Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Ruhlarında şefkat (acıma duygusu) taşımayanların, mükemmel (kemale ermiş, ruhsal olarak tamamlanmış) olabileceklerine inanmıyorum.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 92) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir Osmanlı padişah ve halifesine bomba ile kasteden Ermeni kundakçılarını alkışlamayı vatanperverlik sayan aydınları görünce…. Hiçbir namuslu Ermeni, Padişah’a kasteden eli bombalı ırkdaşına “Şanlı Avcı” diyecek kadar hayâsız (utanması olmayan) olmamıştır.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 90) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): II. Abdülhamit’e Ermeni teröristlerce yapılan bombalı saldırıda çok sayıda insan ölmüştü, bu olaydan sonra Tevfik Fikret’in Ermeni teröristlere “şanlı avcı” demesi çok kötü.

  • “Bilgiye düşman olsaydım, Dârül Fünunlar (İTÜ, Mühendislik Fakülteleri) açar, Mülkiye-i Şahane (Siyasal Bilgiler Fakültesi) gibi mektepler kurar mıydım?. Akla ve bilgiye düşman olsam, horozdan kaçan genç kızlarımızın okuması için Dârül Muallimat (Kız Öğretmen Fakültesi) kurar mıydım?. .. Galatasaray Sultanisini Avrupa’nın Üniversiteleri ayarına çıkartıp orada talebelere hukuk dersi okutturur muydum?. Ben Mülkiye-i Şahane’ye Felsefe dersini koydurttuğum zaman bütün talebe “Bizi gâvur yapmak istiyorlar” diye ayaklanmıştı. Israr ettim, okudular, sadece adını “Hikmet”e tebdil ettik (Felsefe dersinin adını Hikmet olarak değiştirdik.) Dârül Fünûn’da da bu dersi Fizik diye okuttuğum gibi. .. Ben hiçbir zaman okumuş adamdan korkmadım, fakat bir kaç kitap okumakla kendisini bilgin sayan ahmaklardan çekindim ve onlardan uzak durdum. Tahta çıkar çıkmaz o günlerde bazı Avrupa memleketlerine bile girmemiş telgrafı bütün ülkeye yaydım. Otuz Bin Kilometrelik telgraf hattı sürekli takibimle döşenmiş, köylere kadar götürülmüştür. Tahtelbahir’in (denizaltının) tecrübeleri benim kesemden verilmiş para ile İstanbul’da yapıldı. O günlerde dünyada, denizin altından giden bir gemiden İngilizlerin bile haberi yoktu.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 82, 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Almanlar bize dostluk elini uzatmaya başladı. .. Kayzer Vilhelm (İmparator Vilhelm) İstanbul’a geldi. Tantanalı bir karşılama hazırlandı. Kayzer de tantanalı nutuklar söylüyor, misafirperverliğimizi övüyor ve dünya yüzünde dağınık yaşayan üç yüz milyon Müslüman’ın dostu olduğunu söylemekten çekinmiyordu. .. Alman İmparatoru ile birlikte bazı bilginler de gelmişti. Bu bilginlerin içinde tıpkı İngilizler gibi kazılara meraklı olanları vardı. Onlar da Musul çevresinde eski eserler aramak istiyorlardı. Kendilerine müsaade ettim. Aradan çok kısa bir zaman geçmişti, İmparator hala memleketimizin misafiri idi, Selahattin Efendiden bir rapor aldım. Alman Heyeti de tıpkı İngilizler gibi kuyular açıyorlar ve sondajlar yapıyorlardı. Yaverim Selahattin Efendi bu işlerden anlar bir adamdı. Kendisini çağırıp Amerika’ya gönderdim. Amerika’da temas ettiği şirketler petrolümüze ilgi göstermediler. Amerikalılar dünya ihtiyacını karşılayacak kadar petrol çıktığına inandıklarını ve yeni kuyuların petrolün fiyatını düşüreceğinden yanaşmadıklarını söyledi. Fakat İngiliz ve Almanlardan sonra biz de petrolün kokusunu almıştık. Japon bir mütehassıs (uzman) gurubu istedim, göndermeyi kabul ettiler. Gerisinin ne olduğunu bilmiyorum çünkü az sonra tahttan uzaklaştırıldım.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 82, 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İngiliz elçisi bir gün bana, Anadolu, Suriye ve Hicaz topraklarında yer altı kazıları yapmayı düşünüp düşünmediğimi sordu. Bu teklifin altında ne yattığını bilmiyordum ama kabul ettim. Hemen sadrazam Halil Rıfat Paşa’yı çağırttım, … gelecek heyetin çalışmalarını dikkatle takip etmelerini tembih ettim. Tüm masraflarını İngilizlerin karşıladığı bilginlerin bir kısmı Kayseri’de, bir kısmı Musul’da, bir kısmı da Bağdat’a yakın bir noktada kazılara başladı. .. Gelen haberlerden, Musul ve Bağdat’taki heyetler satıh (yüzey) çalışmalarını bırakıp kuyular açmaya başladıklarını öğrendim. O zaman maksatları ortaya çıktı, aradıkları petroldü. Bir süre sonra İngiliz Büyükelçisi huzura girdiği zaman (Padişahla görüşme yaptığı zaman), Suriye ve Hicaz topraklarının büyük bir kısmının çöl olduğunu, buralarda susuzluk çekildiğini, bu yüzden buralarda barınılamadığını söyleyip, eğer muvafık (uygun) bulursam, İngiliz Hükümetinin buralarda insaniyetlik namına kuyular açtırmaya hazır olduğunu anlattı. Yalnız şartları vardı; Eğer buralarda su bulunur ve vahalar (çölde yeşil alanlar) oluşursa, çıkacak suyun kullanılmasını ahaliye bırakacaklar fakat suyun sahibi olacaklardı. Teklifi reddettim. Bununla da yetinmedim açtıkları kuyuları da hükümetçe kapattırdım. Hemen ardından Cemaleddini Efgani (Veya Cemalettin Efgani, Mason Üstâdı Âzamlarından, İngiliz ajanı, Mustafa Kemal’e altınları veren adam) ile Hilafet meselesini kurcalamaya başladılar. Hicaz Emir’ini de ele geçirerek maksatlarına ulaşmak istiyorlardı. Ben de büyük bir derviş kafilesini Hindistan Müslümanları arasına gönderdim. İngilizler buna da Girit gailesini (problemini) çıkararak karşılık verdiler.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 82) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kırk yıldır büyük devletlerin birbirleri ile kapışmasını bekledim. Osmanlılar ancak, böyle bir fırsatı zamanında ve basiretle kullandıkları takdirde kurtulacaklar, yeniden büyük devlet olacaklardı. .. Büyük devletlerarasındaki rekabetin eninde sonunda onları çatışmaya götüreceği gözler önündeydi. Osmanlı Devleti de böyle bir çatışmaya kadar parçalanma tehlikesinden uzak yaşamalı ve çatışma günü ağırlığını ortaya koymalıydı. İşte benim otuz üç yıl süren siyasetimin sırrı. .. 1870-1871 Fransa Prusya savaşı 79 gün sürdü. Prusya orduları Paris’e girdi ve Fransızları diz çöktürdü. Bismarck bu savaştan sonra Alman Birliğini kurdu, Almanya’nın kurulması Avrupa’da dengeleri bozdu. .. bozuk Avrupa dengesi eninde sonunda bu büyük devletleri birbirine düşürecekti. Evet, benim Avrupa devletleri ile bir başıma boğuşmaya gücüm yoktu ama Rusya gibi, İngiltere gibi Asya’daki birçok Müslüman ahaliyi idareleri altına almış büyük devletler de benim Hilafet silahımdan ürküyorlardı. Bu yüzden Osmanlı’nın işini bitirmek noktasında anlaşabilirlerdi. Ben beklediğim güne kadar bu silahı hudutlarımın dışında kullanmamalıydım. .. Jön Türklerin gafletini İngiltere nasıl Mason Locaları kanalı ile kullanıyorsa, Almanlar da bunların öteki parçasını yine Mason Locaları kanalı ile kullanmaya başladı. Böylece Jön Türklerin Selanik teşkilatı Almanların, Manastır teşkilatı İngilizlerin eline geçmiş oldu.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 71, 76) kitabından birebir alınmıştır.

  • .. Buna rağmen kendileri ile ilgilendim. Yabancı memleketlerde parasızlık yüzünden bazı şeylere katlanmamaları için, gazetelerini satın almak bahanesi ile büyücek yardımlarda bulundum, bazı kimselerin memleketten para göndermelerine göz yumdum. Yeter ki yabancıların maşası olmasınlar, muhalefetleri yanlış ta olsa namuslu kalsın diye! .. Ahmet Rıza Bey Paris’te Meşveret adı ile bir gazete çıkarmaya başladı. Paris Sefirimize (Büyükelçimize) “Ne ile geçiniyor?” diye sordurdum, “Paris’te Türkçe dersleri vererek” diye cevap verdiler… Paris’te hem de Türkçe dersleri vererek geçinmek, ayrıca bir gazete çıkartmak ve bunun da külfetlerine katlanmak!.. Buna hayatında bir kere fırından bir kere ekmek almamış basit bir cariye bile inanmaz.. dolaylı yollardan para göndermeye başladım, çünkü başka çare yoktu!.. Ben İngiliz politikasına taraftar olan Sait Paşa’yı Sadrazamlıktan uzaklaştırınca, Mizan’cı Murad da “Mizan” adında bir gazete çıkartmaya başladı. Bu gazetesinde bana övgüler yayınlıyor, ama kabineye memur ettiğim devlet ileri gelenlerine ver yansın hücum ediyordu. Hükûmet gazetesini yıllar sonra kapattı. Ben kendisini korudum ve Duyun-u Umumiye Komiserliğine tayin ettirdim. .. Ahmet Celadettin Paşa’nın Mısır’da Ali Kemal Bey’den (İzmit’te 1922 de Linç ettirilen Lale Kemal’in babası olan yazar) aldığı bir mektubu görmüştüm. Bu mektup her halde Yıldız Evrakı (belgeleri) arasında saklıdır. Kimin nereden para aldığını isim isim yazıyordu. Bu Mektupta, Dr. Abdullah Cevdet, Dr. İshak Sükûti, Dr. Bahattin Şakir, Dr. Nazım, Dr. İbrahim Temo’nun Fransız ve İtalyan localarına bağlı olduklarını ve bu locaların yardımı ile yaşadıklarını, hatta memleketteki ailelerine dahi bu localar eli ile para gönderildiğini yazıyor ve bunların vesikalarını gönderiyordu. (1)

    Avrupa’da ve Mısırda çeşitli adlar altında çıkan gazeteler ve buralarda gezinen gizli cemiyetin adamları memlekete ciddi bir zarar vermediler. Fakat mason locaları, bütün takiplerimize rağmen, “İttihat ve Terakki” ye bağlı subayları harekete geçirince, bu avare insanlar birer bayrak haline geldiler.   Bana diyeceklerdir ki “Bunları biliyordun da niçin engel olmadın, niçin devletin yıkılmasına göz yumdun.”  Haşa!. Göz yummak şöyle dursun her an tetikte yaşadım; Fakat önleyemezdim, önleyemedim de. Çünkü yalnızdım. Onların arkasında bütün düşman dünyası vardı. Mizacım ve şartlarım başka türlü olmama elverişli değildi. Dostlarım beni, yumuşak başlı olmamla, düşmanlarım da zalim ve gaddar olmakla suçlarlar. İkisi de yanılır…. Ben doğuştan merhametli bir insanım. Fakat devletin merhametle idare edilemeyeceğini de bilirim. Ne yaptıysam, yapabildiğimdir.

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri, Hazırlayan: İsmet Bozdağ (Kervan Yayınları 1968- Sf.62-64) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2007): Bu mektupta belirtilen kişiler İttihat ve Terakki’nin liderleridir.

  • “Ne kadar garip tecellidir ki, Amcam Abdülaziz’i Han’ı düşürmek için Avrupa’ya kaçan Genç Osmanlılar, eninde sonunda muratlarına ermişler, hem Abdülaziz Han düşmüş hem de hemen peşinden başlayan 93 Rus Harbi (1876) Rumeli’nin yarısını alıp götürmüştür. Tıpkı onlar gibi, beni düşürmek için Avrupa’ya kaçan Jön Türkler de muratlarına ermişler, beni düşürmüşler ve girdikleri Cihan savaşında da Osmanlı İmparatorluğunu elden çıkarmışlardır. Her iki gurup da memleketin okumuş yazmışlarını içine alıyordu, her iki gurup ta Batıcılığın hayranıydı, her iki gurupta memleketin tek kurtuluşunu meşrutiyette (Padişahın yetkilerinin Meclis ile paylaşıldığı sistemde) görüyorlardı, her iki gurup da emellerine ordunun bir parçasını alet etti ve her iki gurubun dayandığı ordu da içinden parçalandı. .. Düşünmüyorlar mıydı ki Osmanlı ülkesi birçok milletlerin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir. Böyle bir ülkede meşrutiyet ülkenin unsur-u aslisi (esas unsuru) için ölümdür. İngiliz Parlamentosunda bir Hintli, bir Afrikalı, Mısırlı, Fransız Parlamentosunda bir Cezayirli mebus var mıydı ki, Osmanlı parlamentosunda Rum, Ermeni, Bulgar, Sırp, Arap mebusu bulunmasını istemeye kalkıyorlar. Hayır! Bunca okumuş, düşünmüş, kendisini davasına vermiş vatan evladının cibilliyetsiz (mayasız, soysuz) çıkacağını kabul edemem. Sadece, aldandılar derim. Aldandılar ama bunun cezasını kendilerinden çok, aldanmayan milyonlarca masum vatan evladı çekti; hem öldüler, hem vatandan oldular.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968- Sf.61) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Musahibim (padişahın sohbetinde bulunan kişi) evvelki gün Fransızca küçük bir kitap getirdi, adı “Piyer Kiyar’ın Hatırasına” dır. Bana “Kızıl Hayvan: Bete rouge lakabını takan bu Piyer Kiyar mış. Lakabı duymuştum da ortaya atanı bilmezdim. .. yazanlar Aharonyan ve Çobanyan’dır. Aharonyan efendi ve Mösyö Çobanyan’da ağız birliği edip allandıra ballandıra anlatıyorlar ki: Piyer Kiyar 1893 yılında Ermeni okullarına öğretmen olarak İstanbul’a gelmiş. Ermeni gençlerine, felsefe, edebiyat tarihi ile birlikte Türklerin boyunduruğundan kurtulmak için çalışmak dersleri vermiş! .. Sason meselesinde (Sason Ermeni İsyanı) Zeytin (Zeytun İsyanı) meselesinde Ermeni kanının dökülüp Ermeni ocağının sönmüş olduğu her meselede bu Piyer Kiyar’ı minnet ve şükranla anmak Ermeni Cemaatine kutsal bir görev olmuş. .. Zabıta tutuklayınca Fransa Elçiliği devreye giriyor ve P. Kiyar Fransa’ya gidiyor, gidince de Ermeni Kıyamı (ayaklanması) diye kıyameti koparıyor. .. P. Kiyar Yunan ordusunda gönüllü askerlik yapıp Türklerle savaşmış, bu da kitapta yazıyor. .. Gtadiston’un Kızıl Sultan’ı tarih sahnesinden çekileli sekiz yıl 11 ay oldu. Acaba Ermeni vatandaşlarım hallerinden daha memnun ve geleceklerinden daha güvenli midirler? .. Ermeni meselesi Ermeniler meselesi değildir. Rahat bir yürekle söyleyebilirim ki, Ermeni Kavmi Osmanlılığı en iyi benimsemiş, onu en iyi temsil etmiş bir kavimdir. Medeniyetimize hizmet etmişler, devletimizin bekasına çalışmışlar,  hizmetleri ve sadakatleri ile mümtaz Osmanlılar çıkarmışlardır. Ermenilerin bizden hiçbir şikâyetleri yoktur. Fakat Ruslar Ermenileri bizim aleyhimize çevirdiler…  Hiçbir kavim, bağlı olduğu ülke zayıflarsa, rahat durmaz. … Bir yandan kendilerine şefkatle muamele ettim, bir yandan Katolik ve Ortodoks Ermeniler arasındaki anlaşmazlığı kullanarak, uzun bir süre bir fikir etrafında toplanmalarını engelledim. Fransızlar Katolik Ermenileri himaye ediyorlar (koruyorlar), Ruslar ise Ortodokslara arka çıkıyorlardı. Ben bazen birini bazen ötekini tutarak, ama her ikisinin de Osmanlı Reayası olduğunu hatırdan çıkarmayarak, tahrikleri önlemeye çalıştım. Önce birbirlerini kırdılar, sonra dönüp Müslüman ahaliye saldırdılar.

     Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968- Sf. 52, 56) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): II. Abdülhamit bu hatıralarını Mart 1917’de yazmıştır.

  • “Hangi idare olursa olsun, bir hükümdar milletinin hizmetindedir, ama hizmetçisi değildir.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir gün, tarih, kendilerine Genç Türkler, Jön Türkler dedirten kimselerin neden mason olduklarını elbette araştıracak ve ortaya koyacaktır. Benim tahkik ederek (araştırarak) öğrenebildiklerimin hemen hepsi Masondular. Ve yine hemen hepsi İngiliz Locasına bağlıydı. Bu Localardan maddi yardım görüyorlardı. Bu yardımların insani mi siyasi mi olduğunu tarih elbette öğrenecektir.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 48, 49) kitabından birebir alınmıştır.

  • “…bana bir mektup gönderdi…”Kanun-u Esasiyi (Anayasa’yı) ilandan maksadımız, Saray’ın istibdadına (baskısına) hitama (son verme, hitam: son, hatim: sonuna kadar) Zat-ı Şahanelerine vazifelerini öğretmektir.” diyordu. Mithat Paşa’nın İngilizlere satılmış olabileceğine inanmıyorum.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Sadrazam’ın Padişah’ına yazdığı mektup, Cumhuriyetin yöneticilerine böyle bir mektup yazmak hayal edilebilir mi?

  • “İngiltere her türlü fitneyi Masonluk kanalından yürütmeye devam ediyordu.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mithat Paşa’nın konağında her akşam, Namık Kemal Bey, Ziya Bey (Şair ve yazar Ziya Paşa) ve Rüştü Paşalarla diğer arkadaşlarının toplanıp içtiklerini ve ileri geri konuşmalar yaptıklarını öğreniyordum Bir seferinde Mithat Paşa’nın “Hanedan-ı Osmaniden hayır gelmez. Cumhuriyet’e gitmekten başka çare kalmadı. Bunu nasıl sağlamalı dersiniz? .. Âlemde bugüne kadar Âl-i Osman denilmiş, bundan sonra da Âl-i Mithat denilse ne olur? Siz ne dersiniz?” dediğinin yine o mecliste bulunan bir kimseden öğrendim. Ertesi gün gelip bana haber veren Namık Kemal Bey’dir.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • Serasker (Osmanlının Genelkurmay Başkanı)Hüseyin Avni Paşa’nın İngilizlerden para aldığını bilirdim. Bir devlet adamı başka bir devletten para alıyorsa onun hizmetini de görüyordur. Hüseyin Avni Paşa, Mithat Paşa’nın yoldaşıydı, birlik olup amcam Abdülaziz’i tahttan indirmişlerdi. Mithat Paşa da Hüseyin Avni Paşa gibi İngiltere yanlısı bir politika izliyor ve her halinden İngilizlere güvendiği görülüyordu.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Hüseyin Avni Paşa Sadrazamlık ve Seraskerlik yapmış, başarılı bir askermiş, II. Abdülhamit onu Isparta’ya sürgün ettikten sonra İngilizlerden topluca para almış. Padişah bunu Paşa öldükten sonra haber almış.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Mithat Paşa Kripto-Yahudi veya Sabetayist olabilir. 1800’lü yıllarda İngiltere’de Yahudiler çok önde ve güçlü idi zamanın kralı bile Mason olmuştu.

  • “Sait Paşa gerek Sadrazam (Başbakan) iken gerek değilken, kendisi ile ne zaman istişare (danışma, görüşme) yapsam, kesin bir kanaat söylemezdi. Sorumluluktan, kamuoyundan, tarihten ve bunlar kadar, benden korkardı. Bu korkular ve kuşkular, ondan kesin bir söz söyleme kabiliyetini götürmüştü.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bence, bir millet için afetlerin en büyüğü savaştır. Zaferle sona erenleri bile milleti bitirir, yorar.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

  • “.. Üstelik tutumu da meşrutiyetten çok despotluğa yakındı. Mithat Paşa’yı tanıyanlar rey’inde (tercihlerinde) ve tutumunda ne kadar müstebit (diktatör, istibdatçı) olduğunu saklamazlar.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Dünyada hiçbir ihtilâl görülmemiştir ki yıkmakta gösterdiği başarıyı, yapmakta da gösterebilmiş olsun.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968- Sf.16) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Türkiye’de yılda ancak 25 adet eser basılıyormuş. Yeni yazı ile gazeteler her gün bir miktar daha az satılıyormuş.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi,1967- Sf. 1749) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur, yurtdışında, bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.