Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Birinci Tez: Türk gericiliği aydın düşmanlığıyla başlar. 

    İkinci Tez: Türk aydını, memur olarak doğduğu için, Türk gericiliği bürokrasi düşmanıdır.   

    Üçüncü Tez: Türk gericiliği Tanzimat düşmanıdır.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 589, 590) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ziya, hiçbir zaman ciddi Durkheim’ci olmadı ve sosyolojik sayılabilecek bir çalışma yapmadı.   Yükseköğrenimi olmayan, yalnızca birkaç yıl Baytar Lisesinde okumuş Ziya, … Üniversite’de Profesör oluyor. Öğrenciler bir heyet yapıp Fakülte Müdürü ve Maarif Nazır’ına Ziya’yı şikâyet ettiler. Ziya görevinden alınıp Diyarbakır’a İlköğretim müfettişi oldu.    Ziya, Enver için yazdığı şiirleri Mustafa Kemal için de hemen hemen aynen tekrarladı. 

    Ziya Gökalp’in iki adet İstida (dilekçe, başvuru) şiiri var.

    İstida (İkinci) Gazi Paşa Hazretleri’ne  

    Bu milletin sen tutmazsan elinden 

    Yanlış yola gidebilir cehlinden 

    Sen yalnız bir büyük insan değilsin.

    Sende saklı nice meçhul kuvvetler.   

    Ziya, burjuva-demokrat, istenirse burjuva – diktatöryal da denilebilir, bakış açısını siyasetle birleştirdi.    Samet Ağaoğlu “Babamın Arkadaşları” adlı kitabında İttihat ve Terakki’nin bir özelliğini vurguluyor.  İttihat ve Terakki her sahada bir adamı dâhi, kahraman vb. sıfatlarla süsleyip öne çıkartıyor. Meselâ Talat Bey’e “Büyük Siyasi”, Abdülhak Hamit’e “Dahi Şair”, Rıza Tevfik’e “Milli Filozof”, Mehmet Emin’e “Milli Şair”, Ertuğrul Muhsin’e “Milli Artist, Milli Aktör” nişanı taktırmaya kadar götürüldü.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf.583) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Yalçın Hoca Durkheim’e, Marksizm’in etkisini kırmak için ortaya çıkmış son derece gerici bir adam diyor.  Ziya Gökalp, cahil, çabuk dönen bir adam.

  • “Dine karşı en şiddetli tepkiyi II. Mahmut gösterdi. Bektaşi tekkelerini dağıttı,… Kavuklu mezar taşlarını bile kırdırttı.

    Kemalizm, din kurumuna değil dinin bazı kurumlarına cephe aldı….  Her iki hareket de hiçbir zaman teorik bir özellik kazanmadı.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 562) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Mahmut, Bektaşi tekkelerine karşı, Yeniçeri Ocağının dini olan Bektaşilikten korktuğu için şiddetli tepki gösterdi. Dini tarikatlar içerisinde en gevşek dindar olan Bektaşi tarikatını ortadan kaldırmakla dini taassupla mücadele etmenin fazla bir alakası yoktur.    

  • “Bizim ihtilâllerin “düşünür”ü yok! Son yüz elli yıldır Türkiye’de birçok ihtilâller yaşandı, Türkiye’nin bir tek ihtilâlci düşünürü oldu mu?  Avrupa ve Rusya’da yıkmakla işe başlayan aydın, Türkiye’de kurmak için doğdu.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 560, 561) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2008): Türkiye’deki ihtilallerin düşünürü yok çünkü düşüneni ve organize edeni, 1950’ye kadar İngiltere’de, 1950’den sonra da Amerika’da.

  • “Mustafa Kemal Bey: Erkân-ı Harp Kolağası (Kurmay Yarbay), 1926’daki İzmir suikastı sırasında Cumhurbaşkanı.

    Pirlepe’li Fethi Bey (Oyar): Erkân-ı Harp Binbaşısı, İzmir Suikastı öncesinde Başbakan. 

    İzmir’li İsmet Bey (İnönü): Erkân-ı Harp Kolağası, İzmir suikastı sırasında Başbakan.

    …Vehbi Paşazade Süleyman Askeri Bey: Erkân-ı Harp Kolağası, Teşkilat-ı Mahsusa (Özel Teşkilat, MİT, Özel Harp Dairesi gibi) Başkanı.

    Ohri’li Eyüp Sabri Bey: Piyade Kolağası, İttihat ve Terakki’nin kurucusu.        

    Yakup Cemil Bey: Piyade Mülâzım-ı Evvel’i (Üsteğmeni) İttihat ve Terakki’nin tetikçisi. Babıali baskınında (1913) Nazım Paşa’yı vurdu, sonra Enver Paşa’ya karşı çıktı, yargılandı kurşuna dizildi.  

    Filibeli Hilmi Bey: Piyade Zabiti (subayı), İttihat ve Terakki’nin müfettişi, Teşkilat-ı Mahsusa üyesi, milli mücadeleye katıldı, Milletvekili oldu. 1926’da Mustafa Kemal’e suikast düzenlemekten asıldı.

    Rasim Bey: Baytar Yüzbaşı, Milli mücadelede Miralay oldu. İzmir Suikastına iştirakten idam edildi. 

    Sarı Efe Edip Bey: Piyade Mülâzım-ı Evvel’i. İttihat ve Terakki üyesi, Milli Mücadeleye katıldı, İzmir Suikastı davasında asıldı.

    Kastamonulu Şükrü Bey: İttihat ve Terakki üyesi, Maarif Nazırı, Milletvekili, İzmir Suikastına katılmaktan idam edildi. 

    Abdülkadir Bey: Ankara Valisi, Milli Mücadeleye katıldı, İzmir suikastından dolayı idam edildi…

    … Afyonkarahisar’lı Ali Bey (Kılıç Ali): Piyade Yüzbaşısı. Milli Mücadelede Milletvekili, Nafıa (Bayındırlık) Vekili, İstiklâl Mahkemesi Başkanı.  

    Doktor Abidin Bey: İttihat ve Terakki’nin gizli faaliyetlerinde yer aldı. Milli Mücadelede Milletvekili, İzmir suikastında idam edildi. İsmail Canbolat Bey: Mülâzım-ı Evvel, İttihat ve Terakki’nin kurucularından, İzmir Suikastı davasında idam edildi.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 556, 557, 558) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Hareket Ordusu, ne düzenli bir Ordudur, ne de düzenli bir Ordunun parçası, tümüyle gönüllülerden kurulan, sayısı ve yönetimi çok milli olmayan tam bir silahlanmış halk topluluğudur. Resmi ordu ile bir ilişkisi yok.  …yalnızca, İttihat ve Terakki’nin militanı olan bazı genç subaylar bulundular. Yer yer birlikte komuta ettiler.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 555) kitabından birebir alınmıştır.

  • Engels ve Diyalektik Materyalizm, düşünüş ile ruhu ve varlık ile tabiatı birbirine benzetirler. Hâlbuki düşünüş ruhun bir faaliyetidir, tamamen aynı olamazlar.

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976 Sf. 46) kitabından dil içi çevrilerek alınmıştır.

  • Bir kimsenin başka kimselerin yarattıkları değerlere bir hak olarak el koyabilmesi onlara sahip olabilmesidir.

    Alıntı: 100 Soruda Ekonomi El Kitabı – Sadun Aren kitabından dil içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

  • “Dış savaşta, bir eğilim olarak sıradan er ölürken, iç savaşın belli başlı kurbanları seçkinler arasından çıkıyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 553) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Dünyanın her yanında ve tarihin her kesitinde yenilikçiler, içinde yaşadıkları toplum için bir tür acayip yaratıklardırlar.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 551) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ahlak yalnızca harekette vardır. Hareketsiz olanın ahlakı yoktur.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 541) kitabından birebir alınmıştır.

  • (İlber Ortaylı’dan alınmış:)

    “Akif, Trablusgarp Savaşı sırasında Sırat-ı Müstakim’de, “Osmanlı ve İslam Muhibbi (seveni) Almanlara Açık Mektup”  yayınlıyor.” “Biz mahvolursak doğunun anahtarı Almanların değil rakiplerinin eline geçecektir. Doğuyu korumak ve uygarlaştırmak, doğuya doğru Osmanlı ile birlikte gitmek, Doğu’yu al! Ticaret ve sanayi için kazanmak… işte kendisini bilen Osmanlı ve Alman Hükümetleri için büyük bir program.”  

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 533) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “Ahlaklı olabilmek için mutlaka kavga etmek gerekiyor, çünkü kavga bir hareketi içeriyor.  

    Duran bir nesnenin ahlaklı olup olmadığına karar vermek imkânsızdır: çünkü ahlak mutlaka bir harekette ortaya çıkıyor. Ancak her hareket de, ahlak araştırmasının alanına girmiyor, yalnızca iradi (bilinçli) olan hareketler bir ahlak sisteminin içinde oluşuyor.   

    Ahlak iradi hareketlerin başlatıcısıdır.  

    Ahlakın kaynağını akılda bulmak imkânsızdır.   

    Kapitalist sistemde akıl, dürüst olmayı değil, dürüst olmamayı gerektirir.  Ahlak karşı harekettir.. Ahlaklı olmak, ancak ve yalnızca, karşı hareket durumunda kendisini gerçekleştirir.   

    Ahlak karşı harekettir ve ahlaklı olmanın tek karşılığı var: “Ahlaklı davrandım ” duygusu.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 529, 530) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1940 Yıllarında Yeni Sabah Gazetesi “Şair Tevfik Fikret’in eserlerini yakmak lâzım” başlıklı yazıyı yayınladı. Cevabını Tan Gazetesinden Sabiha Sertel verdi. Kamplaşma mahkemeye kadar uzadı. Yaşamında yargılanmamış olan Tevfik Fikret, öldükten yıllar sonra yazdıklarından dolayı mahkeme önüne çıkmak zorunda kalmıştı.“

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 531) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “Halit Ziya’ya (Uşaklıgil) göre Tevfik Fikret, pek az okur bir şairdir.  Az bilen ve felsefi gelişmelerden habersiz bir şairdi. Birincilikle bitirdiği Galatasaray’dan aldığı ansiklopedik bilgiler, bir insan sevgisini ve insan sevgisinin zorunlu uzantısı olan Tanrısızlığa açılmayı sağlamaya yetiyor.    

    Çok bilen şair var mı? Veya çok bilen şair olabilir mi? Nazım ne kadar biliyordu?”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 528) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “Cevat Şakir’in Resimli Ay’da çıkan bir yazısından dolayı; Zekeriya Sertel ile birlikte Ankara İstiklâl Mahkemesinde yargılandığı ve mahkûm olarak Bodrum’a sürüldüğü doğru.  Ancak, Cevat Şakir’in politikaya pek ilgisi yok. Üstelik kendi ifadesinden de anlaşılıyor, Cevat Şakir bir politik dergide, yazmadığı bir yazıdan dolayı mahkûm olmuş. Cevat Şakir Abdülhamit’in ünlü Paşalarından Şakir Paşa’nın oğludur. İngiltere Oxford Üniversitesinde öğrenimini bitirmiştir.    

    Cevat Şakir’in dramı, kaçışının nedeni, bu baba katlidir. “Babam çiftlikte her zaman suikasttan korktuğu için, yanında çeşitli tabancalar ve silahlar bulunduruyordu.     … Tartışma öyle bir raddeye vardı ki, benim üzerime ateş etti. Ben rastgele oradaki bir tabancayı alarak, ona doğru nişan almadan ateş ettim. Öldü! Ben de ölümden beter mahvoldum.””

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 518, 519) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Siyaset, eylem halinde felsefedir.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 517) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bundan yüz yıl önceki Türk aydın kadınının, bugünkü aydın Türk kadınından daha kültürlü olduğunu söyleyebiliyorum.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 510) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “… normal sohbet sırasında ve kalabalık içinde, Hilmi’nin “Herkes bir meslek (siyasi ideoloji) sahibi oldu, ben bir şey olamadım, ne olsam acaba?” sözleri üzerine Baha Tevfik’in “Sosyalist ol be Hilmi!” dediğini Münir Süleyman yazıyor.  Hilmi o arada Sosyalizmin ne olduğunu soruyor. Baha cevap verip anlatıyor. Sosyalist Hilmi veya daha sonra Sosyalist Fırkanın yayın organı İştirakten dolayı İştirakçi Hilmi böylece ortaya çıkıyor.     

    İştirakçi Hilmi kırmızı yelek giyiyor. Sosyalist Fırkası, Meşrutiyetten sonra İstanbul’da çok önemli grevler örgütlüyor ve gerçekleştiriyor. Kuşkucu bir göz Hilmi’nin önayak olduğu grevlerin çok büyüğünün Fransız sermayesine ait işyerlerinde olduğunu, İngiliz sermayesine ait işyerlerine dokunulmadığını rahatlıkla saptayabiliyor.   

    1920 Yıllarının etkili Novıy Vostok, Yeni Doğu, dergisinde çıkan bir incelemede, Hilmi’nin İngiliz casusluk servisinin hizmetinde olduğu kaydediliyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II -Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf.499-500) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Beşir Fuat Türkiye’ye materyalizmi getirmeyi bir görev bildi.   

    … maddiyun akımının başlatıcısı oldu. Fizik ve kimya yasalarının insan vücuduna ve topluma olduğu gibi uygulanabileceğine inanıyor ve savunuyor.  Vali babası ile bulunduğu Adana’da, çocukluğunda, Cizvit Okuluna gidiyor, papazlardan ders alıyor.   Tıp öğrencilerinin yeterli ölçüde ceset bulamamaları nedeni ile araştırma yapamadıklarını düşünüyor, vücudunun, deney yapmaları için tıp öğrencilerine verilmesini vasiyet ediyor. 

    Felsefede Beşir Fuat, Baha Tevfik ile devam ediyor.   Baha Tevfik 1884’de İzmir’de doğdu. 1914’de ve otuz yaşında apandisitten ölüverdi. Yalnızdı. Cenazesini dört hamal taşıdı.    

    Baha Tevfik 1911’de ilk olarak Felsefe Mecmuasını (dergisini) çıkarmış. Bir Felsefe Tabirleri Kamusu (Felsefe Deyimleri Sözlüğü) yapmaya çalışmıştır.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 493) kitabından birebir alınmıştır.