Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Memur sürü sürü, gereksiz yere o kadar çoğaltmışlardı ki, Abdülhamit zamanında devlet İşkodra’dan Basra’ya, Trabzon’dan Yemen’e kadar iken 80 bin memur vardı, Bunlar bu orduyu (memur ordusunu) iki üç yıl içinde iki misline çıkarmışlardı. Fakat bu sefer devlet Edirne’den başlıyor, Musul’a bile varmıyordu. Fantezi ve nafile israf o kadar çoktu ki bu vergilerle bütçeyi 200 milyona çıkardıkları halde yine yılda bir kaç maaşı veremiyorlar.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV, Rıza Nur (Altındağ yayınevi,1967- Sf.1380) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

     

  • “Türklerden birini gördüm. Memleketin feci halini anlattı. Tayyare Reisi Fuat’ın hırsızlıklarını söyledi. Bu meyanda onun, “Gazi’nin kayın biraderiyim.” dediğini söyledi. Hayret ettim. Gazi’nin metresi olup ve O’nun tarafından öldürülmüş Fikriye bu Fuat’ın kız kardeşidir.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1629) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur, yurtdışında, bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Bu çiftlikte Marmara Havuzu adıyla ve o şekilde bir havuz yapmış, boyu 280 metredir. Suyunu uzak bir gölden getirtti. Müthiş masraf oldu

    Ankara’daki çiftliği, zorla halkın elinden arazisini alarak yaptı. İki yerli aileden Alişanzadeler bizzat bana anlattılar. Bozok Salih gelip, çiftliklerinin Gazi’ye satılmasını söylemiş. Onlar razı olmamışlar. Bir gün Salih tapu memuru ile gelmiş “Çiftliğiniz 2 bin lira değerinde imiş. Parayı alın, takriri (yazılı karar) verin.!” demiş. Razı olmamışlar. “Sonra mahvolursunuz!” demiş. İmzayı basmışlar. Bu çiftlikte Marmara Havuzu adıyla ve o şekilde bir havuz yapmış, boyu 280 metredir. Suyunu uzak bir gölden getirtti. Müthiş masraf oldu. Sonra da Karadeniz şeklinde ve daha büyük bir havuz yaptırdı. Zavallı Abdülhamit, padişahtı, 34 yılda ancak Yıldız’a bir havuz yaptırdı ki yuvarlak ve iki oda büyüklüğündedir.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ yayınevi,1967- Sf.1283) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Fethi’nin partisine Kütahya mebusu Nuri kâtip olmuş. Sade bu, partinin mahiyeti (içeriği) ve Mustafa Kemal’in malı ve oyuncağı olduğunu göstermeye yeterlidir. Nuri (Conker) Selaniklidir, Mustafa Kemal’in en sadık bir kölesi, aletidir. Ona kadın bulur, irtikâbına (yolsuzluğuna) aracılık eder.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1628) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur, yurtdışında, bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “İsmet; câhil, namussuz, rezil, içi dışına asla uyumaz, şeytana iblislik eder, mürai (riyakâr, ikiyüzlü), hilekâr biridir. Entrikada eşsizdir. Varlığı şüphe ve evhamdan ibarettir. Bu nedenle daima uyanıktır.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1619) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur, yurtdışında, bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

     

  • “Temmuz başlangıcından beri doğuda İran hududunda Kürt İsyanı olmuş. Ağrı Dağı hareket mevkileri imiş. .. Asilerin üç bin ölüleri varmış. Bizim askerden zayiat yokmuş. .. Bu isyan Şeyh Sait olayında yapılan kanlı bastırmanın meyvesidir…. hiç yoktan Kürdistan’ın istiklâli fikri genelleşti ve bütün Kürtlere yayıldı. Kürdistan bir Makedonya oldu. Bu sefer de iki yüz köyü yaktırmış. Bu ne hunharlık. İnsan bir evi bile yakamaz. Bu adam zannediyor ki kan ve ateşle her şeyin önü alınır.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1604) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur, yurtdışında, bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Kadın bana birkaç ay önce de “Randevu evlerinin çok para kazandığını, Madam (Fransız komşuları) söylüyor. Onunla beraber bir genelevi açalım.” demişti.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1555) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur, yurtdışında, bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

    BAKKAL’IN YORUMU (2008): Rıza Nur’un hatıratı diğer insanların hatıratlarına benzemiyor. Nur, kendisi hakkında da objektif olabilmiş. Bu tarzı onun, kitabında verdiği birçok bilginin doğru olabileceğini düşündürüyor.

  • “Birisine rast geldim. (Rıza Nur Paris’te) Raşit Safvet’den bahsetti ve onun geçen sene Paris’e geldiğini, Topkapı Sarayındaki mücevherleri satmak için çalıştığını söyledi. .. Yahudi Menaşe onun veli-i nimetidir. Onun başkanlığında mücevheratçı diğer Yahudiler ile bu mücevheratı satmak için görüşmelere girişmiş bu da derhal Paris piyasasına yayılmıştır. Bir Yahudi’yi de bu iş için İstanbul’a yollamışlardı. Bu Yahudi, vaktiyle İstanbul’da Yüksek Kaldırımda on beş yıl genelevi işleten bir Leh (Polonyalı) Yahudi’si imiş. Mustafa Kemal ve İsmet hazinedeki mücevheratı satmak peşindeler. Güya bununla devlet bankası yapacaklarmış. Bereket versin Abdülmecit “Bunlar ailemizindir.” diye Avrupa’da protesto yapmış, bu sayede satamamışlar.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1550) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Kadın, nazarımda erkekten aşağı bir mahlûktur. Sinirli, mantıksızdır. Harekâtı akıl ve mantığa değil, sinir ve hisse bağlıdır. … gençliğimde bir aralık hadım olmak fikrine düşmüştüm. Ne hayvan ne de insan sevmem. Hele insanlar iğrendiğim şeylerdir. Fakat manevi bir insaniyete meftunum. İnsana güvenim yoktur. .. Çok ciddi adamımdır. Güldüğüm azdır. Septik (şüpheci) adamım. Alıngan adamımdır. Küçük şeyden alınırım. … bazıları bana kendini beğenmiş, diyorlar. Zannediyorum ki bu doğrudur.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1529, 1535) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Süreyya, kızı Melahat’ı Latife’nin kardeşi İsmail’e verdi. Kız çok açık bir kız idi. İsmail deli ve edepsiz biri. Zamanla Gazi Latifeyi boşadı, Süreyya da kızını İsmail’den boşattı. Sonra Melahat’ı Dr. İhsan’a verdi…. Mustafa Kemal Süreyya’yı Mebus yaptı. .. bir gece Gazi’de imişler. Tertip üzerine Dr. İhsan’ı bir hastaya çağırmışlar. Rivayete göre çağırtan da kaynanası imiş.  İhsan Mustafa Kemal’in otomobili ile gitmiş. Yarım saat sonra aynı otomobil ile dönmüş. Nöbetçi erler “Yasak!” demişler. İhsan: “Ayol ben buradan gittim. İşte otomobil de Gazi’nin. Beni tanıyorsunuz.” demiş. Erler “Öyle fakat sizi buraya koymamak için emir var.” demişler. İhsan fenalaşmış. Bakmış ki çare yok, evine dönmüş. O geceyi İhsan evinde, Melahat’ta Gazi’de geçirmiş. İçilmiş, Melahat’a çırılçıplak dans ettirilmiş, her şey olmuş!!!! Zavallı İhsan deli birisi oldu, İntihara kalkıştı. Süreyya rezil olduğunu anlamış… İhsan karısının olayını bir mektup ile Mustafa Kemal’den sormuş. O da kızmış, polis marifeti ile hepsini toplatıp trene bindirip İstanbul’a defetmiş… Mükemmel Cumhuriyet, Mebusunu bile polisle tutup sürüyor….. geçende Dr. Fikret’e rast geldim. Fikret: “İhsan büyük bir mevkie geçmek peşinde idi. Gazi’den mebusluk, Cumhurbaşkanlığı kâtipliğini istiyordu. Bir gün Gazi’deydim. İhsan ve Melahat’ta oradaydı. Gazi Melahat’ı öptü, Melahat’a sen de beni öp dedi. Melahat’ta öptü. Sonra Gazi kocasına, “İhsan! Karının dudaklarında çok boya varmış. Mendilinle yanağımı sil dedi. O da gitti sildi. Bunu gözümle gördüm.” dedi.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1477, 1478) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

     

  • “Mustafa Kemal bir Fransız yazarına açıklamada bulunmuş, demiş ki; “Benim şakam yoktur. Şimdi beraber yemek yediğim en iyi arkadaşımı, sofradan darağacına yollarım.” Fransız bunu burada yayınladı.””

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1472) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Mahmut Siirt Paris’te Mustafa Kemal lehinde biz yazı yazmıştı. La Presse gazetesi 09.09.1928 sayısında bir makale ile cevap vermiş. “Biz senin Mustafa Kemal’ini biliriz. Doğuda onun gibi acımasız firavun nadir hüküm sürmüştür. Cumhuriyet bizdedir, sizdeki değil. Teessüf olunan budur ki, bu zulümde milletinizde yükselen bir tek ses yok. .. Bir memlekette ki başına Hükümetin istediğini giymeyeni asarlar, orada cumhuriyet olur mu? Siz de Millet Meclisi mi var?” diyor.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1475) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

     

  • “Mustafa Kemal “En nihayet bir veya iki sene içinde bütün Türkler yeni harfleri öğrenecektir.” demiş. Dört yıl geçti hala bir milyon kişi öğrenemedi.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1455) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

     

  • “Bugün Paris’te Tayyare Reisi Fuad’a rastladım. ..Topal Osman’la beraber Ali Şükrü’yü öldürmüştü. .. Boşadığı karısına 50 bin lira vermiş.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1449, 1450) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “1. Dünya Harbinde İstanbul’da adeta çarşaflı kadın kalmadı. Zaten Anadolu köylüsünde tesettür yoktur.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1447) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Ordu Müfettişi Çerkez Sait Paşa karısını ve kız kardeşini Mustafa Kemal’e takdim etmiştir. ..Milli Hareketin ilk devresinde Sait’in kız kardeşi Bursa’da imiş. Mustafa Kemal oraya giderdi. Bu kadınla ilişkide idiler. Bunları Mustafa Kemal bana bizzat hikâye ettiydi. Onun anlattığına göre, ilk önce kadın bir gece O’nun evine gelmiştir. Kadının Mustafa Kemal’e yazdığı bir aşk mektubunu da bana göstermişti.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1444) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Bundan 60-70 yıl önce İstanbul basınında Latin harfi leh ve aleyhinde tartışmalar olmuştu. On yıl önce de oldu, iki yıl önce de oldu. Bütün düşünürler, üniversite profesörleri ile birlikte Latin harfi aleyhinde oy verdiler. Her yaz bir inkılâp yapıyor. Bu hal bir tür delilerde olur. Mustafa Kemal alkolik, frengilidir. Bunlar böyle şeyler yaparlar.

    Bir gün İstanbul Dolmabahçe’de bütün Mebusları toplamış. Onlara ders vermiş. Burada tuhaf bir şey olmuş. Mustafa Kemal “dır” edatına “tır” diyor. Selanik dönme şivesi. Celal Nuri (İleri) kalkmış “dır” dır diyor. Gazi gazaba gelmiş hiddetle “tir” diyor. Celal Nuri derhal “Evet efendimiz, tir dir bilemedim.” diyor.  Mustafa Kemal bu işi ilk Sarayburnu’ndaki gazinoda yaptı ve orada nutuk verdi. Tam yeri. Çünkü gazino onun akademisidir. O sırada körkütük de sarhoşmuş. Hemen kanun da yapıp eski harfleri yasak etti. Yeni harf için her tarafta okullar açtılar. Halkı zorla bu okullara sevk ettiler. Birden gazete satışları durdu, kitap yayınları durdu, hâlâ da böyle. Bizde milli bir matbaa zanaatı oluşmuştu, harfleri İstanbul’da döküyorlardı. Şimdi tuttular Avrupa’dan harf satın aldılar. Yalnız Fransa’dan 25 bin kg aldılar, bu da yetişmedi. Millet Meclisi’nde tutanaklar tutulamıyormuş, bunlar mecburen yine eski yazı ile yazıyorlarmış. Eski yazı adeta stenografi idi. .. (Yeni harfler) Türkçeyi okutmaya yeterli bir yazı değildir. Nitekim pratik gösterdi. Bu yazı telaffuzu aynen zapt edemiyor. Böyle hafifmeşrebâne yapılan iş böyle olur. Hiç olmazsa bunu evolüsyona (gelişim sürecine), tedrice (derece derece, yavaş yavaş) terk edeceklerdi. ..Önce tartışmaya arz edilecek, görüşler toplanacak, sonra bir komisyon yıllarca uğraşacak, bir iyi yazı meydana gelecekti. Sonra bununla ticaret işleri, hükümet işleri görülmeye, bazı gazeteler çıkarılmağa başlanacak, kırk-elli yılda eskisi bitecek idi. Fazıl Ahmet Türkçeyi iyi telaffuz edemez, peltektir. İbrahim ve Cevat da anadilleri başka olduğundan Türkçeyi kötü telaffuz ederler. İşte bunlardır ki bir sözlükle Türkçeye telaffuz ve imla tayin ettiler.

    Şu Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)ne alçak bir dalkavuktur. … diyor ki: “Kütüphanelerdeki kitaplar sıfırdır. Hiçbir kıymeti yoktur. Toz pislik yığınıdır.” Celal Nuri de “Eski kitapları Beyazıt Meydanına doldurup yakmazsak bu millet kurtulmaz.” diyor. Bugün, yılda, Fransa’da on beş bin kadar eser yayınlanıyor. Bizde bir tane bile kitap yayını kalmadı. İtalya’da yayın, Mussolini’den beri azalmış… Mustafa Kemal “Kaf – q ” harfini kabul etmem gereksizdir.” dedi. .. Derken bir yazı kılavuzu yaptılar. “D” leri “T” , “kalmıyor” yerine “kalmayor” yaptılar. Bunlar hep Selanik dönmesi dilidir.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1437 ile 1441 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

    BAKKAL’IN YORUMU (1994): Yeni dilin kurallarını dönmeler mi belirlemiş?

  • Yaran (hükümet yandaşları) “Kaldırmayalım (Takrir-i Sükûn Kanununun kaldırılması görüşmeleri var) İstiklâl Mahkemelerine gördürdüğümüz işleri adi mahkemelere yaptıramayız.” demişlerdi. Mahmut Esat (Bozkurt, Adalet Bakanı), “Nenize lâzım, ben üstüme alıyorum, aynı işi ben mahkemelere gördürürüm.” demişti. .. İşte bu Adliye Vekilidir ki bu cümleyi söylüyor.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1435) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “Samsun şimendiferinden (demiryolu) milyonlarla vurgun yapıldı. Nemlizâdeler de yaman şeylerdi. Çarşamba’ya şimendifer yaptılar. İflas ediyorlardı. Kârsız bir şimendifer, baktılar ki iş kötü. Hükümete fahiş fiyatla sattılar. Bu işi yapan sırf İsmet’tir. Devletin şimendifer yükü zaten haddinden fazla. Bu belayı da aldı. Kim bilir kendisi bu işten ne rüşvet aldı?”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1434) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • Bu adam önemli bir martavalcı idi. Çok cahildi, fakat zekice, cevval (atak), cüretkâr ve çok dalavereci idi. Meclis Başkanı Kâzım’ın en baş avanesi idi. Ankara’da büyük rezaletler yapmıştı. Bir gece yarısı Taşhan’daki garson çocuğu (erkek) almak için oteli basmış, polis müdahale etmiştir. Kastamonu İstiklâl Mahkemesi Reisi iken bir çocuğu “kardeşim” diye yanında gezdirmişti. .. Cavitleri asan İstiklâl Mahkemesine savcı yaptılar, istemedi. “Ben Bakanlık etmişim, bu küçüktür.” demişti…. Necati ile aramızda şöyle konuşma oldu: “Yahu şu istibdadın biraz önünü alamıyor musunuz?” dedim. “Canım, sen işleri bilirsin. Biz neyiz? Vekil ne? Bizler uşağız. Ne derlerse onu yaparız. Hele yapmayalım, derhal kolumuzdan tutar atarlar. Hem de iş bununla da kalmaz, adamı ya hapse sokarlar, ya asarlar, ya sokakta öldürtürler!” İşte Necati bu! .. Zaman zaman Türk maarif ve adliyesinin başına oturmuş, inkılâplar yapmakla övünmüştür. Necati ölünce 460 bin lirası çıkmış..”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1430 ile 1433 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

    BAKKAL’IN NOTU (2008): Bu Necati “Okullar olmasa Milli Eğitim Bakanlığını çok güzel yönetirdim” diyen adam.