Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Baro Başkanı Lütfü Fikri: “Kurtuluş Savaşına katılanların % 99’unun, bu savaşın Cumhuriyetle biteceğini bilmediğini.” söyler. Topçu İhsan Başkanlığındaki İstiklâl Mahkemesi İstanbul’a gider 10 Aralık 1923’te sadece Lütfü Fikri Bey’i bu sözünden dolayı yargılayıp 5 yıla mahkûm eder bu cezayı Meclis affeder.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1333-1337) kitabından birebir alınmıştır.

  • “22 Kasım 1923’de Parti gurubunda İsmet Paşa, Rauf Paşa’ya karşı saldırıya geçer: “Tarihin herhangi bir döneminde bir Halife ülkenin alınyazısına karışmayı aklından geçirirse, hiç kuşku yok ki o kafayı koparacağız.” der.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1334) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ekim 1923’te CHP gurup toplantısında, Atatürk’e rağmen, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’dan boşalan Meclis 2. Başkanlığına Rauf Paşa, İçişleri Bakanlığına da Erzincan eşrafından eski Vali Sabit Bey (Sağıroğlu) seçilir. Bunun üzerine de Mustafa Kemal, Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya yaptığı “Telgraf Darbesi” gibi bir darbe ile Cumhuriyet darbesini yapar. .. Mustafa Kemal Fethi Bey’in (Okyar) Hükümetini istifa ettirir ve bir türlü yeni Hükûmet seçilemez. 28 Ekim 1923 gecesi, İsmet, Kâzım (Özalp) Paşalar ile Kemalettin Sami ve Halit Paşaları Çankaya’ya yemeğe çağırır, yemekte “Yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” der. 29 Ekim 1923 günü öğlenden sonra CHP Gurup toplantısında İsmet Paşa “Avrupa’da devletinizin başkanı yoktur, şimdiki başkanınız Meclis Başkanıdır, demek ki siz ayrı bir başkan bekliyorsunuz dendiğini” açıklayıp, Cumhurbaşkanının seçilmesini istediğini ister. Meclis 20.30’da Cumhuriyet kararı alır ve 15 dakika sonra Cumhurbaşkanı seçimini de tamamlar, Cumhurbaşkanı oy birliği ile ve fakat 158 oyla seçilir.

    … Ali Fuat Cebesoy Paşa daha sonra; “Biz diktatörlüğü getirmeyecek ilkelere dayanan bir Cumhuriyet istemiştik.” der. Karabekir Paşa, “Cumhuriyet yanlısıyım fakat kişisel saltanata karşıyım.” der.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1328 ile 1330 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Cavit, İttihat ve Terakkinin (Birleşme ve yücelme) göze görünür lideri hükmünde idi. Cavit bir komiteci (gizli örgütleyici) değildi. Uygar bir adamdı. Onu, Lozan’dan beri muhalefete sürükleyen nedenler şunlardır. Ona göre, Büyük Avrupa Devletlerinin yardımı olmaksızın ve bu yardımı sağlayacak ödünler verilmeksizin, Anadolu’nun ortasında tek başımıza bir devlet kurup yaşayamazdık. İstanbul’dan ayrılmamalı idik. Mustafa Kemal de İsmet’te nihayet (sonuç olarak) Enver gibi birer askerdirler. Ankara iktidarı ister istemez kafasının dikine giden bir dikta rejimi olacaktır. Cumhuriyet işin iç yüzünü maskelemekten başka bir şey değildir. Cavit iktisadi (ekonomik) ve mali âlemden kendisini ayırmayan, milliyetçiliği her bakımdan bir darlaşma sayan, devrim diktalarına aklı yatmayan bir Osmanlı idi.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1328-1329) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1923 Yılında yapılan seçim ile ilgili olarak Mustafa Kemal Nutuk’unda; “Yeni seçime bildiğiniz ilkelerimizi ilan ederek girdik. Görüşlerimizi benimseyip milletvekili olan kişiler, önce, ilkeleri benimsediğini ve görüşlerimize katıldıklarını bana bildiriyorlardı. Adayları ben saptayacaktım ve zamanında Partimizin adını ben ilan edecektim.” diyor.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1312 ile 1314 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Birinci Meclis dediğimiz kurtarıcı ve kurucu Meclis’teki bir kaç aydın ve muhalif Mebusun verdiği rahatsızlık, bu Meclis’i erken seçime götürerek ortadan kaldırılıyor. Yeni Meclis’te de küçük ve önemsiz çatlak sesler var ama Lozan’ı ve yeni düzeni kabul edecek bir Meclis yaratılmış oluyor.

  • “28 Ekim 1922’de İtilaf Devletleri (İngiltere. Fransa, İtalya gibi 1.Dünya Savaşında yenildiğimiz Devletler) Lozan Barış Konferansına İstanbul ve Ankara Hükümetlerini, her ikisini de çağırır. (1)

    Mustafa Kemal önce Saltanat ve Hilafeti birbirinden ayırır, Saltanatın kaldırılmasını isteyen önerge (kanun teklifi) Gazi’nin de imzası ile Dr. Rıza Nur ve 82 arkadaşı tarafından Meclis Başkanlığına verilir. Mustafa Kemal, Babıâli’nin Millet Meclisini küçümseyen telgraflarını okuyarak Meclisi coşturur. Teklif 30 Ekim 1922 günü Mecliste görüşülür. Saltanatın kaldırılması ile ilgili önerge 132 oy alır, 25 oy daha gerekmektedir. Bir iki Mebus Saltanatın kaldırılmasına açıkça karşı çıkar, bunlardan birisi, Sivas’taki 3. Kolordu komutanı Çolak Selahattin Paşa açıkça karşı çıkanlar arasındadırlar ve diğeri Lazistan Mebusu Ziya Hurşit. (2)

    Saltanatın İlgasını (kaldırılmasını) düzenleyen önergede Hilafetin ne olacağına dair bir bilgi yoktur. Mustafa Kemal, 1 Kasım 1922’de Meclis görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada Hilafetin İslam’daki rolünü anlatır. Önerge Anayasa, Adalet ve Din İşleri komisyonlarına gider, Komisyon “Halifelik Padişahlıktan ayrılamaz” deyince Mustafa Kemal çok kızar ve “Bu bir oldubitti dir…. Sorun, gerçekleşmiş bir olayı yasa ile saptamaktan başka bir şey değildir. Bu, ne olursa olsun yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur. Yoksa yine gerçek, usulüne göre saptanacaktır. Ama belki bir takım kafalar kesilecektir.” der. . Millet Meclisinde “Ben Karşıyım” diyen bir ses’e aldırış edilmeden, kararın oy birliği ile alındığı 6 Kasım 1922 günü ilan olunur… Bu karar üzerine İstanbul Hükûmeti de Millet Meclisine telgraf çekerek yeni duruma uyulduğunu belirtir. Sultan Vahdettin 17 Kasım 1922 günü bir İngiliz zırhlısı ile İstanbul’u terk eder.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1312 ile 1314 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2007): İngiltere, artık Osmanlının bitişi için son düdüğü çalıyor, Mustafa Kemal’e ve Ankara Meclisine destek veriyor.

  • “Meclis-i Mebusan kapanınca iki yüze yakın Mebustan (Mebus: seçilmiş, gönderilmiş) on dördü Malta Adasına sürüldü ve Ankara’ya ancak yetmiş Mebus geldi. Hatta Ankara’daki Meclis için yapılan seçimlerde, seçimi kazandıkları halde kırk iki kişi Meclise katılmayı reddetmişlerdir. Üç yıl içinde de Meclise katılmayanların sayısı yetmiş yediye yükselir. Dersim, Malatya, Elazığ, Konya, Diyarbakır, Trabzon gibi Vilâyetler Ankara’da açılacak olan Meclis için seçim yapmaktan kaçınırlar. Buralarda seçimler Komutanların çabalarıyla ve ihtilalci yöntemlere başvurularak gerçekleştirilir. “

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 443) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir gurup eşraf (şerefliler, ileri gelenler) “Trabzon Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti” kurarlar ve Doğu Karadeniz’de şubelerini açarlar. Bu gurup Trabzon ve havalisinin (çevresinin) Milli Mücadeleye karşı tutumunda bir hayli etkili olur. Bunlar Rumlarla işbirliği halinde özerk bir Trabzon görüşünü benimser, Rumlardan da yandaş bulurlar. Giresun Rum Metropoliti Yervantos da bu görüşü savunur. 1950’den sonra Demokrat Parti mebusu olan Dr. Ali Naci Duyduk, çıkarttığı “Karadeniz” isimli gazetesinde 30 Mart 1919 günü, “Rum-Türk işbirliğinin geliştiğini” bildirir, İstanbul’daki Pontus Gazetesi kurucuları ve yazarları, Adem-i Merkeziyet Derneği (Merkeziyetçiliğe, merkezi idareye karşı olan dernek) İstanbul Şubesine giderek, bir Türk-Rum Karma Kurulunun davalarını anlatmak üzere Paris Barış Konferansına gönderilmesini kararlaştırmışlardır. Davaları ise Osmanlı devletine bağlı özerk bir Trabzon kurmaktır. … 29 Ekim 1919 tarihli bir İngiliz raporu “Ünye ve Fatsa bir ayrıcalık teşkil etmektedir. Ünye’de Ermeni ve Rumların hiçbir şikâyeti yoktur. Mallarını geri almışlardır. Diğer yörelerde Hıristiyanlar fındıklarını kaldıramadıklarından bütün fındık ticareti Türklerin eline geçmiştir. … Trabzon’da, şehir içerisinde Rumlar güvenlik içindedirler fakat şehir dışına adım atamamaktadırlar.” denilmektedir.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1290 ile 1293 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İzmir’in işgali çok kırımlı olur 15 Mayıs’tan 25 Mayıs’a kadar on gün geri çekilmekle geçer. Damat Ferit Paşa’nın İçişleri Bakanı Ali Kemal, Ege halkına şöyle der: “Biz size ayaklanmayı önleyici emirler veririz, çünkü baskı altındayız. Siz bize karşı da ayaklanınız. Milli Savunma bir milletin en kutsal hakkıdır.” .. Harbiye Bakanı Şevket Turgut ve Genelkurmay Başkanı Cevat Çobanlı, Milli Direnişi örgütlesinler diye, Kâzım Özalp, Bekir Sami ve Ali Çetinkaya gibi subayları Ege’de komutanlıklara atamışlar. … Salihli kaymakamı, Müftü ve Belediye Başkanı Yunan Komutanını ilçenin işgaline çağırır. … Aydın’dan Hürriyet ve İtilaf Partili Avukat İlhami Bey, Rum fabrikatör Teohari Yorgiyadis, Mihal Sarocu, ve eşraftan iki de Türk’ten oluşan bir heyet, İzmir’e gider, Yunan Komutanından Aydın’ı işgal etmeleri ricasında bulunur. 27 Mayıs 1919’da da Aydın işgal edilir. (Davet gibi işgal)

    …  Denizli halkı Rumları destekleyince Demirci Efe ile çelişirler. Demirci Efe, şehirdeki Rumları iç kesimlere götürmek ister, buna karşı çıkıp Demirci Efenin adamlarından Sökeli Ali’yi öldürürler. Demirci Efe Denizlililere çok kızar, Rum-Türk ayrımı yapmaksızın şehri yakmaya gelir, vazgeçirmeye muvaffak (başarılı) olurlar, 60 kişiyi öldürüp gider. Bu yaptığı görmezlikten gelinir. (1)

      …  Uşağın Kula ilçesinde ve Bursa’da Yunan’ı davet ederler ve karşılama yaparlar….”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1239 ile 1262 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2007): Demirci Efe, bizzat insan öldürmekten zevk alan bir psikopat, dünyada kendi eli ile en fazla insan öldüren varlık unvanına sahip, 2700 kişi.

  • “Bürokrat, tutucu memur demektir.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1231) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1920 Yılının Mayıs ve Haziran aylarında iç isyanlar yoğunlaşınca Mustafa Kemal, Osman Ağa’yı Ankara’ya ister. Topal Osman, Milis Yarbayı rütbesi ile Giresun Alay Komutanıdır. Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ve Meclisi korumakla görevlidir. Osman Ağa Meclisin de kendisinden sorulduğu kanısındadır. .. Topal Osman, 26 Mart 1923’de (Mustafa Kemal’e muhalif, Trabzon Mebusu) Ali Şükrü Bey’i öldürtür. Rauf (Orbay) Paşa’nın anılarında bu konuyu Mustafa Kemal ile konuşuyorlar. Mustafa Kemal Paşa bu konuda ne düşündüğünü sorunca, Rauf Paşa, Topal Osman’ın yakalanması gerektiğini ve onun bulunduğu adresi verdiğini yazıyor. Mustafa Kemal Paşa “Nasıl yakalatacaksın.” diye sorunca da “Meclis Muhafız Birliği ile” diyor. Mustafa Kemal Paşa “Meclis Muhafız (koruma, saklama, hafız: koruyan, saklayan demek.) Birliğinde Topal Osman’la gelmiş Karadenizliler var. Bunlar birbirlerine ateş etmezlerse, ne sen, ne ben, ne Ankara, bir şey kalmaz” der.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1195) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Trabzon’da muhalefet sona ermez. Erzurum Kongresinde Temsilci (delege) seçilen İzzet Eyuboğlu ve Servet Hacısalihoğlu, Sivas Kongresini tanımazlar. Bölgeci bir tutum takınırlar. Servet Hacısalihoğlu, korkarak politikayı bırakır, Samsun’a yerleşir ve ticarete başlar. İzzet Eyuboğlu, B.M.M seçimlerini kazanır, Padişah’a bağlı olduğunu dile getirir, Ankara ve İstanbul’u uzlaştıracağını söyleyerek yola çıkar. 6 Mayıs 1920 günü Samsun-Çarşamba civarında, Gümüşhane Mebusu Ziya Bey ile birlikte öldürülür. Onlarla birlikte Ankara’ya gitmekte olan beş Mebus, bu olayın bir eşkıyalık olmadığını, 9.Mayıs.1920’de düzenledikleri bir tutanak ile saptarlar.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1194) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Bu olayı tarihçilerin çoğu eşkıyalık olarak yazarlar. Bu bir siyasi cinayet olabilir.

  • “Erzurum Kongresinde Mustafa Kemal, 56 delegeden 38 veya 48’inin oyu ile başkan seçilmişti. Mustafa Kemal’e muhalefet eden Trabzon delegeleri; Yüksek Mühendis İbrahim Hamdi, Dr. Ali Naci, Ömer Feyzi, Başkanlıktan çekilmesini isterler. Doğu için geniş bir özerklik içeren 22 maddelik bir paket önerirler. Trabzon’a döndükten sonra da muhalefete devam eden Ömer Feyzi’yi, Trabzon’daki Komutan Halit Bey soruşturmaya karar verir. Kâzım Karabekir’de Ömer Feyzi’nin Erzurum’a “paketlenmesini” ister. Bunu işiten Ömer Feyzi İstanbul’a kaçar. Diğer muhalif, Dr. Ali Naci Bey (Ali Naci Duyduk, Demokrat Parti’ de Milletvekilliği yapmış) “Topal Osman Ağa Giresun’da bir hükümdar gibiydi. Erzurum Kongresine kadar bizimle birlik olan Osman Ağa, Kongredeki tutumumuzdan sonra, bize sataşmak için bahane arıyordu. Durum çok tehlikeli idi, onun çetesinde bulunan akrabam Mustafa Kaptan’ın haber vermesi ile ölümden kurtuldum” diyor. Üçüncü muhalif, Yük. Müh. İbrahim Hamdi ise “Topal Osman’ın her an bizi öldürmesi mümkündü” diyor.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1189, 1192) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Trabzon’daki muhalefet ayrılıkçı, en azından, bölgeci bir tutum izlemiştir. Kars’ta ve Erzincan’da Şuralar Hükümeti kurulmuş

  • “İttihatçılar (Celal Bayar, Sarı Edip vs.) Anadolu’ya daha 1919’un Mart ayıda gelip, muhtemel bir Yunan işgaline karşı direniş hareketlerine başladılar. Kara Kemal İaşe (besleme, geçindirme) Nazırı (Bakanı) iken, Rum ve Ermeni tüccar ve işadamlarına karşı, Türk tüccar ve işadamı yetiştirmek için büyük çaba sarf etmiştir. Bu ittihatçı tüccarlar Milli Mücadelede büyük işler yapmışlardır.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1175-1180) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Bu Rum ve Ermeni tüccarlardan söz edilirken, Osmanlının en önemli tüccarlarından, Yahudi tüccarlardan bahsedilmemesi ilginç. O yıllarda Yahudiler ticarette geriye düşmüşler Rum ve Ermeniler öne çıkmışlardı. Araştırmak gerekiyor ancak, Kara Kemal tıpkı Cumhuriyet’in de yaptığı gibi gizli din taşıyan, gerçekte Yahudi olup da Müslüman görünen ve öyle bilinen Yahudi veya Sabetayistleri de tüccar yapmış olabilir.

  • Nemrut Mustafa’nın Sıkıyönetim Mahkemesinde yargılanan Ziya Gökalp’in;  “Milletimize iftira etmeyiniz. Ermeni kırımı yok. Türk – Ermeni vuruşması var. Bizi arkadan vurdular, biz de onları vurduk.” sözü, halkın sempatisini toplar ve İngilizleri korkutur. Bunun üzerine İttihatçıları yargılayıp idam etmekten korkarlar ve Malta’ya sürgün ederler. Nemrut Mustafa’nın Sıkıyönetim Mahkemesi Savcı Yardımcısı Feridun, 3 Haziran 1919 günü “Büyük Ulu İngiltere Devletinin İstanbul Siyasi Temsilcileri tarafından…” diye karar belirtir. Bu Nemrut Mustafa, daha sonra kaçarak Süleymaniye’de (Kuzey Irak’ta Kürt bölgesi) Kürt direnişini örgütlemeye gider.

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1173 ile 1175 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Ermeni ve Rum tehcirlerinde kamu görevlilerinin kötü muamelelerinin yargılanması doğru ama bunu emperyalist ülkeler adına yapmak ve onlar adına karar vermek kötü birşey. Bu mahkeme İstiklâl Mahkemelerinden daha aşağılık bir mahkeme.

  • “I. Dünya savaşından sonra Ermeni ve Rumlar geriye dönmüş ve intikam almaya başlamışlardır. İngiltere’nin arka çıktığı bu olay çok acı sonuçlar vermiştir. İngiliz Yüksek Komiseri (Ülkemizde Ateşkese uyulmasının kontrolü için bulunan galip devletlerin görevlileri) Amiral Calthrop, 6 Nisan 1919’da “Ermenilere zulümden suçlu bütün kişilerin cezalandırılması için, Türklerin tümünün idamı gereklidir.” der. Vahdettin Sıkıyönetim mahkemeleri kurarak, üst düzey yöneticilerin asılmasına göz yumar.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1174) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Muhalefet, Cavit Bey’in çevresinde kümelenmişti; Kara Kemal, Dr. Nazım, Eski İzmir Valisi Rahmi, Eski Eğitim Bakanı Şükrü, Eski İçişleri Bakanı İsmail Canbolat, Hüseyin Canbolat, Hüseyin Cahit (Yalçın) vs. gibi.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1326) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Osmanlı İmparatorluğu’nun Dışişleri Bakanlarından Ermeni Noradonkiyan bilimsel görünüşlü bir dernek kurarak, Kürtlere Ermeni alfabesini kabul ettirmeye uğraşır. Ermeni ve Kürtlerin aynı ırktan olduklarını iddia eder.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1155) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Osmanlı İmparatorluğunda Dışişleri Bakanları, II. Mahmut’a kadar genellikle Yahudi idi. Hazine ve Tercüme Odası denilen diplomat okulu da Yahudilerin elinde idi. II. Mahmut yeniçeri Ocağını kaldırırken onları azdıran ve Ocaktan rant sağlayan Yahudi bankerleri ve yandaşlarını da ortadan kaldırdı ve Yahudilerin elinde olan bu devlet görevlerini Ermeni ve Rum vatandaşlarına verdi. Bu durum ta ki İttihat ve Terakki 1908 de iktidara gelinceye kadar sürdü. Yahudiler maddi ve manevi sefil ve perişan bir hale gelmişlerdi ancak örgütlü ve sinsi gayretleri sonucu yine iktidarı ele geçirdiler, belki de Hükümete Rum ve Ermeni tehciri ve kırımı yaptırarak geleceklerini de garanti altına aldılar. İttihat ve Terakki’nin en güçlü isimleri ya Yahudi ya da Sabetayist veya masondur.

    BAKKAL’IN NOTU (2019): Rus kaynaklarına göre, Ermeniler, Araplar Filistinliler ve Yahudiler gibi Sami ırkındanlar. Kürtler Hint-aryan ırkından.

  • “Protestan ve Katolik Ermeniler bu tehcirin dışında tutulmuşlardır. Daha sonra (bir yıl kadar sonra), Rus askerleri ile birlikte Doğu Anadolu’yu işgal eden Ermeniler çok büyük ve insanlık dışı kırım yapmışlardır.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1150) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2017): Biz, diktatörlerimizin vahşi uygulamalarından utandığımızı bütün dünyaya ilan edeceğimize, bunların üzerini örtmeye uğraştığımızdan dolayı, bize yapılan olağanüstü canavarlığı, savunma malzemesi olarak kullanarak tarihimize de o ölen insanlarımızın anısına da ihanet ediyoruz. İki insanlık dışı davranışı yan yana koyup, onlarınki bizimkinden daha alçakça diye politika üretiyorlar, yanlışı savunmak için doğruları ziyan ediyorlar. Ülkemizdeki Ermeniler hem kendilerine yapılanın çok kötü olduğunu biliyorlar hem de tehcirden sonra da olsa onların yaptıklarının da çok kötü olduğunu biliyorlar. I. Dünya savaşında kendilerine büyük değer ve önem veren Osmanlı Devletine pusu kuruyorlar, tabii ki bu şekilde kırılmayı hak etmiyorlar ama yaptıklarının suç ve ihanet olduğunu biliyorlar. Diasporadaki (saçılmış, yurtları dışındakiler) Ermenilerin hınçları çok daha büyük, ayrıca birçok yabancı ülkeden destek alıyorlar, Ermenistan Ermenileri Türkiye ile iyi ilişki içinde olmayan bir Ermenistan’ın asla doğrulamayacağını biliyorlar.

  • Ermeni tehcirinde Diyarbakır Valisi olan İttihatçı Dr. Reşit Bey, bu sürgünden dolayı suçlu sayılıp mahkemeye sevk edilmiş iken zaten idam istemi ile yargılanıyordu. Cezaevinden kaçmış, Polis tarafından evi sarılınca, intihar etmiştir. Vali Dr. Reşit Bey’in cezaevinde iken tuttuğu notlarında “Tehcir hakkında başlangıçta yönetmelik gelmediğinden doğaldır ki her yer kendi anlayışına göre davranıyordu.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1139) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Tehcir sırasında Diyarbakır Kürtleri, Ermeni kafilesine saldırıp çok sayıda Ermeni’yi öldürmüş ve idare de buna göz yummuştu.