Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • BAKKAL’IN NOTU (1993): Mustafa Kemal Paşa bu hatıra defterini yaverlerinden biri olan Şükrü Tezel’e Doğu cephesinde iken vermiş. Mustafa Kemal hatıralarında 20 Kasım 1926’da annesinden Zübeyde Hanım diye bahsediyor. İnsanın hatıratında annesinden bu şekilde söz etmesi normal değil.

    Alıntı: Atatürk’ün Hatıra Defteri – Şükrü Tezer (1993 – Sf. 73) kitabından not çıkartıldı.

  • (Karabekir anlatıyor:)

    “21.12.1923 görüşmesi önemli bir noktaya geliyor. İstanbul’da bir padişahlık ihtilali çıkarmak için Mustafa Kemal Paşa’nın uğraşmakta olduğunu işitmiş, inanmamıştım. .. Demek bana bir imha (yok etme) pususu kurulmuş! Fakat İstanbul’dan ne kendiliğinden ne de teşviklerle böyle bir hareket asla çıkmayacaktır. Çünkü bilenler bilmeyenleri uyanık bulundurmaktadır. Mesele, bu komploların, başka yerlerde de yapılıp – yapılmayacağıdır. … hem fiili hizmette bulunmak, hem de dost şerrine maruz kalmak istemem!

    (Mebusluğunun alınmasını da bir kenarda oturmayı da teklif ediyor. Korkuyor, bunu ima eden cümleleri var:)

    “Renkten renge giren İsmet Paşa kısaca şöyle cevap verdi; Kâzım ne söylesen haklısın. Ankara’da askeri vazifeyle meşgul olmanıza taraftarım. Kumandanların aynı zamanda mebus bulunmaları hakkındaki fikrinizi takdir ederim.”

    Alıntı: Paşaların Kavgası – İsmet Bozdağ (Emre Yayınları – Sf. 236) kitabından birebir alınmıştır.

  • “10 Temmuz 1923 günü Ankara İstasyonunda Halk Partisi Tüzüğü hazırlanırken, Kâzım Karabekir İle Mustafa Kemal yalnız hasbıhal (sohbet) ediyorlar. Mustafa Kemal; “Dini ve ahlakı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar.” diyor ve devam ediyor; “Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimseler ile memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce namus ve din telakkisini (anlayışını) kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz, bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur.” diyor.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 82) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Devlet eli ile kişileri zenginleştirme politikasını İttihat ve Terakki Hükümetinin İaşe (alım-satım) Nâzırı Kara Kemal de uygulamıştı. Her iki uygulamanın sonunda Beyaz Türkler zenginleştiler. Beyaz Türklerin acımasız maddiyatçı yapısı sonucu hem halkımızı ezdiler hem de biriktirdikleri sermayelerinin önemli bir kısmı Amerika ve Alman Yahudilerine sermaye oldu. Ülkenin gerçek sahipleri olan insanları meslek ve bilgi birikimi sahibi yaparak serbest rekabet ortamı yaratıp bu şekilde sermaye birikimi sağlanması yoluna gidilseydi daha doğru bir iş yapılmış olurdu. Hem ülkemiz daha çok kalkınır hem de gelir dağılımında adaletin sağlanması daha üst düzeyde olurdu.

  • “18 Temmuz 1923’de Trabzon’dan gelen haberler, Mustafa Kemal Paşa’nın canını çok sıktı. Ali Şükrü Bey cinayeti, gazete sütunlarında kendisine atfolunuyordu (yakıştırılıyordu). Trabzon hakkında, Sivas Kongresi sırasında da çok sert hareket etmek istedikleri zaman da mani (engel) olmuştum. Mustafa Kemal Paşa bana şunu söyledi; “Trabzon’da kaynayan bir kazan var.. Sen bunu zamanında söndürmedin, şimdi de yeniden kaynamaya başladı. Bu sefer kuvvetli bir yumruk hak ettiler.  Bunu nasıl yapmayı uygun bulursun?” dedi. “Gayri kanuni hiçbir işe taraftar değilim, bilhassa şu aralık….” dedim.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 82) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Kâzım Paşa, sütten çıkmış ak kaşık değil. Onun da kanunsuz işleri var.

  • “Kâzım Karabekir anlatıyor, 1923 seçimlerinden önce, yer; Ankara TCDD Gar’ı; “Gazi’nin ilk teklifi şu oldu; Millet bana güvenoyu versin Milletvekillerinin seçimlerini bana bıraksın,” dedi. Bu teklifine itiraz ettim. Gazi; “Ben muhalefet istemiyorum”…. Diyor ve sadık adamlarını seçimde aday gösteriyor.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 81) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mustafa Kemal, Halk Partisinin ilkelerini açıklarken, 5.Maddede; “Dayanağı TBMM olan Makam-ı Hilafet (halifelik), beynelislam (müslümanlararası) bir makam-ı muallâdır. (yüce, ulu makamdır) “Mustafa Kemal Paşa, namaz, imam halife ilişkisini açıkladıktan sonra, devam ediyor; “Yeryüzünde bir hilafet makamı bulunmazsa, İslam âlemi kendisini imamesiz kalmış bir tespih gibi dağılmış, perişan gözükür. Bu ifadeden anlaşılıyor ki, mutlaka İslam ümmetinin başında Halife namı (unvanı, adı) verilen bir timsalin (misal olan, örnek kişi) bulunması lâzımdır. .. TBMM bizzat Halife Hazretlerini seçerek, kendisini bu aziz ve saygıdeğer makama dayanak yapmıştır.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 80) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1993): Hilafet kurumunun olmayışı, Müslümanların geri kalmalarına, inanç sistemlerini yenileyememelerine sebep olmuş olabilir, bu durum, sadece emperyalistlerin, o dönemde İngiltere’nin 2. Dünya Savaşı’ndan sonra da ABD’nin işine yaramıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2022): Artık, Hilâfet’in İslam’ı dönüştürme ya da siyaset alanının dışına taşıma imkanının olamayacağını düşünüyorum. Hilafet’i kullanarak emperyalistlere zarar vereceğimizi düşünen İngiltere aldanmıştır, 1950’de NATO’ya girdikten sonra din’in bu ülkeyi sömürmek için çok gerekli olduğunu anlayıp, dini yükselttiler.

  • “Trabzon mebusu Ali Şükrü’yü boğarak öldüren, Mustafa Kemal’in muhafız birliği komutanı Topal Osman Ağa, 2 Nisan 1923’de öldürülüyor, 4  Nisan’da Meclis kararı ile Meclis’in önüne asılıyor.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Bu insanlık ve hukuk dışı uygulamalar, pek çok insanımız tarafından, o dönemin gereği falan gibi laflarla adeta hoş görülüyor. Bu yaklaşımlar adaletsizliği ve zulmü, hatta terörü, toplum vicdanında meşrulaştırıyor.

  • “Mustafa Kemal, 1 Kasım 1922’de Mecliste, Hilafetin faydalarını anlatan uzun bir konuşma yapıyor. “Emr-i hilafet, milel-i İslamiyece (İslam milletlerince), en büyük maslahattır. (önemli iştir) Çünkü Efendiler, Hilafet-i Nebeviye (peygamberin halifeliği) Ehli İslam arasında rabıta (bağlayıcı) olan bir emanettir. .. bugün dahi saltanat ve hakimiyet makamını hilafetin yan yana bulunabilmesi en tabii halattandır (hallerdendir) 

    23 Şubat 1923 Bursa’da  …”Hilafetin yalnız Türkiye halkına değil, bütün İslam âlemine şümulü (kapsayıcı) olması nedeni ile bu makam hakkında karar vermek, Türk milletinin salahiyeti (yetkisi) dışındadır.” 3 Şubat 1923 günü İzmir’de; “Bir dinin tabii olması için, akla, fenne (tekniğe) ilme ve mantığa dayanması lâzımdır. Bizim dinimiz tamamen bunlara mutabıktır (uygundur).”..  7 Şubat 1923 teki Balıkesir Hutbesini Kâzım Paşa anlatıyor; “Balıkesir Ulu camide öğlen namazını kalabalık bir cemaatle kıldık. Sonra Mevlit okundu, bundan sonra Mustafa Kemal Paşa minbere çıkarak mükemmel bir hutbe okudu.”

    Hutbeden bazı kısımlar; “Biliyorsunuz ki, zaman-ı saadette (mutlu zaman, burada Hz. Muhammet’in yaşadığı zaman) Hazreti Peygamber hutbeyi kendisi okurdu. Gerek Peygamber Efendimiz ve gerekse de ilk dört halifenin hutbelerini okuyacak olursanız görürsünüz ki, … söyledikleri şeyler o günün meseleleridir.” Mustafa Kemal, hutbesinde isteyenin istediği soruyu sormasını söylüyor. Halk partisi hakkındaki soruya; “Bu milletin siyasi partilerden çok canı yanmıştır. Şunu arz edeyim ki, diğer ülkelerde partiler behemehâl (mutlaka, her halükarda) ekonomik amaçlar üzerinde kurulmuştur ve kurulmaktadır.” diyor. (1)

    Kâzım Karabekir; “Napolyon, başkomutanlık zamanında, muhalif bir partiye izin veren diktatör başına neler geleceğini görür düşüncesi ile tek parti ile nasıl ki iktidara çıkmışsa, şimdi de Mustafa Kemal Paşa aynı şekilde Başkomutanlıktan bir tek parti ile benim önlememe rağmen, hilafet ve saltanatı almak fikrine yürüyecektir.” diyor.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 71 ile 75 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1993): Mustafa Kemal Paşa burada parti kavramını iyice önemsizleştirmek istiyor.

    BAKAL’IN NOTU (1993): Kâzım Paşa, Mustafa Kemal’in Halife olmayı arzuladığını iddia ediyor bu konuda daha ayrıntılı bilgiler var. Bence, Osmanlı’daki saltanatı kaldıracağı için, hilafeti saltanattan ayırıp, birine sahip çıkarak tepkileri azaltıyor.

  • “14 Ocak 1923 günü Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir ve Fevzi Paşa ile birlikte İzmir’e gider. Gazi o gün çok öfkelendi, öfkesinin nedeni de Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in (1) çıkaracağı gazete için Ankara’ya matbaa makinesi getirmesidir. Karabekir anlatıyor; Gazi pek asabi idi, “Muhaliflerden Ali Şükrü Bey Ankara’ya matbaa makinesi getirmiş, Tan adında bir gazete çıkartacakmış, siz hala uyuyorsunuz!” diye, yaveri Hüseyin Abbas Bey’e verdi veriştirdi ve “yakın, yıkın” diye çıkıştı.””

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 68) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995); Ali Şükrü Mustafa Kemal’e muhalif olan Trabzon Mebusu. Muhafız Komutanı Topal Osman onu 1923’te boğarak öldürdü.

  • “Karabekir, savaştan sonra Genelkurmay Başkanı olmayı beklemektedir. Bu niyetini Mustafa Kemal Paşa’ya açar, Mustafa Kemal Paşa, Kâzım Karabekir Paşa’ya Milli Savunma Bakanlığını önerir.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. Sunuş) kitabından not alınmıştır.

  • “Kâzım Karabekir anılarına “İnkılap Hareketleri Neden Oldu, Nasıl İdare Olundu” adını vermiş.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1993): Kâzım Karabekir’in 1933’de yakılan “İstiklâl Harbimizin Esasları” adlı kitabı, 1951’de yeniden basılmış. O arada Mustafa Kemal yakılan bu kitabı inceleyerek dokuz sayfa  tutan ve kendi el yazısı ile yazılmış notlarla cevap hazırlamış. Hasan Ali Yücel’in kızı Canan Eronat’da bu notları Uğur Mumcu’ya vermiş.

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. Sunuş) kitabından not alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): Lord Stratford Canning İngiltere’nin Türkiye büyükelçisi, üç defa görev yapıyor. Ve Tanzimat Fermanını Mustafa Reşit Paşa’nın kendisine danışarak hazırladığını anılarında iddia ediyor. Bu Lord, Bodrum’daki Mozoleyi kaçırıp Londra’ya götüren kişi.

    BAKKAL’IN NOTU: (2022): Çok ilginç bir anekdot; 4.79.40 nolu not; Fuat Paşa, yukarıdan gelen otoriterizme karşı halktan bir tepki gelmediği, ya “da bu tepki yetersiz kaldığı için, politik liberalizm yolunda büyük Avrupa devletlerine (bunların sefaretlerine) sığındıklarını açıklar; “Bir devlette iki kuvvet olur. Biri yukarıdan, biri aşağıdan gelir. Bizim memlekette yukarıdan gelen kuvvet, cümlemizi eziyor. Aşağıdan ise bir kuvvet yaratma olanağı- yoktur. Bunun için pabuççu muştası gibi, yandan bir kuvvet kullanmaya muhtacız. O kuvvet de sefaretlerdir.” yani Avrupa’dır. Sf.1690 Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 220) kitabından not olarak alınmıştır.

  • Madde1; Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, İtalya) arasında yapılan Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalandığı 30 Teşrinievvel 1334 (1918) tarihindeki hudut içerisinde kalan ve her noktasında, Müslüman çoğunluktan oluşan Osmanlı Ülkesi kesimi, Osmanlı devletinin bölünmez ve ayrılmaz bir bütünüdür. Bütün İslam unsurları diğerlerine karşı saygı, fedakârlık duygusu ile dolu etnik ve sosyal çevrelerine uyumlu öz kardeştirler. 

    Madde 2; .. vatanımızda öteden beri birlikte yaşadığımız bütün Hıristiyan unsurların Osmanlı Devleti ile aralarında oluşmuş hukuki haklarına tamamen saygılıyız. .. her türlü işgal ve müdahalenin ve özellikle Rumluk ve Ermenilik oluşumu amacına yönelik hareketlerin, reddedilmesi ve bunlara karşı savunma ve karşı koyma hususunda çoğunlukla karar alınmıştır.

    Madde 3- Osmanlı Devletinin yok olma tehlikesine karşı, İslam ve Osmanlı Halifeliğinin ve Saltanatın baki kalması esas amacımızı oluşturduğundan, hep birlikte savunma ve karşı koyma esası kabul edilmiştir.  

    Madde 4- Osmanlı Hükûmeti devletlerin baskısı karşısında, vatanın tamamının dağılması veya çökmesi halinde bir başlangıç olarak buraları terk ve ihmal etmek çaresizliğinde kalması halinde, yani vatanımızın Osmanlı Hükümetine ve Hilafet makamına bağlılığı, anlaşma imzalayarak ve İtilaf Devletlerine muhtıra ve nota verilmek sureti ile veya bu kanaati uyandıracak diğer siyasi belgelerle terk ve ihmal durumunun gerçekleşmesi halinde, kutsal Hilafete ve Osmanlı Saltanatına olan bağlılığımızı korumak ve temin etmek ve vatanımızı Rum ve Ermeni ayakları altında çiğnetmemek üzere derhal bir İdare-i Muvakkate (geçici idare) oluşturulacaktır. Ve halen yürürlükte olan Osmanlı Devleti idaresi ve kanunları çerçevesinde yönetime devam edilecektir. Ve bütün sivil ve askeri yöneticiler (bürokrasi kastediliyor.) bu Geçici İdareye tabi olacaklardır. İdare-i Muvakkate tüm yabancı devletlere bu yeni durumu usulüne uygun bir şekilde resmen bildirecektir. Söz konusu olan İdari Muvakkate, milli teşkilatımızın meydana getirdiği Kongre’ce seçilecek heyettir.

    Madde 9- Heyet-i İdare ve merkeziyeler bu yönetmelik ile göreve getirilir veya görevden alınırlar.

    Madde 10- Cemiyetin gelirleri, bağımsızlığın önemini tekdir eden her ferdin yapacağı nakit yardımlardan ibarettir.

    Madde 11- Millet iradesini hâkim kılmayı amaç edinmiş olan cemiyet, millet meclisinin toplanması yasama ve yürütme yetkisine güvenle sahip olması söz konusu olunca bu cemiyetin kongresinin alacağı karara göre cemiyetin geleceği belli olacaktır.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber 1, Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 220 ile 230 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Arşivde tamamı mevcut, on sayfa fotokopi halinde. Önemli yerlerini dil içi çevrim yaparak buraya aldım. Bu yönetmelikte mandadan hiç söz edilmediğini ve manda uygulamasının önünü kapatacak bir hükmün de bulunmadığını gördüm. Yalçın Küçük Sivas Kongresinin manda konusuna çok sıcak baktığını iddia ediyor. Bu kongre Erzurum kongresinin Şark Vilâyetlerinin kurtuluşu ile ilgili olan amaçlarını tüm Türkiye için genişleten bir karara varıyor. Ermeni ve Rum ayrılıkçılığı ya da devlet oluşumu için mücadele edilmesi için nelerin nasıl yapılacağı kararlaştırılıyor. İngiliz veya başka bir emperyaliste karşı hiçbir söz veya karar söz konusu değil, bütün senaryo Rum ve Ermenilerin devlet kurma isteklerine karşılık Kürt ve Türk eşrafının desteğini almak. Çünkü Ermeni ve Rum tehcirleri sonucunda bunların geride kalan servetleri zamanın derebeyleri tarafından talan edildi. Bunlara Osmanlıcada mütegallibe deniliyor, bu mütegallibelerin büyük bir kısmı, bunlara Ethem de dâhil edilebilir. Bu mütegallibeler; zeybek, efe adı altında kahramanlık tarihine geçtiler ve artık her tarafta heykelleri var. Kongrelerde ısrarla ve mutlaka saltanat ve hilafetin korunacağı da belirtiliyor, bununla da hem maksimalist Osmanlı aydınının desteği sağlanıyor hem de devletine halen bağlı olan halkımızın. Sivas kongresi kararları bundan ibarettir. Tam metni arşivdedir.

  • “1970 yılında Yunanistan’ın kişi başına gayri Şâfi millî hâsılası 1090 dolar, Türkiye’ninki ise 310 dolardır. Yunanistan’ın yıllık gelişme hızı yüzde 6,6 kadardır. Türkiye’ninki de hâlen bu civardadır. Gelişme hızını Üçüncü Beş Yıllık Plan’da öngörüldüğü biçimde önemli bir sıçrama gösterip devamlı yüzde 8’in üstüne çıkarabilsek dahi, Türkiye ancak 25 yıl sonra Yunanistan’ın bugünkü düzeyine gelebilecektir…” Sf. 1729

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1729) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Gerçekten petrolcülerin adamı Max Ball’e, ABD petrolcülerinin istedikleri biçimde bir Petrol Kanunu hazırlatılır. Hatta tasarıya ‘Bu yasa ancak yabancı şirketlerin izniyle değiştirilebilir.’ diye, bir 136. madde eklenirse de, bu sonradan çıkartılır. ABD, Türk Petrol Kanunu’nu Güney Amerika’daki muz diktatörlüklerine, “örnek yasa” diye gösterir, İnönü, 1954 seçimlerinde ‘Petrol Kanunu, bir kapitülasyon kanunudur.’ derse de, sonra bu görüşünden cayar, iktidara gelince Petrol Kanunu’na dokunmaz.” Sf. 1694

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1694) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1959 yılının ilk ayında, belli koşulları yerine getiren ABD sermayesinin millîleştirilmesinde muhatabın ABD Hükûmeti olacağını öngören “İstimlâk ve müsadere garantisi anlaşması.” kanunlaştırılır.” Sf.1696

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1694) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ortak Pazar ülkelerinin politik liberalizmi, Türkiye’deki parlamenter rejimin bir cins garantisi sayılır. Bu tutum, Tanzimat döneminin nüktedan devlet adamı Fuat Paşa’nın ‘Avrupa devletlerine kapılanma’ politikasını hatırlatmaktadır, Fuat Paşa, yukarıdan gelen otoriterizme karşı halktan bir tepki gelmediği, ya “da bu tepki yetersiz kaldığı için, politik liberalizm yolunda büyük Avrupa devletlerine (bunların sefaretlerine) sığındıklarını açıklar; “Bir devlette iki kuvvet olur. Biri yukarıdan, biri aşağıdan gelir. Bizim memlekette yukarıdan gelen kuvvet, cümlemizi eziyor. Aşağıdan ise bir kuvvet yaratma olanağı- yoktur. Bunun için pabuççu muştası gibi, yandan bir kuvvet kullanmaya muhtacız. O kuvvet de sefaretlerdir.” yani Avrupa’dır.” Sf. 1690

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1690) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Osman Deniz anılarında, 21 Ekim 1961 protokolünden vazgeçiş nedenini İstanbul Vâlisi Korgeneral Refik Tulga’dan sorar. Protokolde imzası bulunan Korgeneral Tulga şu karşılığı verir;

    “-İyi ki karar uygulanmadı, İstanbul’un ekmeğini Amerika’dan getirilen buğdayla sağlıyoruz. Buğday yüklü Amerikan gemileri Okyanus’tan geri dönebilirlerdi, şimdi Ofis’e telefon edeyim, bakın kaç günlük unumuz var?”

    Vâli, Ofisçe telefon eder ve cevabı açıklar :

    “-Bakın, 28 günlük unumuz varmış…” (Devrim Gazetesi 25 Kasım 1969).” Sf. 1688

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1688) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Özgürlük adına iktidara gelen Demokrat Parti, Türk Ceza Kanunu’nun ünlü 141 ve 142. maddelerini, idam cezasını dahi öngörecek biçimde ağırlaştırır ve bu maddelere her ileri düşünceyi cezalandırabilecek bir belirsizlik kazandırır. Bu değişikliğe Faik Ahmet Barutçu, Osman Bölükbaşı ve hatta Yargıtay Başkanlığından gelme DP’li Halil Özyörük, ‘fikir özgürlüğü kalıyor’ gerekçesiyle en kesin biçimde karşı çıkarlarsa da, etkisi olmaz. Basın özgürlükleri iyice kısılır. Hatta Menderes iktidarı, ünlü deyimiyle ‘NATO’ya, CENTO’ya bağlıyız, ne solcuyuz, ne sağcı’ diyen muhalefeti dahi tasfiyeye yönelir.” Sf. 1685

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1685) kitabından birebir alınmıştır.