“Kâzım Karabekir anılarına “İnkılap Hareketleri Neden Oldu, Nasıl İdare Olundu” adını vermiş.”
Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
“Kâzım Karabekir anılarına “İnkılap Hareketleri Neden Oldu, Nasıl İdare Olundu” adını vermiş.”
Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (1993): Kâzım Karabekir’in 1933’de yakılan “İstiklâl Harbimizin Esasları” adlı kitabı, 1951’de yeniden basılmış. O arada Mustafa Kemal yakılan bu kitabı inceleyerek dokuz sayfa tutan ve kendi el yazısı ile yazılmış notlarla cevap hazırlamış. Hasan Ali Yücel’in kızı Canan Eronat’da bu notları Uğur Mumcu’ya vermiş.
Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. Sunuş) kitabından not alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (1995): Lord Stratford Canning İngiltere’nin Türkiye büyükelçisi, üç defa görev yapıyor. Ve Tanzimat Fermanını Mustafa Reşit Paşa’nın kendisine danışarak hazırladığını anılarında iddia ediyor. Bu Lord, Bodrum’daki Mozoleyi kaçırıp Londra’ya götüren kişi.
BAKKAL’IN NOTU: (2022): Çok ilginç bir anekdot; 4.79.40 nolu not; Fuat Paşa, yukarıdan gelen otoriterizme karşı halktan bir tepki gelmediği, ya “da bu tepki yetersiz kaldığı için, politik liberalizm yolunda büyük Avrupa devletlerine (bunların sefaretlerine) sığındıklarını açıklar; “Bir devlette iki kuvvet olur. Biri yukarıdan, biri aşağıdan gelir. Bizim memlekette yukarıdan gelen kuvvet, cümlemizi eziyor. Aşağıdan ise bir kuvvet yaratma olanağı- yoktur. Bunun için pabuççu muştası gibi, yandan bir kuvvet kullanmaya muhtacız. O kuvvet de sefaretlerdir.” yani Avrupa’dır. Sf.1690 Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu
Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 220) kitabından not olarak alınmıştır.
” Madde1; Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, İtalya) arasında yapılan Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalandığı 30 Teşrinievvel 1334 (1918) tarihindeki hudut içerisinde kalan ve her noktasında, Müslüman çoğunluktan oluşan Osmanlı Ülkesi kesimi, Osmanlı devletinin bölünmez ve ayrılmaz bir bütünüdür. Bütün İslam unsurları diğerlerine karşı saygı, fedakârlık duygusu ile dolu etnik ve sosyal çevrelerine uyumlu öz kardeştirler.
Madde 2; .. vatanımızda öteden beri birlikte yaşadığımız bütün Hıristiyan unsurların Osmanlı Devleti ile aralarında oluşmuş hukuki haklarına tamamen saygılıyız. .. her türlü işgal ve müdahalenin ve özellikle Rumluk ve Ermenilik oluşumu amacına yönelik hareketlerin, reddedilmesi ve bunlara karşı savunma ve karşı koyma hususunda çoğunlukla karar alınmıştır.
Madde 3- Osmanlı Devletinin yok olma tehlikesine karşı, İslam ve Osmanlı Halifeliğinin ve Saltanatın baki kalması esas amacımızı oluşturduğundan, hep birlikte savunma ve karşı koyma esası kabul edilmiştir.
Madde 4- Osmanlı Hükûmeti devletlerin baskısı karşısında, vatanın tamamının dağılması veya çökmesi halinde bir başlangıç olarak buraları terk ve ihmal etmek çaresizliğinde kalması halinde, yani vatanımızın Osmanlı Hükümetine ve Hilafet makamına bağlılığı, anlaşma imzalayarak ve İtilaf Devletlerine muhtıra ve nota verilmek sureti ile veya bu kanaati uyandıracak diğer siyasi belgelerle terk ve ihmal durumunun gerçekleşmesi halinde, kutsal Hilafete ve Osmanlı Saltanatına olan bağlılığımızı korumak ve temin etmek ve vatanımızı Rum ve Ermeni ayakları altında çiğnetmemek üzere derhal bir İdare-i Muvakkate (geçici idare) oluşturulacaktır. Ve halen yürürlükte olan Osmanlı Devleti idaresi ve kanunları çerçevesinde yönetime devam edilecektir. Ve bütün sivil ve askeri yöneticiler (bürokrasi kastediliyor.) bu Geçici İdareye tabi olacaklardır. İdare-i Muvakkate tüm yabancı devletlere bu yeni durumu usulüne uygun bir şekilde resmen bildirecektir. Söz konusu olan İdari Muvakkate, milli teşkilatımızın meydana getirdiği Kongre’ce seçilecek heyettir.
Madde 9- Heyet-i İdare ve merkeziyeler bu yönetmelik ile göreve getirilir veya görevden alınırlar.
Madde 10- Cemiyetin gelirleri, bağımsızlığın önemini tekdir eden her ferdin yapacağı nakit yardımlardan ibarettir.
Madde 11- Millet iradesini hâkim kılmayı amaç edinmiş olan cemiyet, millet meclisinin toplanması yasama ve yürütme yetkisine güvenle sahip olması söz konusu olunca bu cemiyetin kongresinin alacağı karara göre cemiyetin geleceği belli olacaktır.”
Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber 1, Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 220 ile 230 arası) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (2007): Arşivde tamamı mevcut, on sayfa fotokopi halinde. Önemli yerlerini dil içi çevrim yaparak buraya aldım. Bu yönetmelikte mandadan hiç söz edilmediğini ve manda uygulamasının önünü kapatacak bir hükmün de bulunmadığını gördüm. Yalçın Küçük Sivas Kongresinin manda konusuna çok sıcak baktığını iddia ediyor. Bu kongre Erzurum kongresinin Şark Vilâyetlerinin kurtuluşu ile ilgili olan amaçlarını tüm Türkiye için genişleten bir karara varıyor. Ermeni ve Rum ayrılıkçılığı ya da devlet oluşumu için mücadele edilmesi için nelerin nasıl yapılacağı kararlaştırılıyor. İngiliz veya başka bir emperyaliste karşı hiçbir söz veya karar söz konusu değil, bütün senaryo Rum ve Ermenilerin devlet kurma isteklerine karşılık Kürt ve Türk eşrafının desteğini almak. Çünkü Ermeni ve Rum tehcirleri sonucunda bunların geride kalan servetleri zamanın derebeyleri tarafından talan edildi. Bunlara Osmanlıcada mütegallibe deniliyor, bu mütegallibelerin büyük bir kısmı, bunlara Ethem de dâhil edilebilir. Bu mütegallibeler; zeybek, efe adı altında kahramanlık tarihine geçtiler ve artık her tarafta heykelleri var. Kongrelerde ısrarla ve mutlaka saltanat ve hilafetin korunacağı da belirtiliyor, bununla da hem maksimalist Osmanlı aydınının desteği sağlanıyor hem de devletine halen bağlı olan halkımızın. Sivas kongresi kararları bundan ibarettir. Tam metni arşivdedir.
“1970 yılında Yunanistan’ın kişi başına gayri Şâfi millî hâsılası 1090 dolar, Türkiye’ninki ise 310 dolardır. Yunanistan’ın yıllık gelişme hızı yüzde 6,6 kadardır. Türkiye’ninki de hâlen bu civardadır. Gelişme hızını Üçüncü Beş Yıllık Plan’da öngörüldüğü biçimde önemli bir sıçrama gösterip devamlı yüzde 8’in üstüne çıkarabilsek dahi, Türkiye ancak 25 yıl sonra Yunanistan’ın bugünkü düzeyine gelebilecektir…” Sf. 1729
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1729) kitabından birebir alınmıştır.
“Gerçekten petrolcülerin adamı Max Ball’e, ABD petrolcülerinin istedikleri biçimde bir Petrol Kanunu hazırlatılır. Hatta tasarıya ‘Bu yasa ancak yabancı şirketlerin izniyle değiştirilebilir.’ diye, bir 136. madde eklenirse de, bu sonradan çıkartılır. ABD, Türk Petrol Kanunu’nu Güney Amerika’daki muz diktatörlüklerine, “örnek yasa” diye gösterir, İnönü, 1954 seçimlerinde ‘Petrol Kanunu, bir kapitülasyon kanunudur.’ derse de, sonra bu görüşünden cayar, iktidara gelince Petrol Kanunu’na dokunmaz.” Sf. 1694
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1694) kitabından birebir alınmıştır.
“1959 yılının ilk ayında, belli koşulları yerine getiren ABD sermayesinin millîleştirilmesinde muhatabın ABD Hükûmeti olacağını öngören “İstimlâk ve müsadere garantisi anlaşması.” kanunlaştırılır.” Sf.1696
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1694) kitabından birebir alınmıştır.
“Ortak Pazar ülkelerinin politik liberalizmi, Türkiye’deki parlamenter rejimin bir cins garantisi sayılır. Bu tutum, Tanzimat döneminin nüktedan devlet adamı Fuat Paşa’nın ‘Avrupa devletlerine kapılanma’ politikasını hatırlatmaktadır, Fuat Paşa, yukarıdan gelen otoriterizme karşı halktan bir tepki gelmediği, ya “da bu tepki yetersiz kaldığı için, politik liberalizm yolunda büyük Avrupa devletlerine (bunların sefaretlerine) sığındıklarını açıklar; “Bir devlette iki kuvvet olur. Biri yukarıdan, biri aşağıdan gelir. Bizim memlekette yukarıdan gelen kuvvet, cümlemizi eziyor. Aşağıdan ise bir kuvvet yaratma olanağı- yoktur. Bunun için pabuççu muştası gibi, yandan bir kuvvet kullanmaya muhtacız. O kuvvet de sefaretlerdir.” yani Avrupa’dır.” Sf. 1690
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1690) kitabından birebir alınmıştır.
“Osman Deniz anılarında, 21 Ekim 1961 protokolünden vazgeçiş nedenini İstanbul Vâlisi Korgeneral Refik Tulga’dan sorar. Protokolde imzası bulunan Korgeneral Tulga şu karşılığı verir;
“-İyi ki karar uygulanmadı, İstanbul’un ekmeğini Amerika’dan getirilen buğdayla sağlıyoruz. Buğday yüklü Amerikan gemileri Okyanus’tan geri dönebilirlerdi, şimdi Ofis’e telefon edeyim, bakın kaç günlük unumuz var?”
Vâli, Ofisçe telefon eder ve cevabı açıklar :
“-Bakın, 28 günlük unumuz varmış…” (Devrim Gazetesi 25 Kasım 1969).” Sf. 1688
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1688) kitabından birebir alınmıştır.
“Özgürlük adına iktidara gelen Demokrat Parti, Türk Ceza Kanunu’nun ünlü 141 ve 142. maddelerini, idam cezasını dahi öngörecek biçimde ağırlaştırır ve bu maddelere her ileri düşünceyi cezalandırabilecek bir belirsizlik kazandırır. Bu değişikliğe Faik Ahmet Barutçu, Osman Bölükbaşı ve hatta Yargıtay Başkanlığından gelme DP’li Halil Özyörük, ‘fikir özgürlüğü kalıyor’ gerekçesiyle en kesin biçimde karşı çıkarlarsa da, etkisi olmaz. Basın özgürlükleri iyice kısılır. Hatta Menderes iktidarı, ünlü deyimiyle ‘NATO’ya, CENTO’ya bağlıyız, ne solcuyuz, ne sağcı’ diyen muhalefeti dahi tasfiyeye yönelir.” Sf. 1685
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1685) kitabından birebir alınmıştır.
“Menderes, 1 Kasım 1950’de ABD’nin 487 radyo istasyonundan yayınlanan mesajında “Türkiye’de demokrasinin kuruluşunun Amerika’nın çabaları sâyesinde» olduğunu, bunun en somut örneğini “kendi partisinin iktidarda bulunuşunun teşkil ettiğini” açıklar.” Sf. 1685
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1685) kitabından birebir alınmıştır.
“Başkan İnönü de; Associated Press Ajansı’na verdiği bir demeçte, ABD yetkilileri gibi konuşarak, demokrasi adına Amerikan yardımı ister:
“Amerikan yardımı, demokrasiyi kurmak yolunda bir adımdır. Türkiye ile Birleşik Devletler arasında daha sıkı ilişkiler kurulmasına ve demokrasinin Türkiye’de sağlam yerleşmesine yardım edecektir.” Sf. 1682
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1682) kitabından birebir alınmıştır.
“Alman yenilgisi ve Müttefik zaferi kesinleşince, 15 Mart 1944’te Varlık Vergisi kaldırılır. Yalnız vergi cezaları değil, ödenmeyen ‘vergiler de iki gün içinde bağışlanır. Bu birden değişikliği Prof. Weisband şöyle yorumlar:
“Yasanın kaldırılmasına günün koşulları neden gösterilmişti, ama aslında, özellikle Birleşik Devletler’in baskısına olumlu bir cevap vermek ve Türkiye ile Batılı müttefikler arasında daha iyi ilişkiler kurmak için bu yol seçilmişti.”
Almanların güçlü günlerinde serbestçe çalışan, hatta Başbakan Saraçoğlu ve Mareşal Çakmak’tan teşvik gören Nazi yanlısı Turancılar da, Mayıs 1944’te birden tehlikeli sayılıp tutuklanırlar
Batı desteği az çok sağlanıp Sovyetler Birliği ile ilişkiler bozulunca da, ilerici gazeteler tahrip edilir, daha sonra da sol partiler ve sendikalar 1946 yılında kapatılır.” Sf. 1677
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1667) kitabından birebir alınmıştır.
(Despot Menderes’in Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, kürsüde konuşurken CHP’li milletvekili Cahit Tabak’ın güldüğünü zannettiği için ona seslenerek)
“-Gülme! Bizim ödevimiz, Amerika’yı küçük devletlerin yardımına teşvik etmektir. Sen gülüyorsun. Bu hareketinle vatana ihanet ediyorsun!” Sf. 1661
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1661) kitabından birebir alınmıştır.
“Muhammed Heykel, Rusya’nın tutumunu şöyle anlatır: «Nâsır, Kruşçov’dan garanti ister. Amerikalıların Türkleri Suriye’ye saldırmaya sevk ettikleri takdirde, Mısır’ın da Türkiye’ye karşı savaşması gerekeceğini, bunun da çok fena olacağını anlatır. Kruşçov, şu karşılığı verir:
-Rüzgâra göre eğilmek gerek. Başka yol yok. Zira Dulles, dünyayı parça parça edebilir… Dulles, din adamı pozunda. Fakat eminim ki, dinsiz. olduğum halde, ben Tanrıya ondan daha yakınım, onun kalbi yok çünkü…” Sf.1659
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1659) kitabından birebir alınmıştır.
“ABD, Mısır ve Suudi Arabistan’ı pakta sokmayı başaramaz İsrail de paktın dışında bırakıldığı için kuşkuludur.
Muhammed Heykel’e göre, bu amaçla Mısır liderlerine rüşvet sunulur. Necip’e ABD 3 milyon dolar verir. Nâsır’a da 3 milyon önerilir: «Necip, paranın CIA ile ilgisi olmadığını, ABD Başkanı Eisenhower’ın komünizmle mücadeleyi kolaylaştırmak üzere, bâzı devlet liderlerine yardım ettiğini ısrarla söyledi... ‘Nâsır, Amerikalılara çok kızmıştı, parayı rüşvet sayıyordu…
Mısır, âdeta iki Amerika ile uğraşıyordu: Biri ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dullus’in Amerika’sı, öteki de onun kardeşi ve CIA Başkam Allain Dulles’in Amerika’sı..” Sf. 1650
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1650) kitabından birebir alınmıştır.
“Suriye Büyükelçisine Menderes;
“-Benim Suriye diye tanıdığım bir devlet yok… Bu kafada giderseniz fena olacak… Sus! Efendilerine Söyle, iki tümenle Suriye’ye girer, altınızı üstünüze getiririm..” diyordu.” Sf. 1649
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1649) kitabından birebir alınmıştır.
“Yunanistan ve Türkiye’yi uzlaştırmak için Johnson’un hazırlattığı Acheson planlarının Türkiye ikincisini, Yunanistan ise her ikisini reddeder. Johnson öfkelidir;
-Bir General de Gaulle bana yeter. Başka de Gaulle istemem, diye konuşur.
Yunan Başbakanı Papandreu, Şubat 1965’te Moskova’ya gideceğini açıklar. Saray ve Washington’un görüşlerini yansıtmakla tanınan Kathimerini gazetesi tehdit eder;
-Başbakan gidersin, alelâde vatandaş dönersin
Papandreu, gerçekten iktidardan düşer. Uzun çekişmelerden sonra, CIA bordrolarından zaman zaman para aldığı ABD Kongresi’nde resmen açıklanan Papadopulos iktidara gelir.”
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1637) kitabından birebir alınmıştır.
“1957 yılının ilkbaharında Sovyet Büyükelçisinin Emlak Bankası ve Petrol Ofisine yardım önerileri olmuştur. 1956’da Türkiye Ticaret Odası Başkanına, Türk özel kesimine yardım için Sovyetlerin öneride bulundukları yazılmıştır. 1957 yılı Haziranında İş Bankasından bir gurup Rusya’ya gitmiştir. İş Bankası’nın, Batılı firmalar tarafından defalarca reddedilen cam fabrikası kurma önerisini Rusya kabul etmiştir. Yine Sovyetler uzun vadeli kredi ile bize petrol gibi mallar satabileceklerini açıklamışlardır. 9 Ocak 1960’da Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu Sovyetlerle temasımızı doğrulayan ve gerekliliğini savunan konuşma yapıyor. 11 Nisan 1960’da Menderesin Rusya’ya gideceği Kruşçov’un Ankara’ya geleceği açıklandı. … ABD’deki açıklamalar göstermiştir ki, CIA 27 Mayıs hazırlıklarından haberdardır fakat bundan Menderes’i haberdar etmemiştir. 27 Mayıs’tan önce, Ankara’dan merkeze gönderilen bir CIA raporunda şu sonuca varılır: “Menderes’in günleri sayılıdır.” .CIA’nın Türk ihtilal hareketini önceden öğrenmiş olması, CIA karşıtlarının, CIA’nın bu ihtilal de faal (aktif) rol oynamış bulunduğunu düşünmelerine yol açtı.”
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1631, 1632) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (2007): 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 ihtilallerinin ABD’nin arzusu dışında gerçekleşme ihtimali zayıf. Her iki ihtilalden önce, gerek Menderes ve gerekse Süleyman Demirel, ikisi de Sovyet Rusya ile sıcak ekonomik ilişkiler kurmak üzere idiler. İhtilallerden sonra bu ilişkiler çok zayıfladı.
BAKKAL’IN NOTU (1993): Osmanlı Devletinin en büyük düşmanı olan Rusya ve Yunanistan en büyük dostlarımız olurlar. İngiltere Dışişleri Bakanı olan Eden 14 Eylül 1937’de “Türkiye, küçük devletlerin lideri” diyor. Varılan nokta, şahsiyetli devlet politikasının ya da devlet adamlarımızın başarısı olmalı! Zekeriya Sertel; Celal Bayar ve Tevfik Rüştü Aras’ı kaynak göstererek Mustafa Kemal’in vasiyetini şöyle yazar: “Sovyetler Birliğine karşı asla bir saldırı politikası gütmeyeceksiniz. Doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak Sovyetlere yöneltilmiş herhangi bir anlaşmaya gelmeyecek ve böyle bir antlaşmaya imza koymayacaksınız.” diyor. İngiltere Büyükelçisinin 8 Mayıs 1939’da Londra’ya yazdığına göre, Başbakan Şükrü Saraçoğlu, “Bütün Türkiye nüfusunu batı devletlerinin hizmetine verdiğini” yazıyor. Bu nasıl bir vermedir? Hitler 22.08.1939’da generalleri ile yaptığı bir toplantıda: “Türkiye’yi Kemal’in ölümünden sonra budala ve aptallar yönetmektedir.” der. Bizi 2. Dünya Savaşından uzak tutan en önemli şey ABD Başkanı Roosevelt’in Balkanlarda savaş istememesiydi. İnönü’nün manevralarının fazla bir değeri yoktur. Türkiye o yıllarda savaşa girmiş olmaktan daha beter sefalet ve yoksulluk yaşamıştır, sadece İsmet İnönü’nün beceriksizliği yüzünden, açlık ve kıtlık yaşanmış, bu ülkede ekmek bile karne ile yani devletin belirlediği miktarlar kadar alınabilmiştir, insanlar şeker bulamamış ve çaylarını kuru üzüm ile içmişlerdir. 2.Dünya Savaşı yıllarında Türkiye İngiltere’ye öylesine bağlanır ki, İngiltere Başbakanı Churchill Türkiye dış politikasının sözcülüğünü yapar. Meselâ Stalin ile Türkiye’nin savaşa girip girmeyeceği konusunu hep Churchill konuşur. Bir taraftan da Hitler’in hışmından kaçan Yahudileri ülkemize almanın çabasını gösterirler. Bu arada halkımız eskiden kalma bir duygu ile tüm savaş boyunca hep Almanları desteklemiştir.
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1694) kitabından birebir alınmıştır.