Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Bizi İtilaf Devletleri bağımsız bir devlet olarak tanısa bile biz yardıma muhtacız… Amerikalılar da mandadan korkmamamız gerektiğini söylemektedirler. İstanbul’daki Amerika temsilcisine bir mektup yazarak Amerika’ya gizlice bir heyet gönderebilmek ve görüşmelere girişmek üzere emrimize bir torpido tahsis (hususi olan, özel ayrılmış) edilmesini isteyebiliriz.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 246) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Kara Vasıf Bey Albay, 1926’da idam edildi.

    BAKKAL’IN NOTU (1993): Yabancı bir kelime, İngilizcesi Mandate, Fransızcası Mandat. Birinci Dünya savaşından sonra kimi az gelişmiş ülkeleri kendi kendilerini yönetecek düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti adına yönetmek üzere bir büyük devlete verilen vekillik.

  • “Aynı celsede Refet Paşa da konuşuyor; “Manda ile istiklâl (bağımsızlık) biri birine engel şeyler değildir. Şu kadar ki kuvvetli olmak lâzımdır. Kuvvetli olmazsak o zaman manda altında eziliriz. .. Biz harici ve dâhili istiklâl-i tam (içeride ve dışarıda tam bağımsızlık) istiyoruz. Bunu kendi kendimize yapabilecek miyiz ve bizi kendi başımıza bırakacaklar mı? Şurası muhakkaktır ki bugün İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan Türkiye’yi bölmek istiyor. Bunun için bir devletin kefaleti (manda yerine bu ifadeyi kullanıyor, içerik olarak ta yakın bir kelime) altında barış yapacak olsaydık, ileride uygun şartlar altında bulununca hemen döner faydamızı temin ederiz. Aksi halde büsbütün zararlı olmaz mıyız? Amerika kefaletini kabul etmek zorundayız. Bu asırda Beş yüz milyon borcu, harap bir memleketi, pek verimli olmayan bir toprağı, on-on beş milyon bir geliri olan bir millet için müzaheret-i hâriciye (dış yardım, manda) olmadan yaşamak imkânı olamaz.  Böyle bir dış yardım ile gelişemezsek, gelecekte ihtimaldir ki Yunanistan’ın saldırısına karşı bile kendimizi koruyamayız. (1)

    Aynı celsede konuşan Hami Bey; İstanbul’da Sadrazam İzzet Paşa ile görüştüğünü, mandaya muhtaç olduğumuzu, siyasi partilerin görüşlerini anlamak için dolaşan ve sonra İstanbul’a gelen Amerikan Araştırma Heyeti üyelerinin İzzet Paşa’yı ziyaret ederek, Anadolu’daki Milli Örgütün Türkiye’yi temsil ettiğine ikna olduklarını ve İzzet Paşa’nın da bu işin müteşebbisi (girişimcisi) olduğunu bildiklerini, eğer Sivas ve Erzurum Kongreleri Amerikan mandasını talep ederse Amerikan’ın da Osmanlı mandasını kabul edeceğini söylemiş olduklarını ve İzzet Paşa’nın da artık bu milletin savaşa gücü kalmadığından her halde böyle bir çareye tevessül (yönelmek) lâzım geldiğinden bahsederek ve Erzurum’da iken bunları Rauf Bey’e şifre ile bildirdiğini söyledi.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 245) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2007): Refet Paşa’nın tespitleri doğru. Mazhar Müfit Bey bu konuşmanın kongreyi çok etkilediğini gören Mustafa Kemal Paşa’nın oturuma on dakika ara verdiğini söylüyor. Bence Mustafa Kemal Paşa bu yoğun manda talebi karşısında direniyor. Bunlar çok önemli belge ve bilgiler. Bu Amerikan mandasını İngiltere’nin kabul etmemesi lâzım, zaten olaylar da buna uygun gelişiyor.

  • “Meclis-i Mebusan kapatılınca Mazhar Müfit ve diğer mebusları Fransa Sefareti (Büyükelçiliği) memurlarından Mösyö Marcel Anadolu’ya kaçırıyor.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber II – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 550) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1993): Osmanlı Paşaları, çok omurgasız, ne zaman sıkışsalar kendi halklarına veya güçlerine değil de bir büyük devletin gölgesine sığınıyorlar.

  • “Mustafa Kemal; “Vaki olan başvuru ve talebi üzerine Mr. Bravn’ı kabul ettim ve kendisi ile uzun uzun konuştum. Amerikalı bir gazeteci olan Mr. Bravn bana ‘Hiçbir resmi sıfatım ve memuriyetim yoktur, tamamıyla özel ve kişisel olarak sizinle görüşüyorum’ dedi. Kendisi ile mandaterlik üzerine de görüştüm. Mr. Bravn Amerika’nın mandaterlik gibi bir vaziyet ve vasfı (sıfatı) asla kabul etmeyeceğini, buna kendisinin de taraftar olmadığını , … esefleriyle (üzüntüleriyle) nakletti.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 239, 240) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Vahdettin, Meclis-i Mebusan üyesi Mazhar Müfit (Kansu) Bey’i Huzuruna kabul ediyor; “Heyet-i Temsiliye benim tacı saltanatımın pırlantalarıdır. Allah sizden razı olsun vatan ve milleti ve saltanatı ve hilafeti kurtarsın. Mustafa Kemal Paşa Hazretleri inşallah afiyettedirler. İstanbul’u şereflendirmeyecekler mi? Kendisi ile mülakata (konuşmaya) hasretim.” dedi ve sordu; “Beyefendi düşmandan memleketimizi kurtarmak için ne gibi çare düşünüyorsunuz?””

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber II – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 534 ile 540 arası) kitabından birebir alınmıştır.     

      

  • ” Mustafa Kemal Sivas’ta odasında sohbet ediliyor, konu 4. Maddedeki Geçici İdare; Mustafa Kemal “Yarın, İstanbul Hükûmeti mülkümüzden bir parçayı düşmanlarımıza terk’e razı olur veya bu ıztırarda (zarar verme zorunda) kalırsa ne olacak? Böyle bir olayı suskunluk ve onay ile mi karşılayacağız. Bu karşı koymamıza isterse isyan adını versinler, biz muhakkak ki hemen arkasından bir geçici idare daha doğrusu, açıkçası hükûmet kuracağız.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 233) kitabından birebir alınmıştır.

  • “20 Ekim 1919’da Bahriye (deniz) Nâzırı (nazar; bakmak, nâzır; bakan) Salih Paşa ile Mustafa Kemal Amasya Mülâkatını gerçekleştiriyor. Aralarında beş protokol yapılıyor, ikisi gizli tutuldu ve imza edilmedi. Bu protokoller ile hükûmet Mustafa Kemal ve hareketini resmen tanımış oldu. Bu gizli protokolleri birincisinin 8. Maddesinde Aydın Kuvayı Milliye’sinin takviyesi için Donanma Cemiyetinin 400.000 lirasından lüzumu kadar (gereği kadar) tahsis ediliyor (para ayrılıyor).”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber II – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 419) kitabından birebir alınmıştır.

  • “4 Eylül 1919’da açıldı ve 11 Eylül 1919’da sona erdi. İsmail Fazıl Paşa (Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’nın babası) söz alarak; “Kongreye temelli (sürekli) reis (başkan) seçmek doğru değildir. Başkanlık görevi isimlerin alfabetik sırasına göre dönüşümlü yapılmalı. Başkanlık makamında oturan Mustafa Kemal’in yüzünde sinirliliğini gösteren asabi çizgiler yayılıyordu. Sordu; “Paşam bu teklifinize hâkim olan mucip (icap ettirici, gerektirici) sebebi iyice anlayamadım” der. İsmail Fazıl Paşa cevap verir; “Kongre çalışmalarına şahsiyet (kişisellik) karıştırmamak, arkadaşlar arasında eşitlik temin etmek amacını güdüyordum.” der. Gizli oyla yapılan seçim sonucunda Mustafa Kemal Paşa üç ret oyuna karşılık kongreye reis seçildiği anlaşılmıştır.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mustafa Kemal Ali Rıza Paşa Kabinesine gönderdiği telgrafta; “Posta ve Telgraf Genel Müdürü Refik Halit (yazar, Refik Halit Karay) Bey’in derhal tevkifi ile mahkemeye verilmesini kanunun dokunulmazlığı ve kutsiyeti namına talep ederiz.” diyor. Ayrıca, Cevat veya Fevzi (Çakmak) Paşalardan birini Erkân-ı Harp Başkanlığına (Genelkurmay Başkanlığına), Galatalı Şevki Bey’i 25. Kolordu Komutanlığına, Miralay İsmet (İnönü) Bey’i Harbiye Bakanlığı Müsteşarlığına, Fırka Kumandanı Kaymakam (Binbaşı) Kemal Bey’i Polis Genel Müdürlüğüne tayinlerine yardım talep ediyor.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber II – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 368) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Muhterem Efendim, … Harici vaziyet İstanbul’a şöyle görünüyor; Fransa, İtalya, İngiltere, Türkiye’de mandaterlik meselesini Amerika Senatosuna resmen teklif etmiş olmakla beraber, bütün kuvvetlerini Senato’nun kabul etmemesi için sarf ediyorlar. Taksimden (Osmanlı Devletinin paylaşılmasından) hisse kaçırmak tabii ki işlerine gelmiyor. Suriye’de hüsrana uğrayan Fransa, zararını Türkiye’de telafi etmek (karşılamak) istiyor. İtalya namuskâr (namuslu) bir emperyalist olduğundan muharebeye (1.Dünya savaşına) ancak Anadolu taksiminden pay almak için girdiğini açıkça söylüyor. İngiltere’nin oyunu biraz daha incedir. İngiltere, Türk’ün vahdetini (birliğini), asrileşmesini (modernleşmesini), hakiki bir istiklâl almasını (gerçek bir bağımsızlık almasını), âti için de olsa (gelecek için de olsa) istemiyor. Yeni vesait (vasıtalar, araçlar. Burada şartlar kastediliyor) ve fikirle tamamen asrî (modern) ve kavi (kuvvetli, güçlü) bir Müslüman -Türk Hükümeti, başında Hilafet de (halifelik kurumu) olursa, İngiltere’nin Müslüman esirleri için bir suimisal (kötü misal, kötü örnek) teşkil eder (oluşturur). (1)

      “Türkiye’yi kül halinde (bir bütün olarak) alabilse, kafasını kolunu koparır, birkaç senede sadık bir müstemleke (istimlâk edilmiş, sömürülen) haline koyar.”

    “Buna en başta bilhassa (özellikle) memleketimizdeki klerikal sınıflar (Clericalizm; Katolik kilisesinin etki alanını devlet ve toplum işlerine dek genişletme fikri. Halide Hanım’ın burada Siyasi İslamcıları, şeriatçıları kastettiğini zannediyorum)  çoktan taraftardır. .. Biz İstanbul’da kendimiz için bütün eski ve yeni Türkiye sınırlarını şamil (kapsayan) olmak üzere muvakkat (vakitsiz, geçici süreli) bir Amerika mandasını ehven-i şer (Şerrin az kötü olanı, kötülerin az kötüsü) olarak görüyoruz. Sebeplerimiz şunlardır; 1- Aramızda herhangi şerait (şartlar) altında Hıristiyan ekalliyetleri (azınlıkları) kalacaktır, bunlar hem Osmanlı tebaası (tabi olanlar, bağlı olanlar, Osmanlı’da vatandaşlar) hukukundan istifade edecekler, hem de hariçte bir Avrupa Devletine dayanarak şuriş (karışıklık) çıkaracaklar. Mütemadi (sürekli) müdahaleye sebebiyet verecekler, zaten suri (göstermelik) olan istiklâlimizden ekalliyetler (azınlıklar) namına (adına) her sene parça parça kaybedeceğiz. 2- Birbirlerini ifna eden (yok eden), menfaat, hırsızlık veyahut sergüzeşt (macera) ve şöhret namına yaşayanların hırsını tatmin eden hükûmet nazariyesi (görüşü, ideolojisi) yerine, milletin refah ve inkişafını (gelişmesini) temin; halkı, köyleri, sıhhati ve zihniyeti ile asri (modern) bir halk haline koyabilecek bir hükûmet nazariyesine (görüşüne) ve tatbikatına (uygulamasına) ihtiyacımız var. Bunun için lâzım gelen para, ihtisas (hassaslaşma, uzmanlık) ve kudrete (güce) sahip değiliz. Siyasi istikrazlar (siyasi borçlanmalar) siyasi esareti tezyit (ziyadeleştirme, arttırma) ediyor. Tarafgirlik, cehalet ve çok konuşmaktan başka müspet (olumlu) bir netice yaratamıyoruz”.

    “On beş yirmi sene zahmet çektikten sonra yeni bir Türkiye ve her ferdi, tahsili (eğitimi), zihniyeti (dünya görüşü, ideolojisi) ile hakiki istiklâli (gerçek bağımsızlığı) kafasında ve cebinde taşıyan bir Türkiye’yi ancak, Yeni Dünya’nın (ABD’nin) kabiliyeti (yetenekleri) vücuda getirebilir. 3- Harici rekabetleri ve kuvvetleri memleketimizden uzaklaştırabilecek bir zahire (desteğe) ihtiyacımız var. Bunu ancak Avrupa haricinde ve Avrupa’dan kuvvetli bir elde bulabiliriz…….. 4- … Bu sebeplerden dolayı süratle istememiz lâzım gelen Amerika da tabii mahzursuz (kusursuz) değildir. İzzeti nefsimizden epeyce fedakârlık etmek mecburiyetinde bulunuyoruz. Yalnız bazılarının düşündüğü gibi Amerika’nın resmi sıfatında dini temayül (meyletme, eğilim) ve tarafgirlik (taraf tutmak) yoktur. Hıristiyanlara para verecek misyoner kadının, Amerika’nın idari makinesinde (idari yönetiminde) bir mevki (yer) tutmaz. Amerika’nın idare makinesi dinsiz ve milliyetsizdir. O çok ahenktar (ahenk içerisinde), muhtelif (çeşitli) cins ve mezhepteki adamları çok imtizaçlı (uyumlu) bir surette bir arada tutmanın usulünü biliyor. Resmi Amerika’nın mühim adamları arasında lehimize epeyce bir temayül (meyletme, eğilim) husule geldi (hâsıl oldu, ortaya çıktı). İstanbul’a ermeni dostu olarak gelen birçok mühim Amerikalılar Türk dostu ve Türk propagandacısı olarak döndüler. Bu cereyanı (akımı, fikir akımını) temsil eden resmi ve gayri resmi Amerika’nın fikri, hafi (gizli) olarak şudur: Türkiye’yi olduğu gibi hiç bir parçaya ayırmamak, eski hudutları dâhilinde vahdet (birlik) içinde muhafaza etmek şartı ile umumi (genel) ve bir tek manda almak istiyorlar. Suriye, Amerika komisyonu orada iken, umumi bir kongre akdederek (imzalayarak) Amerika’yı istemiştir. Amerika’da Suriye’nin bu arzusu pek hararetle karşılanmıştır… Her an bu milli hareketi durdurmak için kuvvet sevki mutasavver (tasavvur edilmektedir, düşünülmektedir) , bunun için İngilizleri kandırmaya çalışıyorlar. Milli hareket süratle ve müspet (olumlu)  arzularla hemen meydana çıkarsa ve Hıristiyan düşmanlığı gibi bir rengi de olmazsa Amerika’da hemen zahir (destek)  bulacağını yine çok mühim mahafil (önemli merkezler veya odaklar) temin ediyorlar (güvence veriyorlar). Sivas kongresi in’ikad (akit yapma, karar oluşturma) edinceye kadar Amerika komisyonunu alıkoymaya çalışıyoruz. Hatta kongreye Amerikalı bir gazeteci göndermeye de belki muvaffak olabileceğiz…… Türkiye’yi azim ve irade sahibi, geniş kafalı bir iki kişi belki kurtarabilir. Sergüzeşt (macera) ve cidal (kavga) devri artık geçmiştir. Ati inkişaf (gelecekte kalkınma) ve vahdet (birlik) muharebesi (harbi, savaşı) açmaya mecburuz. Hududunda bu kadar çok evladı ölen zavallı memleketimizin fikir ve temeddün (medenileşme) muharebesinde kaç tane şehidi var? Hürmetlerimi gönderir, muvaffakiyetinize dua ederim. Milli davada canı ile ve başı ile çalışanlar arasında sade bir Türk askeri tevazuu (alçak gönüllülüğü) ile sizinle beraber olduğumu beyan ederim. Halide Edip” (2)

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 187-188) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2007): Önemli bir analiz. Dörtler konferansında İngiliz Başbakanı bu endişelerini dile getirdi ve Osmanlının bu nedenle yıkılması gerektiğini söyledi. Halide Hanım bir vatansever, aydın bir insan, millici bir Sabetayist, antiemperyalist, Cumhuriyetten sonra uzunca bir süre korkup yurtdışına kaçtı ve orada yaşadı.

    BAKKAL’IN NOTU (2) 2007): Halide Edip Hanım, ileri görüşlü bir aydın, İstanbul’un işgalinde meydanlarda miting düzenleyip halka hitap eden bir insan. Mazhar Müfit, manda konusunda Mustafa Kemal’e gelen telgraf, mektup ve raporların haddi ve hesabı yoktu diyor.

  • “Trabzon’a yazılan bir yazıda Mustafa Kemal; “Maksat diktatörlük kurmak ise, buna artık bu memlekette imkân düşünülemez.” diyor.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber II – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 356) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1993): Yıllar sonra, gazetecilere “evet ben bir diktatörüm” diyecektir.

  • “İstanbul’dan hükûmet ile Sivas arasında arabuluculuk yapan, Mustafa Kemal’in eski ve samimi arkadaşı Erkân-ı Harbiye Mirlivası (Genelkurmay’da General) Abdülkerim Bey’e, Mustafa Kemal telgraf ile durum değerlendirmesi yapıyor: “İngilizler bilhassa devlet ve milletimizin iç işlerine ve meşru (haklı) amaç takip ettiği gerçekleşen milli hareketimize, katiyen (kesinlikle) müdahale etmeyeceklerine dair Eskişehir’den gönderdikleri bir özel heyet ile söz verdiler.” Diyor. Devamla; “Kütahya’daki İngiliz kuvvetlerinin özel tren ile şimale (kuzeye) hareketlerini ve Çiftehan’a gelen bir İngiliz heyetinin, oradaki Kuvayı Milliye kumandanına, İngilizlerin Türklerle elli senelik bir muhâdenet (arkadaşlık, barış) ve muvalâta (dostluğa) sahip bulunduğunu ve harekât-ı milliyeye karşı tamamen tarafsız kalacaklarını temin eylediği (teminat verdiği) ve hatta arzu edersek, yardıma hazır bulunduklarını bildirdiği ve İzmit, Bolu, Zonguldak ve Şile’deki Kuvayı Milliye’yi hareket için emre hazır ettiklerini bildirmektedir. İstanbul’da Hükûmetin tamamen vâkıf olduğumuz tekmil (tüm) baskılarına rağmen, hazırlanmış Kuvayı milliye İngilizlerin teminat-ı muvalâtkârânesiyle (dostça teminatlarıyla) derhal harekete geçebilir.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 9) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “25-26 Temmuz 1919’da Bekir Sami Bey’in Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Orbay Paşa’ya yazdığı mektup;

    İstiklâl şayan-ı arzu ve tercihtir. (Bağımsızlık arzulanan bir tercihimizdir.) Ancak İstiklâl-i tam (tam bağımsızlık) talep ettiğimiz halde, mülkün menatık-ı müteaddideye taksimi (mülkümüzün, ülkemizin,  çeşitli mıntıkalara, bölümlere ayrılması) kati (kesin) ve şüphesizdir. Şu halde iki üç vilâyete münhasır (sınırlanmış, özgü) kalacak istiklâle, tamamiyet-i milliyemizi (tüm milletimizi) temin edecek mandaterlik elbette müreccahtır (üstün tutulmalıdır). Memalik-i Osmaniye’nin (Osmanlı mülkünün, ülkesinin) tamamına şamil (kapsayan) meşrutiyetimiz (Padişah ve parlamentonun birlikte yürüdüğü sistem) ve hariçte (dışarıda) hakk-ı temsilimiz (temsil edilme hakkımız) baki kalmak şartı ile geçici bir zaman için Amerikan Mandaterliğini talep etmeyi milletimiz için en nafi (faydalı) bir çözüm şekli kabul ediyorum. Bu konuda Amerikan mümessili (temsilcisi) ile görüştüm. ABD mümessili, Kongrenin seçeceği bir heyeti ABD’ye bir zırhlı ile götürmeyi kabullenmiştir. Paşa aynı gün kongrede manda mevzusunu görüşmeye arz etmiştir. Kongrede bütün açıklığı ile Amerikan mandasından bahsetmek ebetteki doğru olmazdı. Kongrenin genel havasına kayıtsız şartsız istiklâl isteğini hâkim kılmak esastı, bu, temin edilmişti.””

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 178 ile 180 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): ABD Mümessilinin Bekir Sami Bey’e önerdiği hususlar; 1-Adil bir Hükûmetin kurulması. 2- Maarif-i Umumiye’nin (Genel öğretim sisteminin) yazılması. 3- Din hürriyetinin temini. 4- Gizli antlaşmaların ilgası (ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya arasındaki anlaşmanın ortadan kaldırılması) 5- Genel Osmanlı mülkünü kapsamak üzere ABD mandaterliğinin kabul edilmesi. Erzurum Kongresinde ciddi tartışmalara neden olan Mandacılık, Sivas Kongresinde karara bağlanıyor ve Mandacılık, Mustafa Kemal Paşa ve Heyetinin siyasi tavrı oluyor. Mustafa Kemal, o zamanın şartlarında en akılcı ve doğru çözüm olan ABD mandasını ister gibi görünüyor, çünkü bu konuda büyük bir kamuoyu baskısı söz konusu. Ancak daha sonra, iç savaşın kızışması, İstanbul’un işgali gibi kriz ve kaos ortamından sonra iktidar ışığı görünce mandacılığın önünü kesiyor. İngiltere’nin bu ABD mandacılığına karşı her türlü engelleme ve operasyonu yaptığı görülüyor. Zaten Sivas kongresinden sonra içeride meydana gelen isyanlar ile İstanbul’un işgali sonucunda ABD’nin manda görüşmeleri için muhatabının belirsiz hale gelmesi, ABD’yi bu fikirden uzaklaştırmıştır. ABD Osmanlı ülkesine mandaterlik yapmak için Saray ve Sultan’la mı görüşecek yoksa Saray’ın eşkıya veya ihtilalci olarak nitelediği Mustafa Kemal Paşa ile mi görüşecek?

  • “Erzurum Kongresince seçilen Heyet-i Temsiliye, sırası ile şu kişilerden oluşmaktadır; 1- Mustafa Kemal Paşa, 2- Hüseyin Rauf (Orbay) Paşa, 3- Hoca Raif Efendi (Eski Erzurum Müftüsü), 4- Şeyh Fevzi Efendi (Erzincan’da Nakşibendi Şeyhi), 5- Servet Bey (Eski Trabzon Mebusu), 6- Bekir Sami Bey (Eski Beyrut Valisi), 7-Sadullah Efendi (Bitlis Mebusu), 8- Hacı Musa Bey (Mutki Aşireti Reisi).

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 112) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “Mustafa Kemal Paşa, Kastamonu’ya gönderilen Miralay Osman Bey’e Heyet-i Temsiliye adına telgraf çekiyor; “Bizzat Valilik vekâletini üzerinize alınız. Bütün mülki (sivil – idari) ve askeri kuvveti emriniz altına almaya tamamıyla salâhiyettarsınız (yetkilisiniz) Gelecek Valiyi tevkif ettiriniz. İcraatınıza (yapacağınız bu işlere) fiilen muhalefet edecek olanlara karşı tereddütsüz silah kullanınız. Bolu ve Sinop Mutasarrıflıklarına da Heyet-i Temsiliye namına aynı talimatı (yazılı emiri) dikte ettiriniz.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 309) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ne idüğü belirsiz olan bu zat (1); “Kışlaları kapatalım, askerleri kâmilen (tamamen) terhis edelim, sulh içinde yaşamanın şartlarını hazırlayalım ve gereğinde askeri hizmetleri milis teşkilatı (düzensiz, gönüllü halk savaşçıları) kurarak ona tevdi edelim (yönlendirelim).” teklifinde bulunuyordu. Bolşevikliğin bir dünya saadeti propagandası halinde dünyaya yayıldığı o anlarda, bu teklif kongreyi çıldırtacak hale getirmiş ve Ömer Fevzi’ye karşı birden bir kin ve nefret hâsıl olmuştur. “Burada Bolşeviklik propagandası istemiyoruz.” “Orduyu terhis etmek, kışlaları kapatmak Bolşevikliktir.” diye yükselen itham ve hücumlar karşısında kürsüden indirilen bu Ömer Fevzi, bütün tevil (düzeltme), tefsir (açıklama) ve yalvarışlarına rağmen bir daha dinlenmedi.. Giresun Murahhası (delegesi) Dr. Naci Bey de bir Parti kurulmasını öneriyor, hatta programını bile okuyor ama reddediliyor.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 103 ile 113 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2022); Ne idüğü belirsiz dediği kişi, Ömer Fevzi Eyüboğlu ya da Eyyübizade Ömer Fevzi Bey, (d. 1884, Trabzon, ö. 5 Şubat 1952 Samsun), İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu. Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti kurucuları arasında yer almıştır. Millî Kongre ve Saltanat Şurasına Trabzon delegesi olarak katılmıştır. Erzurum Kongresi’ne katılmış, Kemal Paşa’nın başkanlığına karşı çıkmıştır. Trabzon’da çıkardığı Selâmet gazetesinde halkı, padişaha sadık kalmaya çağıran yazılar yazmıştır. Yazılarının tepki görmesi üzerine Trabzon’dan Balıkesir’e gitmiş ve devraldığı İrşat gazetesinde Mustafa Kemal ve Anadolu’da gelişen Kurtuluş Savaşı’na karşı ağır eleştirilerde bulunmuştur. Kurtuluş Savaşı sonunda Fransa’ya kaçmış ve Yüzellilikler listesine alınmıştır. Yurt dışında Rehber-i İnkılâp adlı bir gazete yayımlamıştır. 1938’de çıkan af yasasıyla yurda döndükten sonra Trabzon’da avukatlık yapmıştır.

  • “Ayrıca Elçiliklere yazdığımız muhtıranın (siyasi ihtar yazı) sureti de şudur;

    “..Sekiz ay önce kapatılmış olan Millet Meclisimiz, Kanun-i Esasi (anayasa) gereğince, dört ay içerisinde yeniden toplanması gerektiği halde, .. hâlâ toplanamamıştır. Bu vaziyet (durum) üzerine harekâtı ile icraatında hiçbir fikri meşruiyet (haklılık) kalmayan Ferit Paşa kabinesi (hükümeti), genel nefret karşısında zulüm ve şiddetle payidar olabilmek ve siyaseti ortadan kaldırmak için Müslüman halkları birbirleriyle kırıma yöneltmek istemişse de bu girişime ait belge milletin eline geçerek memleketin genel emniyeti zarar görmekten kurtulmuştur. .. mevcut Hükûmetin Versay Konferansına gönderdiği delege heyeti, sırf milli emelleri temsil eden bir hükûmet tarafından gönderilmiş olmadığından dolayı bir ehli hibre (haberdar kişi, bilirkişi) telakki edilmiştir. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) sulhun kararlaştırılması da ancak millete dayanan bir Osmanlı Kabinesi kurulması ile kabil (mümkün) olabilir. Bu suretle, gerek milletimizin ve gerekse Avrupa ve Amerika’nın gelecekteki yüksek yararlarınızı bilmekte olan mevcut milli heyetimizin, asayişin (iç güvenliğin) halli dışında hiçbir fikre dayanmadığını ve genel emniyeti bozacak hiçbir olay ortaya çıkmayacağını ve bütün anlamı ile ıslah edici bir hatt-ı hareket (hareket yolu) takip edileceğini … arz ederiz.

                                                         Sivas’ta mün’akit (akdedilmiş) Umumi Kongre Heyeti.” (1)

    Trabzon, Kastamonu, Konya Valileri başta olmak üzere bazı memurlar da bu işlere karşı çıkıyorlar. Ve “Biz yasal ve kurulu devletin temsilcileriyiz. Heyet-i Temsiliye ne demek? Bunlar Padişah ve Hükûmetin gözünde birer asi ve şaki (eşkıya) olmaktan başka hukuki bir duruma sahip olmayan insanlardır. Hükûmetin acz (çaresizlik) ve zaafından (zayıflığından), memleketin içindeki sarsıntı ve dağınıklıktan yararlanarak meydanı boş buluyorlar.” diyorlar.” (2)

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 292) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2007): Milli Kurtuluşçular, emperyalistlere kendi devletlerini şikâyet ediyorlar ve burada manda için gerekenleri yaptık, yapacağız diyorlar. Biz sizin menfaatinizin neler olduğunu biliyoruz bir kusur işlemeyiz diyorlar ve bir siyasi fikrimiz, ideolojimiz yoktur, biz içeriyi sustururuz diyorlar ve bu davetlerini de arz ediyorlar. Çok önemli bir belge.

    BAKKAL’IN NOTU (2) (1993): Bu muhtıraları İstanbul basını ve Belediyelere de duyuruyorlar. Ancak bu ihtilal deklarasyonlarından Kongredeki insanlar da endişelenmiş olacak ki, Mustafa Kemal’in önünü kesmeye gayret etmişler. Heyet bu yazılara imza koymaktan kaçınıyor, Kâzım Karabekir Paşa da bu işin başını kaşıyor. En sonunda Heyet-i Temsiliye namına (adına) Mustafa Kemal imzası uygun görülüyor.

  • “20 Temmuz 1919 

    “Paşam, muvaffak olursak idare şekli nasıl olacaktır?” Mustafa Kemal Paşa; “Açıkça söyleyeyim, şekli hükümet, zamanı gelince, Cumhuriyet olacaktır.” diyor.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 74) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Uydurma hadisler gibi bu kitaplarda da çok sayıda uydurma fikirler ve sözler var.

  • “Eylül 1919’da Heyeti Temsiliye’nin Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya ihtar yazısı; “… Bu son ihtarımızdır. Bundan sonra milletin alacağı durum burada bulunan yabancı subaylar aracılığı ile İtilaf devletleri temsilcilerine dahi ayrıntıları ile bildirilecektir.”  Ve Padişah’a ise alayı vâlâlı (bol övgü dolu) bir telgraf çekilir.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 276) kitabından birebir alınmıştır.

  • BİLGİ; Ahmet Mazhar Müfit Kansu 1874 Denizli doğumlu. Çeşitli illerde valilik yapmış, Bitlis Valisi iken, 1918 Mütarekesinde (Mondros Ateşkes Antlaşmasında) Damat Ferit Paşa Hükümetince azledilmiş (memuriyetten atılmış) ve yargılanması istenmiş, o da Erzurum’a giderek Mustafa Kemal Paşa’ya katılmıştır. 1920 yılında Hakkâri Mebusu iken Elaziz’de Valilik yapmış, 1925‘de Şeyh Sait İsyanında Şark İstiklâl Mahkemesinde Başkanlık yapmış, 13 Kasım 1948’de ölmüştür.

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK Yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. Önsöz) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1993): Mazhar Müfit Kansu Bitlis Valiliği döneminde Ermeni Tehcirindeki tutumu nedeni ile azledilip mahkemeye verilmiş.