Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Kalori kısıtlaması, çeşitli metabolik yolları aktif hale getirerek sadece beynin korunmasını değil, yeni nöron ağlarının oluşturulmasını da sağlar. Aynı metabolik yollar, keton adı verilen özel yağların tüketilmesiyle de aktif hale getirilebilir. Beyinde enerji kullanımı için açık ara en önemli yağ, beta-hidroksi bütirattır (bu benzersiz yağdan bir sonraki bölümde detaylı olarak bahsedeceğim). Bu nedenle ketojenik beslenme 1920’lerden beri epilepsi tedavisinde kullanılmaktadır. Parkinson hastalığı, Alzheimer, ALS ve hatta otizm tedavisinde de güçlü bir seçenek olarak görülmektedir. 2005 yılında yapılan bir çalışmada sadece 28 günlük bir ketojenik diyet uygulamasının sonucunda Parkinson hastalarının semptomlarında ilaçlarla ve hatta beyin ameliyatıyla boy ölçüşebilecek iyileşmeler tespit edilmiştir. Ketojenik yağ tüketiminin (örneğin orta zincirli trigliseritler, diğer adıyla MCT yağı) Alzheimer hastalarının bilişsel fonksiyonlarında gözle görülür bir düzelme sağladığı tespit edilmiştir. Orta zincirli trigliseritlerin elde edildiği Hindistan cevizi yağı, beta-hidroksi bütirat için önem taşıyan bir öncül molekül açısından zengin bir kaynaktır ve Alzheimer hastalığının tedavisine yardımcı olur. Sf. 154, 155

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 154,155) kitabından birebir alınmıştır.

  • Günlük kalori tüketimi en düşük olan bireylerin Alzheimer ve Parkinson hastalığı risklerinin de en düşük seviyede olduğunu göstermektedir. Sf. 151

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 151) kitabından birebir alınmıştır.

  • Daha açık bir şekilde ifade edecek olursam, aerobik egzersiz yapmak BDNF üretimini artırır, yaşlılarda görülen hafıza çöküşünü önler ve beynin hafıza merkezindeki yeni beyin hücrelerinin üretimini tetikler. Sf.150

    Bundan milyonlarca yıl önce pek çok hayvandan daha hızlı koşmayı başararak onlardan kaçtık ve hayatta kaldık. Şu anda zeki insanlar oluşumuzu da büyük ölçüde buna borçluyuz. Beynimizin, işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi, zamana ve yaşlanmanın yıpratıcı etkilerine karşı korunabilmesi için hâlâ düzenli fiziksel aktiviteye ihtiyacı vardır. Sf. 150

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 150) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilim insanları nörogenesisi, çeşitli hayvan türlerinde uzun yıllar önce kanıtladı. Fakat insanlarda nörogenesisin varlığını ortaya koymak için yapılan çalışmalar ancak 1990’lı yıllarda başladı. 1998 yılında Nature Medicine dergisinde yayınlanan, İsveçli Nörolog Peter Eriksson imzalı raporda, beynimizde kendini sürekli yenileme özelliğiyle nöronlardan ayrılan kök hücrelerin bulunduğu iddia ediliyordu. Eriksson kesinlikle haklıydı: Hepimiz beyin “kök hücre terapisinden” hayatımızın her saniyesinde faydalanıyoruz. Sf.148

    Bu süreç pek çoğunuzun tahmin edebileceği gibi DNA tarafından kontrol edilir. “Beyin kökenli nörotrofik faktör” ya da BDNF (brain- derived neurotrophic factor) adı verilen proteinin üretim kodunu taşıyan gen, on birinci kromozomda bulunmaktadır. BDNF yeni nöronların üretilmesinde kilit rol oynamaktadır. Nörogenesisteki rolünün dışında mevcut nöronları koruma rolünü de üstlenmektedir. Sf. 149

    Artık DNA’mızın BDNF üretimini etkileyen etkenlerin neler olduğunu gayet iyi biliyoruz ve ne şanslıyız ki bu etkenlerin çoğu doğrudan bizim kontrolümüzde. BDNF üretimini başlatan gen, yaşam tarzında yapılacak çeşitli değişikliklerle aktif hale getirilebilir. Bunlar arasında egzersiz, kalori kısıtlaması, ketojenik diyet uygulamaları ve zerdeçal ve omega-3 yağ asidi (DHA) takviyelerinin alınması sayılabilir. Sf. 149

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 149) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kişi hem şeker hastası hem de hareketsizse sadece beyninde değil, diğer doku ve organlarında da tahribat meydana gelmesi kaçınılmazdır. Dahası beyin dejenerasyonu başladığında ve beyin fiziksel olarak da küçüldüğünde normal fonksiyonlarını yerine getiremez hale gelir. Bu da beynin iştah ve kilo kontrol merkezlerinin görevlerini yapamayarak ya da yanlış yaparak bu kısır döngüyü daha da kuvvetlendirmesine neden olacaktır. Sf. 137

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 137) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birçok şeker hastasının beyni besleyen damarlarında ciddi hasarlar oluşur ve bu kişiler Alzheimer hastası olmasalar da beyindeki beslenme eksikliğinden dolayı bunama sorunuyla karşılaşabilirler. Sf. 129

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 129) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu nedenle kan şekerini en hızlı yükselten karbonhidratlar, en şişmanlatıcı olanlardır. Aralarında rafine unla yapılan her türlü hamur işinin (ekmekler, tahıl gevrekleri, makarnalar); pirinç, patates ve mısır gibi nişastalı besinlerin; meşrubat, bira ve meyve suyu gibi sıvı karbonhidratların da bulunduğu bu ürünler çok hızlı sindirilir. Kanı âdeta şeker yağmuruna tutarak insülin salgılanmasına neden olurlar, sonrasında da fazla kaloriler vücutta yağ olarak depolanır. Sf. 120, 121

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 120, 121) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fruktoz karaciğerin sorumluluğundadır, karbonhidratlarda ve nişastalı ürünlerde bulunan glikozsa vücuttaki bütün hücreler tarafından işlenir. Yani aynı anda hem glikoz hem de fruktoz tükettiğinizde karaciğeriniz aynı miktarda kaloriyi glikozdan aldığı zamankinden daha fazla çalışacaktır. Sf. 118

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 118) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evrim boyunca, atalarımız şekere sadece iki yoldan ulaşabiliyordu: yılın sadece birkaç ayı bulabildikleri meyvelerden ve arıların koruması altındaki baldan. Ama son yıllarda şeker neredeyse tüm işlenmiş gıdalara ekleniyor ve tüketicinin seçenekleri sınırlı. Doğada şekere erişmek çok zordur ama insanoğlu bunu kolaylaştırdı. Sf. 117

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 117) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eğer sağlıklı bir testosteron düzeyine sahip değilseniz (bu hem kadınlar hem de erkekler için geçerli) renkli ve hareketli bir seks hayatınızın olması imkânsızdır. Testosteronu üreten kim? Kolesterol. Peki, milyonlarca Amerikalı bugün ne yapıyor? Statin içeren ilaçlar ve yağsız diyetle kolesterol düzeylerini düşürüyor. Bu sırada libidoları ve cinsel güçleri de düşüyor. Günümüzde bir cinsel işlev bozukluğu salgınının olması ve cinsel gücü artıran ilaçlara olan talebin artması hiç de şaşırtıcı değil. Bu durumun testosteron takviyesiyle tedavi edilmesi de tam bir ironidir. Sf. 115

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kolesterol üretimi karaciğeri yoran, çok basamaklı ve karmaşık bir biyolojik süreçtir. Vücut kolesterolünü kendisi üretmektense “dışarıdan almayı” tercih eder. Vücudumuzun ihtiyacı olan kolesterolü mümkün olduğunca besinlerden alması çok önemlidir. Sf. 112

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 112) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kolesterol, proteinlerin şeklini değiştirerek düşünmeyi ve hatırlamayı desteklemektedir. Sf.109

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 109) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kolesterolün beyin sağlığı açısından öneminin net bir biçimde anlaşılması, beni ve birçok meslektaşımı statinlerin (milyonlarca insanın kullandığı kolesterol düşürücü ilaçlar) beyin hastalıklarına neden olduğunu ya da mevcut hastalıkların belirtilerini şiddetlendirdiğini düşünmeye itmiştir. Sf. 106

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bizler iki milyon yılı aşkın süredir kolesterol oranı yüksek besinler tüketiyoruz. Beynin işlevselliğini sekteye uğratan ve sağlığımızı bozan gerçek suçluların neler olduğunu artık biliyorsunuz: glisemik indeksi, yani karbonhidrat oranı yüksek yiyecekler. Sf. 106

    Sürekli çürütmek zorunda kaldığım en saçma şehir efsanelerinden biri de beynin yakıt olarak glikozu tercih ettiği iddiasıdır. Bu iddianın gerçekle zerre kadar ilgisi yoktur. Yağ, beyin tarafından etkili bir biçimde kullanılabilen bir “süper yakıt”tır. Bu nedenle yağ temelli diyetleri tüm nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde kullanıyoruz.

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bize yıllardır “düşük kolesterollü” yiyecekler tüketmemiz söyleniyor ama yumurta gibi kolesterol açısından zengin yiyecekler aslında çok faydalı ve onları “beyin besinleri” olarak kabul etmek gerekiyor. Sf. 106

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kolesterol güçlü bir beyin antioksidanıdır. Beyni serbest radikallerin yıkıcı etkilerinden korur. Östrojen ve androjen gibi steroid hormonların ve D vitamininin de öncü maddesidir. D vitamini yağda çözünen çok önemli bir antioksidandır ve vücudu, yaşamı tehdit eden birçok hastalığa neden olabilecek enfeksiyon kaynaklarından koruyan güçlü bir antienflamatuvardır. D vitamini aslında gerçek bir vitamin değildir ve vücutta daha çok bir steroid ya da hormon işlevi görür. D vitamininin doğrudan kolesterolden üretildiği göz önünde bulundurulduğunda Parkinson, Alzheimer ya da MS gibi nörodejeneratif hastalıkları olan bireylerin D vitamini seviyelerinin düşük olması da kesinlikle sürpriz değildir. Biz yaşlandıkça vücudumuzdaki kolesterol düzeyi genellikle artar ve bu iyi bir şeydir. Zira vücuttaki serbest radikal üretimi de yaşlanmayla birlikte artmaktadır. Kolesterol bu serbest radikallere karşı bir çeşit savunma duvarı oluşturmaktadır. Sf. 105

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 105) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilim, hasta beyinlerdeki yağ ve kolesterol seviyelerinin son derece yetersiz olduğunu ve yaşlılarda total kolesterol seviyelerinin düşük olmasının, ömrün kısalmasıyla ilişkili olduğunu çok kısa süre önce keşfetti. Vücut kütlesinin sadece yüzde ikisi beyinden oluşmaktadır ancak vücuttaki total kolesterolün yüzde yirmi beşi de beyinde bulunur. Yani beynin ağırlığının beşte biri kolesterolden oluşur!

    Kolesterol hücre zarının oluşumuna katılır, hücre zarını geçirgen hale getirerek hücresel “seçici geçirgenliğin” korunmasını sağlar ve hücrenin içinde ve dışında farklı kimyasal tepkimelerin gerçekleşmesine olanak tanır. Beyinde yeni sinapsların oluşmasının, hücre zarlarını birbirine tutturarak sinyallerin iletilmesini kolaylaştıran kolesterole bağlı olduğundan bahsetmiştik. Kolesterol, nöronlar arasındaki bilgi geçişlerini hızlandıran miyelin kılıfların da temel bileşenlerindendir. Bilgi aktarımı yapamayan bir nöron işe yaramaz ve atık olarak ayrılır. Bu atıkların oluşumu da beyin hastalıklarının en ayırt edici belirtilerindendir. Özetle kolesterol, beyinde iletişimin sağlanmasını ve beynin işlevlerini yerine getirmesini kolaylaştırıcı bir role sahiptir. Sf. 104, 105

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 104, 105) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öte yandan margarinlerde ve işlenmiş gıdalarda bulunan sentetik trans yağların zehirli, tekli doymamış yağlarınsa -avokado, zeytin ve ceviz gibi besinlerde bulunan yağlar- sağlıklı olduğunu artık biliyoruz. Soğuk deniz balıklarında (somon vb.) ve bazı bitkilerde (keten tohumu yağı gibi) bulunan çoklu doymamış omega-3 yağ asitlerinin de “iyi” olduğunu öğrendik. Peki, kırmızı et, yumurta sarısı, peynir ve tereyağı gibi besinlerde doğal olarak bulunan doymuş yağlar nasıldır? Sf. 102

    Doymuş yağlar kalp kasının en sevdiği besin maddesidir ve kemikler de kalsiyumu etkin bir biçimde ayrıştırabilmek için doymuş yağlara ihtiyaç duyar. Doymuş yağlar sayesinde karaciğeriniz yağlarını temizler ve sizi alkolde ve ilaçlarda bulunan bileşenler gibi toksinlerin etkilerinden korur. Bağışıklık sisteminizdeki akyuvarlar mikropları tanıyıp yok etme ve tümörlerle mücadele etme yeteneklerinin büyük bir kısmını tereyağı ve Hindistan cevizi yağında bulunan doymuş yağlara borçludur. Hatta endokrin sisteminiz de aralarında insülinin de bulunduğu bazı hormonların üretimi için doymuş yağ asitlerine ihtiyaç duyar. Doymuş yağlar beyninize tokluk mesajını ileterek doyduğunuzda sofradan kalkmanızı sağlar. Sf. 103

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 103) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yağ, insan beslenmesinin temel taşlarından biridir. İnsan beyninin yüzde 70’inden fazla bir kısmı yağdan oluşur. Sf. 101

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 101) kitabından birebir alınmıştır.

  • Karbonhidrat yerine yağ tüketilmesi, Tip-2 şeker hastalığının tedavisinde sıkça başvurulan bir yöntem haline gelmeye başlamıştır. Sf. 101

    Alıntı; Tahıl Beyin – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Türkçesi; Hadiye Deniz Ülker,(Pegasus Yayınları,  3. Baskı Ocak 2017 – Sf. 101) kitabından birebir alınmıştır.