Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Bugün Paris’te Tayyare Reisi Fuad’a rastladım. ..Topal Osman’la beraber Ali Şükrü’yü öldürmüştü. .. Boşadığı karısına 50 bin lira vermiş.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1449, 1450) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “1. Dünya Harbinde İstanbul’da adeta çarşaflı kadın kalmadı. Zaten Anadolu köylüsünde tesettür yoktur.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1447) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Ordu Müfettişi Çerkez Sait Paşa karısını ve kız kardeşini Mustafa Kemal’e takdim etmiştir. ..Milli Hareketin ilk devresinde Sait’in kız kardeşi Bursa’da imiş. Mustafa Kemal oraya giderdi. Bu kadınla ilişkide idiler. Bunları Mustafa Kemal bana bizzat hikâye ettiydi. Onun anlattığına göre, ilk önce kadın bir gece O’nun evine gelmiştir. Kadının Mustafa Kemal’e yazdığı bir aşk mektubunu da bana göstermişti.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1444) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Bundan 60-70 yıl önce İstanbul basınında Latin harfi leh ve aleyhinde tartışmalar olmuştu. On yıl önce de oldu, iki yıl önce de oldu. Bütün düşünürler, üniversite profesörleri ile birlikte Latin harfi aleyhinde oy verdiler. Her yaz bir inkılâp yapıyor. Bu hal bir tür delilerde olur. Mustafa Kemal alkolik, frengilidir. Bunlar böyle şeyler yaparlar.

    Bir gün İstanbul Dolmabahçe’de bütün Mebusları toplamış. Onlara ders vermiş. Burada tuhaf bir şey olmuş. Mustafa Kemal “dır” edatına “tır” diyor. Selanik dönme şivesi. Celal Nuri (İleri) kalkmış “dır” dır diyor. Gazi gazaba gelmiş hiddetle “tir” diyor. Celal Nuri derhal “Evet efendimiz, tir dir bilemedim.” diyor.  Mustafa Kemal bu işi ilk Sarayburnu’ndaki gazinoda yaptı ve orada nutuk verdi. Tam yeri. Çünkü gazino onun akademisidir. O sırada körkütük de sarhoşmuş. Hemen kanun da yapıp eski harfleri yasak etti. Yeni harf için her tarafta okullar açtılar. Halkı zorla bu okullara sevk ettiler. Birden gazete satışları durdu, kitap yayınları durdu, hâlâ da böyle. Bizde milli bir matbaa zanaatı oluşmuştu, harfleri İstanbul’da döküyorlardı. Şimdi tuttular Avrupa’dan harf satın aldılar. Yalnız Fransa’dan 25 bin kg aldılar, bu da yetişmedi. Millet Meclisi’nde tutanaklar tutulamıyormuş, bunlar mecburen yine eski yazı ile yazıyorlarmış. Eski yazı adeta stenografi idi. .. (Yeni harfler) Türkçeyi okutmaya yeterli bir yazı değildir. Nitekim pratik gösterdi. Bu yazı telaffuzu aynen zapt edemiyor. Böyle hafifmeşrebâne yapılan iş böyle olur. Hiç olmazsa bunu evolüsyona (gelişim sürecine), tedrice (derece derece, yavaş yavaş) terk edeceklerdi. ..Önce tartışmaya arz edilecek, görüşler toplanacak, sonra bir komisyon yıllarca uğraşacak, bir iyi yazı meydana gelecekti. Sonra bununla ticaret işleri, hükümet işleri görülmeye, bazı gazeteler çıkarılmağa başlanacak, kırk-elli yılda eskisi bitecek idi. Fazıl Ahmet Türkçeyi iyi telaffuz edemez, peltektir. İbrahim ve Cevat da anadilleri başka olduğundan Türkçeyi kötü telaffuz ederler. İşte bunlardır ki bir sözlükle Türkçeye telaffuz ve imla tayin ettiler.

    Şu Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)ne alçak bir dalkavuktur. … diyor ki: “Kütüphanelerdeki kitaplar sıfırdır. Hiçbir kıymeti yoktur. Toz pislik yığınıdır.” Celal Nuri de “Eski kitapları Beyazıt Meydanına doldurup yakmazsak bu millet kurtulmaz.” diyor. Bugün, yılda, Fransa’da on beş bin kadar eser yayınlanıyor. Bizde bir tane bile kitap yayını kalmadı. İtalya’da yayın, Mussolini’den beri azalmış… Mustafa Kemal “Kaf – q ” harfini kabul etmem gereksizdir.” dedi. .. Derken bir yazı kılavuzu yaptılar. “D” leri “T” , “kalmıyor” yerine “kalmayor” yaptılar. Bunlar hep Selanik dönmesi dilidir.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1437 ile 1441 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

    BAKKAL’IN YORUMU (1994): Yeni dilin kurallarını dönmeler mi belirlemiş?

  • Yaran (hükümet yandaşları) “Kaldırmayalım (Takrir-i Sükûn Kanununun kaldırılması görüşmeleri var) İstiklâl Mahkemelerine gördürdüğümüz işleri adi mahkemelere yaptıramayız.” demişlerdi. Mahmut Esat (Bozkurt, Adalet Bakanı), “Nenize lâzım, ben üstüme alıyorum, aynı işi ben mahkemelere gördürürüm.” demişti. .. İşte bu Adliye Vekilidir ki bu cümleyi söylüyor.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1435) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Samsun şimendiferinden (demiryolu) milyonlarla vurgun yapıldı. Nemlizâdeler de yaman şeylerdi. Çarşamba’ya şimendifer yaptılar. İflas ediyorlardı. Kârsız bir şimendifer, baktılar ki iş kötü. Hükümete fahiş fiyatla sattılar. Bu işi yapan sırf İsmet’tir. Devletin şimendifer yükü zaten haddinden fazla. Bu belayı da aldı. Kim bilir kendisi bu işten ne rüşvet aldı?”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1434) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • Bu adam önemli bir martavalcı idi. Çok cahildi, fakat zekice, cevval (atak), cüretkâr ve çok dalavereci idi. Meclis Başkanı Kâzım’ın en baş avanesi idi. Ankara’da büyük rezaletler yapmıştı. Bir gece yarısı Taşhan’daki garson çocuğu (erkek) almak için oteli basmış, polis müdahale etmiştir. Kastamonu İstiklâl Mahkemesi Reisi iken bir çocuğu “kardeşim” diye yanında gezdirmişti. .. Cavitleri asan İstiklâl Mahkemesine savcı yaptılar, istemedi. “Ben Bakanlık etmişim, bu küçüktür.” demişti…. Necati ile aramızda şöyle konuşma oldu: “Yahu şu istibdadın biraz önünü alamıyor musunuz?” dedim. “Canım, sen işleri bilirsin. Biz neyiz? Vekil ne? Bizler uşağız. Ne derlerse onu yaparız. Hele yapmayalım, derhal kolumuzdan tutar atarlar. Hem de iş bununla da kalmaz, adamı ya hapse sokarlar, ya asarlar, ya sokakta öldürtürler!” İşte Necati bu! .. Zaman zaman Türk maarif ve adliyesinin başına oturmuş, inkılâplar yapmakla övünmüştür. Necati ölünce 460 bin lirası çıkmış..”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1430 ile 1433 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

    BAKKAL’IN NOTU (2008): Bu Necati “Okullar olmasa Milli Eğitim Bakanlığını çok güzel yönetirdim” diyen adam.

  • “Prag’a Büyükelçi olan Vasıf, Paris’e gelmişti. .. Vasıf Paris’te şoförü olan çocuğa tasallut (sarkıntılık), o da polise şikâyet etmiş. Rezalet olmuş. Oradan kaldırdılar ama Moskova’ya Büyükelçi yaptılar… Sonra oradan yine Milli Eğitim Bakanı oldu.. Başka bir marifet yapmış, İş Bankası Müdürü Celal (Bayar)’ı dövmüş. Sonra Celal’in adamları da Vasıf’ı dövmüşler… sedye ile kaldırılmış.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1429) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Bir patlak; Bahriye (Denizcilik) Bakanı Topçu İhsan Yavuz’un tamiri ve havuzun (Yavuz gemisinin tamiri için onun çekileceği tamir havuzu) yapımı işinde önemli rüşvet almış. Bu işi Mebus Dr. Fikret ile birlikte yapmış. Bunları Yüce Divan’a veriyorlar. Gerçekten Yavuz çürük yapılmış, çatlamış, hapsettiler. Tuhaf! İrtikâptan (yolsuzluktan) iki yıl sonra hesap soruluyor. İsmet Yüce Divan olayından birkaç gün önce Topçu’yu (Topçu İhsan) kabineden atmış. Güzel hizmetini takdir ettiğine dair yazılı bir belge vermiş. Üç gün sonra tevkif ediyor (tutukluyor). Birisinin yüzüne güldü mü mutlaka ona bir tuzak hazırlamış demektir. Bir gün Mustafa Kemal Savcı ve daha birçok adamları çağırıp “Daha, hala İhsan’a bir kulp bulup hapsetmediniz!” diye bağırmıştır. .. Yüce Divan’da 1- İhsan diyor ki: “Ben bunu bu şirkete verdimse Başbakanlık emriyle verdim. Hatta bakanlar Kurulunda iki talip şirket getirdim. Başbakan diğerini kendi eliyle çizdi ve ötekine “kabul İsmet” yazdı. O halde Başbakan sorumludur !” diyor. .. 2- İsmet’in kambur kardeşi Rıza ile ortağı da sorgulandı. Bunlar, Yavuz-Havuz işinde bir şirketten 6 bin İngiliz lirası istemişler. Hâkim “Niye istediniz?” diye soruyor. Onlar da “Danışma ücreti olarak!” diyorlar. .. İhsan, Cumhurbaşkanı’nın, bazılarına para kazandıracak işler vermesini, Sağlık Bakan’ına tembihlediğini, söylüyor. İsmet savunmasında bunu reddetmiyor, tevil (sözde, kıvırma) ediyor. Bu müthiş suçlama, demek Mustafa Kemal elebaşı…5- İsmet bir şahit sıfatıyla mahkemeye girince, hâkimler ayağa kalkmıştır. Divan-ı Ali denen mahkemenin aşağılığına bakınız…. Kararları da buna göredir. 6- Mustafa Kemal bakanlara, Abdülhamit gibi resmi maaşlarından başka maaş verirmiş.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım 4, Prof. Dr. Rıza Nur (Altındağ yayınevi,1967- Sf.1424-2425-2426) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Halk yeni kâğıt paralarda Mustafa Kemal’in resminin gözüne iğne batırıp kör ediyorlarmış. Hükûmet bunun üzerine telaşlandı. Bir resmi tebliğ yayınlandı.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1423, 1424) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “.. Bence haberi (Suikastın Mustafa Kemal’e haber verilmesi) Meclis Başkanı Kâzım vermişti. Mustafa Kemal de intikam almak ve yeni bir terör yapmak, bu vesile ile önce yok edemediği diğer bütün ittihatçıları ve muhalifleri imha (yok etme) için bir vesile bulmuştu. .. Suikastçı kaçmayı değil sadece suikastı daha iyi yapabilmeyi düşünmelidir. Böyle olursa başarı % 100 gibidir. Kaçmayı düşününce başarı % 20’ye iner, hem yapamaz hem de yakalanırlar. Böyle oldu. Fakat büyük bir fırsat kaçtı. Çünkü bu adama bir daha suikast yapma imkânı kalmadı. Bu olaydan sonra müthiş koruma tedbirleri aldı. Yanına yaklaşılmıyor. Gece Mustafa Kemal Ziya Hurşit’i (Suikastçı, Lazistan Mebusu, cesur, vatansever, Osmanlının Amerika’da tahsil yapmış ilk Makine Mühendisi.) yanına getirtmiş. Ona küçük bir ceza verdirteceğini vaat etmiş. Galiba bu şekilde ağzından söz aldı. .. Bu Mahkemeler (Haziran 1926 İzmir Suikastı nedeni ile kurulan İstiklâl Mahkemeleri) rezaletti. Türk adliyesine kara lekedir. Ceza Kanununda, Türkiye halkını birbiri aleyhine kaldıran adamlar hakkındaki maddeyi tatbik ettiler ki, hadise ile hiçbir ilgisi yoktur. Sonra bu olay fiile çıkmış bir olay değildi…  Halis Turgut, kendisinden silah istemişler o da söz vermiş iken silahı vermemiş. Bunun için onu da astılar. Zavallı asılırken son söz olarak çocuklarına, siyasete asla karışmamalarını vasiyet etmiştir. …

    Onların (Karabekir ve diğer Paşaların) mahkemelerinde subaylar salona dolmuşlar, berikiler korkmuşlar. Bu şekilde idam edememişler. Bilmem doğru mudur? Kurtulup Ankara’ya geldikleri zaman Ali Fuat’a “Kıl kaldı, gidiyordun!” dedim. “Evet, Sorma! ” dedi. .. Cavit’leri dokuz madde ile itham ve idam ettiler. Zamanında Cavit’ler İstanbul’da bir parti kurmak için böyle dokuz madde (parti programı) yapmışlar imiş. Suikasttan çok önce. Bu maddelerin ise suikastla bir ilgisi yoktu. Cavit asılırken çok çırpınmış, çok söylenmiş, bir türlü darağacına gitmemiş. .. Hilmi asılırken “benim bir şeyden haberim yok. Yalnız ben, Babıâli’yi bastımdı. Bunda böyle kabiliyet vardır bir gün bizi de basar diye asılıyorum!” demiş. Canpolat (İsmail) bu işler sırasında Mısır’da imiş. Suikast olayından sonra gelmiş. O’nu da astılar. Şükrü’yü asarlarken ip kopmuş. Şişmanca idi. Şükrü “İpiniz bile işiniz gibi çürük!” demiş. Diğer bir iple tekrar asmışlar. O zaman Ankara’da hapishane doktoru olan zat bunları kaydetmiş, saklıyormuş. İzmir’de asılanların da sözlerini zapt eden varmış. .. Kel Ali .. Cavit’in idamına hükmetmemiş “Bir şeyi yok!” demiş. Dr. Reşit Galip, Mustafa Kemal’in emri üzerine şiddetle ısrar etmiş, Kılıç Ali ile çoğunluğu yapıp öyle asmışlar.

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1385 ile1391 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Benim amacım Türkiye’yi terk edinceye kadar Mustafa Kemal ile büsbütün kötü olmamak idi. Bundan çok korkuyor, bu siyaseti güdüyordum. Bana bir şey yapması mümkün. Yapmadan uzaklaşayım.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1382) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Mustafa Kemal bir aralık “Hatırat” diye bir şey yayınlamaya başlamıştı. Bunlar Alman generali Ludendrof kendisine Suriye’de rüşvet para vermiş, kabul etmemiş gibi şeylerdi. Bir iki yayınladı. Alman ve İtalyan basını cevap verip, Gazi’mizi paçavra ettiler.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1375) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Deniz Bakanlığına İhsan Bakan oldu. İhsan, on para etmez biridir. Hükûmet Yavuz’u (savaş gemisi) tamir ettirmeye karar vermiş. İsmet’e bu devletin Deniz Bakanlığına gereği olmadığını söyledim. Bizde Yavuz’u kullanacak subay yok dedim. Deniz Bakanı Yavuz’un tamiri işinden, diğerlerini yoksun bırakıp kendileri ziftlendiler.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1371, 1372) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Yolsuzluk işleri ayyuka çıktı ve o kadar ayağa düştü ki, herkesin ağzında ve namuslu insanlar şikâyet içinde. Halit Paşa, cesur hırçın hatta deli idi ama namuslu bir adamdı. Nihayet bir gün Mustafa Kemal’e gider: “Yolsuzluk müthiştir, millet batıyor. Bunun önünü al! Celal (Bayar), Kel Ali, Kılıç Ali vs. muhtekirdirler (vurguncu, yolsuzluk yapan kişi) Ben bunları vurup öldüreceğim!” der. Yapar mı? Yapar! Mustafa Kemal fena telaşlanır, arkadaşlarını haberdar etmiş. Kel Ali (Ali Çetinkaya) o zamanlar pek gözde idi. Bu avane bir gün Meclis’in girişinde Halit Paşa’yı vurdular. Bir gün sonra ben Ankara’ya gitmiştim. Mesele şöyle olmuş: Halit, Kel Ali’ye çatmış, Ayırmışlar. Halit, Kel Ali’yi almış, Rauf (1) sırtından Halit’i vurmuş. Rauf pek adi bir mahlûktur: cahil, tulumbacı, tam Mustafa Kemal’in arayıp ta bulamadığı idi. Daima yanında koruyucu olarak bulunduğu gibi… Biraz geçti bu Rauf, bir gece yarısında yatağında aniden öldü. Salih de (Bozok) yanında imiş. Bu tuhaf bir ölümdü. Sır kaldı. Ortaya atılan dedikodu şuydu; Rauf’ta bir kalp hastalığı varmış. Bir Rus metresi de varmış, sevişirken ölüvermiş. Peki, bu iş sırasında Salih’in orada işi ne?”

      Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1365 ile 1367 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2008): Bu Rauf, Mustafa Kemal’in korumalarından birisidir. Rauf Orbay ile alakası yok.

  • “Kuzu Paşa’nın (1) Mustafa Kemal’e Zafer Bayramı dolayısı ile bir telgrafı. 12 Eylül 1929’da Milliyet’te yayınlandı: “Yüksek dehalarının ve mucizeler yaratan isabetli ve kuvvetli irade ve iradelerinin harikanûma (olağanüstü yapılmış) bir yadigârı olan Zafer Bayramını bütün silah arkadaşlarım adına tebrike müsareat eder (bu hayırlı işi yapmakta acele eder), Cumhuriyet Ordusunun layezâl (sonsuz) bağlılık ve saygılarını arz ederim.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1472) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1994): Kuzu Paşa, Fevzi Paşa’nın lakabı, Öküz Paşa da derlermiş

     

  • “Derken İş Bankası açıldı. Bu banka Mustafa Kemal’indir. Biraz para koydu, fakat Hükümetin bütün parası onun sermayesidir.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1365) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Mustafa Kemal Zonguldak’taki 63 numaralı kömür ocağını satın aldı.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1363, 1364) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Kitabının 1363 ve 1364’üncü sayfalarında ayrıntılı bilgiler var.

  • “.. bir balo ve dans devridir açıldı.. Mustafa Kemal geliyor zil-zurna oluyor, kadınlara tasallut ediyor(sarkıntılık ediyor). Bir keresinde dans ederken Fransız Büyükelçisinin kızının göğsünü sıkmış., kız kaçmış, babasıyla beraber balodan gitmişler. Bir defa Mustafa Kemal kadın yerine tüysüz bir subay ile dans etmiş, çocuğu öpmüş. Kadınlardan bir kaçı Gazi’ye: “Biz burada iken bu olmaz.” demişler. Herif keyiflenmiş. Bir adam karısını yani Mübarek Bey’in kızını onlarla dans ettirmek istemediğinden, Salih (Bozok) ve avanesi (yandaşları) adamcağızı öyle dövmüşler ki, zavallı sedye ile hastaneye götürülmüş. .. Mustafa Kemal bu rezaleti çok ileri götürmüş. Bir baloda, herkesin içinde İsmet Paşa’nın karısını da öpmüş. İsmet de orada imiş. Hiç bir şey dememiş. Namuslu bir erkek olsaydı, derhal Mustafa Kemal’i vururdu. Bunun diğer ayrıntısını Robert Kolejdeki Hüseyin’in karısı Mihre’den dinledik… Mevhibe (İsmet Paşa’nın eşi) namuslu ve dindardır… Derhal ağlaya ağlaya eve gitmiş. Mihre onlarda misafir imiş, ağlayarak ona anlatmış. Arkasından İsmet gelmiş, karısına “Ne ağlıyorsunuz? Bir şey değil ki. Hem o senin kardeşin.” demiş.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.162, 1363) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Dalkavuk olan mutlaka namussuzdur.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1360) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.