Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Kabinenin, BMM Reisi Mustafa Kemal Paşa’nın göstereceği mebuslar içerisinden, mutlak çoğunlukla seçilmesini isteyen kanun değiştirilip te bütün kabine üyelerinin yani bakanların, BMM tarafından gizli oyla ve mutlak çoğunlukla ayrı ayrı seçilmesini isteyen, 8 Temmuz 1922 tarihli Kanunun kabulü üzerine, işbaşındaki Fevzi Çakmak Hükûmeti…. istifa edince, Mustafa Kemal Paşa’nın toplantıya çağırdığı Müdafai Hukuk gurubu da İkinci Gurup da (Mustafa Kemal muhalifleri de) kabineyi Rauf Bey’in kurmasını istemiş. Rauf Bey Mustafa Kemal’e; “.. madem ki açık söylememi istiyorsun, söyleyeyim. Ben bu görevi kabul edersem, sen ötekilere yaptığın gibi benim de işime karışacaksın. Ben de buna dayanamayacağım ve çekilmek zorunda kalacağım….. Seninle anlaşmazlığa düşmeyi katiyen kabul edemem.” Mustafa Kemal Paşa bu anda; “Kardeşim ben namussuz muyum?” deyince şaşıran Rauf Bey hayretle yüzüne baktı; “Ben böyle bir şey söylemedim.” dedi. “O halde sana namusum üzerine söz veriyorum, Hükûmeti kur, senin hiçbir işine karışmayacağım.””

    Alıntı: Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay – Feridun Kandemir (Sinan Matbaası 1993- Sf. 60, 61) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Rauf Bey, İngiliz ve müttefiklerinin bu (harekete geçme) kararını herkesten önce öğrenerek, 11 Mart 1920’de acele bir şifre ile Mustafa Kemal Paşa’ya; “Bunların İstanbul’daki Kuvayı Milliye Reislerini tevkif (tutuklamak) veya Meclis’i basıp bazı tevkifler yapmak üzere olduklarını..” bildirerek aynen şöyle demişti; “tabii her iki ihtimale karşı da bundan hiçbir yere gidilemeyecek, işin sonuna kadar namus görevi yerine getirilecektir.

    Mustafa Kemal Paşa Rauf Orbay Paşa’ya İstanbul’dan kaçmalarını söylüyor. “..fakat ben, .. Arkadaşlarla kaçtığım takdirde, daha önce kumandanlar toplantısında tespit ettiğimiz şekilde Millet Meclisi’nin ve dolayısıyla Milli Hükûmetin Anadolu’da kurulmasına yol açılamayacağını düşündüğüm için…” …16 Mart 1920’de tutuklanıp Malta’ya sürülen Rauf Orbay, 20 ay orada kaldıktan sonra 30 Eylül 1922’de serbest kalıyor.”

    Alıntı: Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay – Feridun Kandemir (Sinan Matbaası 1993 – Sf. 49 ile 54 arası) kitabından birebir alınmıştır.

      

  • “28 Ocak 1920’de kabul ve imza edilen Misak-ı Milli, 17 Şubat 1920’de Mecliste tekrar oya sunuldu ve kabul edildi.”

    Alıntı: Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay – Feridun Kandemir (Sinan Matbaası 1993- Sf. 48)

  • “Mustafa Kemal, Pera Palas otelinde bulunurken de, bu otelin müdürü olan Mösyö Martin aracılığı ile İngiliz (sonradan yaman bir entelicens servis elemanı olduğu anlaşılan) Papaz Frow ile iki üç defa görüştü.”

    Alıntı: Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay – Feridun Kandemir (Sinan Matbaası 1993- Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mustafa Kemal Paşa, Kara Kemal Bey ile Sadrazam Tevfik Paşa’nın şoförünü elde ederek İstanbul’dan uzaklaştırmak sureti ile kabineyi (hükümeti) düşürmek teşebbüsüne (girişimine) girişti ise de bu da İsmail Canpolat Bey’in itirazı ile akim (sonuçsuz) kaldı.”

    Alıntı: Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay, Feridun Kandemir (Sinan Matbaası 1993 – Sf. 31) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Bu darbe girişimi Yakup Cemil’in bir planı olabilir.

     

  • “İngilizler, ilk günler, bana verdikleri sözü tutarak ateşkes hükümlerini sadakatle uyguladılar. Bu durum benim de Harbiye Nazırı olduğum Ahmet İzzet Paşa kabinesi işbaşında bulunduğu müddetçe devam etti.”

    Alıntı: Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay – Feridun Kandemir (Sinan Matbaası 1993 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Osmanlı Paşaları çok mu saf ? İngilizler kendisine söz vermişler ve Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalayan Rauf Paşa da inanmış.

  • “İsmet İnönü, Rauf Orbay’ın cenaze törenine katılmadı.”

    Alıntı: Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay – Feridun Kandemir (Sinan Matbaası 1993- Sf. 6) kitabından birebir alınmıştır.

  • “.. Büyük ordunun bütün masrafları temin edildiği gibi, devletin genel idaresi için lâzım olan bütün harcamalar bile dışarıdan hiçbir borçlanma yapılmaksızın gerçekleştirilmiştir.” (1)

    (1 Nisan 1923 tarihli oturumdan..)

    “Arkadaşlar, Türkiye Devletinde  ve Türkiye Devletini kuran Türkiye Halkında, tacdar (kral) yoktur, diktatör yoktur, (kahrolsun tacdar sesleri) tacdar yoktur ve olmayacaktır.! (2)

    Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları II – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981- Sf. 953 ile 1015 arası) kitabından birebir alıntıdır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2007): Bu meclis, muhalefetin olabildiğince temizlendiği bir meclistir.

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (1994): Türk halkı yerine Türkiye Halkı ifadesi ilginçtir, Cumhuriyetin ilanından sonra bunu bırakacaktır.

  • “.. Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. (Şiddetli ve sürekli alkışlar) .. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin ekonomik siyaseti bu asli amacı elde etmeye yöneliktir.” … Tunalı Hilmi Bey “Yaşa ulu ruhlu Paşa’m yaşa” diyor. Mustafa Kemal Paşa devamla.. “Ekonomik siyasetimizin önemli araçlarından biri de, genel menfaati doğrudan doğruya ilgilendirecek kurum ve ekonomik girişimi, mali güç ve tekniğimizin izni oranında devletleştirmedir!” ..”Hükümetimizin her medeni devlet gibi dış borçlar akdetmeye (dış borç anlaşması yapmaya) gerek vardır.”

    Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları II – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981- Sf. 735 ile 741 arası) kitabından birebir alıntıdır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Hiçbir yasal ve kurumsal altyapısı olmayan, teorik, ideolojik dayanağı olmayan devletçilik, ancak yağma ve talan düzeni yaratmaya yarıyor.

  • (27 Şubat 1922 Lozan Heyeti’nin ikinci gidişi için Meclis’te yapılan oturumdaki konuşması;)       

    “Musul sorununun çözümünü, savaşa girmemek için bir yıl sonraya bırakmak demek, onu göz ardı etmek demek değildir.” … “Musul meselesini bugünden halledeceğiz, ordumuzu yürüteceğiz, bugün alacağız desek bu mümkündür. Musul’u gayet kolaylıkla alabiliriz. Fakat Musul’u aldığımızdan sonra savaşın hemen son bulacağına kani (ikna olmuş, inanmış) olamayız. Şüphesiz orada bir harp cephesi açmış olacağız.”

    Abidin Bey (Lazistan Mebusu); “Aziz arkadaşlar bendeniz (kibarca ben) Paşa Hazretlerinin son açıklamasında kendi görüşüme göre anladığım, Misak-ı Milli yoktur. İstediğimiz gibi bir harita çizeceğiz.” Diyor.

    Mustafa Kemal Paşa; “Demedim öyle bir şey!” Diyor.”

    Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları II – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981- Sf.725-728 arası) kitabından birebir alıntıdır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Kemal Paşa, Musul’u almanın askeri açıdan kolay olacağını itiraf ediyor, neden almak istemediğini aynı netlikle söylemiyor. Bir cephe açılacak ve savaş devam edecek diyor. Musul’u almadığımız halde savaş devam ediyor. Musul’u İngilizlere petrol nedeni ile bıraktık, Kürtleri dört parçaya, Türkiye, Irak, İran, Suriye’ye bölerek İngiliz emperyalizminin bu bölgeyi rahat sömürme imkânını yarattık. Türkiye’nin güney hududunu stratejik açıdan da zayıf tutmuş olduk bunu Rıza Nur ve birçokları böyle söylüyor.

  • (26.12.1921 Müdafai Milliye Vekâletinin, yani Milli Savunma Bakanlığının para sıkıntısı hakkında oturumda konuşuyor;)

    “.. Batı cephesinde subay ve erat (erler) maaşı bir ay için 833.000 liradır. Temmuz – Eylül ayları için 3 milyon alacakları var. .. Bu parayı yani masrafı temin etmek için de … Fransızlarla bir şey yapmaya çalışıyoruz. Diğer taraftan Rus dostlarımızdan bazı ihtiyaçları temin etmeye çalışıyoruz.”

    Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları II – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981 – Sf. 672, 673) kitabından birebir alıntıdır.

  • (1.12.1920 günü aynı oturumda devamla…)

    “Jean Jaques Rousseau’yu baştan sona okuyunuz. Ben bunu okuduğum zaman, gerçek olduğuna aklımın yattığı ve bu kitap sahibinde iki esas gördüm. Birisi, bu ıstırap (derin acı çekme), diğeri bir cinnettir (deliliktir). Merak ettim, özel durumunu araştırdım, anladım ki gerçekten bu adam deliydi ve deli halindeyken bu eserini yazmıştır. Binaenaleyh (dolayısıyla) çok ve çok dayandığımız bu nazariye (kuvvetler ayrılığı görüşü) böyle bir dimağın (aklın) ürünüdür.”

    Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları II – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981- Sf.691) kitabından birebir alıntıdır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Meydan Larousse Ansiklopedisi, cilt 17’de Rousseau hakkında “toplum sözleşmesi ve zorunlu insan eşitliğini savunmakta… İnsan Hakları Beyannamesine ilham kaynağı oldu” denilmektedir. Alıngan ve ruhsal problemleri olan, ama deli denilemeyecek olan, insanlık için önemli bir filozoftur.

  • (1.12.1920 günkü aynı oturumda konuşmasına devam; )

    “İşte o zaman Efendiler, bir Paşanın başkanlığı altında, üçü Hıristiyan olmak üzere on altı memur, on bilgin ve iki askerden kurulu bir heyet Babıali’de toplandı (Elindeki Kanun-u Esasi’yi, esas kanunu, 1876 yılında kabul edilmiş olan Anayasa’yı gösterip) ve bu kitabı yazdı… Bu kitap düşmanlarımızı geçici de olsa memnun etmek amacını gözetmiş bir kitaptır..” … “Ben 31 Mart vakasında İstanbul’a giren hareket Ordusu’nun yanında ve belki başında bulunanlardan biriyim. O zavallı Milletvekillerinin Ayastafenos’ta (Yeşilköy’de), şurada, burada felakete maruz (felakete uğramış) bir halde çırpındıklarını kendi gözlerimle görmüş bir adamım. Nihayet (sonunda) içeriye girdik. Birçok kanlar akıttık, birçok insanlar astık; İlla dedik ki bu kitabı (Anayasayı, Kanun-u Esasiyi) uygulayacaksınız. Derhal; Pekâlâ tatbik edelim (uygulayalım) cevabını aldık… Efendiler, bu kitabın hükümleri geçerli oldukça, memleket ve millet üzerinde istibdat (baskı rejimi) ve mutlakıyetin (yönetimin babadan oğula geçtiği idari sistemin) devamlı olmasına mani olacak hiçbir kuvvet yoktur.”

    (Aynı oturumda konuşmasına devamla) “Üzülerek söylüyorum, bence eski denilmesi gereken kitaplarda bu kuvvetler ayrılığı vardır. Bu kuvvetler ayrılığının anası olan bir meşruti görüş (Yürütmenin padişah ve hükümet, yasamanın da Meclis tarafından sağlanması görüşü) vardır. Efendiler, ben size şimdi ispat edeceğim ki, meşrutiyet doğal olmayan, kanuni olmayan ve gayrimeşrudur (haklı değildir). Dünyada hükûmet için meşru (haklı) yalnız ve bir tek esas vardır o da meşveretten (danışmadan) ibarettir. … Efendiler meşruti görüşün sahibi olan filozoflar gerçekten kuvveti üç parçaya ayırırlar ve her birinin bağımsız olarak icrai faaliyet eylemesini (işini yapmasını) arzu ederler ve bunun teminine çalışırlar ve bu kuvvetlerin ismine de Kuvve-i İcraiye (yürütme kuvvetleri), Teşriiye (şeriattan geliyor, yasama yani kanun çıkarma), ve adliye derler… Herhangi adli kuvvet yasama kuvvetinin yaptığı kanunu uygulamak için, filan insanı çağırmak ve onu cezalandırmak için elindeki araç nedir? Polis ve jandarma değil mi efendiler? Polis ve jandarma icra kuvvetidir. O halde adli kuvvetin dayanak noktası icra kuvvetidir. İcra kuvveti adli kuvvete açık olmaktan teberri etsin (beri dursun) adli kuvvet atıldır. Atalete mahkûmdur, yoktur. Böyle bir kuvvetin istiklâli (bağımsızlığı) nerededir?  .. Hakikat halde (gerçekte) yasama kuvveti kanunu yapar, fakat yine yaptığı kanunun uygulanmasını kendisi temin edemez, kefil olamaz, taahhüt edemez. Hâlbuki efendiler her şey kanun yapmaktan ibaret değildir. Bilakis her şey o kanunları uygulamak ve uygulatmaktan ibarettir. … İlmi gerçek olmak üzere söylüyorum, tatbik eden (uygulayıcı) karar verenden daima kuvvetlidir. .. Ve ben eminim ki arkadaşlar, cihanda var olan hükûmet şekillerinden bir adım daha ileriye çıkmak, bu insanlık için nasip olursa, emin olunuz ki, bulacakları şekil BMM’nin şekli olacaktır.” (alkışlar)

    Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları II – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981- Sf. 675 ile 686 arası) kitabından birebir alıntıdır.

  • “Sultan Mahmut memleketin idaresini ıslah etmek (sulh etmek, burada iyileştirmek anlamında kullanılıyor) gelişmeyi sağlamak için girişimde bulunmak istedi. Fakat ortaya çıkan girişim Avrupa’yı taklit etmek oldu. Avrupa kanunlarını almak, Avrupa nizamlarını (yönetmeliklerini, tüzüklerini) almak, Avrupa’nın elbisesini giymek gibi bir takım ıslahat girişimlerinde bulundu. Fakat bu, gerçek olumlu bir sonuç vermedi, veremezdi. Çünkü ıslahat için mukallitliğe (taklit etmeye) kalkışılmıştı.”… “örneğin, kıyafete bakınız. Avrupa kıyafetini aldık. Fakat bu, bir kötülüktür; mutluluk ve felaket bir milletin anlayışına bağlıdır.” “Evet, Avrupa’dan elbise alındı. Faraza (farz edelim ki, meselâ) bakınız altında pantolon üstünde cepken, üstünde ceket altında şalvar. Bir türlü bu hazmedilemedi ve edilmemekte devam ediyor.”

    Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları II – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981- Sf. 672, 673) kitabından birebir alıntıdır.

  • (1.12.1921 Tarihli celseden;)

    “Millet hâkimiyetini almıştır ve isyan ederek almıştır.”

    Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları II – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981 – Sf. 670) kitabından birebir alıntıdır.

  • (1.12.1921 Tarihli celseden;)

    “Fakat ne yapalım ki, demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş. Efendiler, biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz. Çünkü biz bize benziyoruz efendiler.” (alkışlar).”

    Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları II – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981- Sf. 662) kitabından birebir alıntıdır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (1994): Sosyalizm ve liberalizm gibi iki yönetim biçimini de reddederek, bilimsel yönetim biçimlerini ıskalayarak biz bize benzeyeceksek, milletin şalvarını, şapkasını niye değiştirdik?

  • (24.11.1921 ile 1.12.1921 tarihleri arasında Hükûmetin yetki ve sorumluluğu ile ilgili kanun teklifi görüşülüyor, Kemal Paşa konuşuyor:)

    “Bir bakanlar kurulu ki; halkın iradesinin temsilcisi olacaktır, ispat edeceğim ki onun eline salahiyet (yetki) verdiğiniz zaman o istediğini yapacaktır ve haberiniz olmayacaktır. Sorarım size; bakanlar kurulu sizin buradan dağıtılmanıza karar verirse ne yaparsınız? Gülemezsiniz! İstanbul Meclis-i Mebusan’ına giden zat-ı aliniz (yüce şahsınız) o zaman da ‘gülerim’ dediniz ama o zaman bunu yapamadınız, kulaklarınızdan tutup kapı dışarı atmışlardı! İşte bunu o Saray ihdas etmiştir (ortaya çıkarmıştır, yapmıştır). Şimdi, millet kumandanları var.” …….. ” Bu hükûmet demokratik bir hükûmet midir, sosyalist bir hükûmet midir yani şimdiye kadar okuduğumuz kitaplarda ismi geçen hükümetlerden hangisidir? Buyurdular (sordular). Efendiler bizim hükümetimiz demokratik bir hükûmet değildir, sosyalist bir hükûmet değildir ve hakikaten (gerçekten de) kitaplarda mevcut olan hükümetlerin bilimsel niteliği dolayısıyla, hiç birine benzemeyen bir hükümettir. Fakat millet hâkimiyetini ve millet iradesini (isteğini, buyruğunu) tek gerçekleştiren bir hükümettir, bu nitelikte bir hükümettir. Bilimsel ve sosyal yönden bizim hükümetimizi ifade etmek gerekirse halk hükûmeti deriz.”

    Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları II – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981- Sf. 656 ile 662 arası) kitabından birebir alıntıdır.

  • (11.8.1921 Komisyon kararı görüşülüyor. Kemal Paşa;)

    “Efendiler, 107 imzalı olan bu önerge içeriğinin bilhassa ikinci maddesi Başkumandanlığa aittir. Böyle bir önerge verilebilmesi için önce Başkumandanlık Kanununun lağvedilmesi (ortadan kaldırılması) gerekir. Bu kanun mevcut (vücut bulmuş, var) iken böyle bir madde okunamaz, böyle bir madde görüşülemez.” “… ben ifayı vazife ederken (görevimi yaparken) şöyle böyle heyetlerle görevime müdahale (dâhil olmak, içine girmek) ettirmem efendiler. Bunda, memleket için, ordu için kötülükten başka bir şey yoktur.”   Ayrıca Anadolu’nun her tarafında başlayan ayaklanmalarla ilgili olarak da; “Bunu millet yapıyor ve bu yapılan kötülüklerle maatteessüf (esefle üzüntüyle belirteyim) düşman parmağı vardır. Ne yapalım? Bu, milletin kusurudur. Saf millet, hakikati güç görür bir millettir, iğfal ve ızlâl olunuyor (kandırılabiliyor ve felakete düşürülebiliyor).”

    Paşa devam ediyor; “Harbi Umumi’de (Genel Savaşta, 1.Dünya Savaşı’nda) dâhil olduğumuz (içinde olduğumuz, birlikte olduğumuz) zümrenin (gurubun, devletlerin) mağlup olması (yenilmesi) yüzünden duçar olması gereken (uğratılması gereken) cezayı, Suriye ve Irak gibi memalik-i vâsiamızın (ülkemizin büyük bir kısmının) idaresi ve geleceğinin tayini (geleceğinin belirlenmesi) hakkını o memleketler halkına terk etmek suretiyle hukuk-u hâkimiyetimizden (egemenlik hakkımızdan) feragat ederek (vazgeçerek) çekmiş bulunuyoruz. Hiçbir mağlup (yenilmiş) devletten bu kadar vasi (geniş, büyük) ve bu kadar zengin memleketler alınmamıştır.”

    Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları I – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981- Sf. 575) kitabından birebir alıntıdır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1994): İsyanların bir iki tanesi, Mustafa Kemal’in ihtilalini benimsemeyip, Padişaha bağlı olan güçler tarafından çıkartılmaktadır, büyük bir kısmı ise Çerkez isyanlarıydı.

  • (29.1.1921 günü Sadrazam Tevfik Paşa’ ya yazdığı mektuptan okuyor;)

    “Zat-ı Şahane (şahane kişi, padişah), BMM’yi tanıdığını kısa bir Hatt-ı Hümayun (Padişah tamimi, yazısı) ile ilan buyuracaktır.” (1) (diyor. Ve konuşmasına devam ediyor;)Efendiler Zat-ı Şahane’yi zannediyorum ki içinizde benim kadar tanıyan azdır. Ben kendileri ile daha padişah olmadan önce seyahat ettim, refakatinde (yol arkadaşlığında) bulundum. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) ahlâkına, âdâtına (adetlerine, yaşama biçimine), efkârına (fikirlerine) diyebilirim ki yakından vâkıfım (bilgi sahibiyim)… İngilizler esir ettikleri İslam âlemine karşı daima baskılarını koruyabilmek, mazhar-ı suhulet olmak (bunu sessizce yapmak) için kıymetli bir alete, bir vasıtaya (araca) muhtaçtırlar. .. İngilizler nazarında (gözünde) bu kıymetli araç Makam-ı Hilafete oturtacakları zattır (kişidir)… Bu, İngilizlerin avucunun içine giren şey Zat-ı Şahanedir.”

    Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları I – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981- Sf.474) kitabından birebir alıntıdır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2007): Tabii ki bu çok ağır hatta imkânsız bir talep, o zaman ülkede iki devletin varlığı kabul edilmiş olur.

  • (Mustafa Kemal Paşa 22.1.1921 günü;)

    “Varlık nedenlerinin kalmadığına inandıkları dakikada bütün millete hitaben bizzat kendileri komünizmin bu memleket içinde tatbik (uygulama) kabiliyeti olmadığını kendileri ifade ederler ve dağılırlar.”

    Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları I – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981 – Sf. 453) kitabından birebir alıntıdır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Mustafa Kemal Paşa bu konuşmasında Halk İştirakiyyun Fırkası’nın, yani Komünist Partisinin Rusya’dan kumandalı olduğunu söylüyor. Bu partiyi zaten kendisi taktik nedenlerle kurdurmuştu, hem Sovyetlerden yardım almayı hem de İngiltere’ye karşı elini güçlendirmeyi hedefleniyordu, ayrıca 1919 ve 1920 yıllarında Komünizmin Türkiye için bir kurtuluş yolu olacağını düşünenler de bir hayli fazlaydı. Çerkez Ethem’in kuvvetleri komünist bir halk kuvveti şeklinde kurulmuş ve öyle idare edilmişti. Komünizmi umut olarak gören kesimin gazını almak ve onları bilinir yapmak için kurulmuştu.