Tuhaftır bana Hüseyin Avni Paşa’yı hatırlattı, yalnız onun kabalığı Enver Paşa’da nezakete, zekâsı da kurnazlığa dönüşmüştü. Bu çeşit insanlar bir yere bağlandılar mı, hele menfaatleri de besleniyorsa, sadakatlerine hudut yoktur. Almanların niçin kendisini seçtiklerini ve tuttuklarını kavradım.  .. Koskoca Osmanlı ülkesinin Harbiye Nazarlığı bu, güzel yüz sahibi olmaktan başka bir meziyeti (özelliği) olmayan askerin (Enver Paşa’dan söz ediyor) eline kalmış olması hazin (hüzünlü) bir hakikattir. .. Enver Paşa, akrabası sabık (düşürülmüş) Padişaha, bana, soru soruyordu; “Her zaman ve her halde (durumda) yapılacak bir şey vardır, fakat yapılacak şeyi yapabilecek biri de bulunmak gerektir, Şevketmeap Biraderim hazretleri bu işleri benden daha iyi bilirler.” dedim ve… Münferit sulh (diğer müttefiklerimizi beklemeden ve daha fazla zayiat vermeden barış yapma isteği) aranmasının devletin yararına olacağını söyledim.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968- Sf. 174) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Oğlum Abit Efendi benimle konuşurken, bu Mustafa Kemal Bey’le tanıştığını söyledi. Sonradan Paşa olmuş, hem de burada Beylerbeyi Sarayı’nda tanışmışlar. Şaşırdım! “Burada ne arıyormuş?” dedim. “Yüzbaşı Salih Bey’in (Salih Bozok, Abdülhamit’in koruması, sonradan Mustafa Kemal’in yakın adamı oldu.) arkadaşı” dedi. Ara sıra arkadaşı Salih Bey’i görmeye gelirmiş, Abit Efendi ile de bu münasebetle dost olmuşlar. hatta Mustafa Kemal kendisine iki ceylan yavrusu hediye etmiş…. Bir daha arkadaşın gelecek olursa, haber ver ben de göreyim, demekle yetindim. … Gerçekten bir defa daha gelmiş, bana haber verdiler. Sırtında bir pelerin vardı ve arkadaşına veda ediyordu. Uzaktan yüzünü seçemedim, ama sıradan askerlere benzemiyordu; Tehlikeli bir sükûneti vardı. Enver Paşa’nın kendisinden niçin çekindiğini o zaman anladım. Bunu, Talat Paşa tutuyormuş.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 169) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Hareket Ordusu Kumandanının şöhretinden halas olmak (kurtulmak) ve Enver Paşa’ya harbiye Nazarlığının yolunu açmak için, Mahmut Şevket Paşa’yı güpegündüz kurşunlayıp öldürdüler.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 165) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Abdürrahim Efendi oğlum sinir nöbeti geçiriyordu, üstelik sarılık olmuştu, Kızlarımın durmadan burnu kanıyordu. Refikam (hayat arkadaşım, refakat eden, birlikte yaşayan) yatağa düşmüştü. 10 Nisan 1917 Rasim Bey başını yere eğmiş, ağlayacak gibi “Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan’a maalesef yenilmek üzereyiz Hakanım.” “Dört düvel (devlet) birleşir de haberimiz olmaz mı? Bu nasıl bir gaflettir. Bu devletler birleşemez ki. Aralarında kilise kavgaları var, Yıllar yılı süren Makedonya boğuşmasını hatırlıyor musun?” dedim. “Kiliseler Kanununu çıkararak Meclis-i Mebusan ve Ayan bu ihtilâfı (kilise ayrılıklarını) halletti. Selanik bugün yarın düşmek üzere sizi İstanbul’a gönderecekler” dedi. “Gidin Kumandanınıza söyleyin, buradan ben değil cenazem gider.” dedim.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 159, 160) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1997): Bir gün sonra Selanik’ten İstanbul’a naklediliyorlar.

  • “Bizi muhafazaya memur müfrezenin komutanı Fethi Bey (Okyar) söz anlar, aklı başında bir subaydı. (1) “Bu biraderimin emri midir?” “Ordu ve Hükümetin sizden ricasıdır efendim.” “Peki, çoluk çocuğum ne olacak?” “Zat-ı Devletinizin ve evlâdı iyâlinizin (çocuklarınızın ve yakınlarınızın) hayat ve maişetleri devlet ve ordunun kefaleti altındadır.” Cevap verirken Ordu ve Devleti ayırdığına dikkat etmiştim. Ordu, devlet içinde devletmiş gibi konuşuyordu. Sükûnetimi muhafaza ederek sordum: “Devlet adına kim, Ordu adına kim bana bu teminatı (güvenceyi) verecek?”  Hareket Ordusu komutanı Birinci Ferik Mahmut Şevket Paşa, Abdülhamit’e okutulmasını istediği telgrafta; “Osmanlı Ordusu hayatlarına teminat iken, başka garantiler istemesinin Ordunun şeref ve namusuna dokunacağı ve her yıl değişmekte olan Ayan ve Mebusan (Senato ve Meclis, İngiltere gibi) Başkanları tarafından bu yolda verilecek bir taahhüt yazısının hakiki bir kıymet ve ehemmiyeti olmayacağı unutuluyor. Burası böylece bilinmelidir ki kendilerinin vefatı halinde bankalar mevduatının hükümetçe elde edilmesi kendiliğinden doğacaktır.” Yıkılmıştım. Beni öldürmekle tehdit ettikleri için değil, Bir Ordu Kumandanının kendisini Meclis-i Mebusan ve Ayan’dan da üstün gördüğüne ve bunu böyle görmeyenlere şaşılacak kadar ileri gidebildiği için yıkılmıştım. Demek Devlet yoktu. Saray da, Hükümet te, Mebusan ve Ayan Meclisleri de yoktu. Hatta ve hatta Ordu da yoktu. Sadece 2. ve 3. Ordular ve bunların bağlı olduğu Hareket Ordusu vardı. “Getir Vekâletnameyi imzalayacağım.” dedim. Fethi Bey kâğıdı önüme koydu, imzaladım. Büküp cebine koyarken birden ayaklarıma kapandı. “Bu türlü hareketi yapacak tıynette (kişilikte) insan olmadığıma inanınız Hakan’ım.” Dedi. Ağlıyordu. Tutup ayağa kaldırdım. Sırtını sıvazladım, gözlerinde yaşlarla çekip gitti. Tanrı bana bu günleri göstereceğine keşke canımı alsaydı.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968- Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1997): Fethi (Okyar) Bey II. Abdülhamit’in bankadaki nakit ve tahvillerini orduya bağışlamasını istiyor.

  • “Ben meselâ Doğu Anadolu’da büyük bir yol yaptırsaydım, Rusya kıyamet koparırdı. Bununla beraber yavaş yavaş çalıştım. Orada okul gibi yol gibi bayındırlık işlerinin büyük bir bölümü benim zamanımda ortaya konmuştur. Hükümdarlar fertler karşısında değil, dünyada tarih, ahrette tanrı huzurunda saltanat günlerinin hesabını verirler.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Görüyordum ki artık bana milletin güveni yoktur. Ortalık yatışınca, kendiliğimden istifa edecektim.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 116) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Meclis-i Mebusan Kamil Paşa hükümetini düşürmeye karar verince, her teşebbüs (girişim) öylece kaldı. Bu celsenin (meclis oturumunun) nasıl yapıldığı malumdur (bilinen şeydir). Başta Enver Bey olduğu halde, bir sürü subay ve er resmi ve sivil elbise ile Millet Meclisinin içini tutmuşlar ve bir zırhlıyı Meclisin hizasına (yanına) getirmişler.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 109) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “Osmanlı Tarihini anlayanlar bilirler ki: Bu ülke kuvvete dayanarak değil, adalete dayanarak kurulmuştur. Eğer Osmanlı orduları gittikleri yerlere adalet değil zulüm götürselerdi bu imparatorluk kurulmadan çekirdek halinde parçalanırdı. Adalet, meşruiyetin (haklılığın) temelidir. Meşruiyet, hükmetmenin mesnedidir (dayanağıdır). Kuvvet meşruiyetin müeyyidesidir (yaptırımı, sağlamlaştıranıdır). Bu halde kuvvet meşruiyete, hükmetme adalete dayanmak zorundadır. Ordu gayesi içinde elindeki gücü kullanırsa meşru (haklı, yasal), gayesi dışına kayarsa gayrimeşrudur. Belki bazı şeyleri yakar, yıkar ama sonunda kendisi de yıkılır. Ve Maalesef bu enkazın altında bazen bir devlet te çöker.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 103, 104) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): II. Abdülhamit’in devlet tanımı bugün dahi, hukuk devleti tanımına uygundur. Bu anlayışa saltanat demek, böyle bir idareyi bu günün yönetimi ile bile kıyaslamak zordur. Osmanlının kuruluşundaki adalet temelini görebilen çok az insan vardır. Zaten tarih kitaplarımıza göre, Osmanlı tarihi bir kılıç-kalkan oyunu ve iyi padişah kötü padişah serüvenidir.

  • “Büyük hata da dedemin günlerinden bu yana gelmiştir: Yeniçeriliği ortadan kaldırmışız ama Yeniçeriliği bozan sebepleri ortadan kaldırmamışız. .. Ordu (93 Rus harbinde) Hanedana (Padişah sülalesine) karşı olanlar ve Hanedandan yana olanlar olarak bölündü.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 103) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mithat Paşa ve taraftarları, çok yanlış olarak, İngilizlere güvenip, o kadar ileri gitmişler, öyle bir savaş tohumu ekmişlerdi ki, buna karşı durmak, nerede ise vatan hainliği haline gelmişti. Savaşı (93 Harbi 1876) önleyemeyeceğimi anladıktan sonra savaşa hazırlanmaya başladım. Memleket içindeki yollar yeterli değildi. Haberleşme at sırtında yapılıyordu… Hemen harekete geçtim ve Belçika’dan bir uzman getirttim, adı Jan Dikru idi. Telgraf işinin erbabı bir adamdı…. teller bağlandı hatlar işledi. Telgrafhaneyi bu Jan Dikru idare ediyordu. Kendisini çağırttım, bizim adamlarımıza 6 ay içinde bütün işleri kendi başlarına yürütecek ölçüde öğretecek olursa kendisine… 2000 altın vereceğimi söyledim.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 98) kitabından birebir alınmıştır.