Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Mütarekeden sonra Aubrey, Türk askerleri arasında oldukça popüler oldu. Bir keresinde çarpışmaların şiddetli bir anında Türk subaylar büyük bir kara tahtaya, “Binbaşı Aubrey Herbert buraya gelip bizimle yemek yiyecek mi?” yazıp siperden havaya kaldırdı­lar. Aubrey de karşı siperden aynı şekilde “Memnuniyetle” diye cevap verdi. Bunun üzerine iki taraf da ateşi kesti ve Türkler, Aubrey’i alması için tarafsız bölgeye asker gönderdiler ve akşam yemeğini beraberce yediler. Sf. 297

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 297) kitabından birebir alınmıştır.

  • İngilizler binlercesini öldürdüğü halde Türkler onlara karşı hâlâ çok kibardı. Türk ve Anzak askerleri, bir yandan birbirlerine sigara ikram ediyor, bir yandan da ölülerini gömüyorlardı. Bir grup Türk, Aubrey’e gelip etrafta hiç subayları olmadığını ve ölülerin ceplerinden para alacaklarını söylediler ve kendisinden şahit olmasını istediler. Saat 16’de Türkler tekrar gelip Aubrey’e bir emri olup olmadığını sordu. Vedalaşma zamanı gelmişti. Aubrey hem kendi askerlerini hem Türkleri toparladı. Ayrılırken, “Beni yarın vurursunuz” dedi. Türkler hep bir ağızdan, “Allah korusun!” derken Arnavutlar gülerek, “Seni asla vurmayız” diye cevap verdiler. Anzaklar “Goodbye” diye vedalaşırken Türkler de onlara “Uğurlar ola, güle güle gidesiniz güle güle gelesiniz” diyordu. Sf. 296

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 296) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ölüme gönderdiği Müslüman askerlerin şehit olmak için gözünü kırpmadan can verişini gören Mustafa Kemal, onların bu inanç­larını arkadaşı Madam Corinne’ye şöyle yazıyordu:

    “Askerlerim pek cesur ve düşmandan daha mukavemetlidirler. Bundan başka, hususî inançları, çok defa ölüme sevk eden emir­leri yerine getirmelerini çok kolaylaştırıyor. Filhakika, onlara göre iki semavî netice mümkün. Ya gazi veya şehit olmak! Bu sonun­cusu nedir, bilir misiniz? Dosdoğru Cennete gitmek… Orada Al­lah’ın en güzel kadınları, hurileri onları karşılayacak ve ebediyen onların arzularına tâbi olacaklar. Ne saadet!” Sf. 290

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 290) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lawrence, Kahire’den ailesine yazdığı 12 Şubat 1915 tarihli bir mektupta Aubrey’i şöyle tarif edi­yordu; “Sonra Aubrey Herbert var, şaka gibi; fakat çok iyi biri. Okuyamayacak ve birini fark edemeyecek kadar miyop. Türkçeyi iyi konuşuyor, ayrıca Arnavutça, Fransızca, İtalyanca, Arapça ve Almanca biliyor… Bir zamanlar Balkan Birliği’nin, İttihat ve Terakki Komitesi’nin ve Arnavut İhtilâl Komitesi’nin reisiydi. Ye­men ve Balkan Savaşlarında Türklerle dövüştü ve Onların hep­siyle dost. Sf. 282

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 282) kitabından birebir alınmıştır.

  • Herkes büyük bir çatışma bekliyordu, fakat hâdisenin tamamı Komite tarafından tertip edildiğinden, Taksim’de bir iki ufak çatışmadan sonra, Hürriyet Ordusu şehri kolayca kontrol altına aldı.

    Hürriyet Ordusunun Bulgar Komitacıları, câmilere sığınan masum hocaları ve talebeleri vurdular. Daha sonra Düyûn-u Umumiye’nin Türkiye temsilcisi olacak olan gazeteci Hüseyin Cahit,  Avrupalı bir gazeteciye, “Hristiyanları orduya almanın çok lazım olduğu bize öğretildi. Müslümanlar isyân ettiğinde hocaları vurmak için kullanılabiliyorlar” diyerek câmilerdeki masum hocaların nasıl öldürüldüğünü izah etti. Sf. 196

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 196) kitabından birebir alınmıştır.

  • Genç Türkler, iktidara gelir gelmez hükümete çok sayıda İngiliz mü­şavir aldılar ve Osmanlı donanmasını İngiltere’ye, orduyu Alman­ya’ya ve mâliyeyi de Fransa’ya emanet ettiler. Sf. 179

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 179) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mehmed Cavit (1875-1926): Dönmelere ait Feyziyye Mektebinin müdürüydü. Hem Talât’ın komitesine hem de Macedonia Risorta Locasına kayıtlıydı. Meşrutiyetten sonra Selânik ve Çanakkale mebusu oldu. 1909-1918 arası çeşitli defalar Mâliye Nâzırı oldu. Mütareke esnasında yurtdışına kaçtıysa da 1921de Ankara Hükümeti adına Londra Konferansına katıldıktan sonra Türkiye’ye döndü. Düyûn-u Umumiye’nin Türk vekillerinden oldu. Rothshildlerin itimat ettiği biriydi. Lozan’a katıldı. Baron Rothshild’in Mustafa Kemal’den ricâcı olmasına rağmen, İzmir Suikastı bahane edilerek, muhalif olduğu için Ankara’da asılarak idâm edildi. Sf. 169

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 169) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aubrey, tanıdığı İttihatçıları ise şöyle tarif ediyordu;

    “Talât güce, sertliğe ve hemen hemen gaddar bir kişiliğe sa­hipti. Gözlerinde insanlarda nadiren, fakat alacakaranlıktaki hayvanlarda sık sık görülen bir ışıltı vardı.” Sf. 168

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 168) kitabından birebir alınmıştır.

  • O yabancı, o top­raklarda yaşayan, korkudan ya da ölçüsüz ihtiraslarından dolayı mutlu olmayan insanların desteğiyle oraya gelip yerleşecektir; Etolyalıların Romalıları Yunanistan’a çağırdıkları gibi. Romalı­lar, her girdikleri eyalete yerli halk tarafından çağrılmışlardır. İn­sanın tabiatında var: Güçlü bir yabancı bir eyalete girer girmez oradaki daha güçsüzler, kendilerinden üstün olana duydukları kin sebebiyle hemen o yabancıya katılıp bir bütün oluşturmakta gecikmezler. Sf. 113

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1868’de Edirne’de açılan Alyans kız mektebi, Osmanlı İmparatorluğundaki ilk kız mektebiydi ve kız mekteplerinin sayısı zaman içerisinde hızla artacaktı. Sf. 72

    Böylece, 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde Selânik’te yedi tane Alyans mek­tebi açılmıştı. Sf. 73

     Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 72, 73) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sultan Abdülhamid, Mısır’da ‘Caisse de la dette publique’ mi­salinde olduğu gibi, devlet tahvillerini ellerinde bulunduranların 1881’de Düyûn-u Umumiye İdaresi’ni kurmasına müsaade etti.

    İdarenin müdürü, İstanbul İngi­liz Sefâretinin eski tercümanı Adam Block’tu. İdâre, Mısır’da olduğu gibi, vergi ve gümrük gelirlerine doğrudan el koyabiliyordu. Sf.66

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 66) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kimin kime ne borç verdiğini bilene kadar politika, tarih ve milletlerarası kavgalar hakkında hiçbir şey bilmiyorsun demektir. Ezra Pound Sf. 61

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 61) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ekim 1846’da Disraeli, Osmanlı’nın diğer hâriciye nâzırı mason M. Emin Ali Paşa ile bu meseleyi görüştü. Paşa bu kararı destekle­yince, 1848’deki Viyana Yahudi Kongresinde, Filistin’de yeni bir vatan kurulacağı Yahudilere ilân edildi. 1855’de Montefiore ta­rafından Filistin’de ilk toprak satın alındı ve bu tarihten itibaren kolonileşme hızla arttı. Sf. 59

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • İşe ilk olarak Yahudilere bu fikri aşılayarak başladılar. 1826 yı­lında Sultan ile görüşmek üzere İstanbul’a giderken İzmir’e uğrayan Baron Rothschild, buradaki Yahudilere Filistin’de bir vatan sözü verdi. Sf. 57

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mesela Nathan M. Rothschild’in hanım tarafından akra­bası olan Karl Marx, Yahudilerin, Musevilikten kurtulmadıkça, asla hür olamayacağını düşünüyordu. Sf. 56

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çaresiz bir durumda olduğu için Rothschild’den bir hal çaresi istiyordu. Baron, “Ona yaz ve sana olan 70 bin frank borcunu geri vermesini söyle” deyince adam şaşırmış ve “İyi de bana sadece 10 bin frank borcu var” demişti. Baron da ona şu cevabı vermişti; “Elbette. O da zaten sana bunu yazacak, böylece senin de elinde senedin olacak!” Sf. 52

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 52) kitabından birebir alınmıştır.

  • Adam Smith; “hür insanlarca yapılan işin neticede Kölelerinkinden ucuza geldiğini yazmıştı. Sf. 51

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • Konuşan on insan, sessiz duran on bin insandan daha fazla gürültü çıkartır. Napoleon Bonaparte Sf. 41

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çünkü monarşide monark, yani kral veya sultan, zenginlik bir güç olduğu için, memle­kette kendisinden daha zengin bir kimse olsun istemiyordu. Aksi takdirde, yeterince parası olan bir kimsenin kendi ordusunu kur­ması ve sultanı tehdit etmesi mümkündü. Ayrıca kral, bankerler­den borç bile alsa, makamını onlara borçlu olmadığı için zengin­lerin taleplerini çoğu zaman yerine getirmiyordu. Hatta canını fazla sıkarlarsa, zamanında Tapınak Şövalyelerinin başına geldiği gibi onları ortadan kaldırıveriyordu. Hâlbuki cumhuriyette, iktidara gelmek isteyen kimse, finansmana ihtiyaç duyduğundan onlara yanaşacak ve seçildiği takdirde onların taleplerini yerine getirmek mecburiyetinde kalacaktı. Getirmezse ortadan kaldırı­lan bu sefer zenginler değil, iktidardaki kimse olacaktı. Machiavelli’nin dediği gibi asıl güç ‘akıllı’ kimselerin elinde olacak, fakat halk devleti kendilerinin idâre ettiğini düşünecekti. Bu yüzden cumhuriyet, büyük sermaye sahipleri için en ideal rejimdi. Sf. 38

    Alıntı; İngiliz Derviş (Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert) – Mehmet Hasan Bulut, (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Ağustos 2016 – Sf. 38) kitabından birebir alınmıştır.

  • En nefes kesici vakalarından biri de şiddetli kabızlık için FMT tedavisi gören 30 yaşındaki bir erkek MS hastasıyla ilgiliydi. Hasta ayrıca şiddetli vertigo ile konsantrasyon bozukluğundan mustaripti ve bacak zayıflığı o kadar kötüydü ki tekerlekli sandalye kullanma ihtiyacı duyuyordu. Üstelik mesanesini kontrol edemediği için üriner kateter kullanıyordu. Bağışıklık sistemini interferonla değiştirmeyi içeren standart tedaviler, bu adamda işe yaramamıştı. Farklı bir yaklaşım benimseyen Dr. Borody, bu hastaya beş FMT prosedürü uyguladı. Bu tedaviler, sadece kabızlığın geçmesine değil, aynı zamanda MS semptomlarının da giderek düzelmesine yol açtı. Hasta yürüme kabiliyetini tekrar kazandı ve kateter kullanmayı bıraktı. Semptomlarında zaman zaman tekrarlar görülmüş olsa da bugün, yani tedaviden 15 yıl sonra da sağlığı iyi durumda. Sf. 302, 303

    Alıntı; Beyin ve Bağırsak (Brain Maker) – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Çeviri; Şelale Dalyan, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Şubat 2018 – Sf. 302, 303) kitabından birebir alınmıştır.