Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Mandelstam’a göre, Sivas’ta Ermeniler silaha sarılmışlar, Şebinkarahisar ve Amasya Ermenileri ise Türkleri şehirlerinden kovalamışlar, … Sason dağlarında 30 bin Ermeni önce Aşiretleri yenmişler sonra düzenli orduya yenilmişler.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1134) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bu tehcir, Ermeni sorununu temelden çözen bir plan olarak, Almanlarca da onaylanmış.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1135) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sarıkamış yenilgisinden sonra, Ermenilerin silahları toplanır. Bazı Ermeniler Kürt çetelerden dolayı vermek istemezler. Silahlar zorla alınmaya çalışılır, Müslüman halk da işe bulaşınca olaylar isyan halini alır. Türk düşmanı Mandelstam bile Van’da Ermenilerin silahlı direnişe geçtiklerini kabul etmektedir. Ayaklanma yaygınlaşır ve İttihat ve Terakki Hükûmeti Ermenileri toptan Mezopotamya’ya sürme kararı alır. Batılı kaynaklar tarafından 800 bin ile 1,2 milyon Ermeni’nin kırımına yol açtığı iddia edilen ve damat Ferit Paşa hükümetinin Bakanı ve Konya Valisi Cemal tarafından kabul edilen bu kırım şu kaynağa dayanır:

                                   TEHCİR KANUNU 14 MAYIS 1915

    Madde 1 Sefer sırasında Ordu ve Kolordu Komutanları ve bunların vekilleri ve bağımsız Mevki Komutanları, ahali tarafından her hangi bir biçimde, hükûmetin emirleri ve memleketin savunması ve asayişinin korunması ile ilgili eylem ve düzenlemelerine zıt bir davranış, silahlı saldırı ve direniş görürlerse derhal askeri kuvvetlerle en şiddetli cezalandırmaya girişmek, saldırı ve direnişi temelinden yok etmekle yetkili ve yükümlüdürler.

    Madde 2 Ordu ve bağımsız Kolordu ve Tümen komutanları, askeri gerekler dolayısı ile casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri köyler ve kasabalar halkını teker teker ya da toplu olarak öteki bölgelere gönderebilir ve yerleştirebilir.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1134, 1135) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mayıs 1895’de Rusya, İngiltere ve Fransa Osmanlı’ya muhtıra (ihtar yazısı) verirler

    a)Valilerin görev süresinin beş yıl olması ve atanmalarında Büyükelçiliklerin oylarının alınması.

    b)Jandarmanın içinde her unsurun (farklı etnik ve dini kesimlerin) bulunması.

    c)Kürt göçebelerinin kontrol altına alınması. 3 Haziran 1895 Sadrazam (Başbakan) ve bazı vezirlerin (Bakanların) de istemesine rağmen Abdülhamit bu muhtırayı reddeder. 17.Haziran’da birtakım tavizleri verir. Abdülhamit’e baskılar şiddetlenir,. Ermeniler, İstanbul, Diyarbakır, Trabzon da büyük gösteriler yaparlar. Abdülhamit, İngilizci Kâmil Paşa’yı (bu sıfat açıkça söyleniyordu) Sadrazam yapar ve şu tedbirleri alır:

    1-Göçebe Kürt Aşiretleri yazlık ve kışlıklarına giderlerken halka ilişmemeleri için asker ve Jandarma kontrolünde göç edeceklerdir.

    2-Kürtler kışlıklarına dönünceye kadar bir fenalık etmemeleri için bunların ileri gelenlerinden bazılarının Hükümetçe rehin olarak alıkonulması.

    3-Her Valinin bir Hıristiyan yardımcısı olması.

    4-Kürtlerin Ermeni topraklarını zorla ele geçirdikleri iddia edildiğinden, mülkiyet haklarını incelemek üzere Müslüman-Hıristiyan bir karma komisyon kurulması. Bu tedbirler Ermenileri daha da cesaretlendirir. 26.Ağustos.1896’da İstanbul’da bir önceki yıldan daha şiddetli gösteriler yaparlar. Osmanlı Bankasını işgal edip bombalar atarlar.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1092-1094) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İttihatçılar önceleri Türk-Ermeni dostluğunu kurmak için çok uğraştılar. O kadar ki, Doğu’da 4. Ordu Komutanı Mareşal Tatar Osman Paşa 1911 Temmuz’unda “özel ve gizli” olarak, Harbiye Nezaretine (Harp bakanlığı, Şimdiki Milli savunma Bakanlığı)  verdiği bir raporda, idarenin Kürdü ezdiğini, Ermeni’yi koruduğunu ileri sürer. Devamla “Gezim süresinde hiç bir Kürt’te silah görmedim, fakat köyler ve hata şehirle içerisinde bile Ermenilerde, avukatlıkla (burada, sözlük anlamıyla kullanılmış, görevi olmaksızın başkalarını savunan) karışık bir şımarıklık ve taşkınlık hüküm sürmektedir.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1113) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Toynbee; “Batı Anadolu Rumlarına karşı Türk misillemesi (karşılık vermesi) 1914 ilkbaharında gerçekleşmiştir. Rum topluluklarının tümü, terör yoluyla evlerinden ve topraklarından uzaklaştırılmıştır.””

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1117) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Rumların Tehcirinde de kıyım yapıldığından söz ediliyor. Ancak Ermeni tehcirindeki kıyım gibi olmadığı biliniyor.

  • “Berlin Antlaşmasından sonra, Abdülhamit, Ermenileri Kürtlere kırdırmak için, Hamidiye Alaylarını kurar.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1085) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2015): Mehmet Şerif Fırat da Hamit’in Jöntürklere karşı Hamidiye Alaylarını kurdurduğunu söylüyor. İkisi de haklı olabilirler.

  • “Ruslarla yaptığımız 1877-1878 savaşında (93 Harbi) Ermeni Patriği, Yeşilköy’e kadar gelen Rusların Komutanından Ermeniler için özerklik ister. Yeşilköy (Ayastafenos) Antlaşmasının 16. Maddesinde “.. Kürtler ve Çerkezlere karşı, Ermenilerin güvenliğini garanti etmeyi” Osmanlıya yüklerler. Ermenilerin Rusya’ya meylettiğini gören İngiltere hemen devreye girer ve Berlin Antlaşması imzalanır. Antlaşmanın 62. Maddesinde: “Babıali hiç gecikmeksizin, Ermenilerin yaşadığı bölgelerde, yöresel ihtiyaçların gerektirdiği reformları ve iyileştirmeleri gerçekleştirmeyi, Kürtler ve Çerkezlere karşı Ermenilerin güvenliğini garanti etmeyi yüklenir.””

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1073) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “Ermeniler, 1856 Osmanlı-Rus savaşından sonra, Kafkasya’dan Türkiye’ye göç eden Çerkezler ile Kürt Aşiretlerin, Ermeni Köylerini talan ettiklerinden yakınırlar, Patrikhane bu yakınmayı Padişaha direk iletir.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1072) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1846 ve 1847 yıllarında İngilizlerin ve Fransızların isteği üzerine Kürtlere karşı bir harekât yapılır.(1) Bu Harekâttan sonra 1847’de Merkezi Erzurum’da olan bir Kürdistan Eyaleti kurulur. Fransa’nın Van Konsolosunun da belirttiğine göre 1846 Kürt operasyonu Ermenileri rahatlatır ve zenginleşmeye başlarlar.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1069-1070) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2007): Bu Harekât İngilizlerin doğal müttefiki olan Ermenileri, Kürtlerin rahatsız etmeleri ve onların ticari faaliyetlerine zarar vermeleri üzerine yapılmış, Osmanlı yanlısı Bedirhan Aşiretinin üzerine fazla gidilmiştir. 

    BAKKAL’IN YORUMU (2019): Ermeni ve Rumların zenginleşmelerinin bir sebebi de, 1829’dan itibaren Yeniçeri Ocağının kapatılması nedeni ile Türklerin zorunlu askerlik görevine alınması, bu askerlik görevinin de uzun yılları yani 12 sene gibi bir süreyi kapsamasıdır. Türklerin bu kadar uzun süre askerlik yapmaları, üretimden ve ticaretten uzak kalmalarını ve üretim bilgisi açısından câhil kalmaları sonucunu doğurmuştur.

  • “Fransız Van Konsolosu Zarzecki incelemesinde: “… Kısaca, Kürt ve Ermeni ilişkileri senyör-serf ilişkileridir: Ermeniler çalışmakta Kürtler ise onları korumaktadır.” der.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1056) kitabından birebir alınmıştır.

  • “.. Büyük Türk (Osmanlı’yı kastediyor), çeşitli dinden yirmi milleti barış içinde yönetmektedir. İstanbul’da 200 bin Rum, güvenlik içinde yaşamaktadır… Selim zamanında, öteki Sultanlar zamanında, Türkler Hıristiyanlara, savaşta ölçülü olmayı, zaferde de yumuşak davranmayı öğretmişlerdir.” diyor.

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1054) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Doğru bir tespit.

  • “Isparta’nın etkin eşrafından olan Mebus Mehmet Nadir, mebus olmadan önce, Isparta’nın İtalyanlar tarafından işgal edilmesi için, bizzat ricacı gitmiş (rica etmek için gitmiş), Sonra Mebus olunca bu davadan yargılanmış ve bu olayı doğrulamış ama bu olay örtbas olmuş.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1054) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Konya’da Belediye Başkanı ve bir kısım eşraf, İngiliz ve İtalyan Temsilcilerine başvururlar. Altı subayın 24 saat içerisinde Konya’dan çıkartılmalarını aksi halde büyük fenalıklar (kötülükler) çıkacağını bildirirler. Kolordu Komutanı Sait Paşa’ya da uğrar aynı isteklerini tekrarlarlar. İngiliz istihbarat subayı olan Teğmen’in de içinde bulunduğu bu altı subay Konya dışına çıkartılır. Bunlardan birisi de Kolordunun eski komutanı Fahrettin Altay Paşadır. (Bu bilgiler Fahrettin Altay’ın “Görüp Geçirdiklerim” adlı kitabından alınmış) Konya Eşrafı, faizin Hile-i Şer’iyyesini (şeriatın, kanunların hilesini bulmak) bulup bu işi yapan tefeciler, Hacıağalar Konya İsyanında büyük rol oynamışlardır. Mart 1920’de Harbiye Bakanı Fevzi Çakmak, Yusuf İzzettin (Çalışlar) Paşa ve Fahrettin (Altay) Paşanın Ankara ile ilişkilerini kesmelerini emreder. Ve bunlar da bu emre uyarlar. Refet (Bele) Paşa Konya üzerine yürüyüp, Fahrettin Paşa, Mevlevi Şeyh’i Abdulhalim Celebi ve çok sayıda Hacı Efendiyi zor ile bir trene bindirip Ankara’ya getirir. Bu zoraki konuklara Mustafa Kemal Paşa öğütler verir. Fahrettin Altay Paşa bu öğütlere uyar, Hacıağalar yine uymazlar. .. 1920 Baharında başlayan Konya Delibaş Mehmet ayaklanmasını, Refet (Bele) Paşa, birçoğu Hacıağa olmak üzere 250 kişiyi idam ederek Ekim ayında isyanı bitirir. Bu isyanda asiler şehri işgal etmişlerdi.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1045-1047) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ethem’in şerrinden (şiddet içeren kötülüklerinden) Yunan’a sığınan hatta Yunan’ı çağıran köy ve kasabalar görülür.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1020) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Antep’in direnişinde Karayılan lakaplı, Rışven oymağının Kabalar Aşireti başkanı Mamaoğlu Mehmet öncülük etmiştir. (muhtemelen Kürt tür) Urfa’nın kurtuluşunda da Aşiretlerin katkısı büyüktür. Urfa direnişini düzenleyen, Ravendiz’li Jandarma Subayı Ali Saip (Ursavaş) tır. Ürdün’deki İngiliz Büyükelçisinin 1935 yılında Mustafa Kemal’e bir suikast hazırlandığını Hükümet’e ihbar etmesi sonucunda Ali Saip Ursavaş tutuklanmıştır. Ancak bu suikastta bir ilgisi görülmemiş, ama bu sefer kaçakçılıktan hüküm giydirmişler. Ali Saip Ursavaş Kürt olduğunu söylüyor ve  “Kürtler olmasaydı, Türkiye’yi Ruslar ve Ermeniler ta Akdeniz’e kadar istila ederlerdi.” diyor. Ursavaş’ın soyadını Mustafa Kemal koymuştur.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1025) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kırımlı Düşünür, İsmail Gaspirenski’ye göre “Zengin Ermeni Topluluğu ile etrafında yaşayan Kürt Aşiretleri arasındaki ekonomik gelişme bakımından dengesizlik Ermeni olaylarını doğurmuştur.””

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1102) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ankara’da Ekim 1919’da bir milli Alay’ın kuruluşu Haber alma komisyonu imzası ile şöyle duyuruluyor: “… Müftü Efendi hazretlerinin aracılığı ve uyarısı ile bir Milli Alay’ın kuruluşuna gidilmiştir… Müftü Efendi Alay’a er olarak yazılmak istemiştir. Alayın onursal Komutanlığını ve Sancaktarlığını (Sancak, Cumhurbaşkanlığı ve Tüm askeri birliklerde Bayrak ile birlikte ve ondan daha büyük bir özenle taşınan hem Milletimizin hem de o birliğin onurunu temsil eden flama, Sancaktar da bu sancağı koruma onuruna sahip kişi.) kabul eylemiştir. Hacı Atıf Efendi Hazretleri, Alay’ın Müftülüğünü, Hacı Bayram Veli camii Hatibi Hafız Mehmet Efendi ise Birinci Taburun İmamlığını üstlenmiştir.””

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1025) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mazhar Müfit (Kansu) Mustafa Kemal’in Sivas Kongresi sırasında çok parasızlık çektiğini yazar. ..  Lord Curzon’a 10 Kasım 1919’da İstanbul’dan gönderilen raporda, İstanbul Hükümetinin parasızlığından bahsedilir. Anadolu’daki gelirlere Mustafa Kemal’in el koyduğu iddia edilir… Llyod George ise 28 Şubat 1920’de yapılan müttefikler toplantısında “Mustafa Kemal’in Türk ordusunun bakımını kimin karşıladığının araştırılmasını” ister. Ve “İstanbul’daki Türk Hükûmeti parayı ödüyor.” der. .. Sivas’taki Osmanlı Bankasından Mazhar Müfit Bey bin lira kredi alır. Amerikan Okulundan hibe (bağış) alınır ve Ankara’ya yollanır. Ankara’daki maddi sıkıntıyı gidermek için, Müftü Rıfat Efendi’nin öncülüğünde Ankara Eşrafına (şerefliler, ileri gelenler) gidilir.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1008) kitabından birebir alınmıştır.

  • “General Celal Erikan, Padişah fetvasına rağmen halkın Mustafa Kemal’e karşı ayaklanmamasını, İttihat ve Terakki’nin ileri gelenlerinin Mustafa Kemal’in yanında tavır koymasına ve birde Alevilerin Halife’yi takmamasına bağlar.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 993) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Bunlara ek olarak, belki de en önemlisi Yunan işgalinin, milli ve dini motiflerle halkta reaksiyon uyandırması da önemli bir etken, Güneyde Ermenilerin, Ege’de Rumların geriye dönerek mallarına sahip çıkacakları ve dini ve milli sorunlar yaşanacağı endişesi, Doğu’da Ermeni devleti kurulması halinde Kürtlerin hiç bitmeyecek bir savaşın içine gireceklerinin bilinmesi, Alevilerin yüzlerce yıl kendilerini ezen Osmanlı’ya karşı her hareketi destekleme eğilimleri, Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir başta olmak üzere iyi paşalarımız tarafından çok iyi değerlendirilmiş iç dinamiklerdir. Ancak o günün şartlarında sadece iç dinamikleri arkasına alarak bu iktidar mücadelesini başarı ile sonuçlandırmak, İngiltere’ye rağmen asla mümkün değildir. Borç batağında yüzen bir ülkenin, alacaklısına rağmen büyük ve önemli değişiklikler yapması, imkânsız gibidir.