Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “1628 yılında ilk kez bir eski yeniçeri komutanı, ulemanın başı olan Şeyhülislamın desteğini alarak Sadrazam (Başbakan) oldu.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 109) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Köylü kültürü, aslında bazı folklorik öğelerinden ayıklandığı zaman, bir kültürsüzlük oluyor. TRT kültürsüzlüğü propaganda etmek anlamında köylü kültürünü sunuyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üçüncü Selim, 1789 yılında 28 yaşında tahta çıktı. …. Fransız İhtilali’nin çağdaşı ve sıcak bakıyor. (Sf. 119) Selim yel değirmenlerine hücum etti.  

    Yenilikçi embriyonik bir biçimde Don Kişot’tur.. Yenilikçi aydın her zaman bir “saf akıllı” olmalı.

    Çok akıllı veya pek hesaplı, ancak düzenin adamıdır.   Düşüncede ampirist politikada popülist, her zaman …. kuş beyinlidir. Sf. 120  

    (Üçüncü Selim’in) şakacı bir kişiliğe sahip olduğu anlaşılıyor.    ….     Şakacı olmayan bir kimsenin ciddiyetinin, hiçbir değeri olamayacağını düşünüyorum.   

    Sevmesini bilmeyen bir kimsenin nefreti, yalnızca bir hastalığa işaret olur. Affedemeyen bir kalp, kinden kurur.

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 119, 120) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2008): Bu tezlere benzer bir anekdot: Elazığ Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi Makine Bölümü 2. sınıf öğrencisiydim. Okul Ülkücülerin kontrolüne girmek üzereydi, okula gelmek isteyen solcu öğrenciler zorla sınıftan çıkartılıyorlardı. Böyle gergin bir günde yüksek matematik dersi hocamız Ordinaryüs Profesör İhsan Koz sınıfa yönelik olarak şunları söyledi; “Üç duygu var ki, insan bu duygulardan birini bile uzun zaman taşırsa ruhsal yapısı bozulur. Bu duygular; Kin, nefret ve kıskançlık duyguları.” Bu tezleri doğrulayan çok insan ve olay gördüm.

  • “Türk Entelijansiyası son derece ilginçtir; Koçi Bey Lâyihasını (İkinci Selim’e sunulan, ülkenin durumu hakkındaki görüşleri) çok beğeniyor. Hâlbuki Türk Entelijansiyasına aşağılık kompleksini enjekte ediyor. (Arnavut asıllı Koçi Bey Lâyihasından bir kısım): “Her zümreye, milleti ve mezhebi bilinmeyen, şehir oğlanı, Türk, Çingene, Tatar, Kürt, ecnebi (yabancı), Laz, Yörük, katırcı, deveci, hamal, ağdacı yol kesen, yan kesici ve diğer çeşitli kimseler katılıp, usul ve kaideler bozuldu.” diyor.” (1)

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 108 ile 112 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): 1830’lu yıllarda yazılmış bu lâyiha da Koçi Bey genellikle yeniçeri ocağını bozan hususlardan bahsediyor. “Düzen kalktı.” diyor. Ölenlerin yerine ulufe (Yeniçeri ikramiyesi) alanlardan, veledeş dinilen ve yeniçerinin çocuğunun da Ocağa yazılması için sahte çocuk gösterilerek ulufe alınmasından bahsediyor. “Yeniçerilik Kâğıdı (esami denilen Yeniçeri maaş kâğıdı) satılmaya başladı.” diyor. Yeniçeri ölmüş ama maaşı alınmaya devam ediliyor diyor. Türk Entelijansiyasına aşağılık kompleksi enjekte etmemesi gerekir, çünkü Osmanlı Türk asıllıları Ocağa veya Devşirme Ocağına almıyor. Burada amaç, Türk’ü aşağılamak değil Ocağın bozulma sebeplerini göstermektir.

  • “Bilim, düşünme ile ilgilidir. İçinde düşünme unsuru olmayan arşivcilik veya belge toplama, ampirsizimdir. Ampirizm bilimsel yoksulluktur. Türk tarihçiliği son derece yoksuldur. Bütününe hiç güven olmaz.  

    Aydın aydının kurdudur….

    İhtilaller kopukluğu vurgular. Her yeni doğan yerleşinceye kadar, gökten indiği izlenimi vermeye çabalıyor.   

    İkinci Mahmut zamanında Türkiye’de Moltke var; Prusyalı subay Moltke; “Her iki memlekette de (Rusya ile Türkiye’yi kastediyor.) devrim halktan gelmemiş, tersine kendilerine yukarıdan zorlanmıştır. Her ikisinde de halklar muhafazakâr, Hükümetler ihtilâlci unsurlardı, çünkü sadece devlet dümeninde oturan insanlar bir yenileşme zorunluluğunu anlamışlardı.” diyor. (1)

    Her türlü yenlik hareketinin karşısında iki parti var; Ulema ve Yeniçeri.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 97 ile 107 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN (1) NOTU (1995): Ayrıca Moltke, Rus Çarı II. Petro’nun ülkesinde dinamik bir halk olmasına rağmen Türkiye’de halkın yılgın oluşunu vurguluyor.

  • “Büyük Padişah Selim ne yapılması gerektiğini saptayabilmek için devletin ileri gelenlerinin görüşlerini istedi. Başta Sadrazam (Başbakan) Koca Yusuf Paşa olmak üzere yirmi iki kişiden lâyiha (görüş bildiren yazı) istedi ve Nizam-ı Devlete dair lâyihalar (devlet düzenlemeye dair görüşler) bu şekilde ortaya çıktı.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 92, 93) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Bu lâyihalardaki görüşler üç gurupta toplanabilir; 1)Yeniçeri Ocağını ve diğer Ocakları Kanuni devrindeki kanunlara göre ıslah edelim diyen muhafazakârlar. 2)Ocaklara Frenk (Avrupalı) talim ve terbiye usullerini ve silahlarını kabul ettirelim diyen, (Yalçın Küçük Hoca’nın telifçiler dediği) kesim. 3)Bu Ocak bir kenara bırakılsın, bunların yerine Avrupa usullerine göre eğitim yapan bir ordu kurulsun diyen İnkılapçılar, yani devrimciler. Bu tanımlama tamamen Yalçın Küçük Hoca’ya ait.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995, 2008): Sonuçta üçüncü yolun izlenmesine karar veriliyor. Bunu haber alan Ocak kendi kendini de provoke ediyor, Yahudi bankerler zarar endişesi ile Ocağı alevlendirince, Ocak, Devlete daha zararlı bir hale geliyor. Bence, Ocağı radikal bir şekilde, dönüştürmenin, değiştirmenin yolları aranmalıydı. Maaşları düzgün bir şekilde ödenerek Yahudi bankerlerin elinden kurtulmaları sağlanmalı, Yeniçerilerin maaşlarından beslenen bu bankerler için de yasal engeller kullanılmalıydı. Yeniçerilerin maaşları düzenli verilmediği için Yahudi Bankerler, Yeniçerilerin, maaşlarını düzenli ödemek şartı ile yüksek tenzilat (indirim) uygulayarak maaş kâğıtları olan esamilerini almışlar. Yeniçeri ölse bile Bankerler onun maaşını almaya devam etmişler. Bu düzenin devam etmesi için, Ocak Ağalarının bankerlerle ortak hareket etmeleri ve Ocağın devlete asi bir yapıda olması şarttır. Hoca, sadece Yeniçerilerin esnaf olabilmelerini göz önüne alıyor, oysa maaş ödemede zafiyete düşen Osmanlı, yeniçerilerin, Banker kucağına düşmemeleri için bu düzensizliğe göz yummuştu. Hoca, bu analizde hem bu noktayı dikkate almamış, daha sonraki eserlerinde Yahudi bankerleri meselesine değinecektir. Bir de Yeniçeri Ocağının, Osmanlı devlet düzeninde, güçlü olan şehzadeyi Padişah yapma özelliğinin de devlete dinamizm kazandıran yönü oluşunu ihmal etmiş. III. Selim’in yaklaşımında bir önemli özellik daha var; Sadrazam Koca Yusuf Paşa, Padişah’a “Bizim 120 bin askerimizi 8 bin Rus askeri yendi! Diyor. Yani Yeniçerileri ortadan kaldırmanın korkulacak bir tarafı da yok demeye getiriyor. Ama Padişah iki gurup insanımızın, vatandaşlarının, birbirini kırmasına razı olamıyor ve Alemdar Mustafa Paşa Olayı’nda bu nedenle kırım emrini veremiyor, Paşa’yı ve kendi canını riske sokuyor. Bu şefkat, birçok Osmanlı Padişahında görülüyor. Meselâ II. Abdülhamit dört mebusun Meclis seni istemiyor beyanına uyarak tahtı terk ediyor, kan dökülmemesine azami dikkat gösteriyor.

  • “Yeniçeri için hayat, ganimeti arttırmak için bir bahanedir. Yeniçeriliği yaratan Osmanlı Sultanlarıdır, ancak Yeniçerilerin gözünü açan Yavuz Sultan Selim oldu. Yavuz, Yeniçerilere dayanarak Padişah oldu. … Böylece Yeniçerilere bir yol gösterdi: Güçlerini öğretti.” (1) Sf.77    

    “Profesyonel askerlik, eski ırklara özgüdür; Fakat “Memluk Türkleri”, deneyimli Türklerin çok başarılı köle asker olduklarını kanıtlıyor. Esir alınan Hıristiyan çocukları “Acemi Ocakları” içinde yetiştirildiler… Hıristiyan devşirmelere Türkçe ve yazı öğretiliyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 77, 79) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2008): Yeniçerilerin Padişah indirme ya da padişah belirleme faaliyetleri Yavuz’dan daha eskiye dayanır. Meselâ Fatih de Yeniçeri desteği ile babası 2. Murat’ı birincisinde tahtından indirdi. Zaten Osmanlı düzeninde Padişah öldüğünde Yeniçeri veya ulema sınıfının ya da her iki sınıfın desteğini alan Padişah oluyordu. Bu da bir nevi seçmeydi, dolayısıyla Osmanlı devleti, Marks’ın da tespit ettiği gibi bir nevi Cumhuriyetti.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): Nazım Hikmet, Memleketimizden İnsan Manzaraları şiirinde Gazeteci Ali Kemal’in öldürülüşünü anlatıyor.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Ali Kemal günümüzde (2022) İngiltere’nin başbakanı olan Boris Johnson’ın dedesidir.

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 65) kitabından notlar alınmıştır.

  • “Bilimsel kafa, düşünme sürecini durduramayan kafadır.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Nizamı Cedit (Yeni Nizam, Yeni Düzenleme) ile başlayan Yeniçeri Ocağının kaldırılmasıyla birinci perdesi kapanan gelişmeler tam anlamıyla bir iç savaştır. Türkiye’nin yenilik tarihinin ilk perdesinde bir iç savaş vardır.  … İç savaştan çıkan bir toplum, dış savaşta olduğunda çok daha fazla, bir seçkin kadro kıtlığı ile karşılaşır.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mustafa Reşit Paşa’nın Tanzimat Fermanı’nı (düzenleme emrini) okumaya giderken eviyle vedalaşması boşuna değil, önünde tarih var.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Osmanlı Padişahları hiçbir ziyareti iade etmiyorlar. Hiç kimse Padişaha hediye vermeye cüret edemiyor…. Tanzimat’a kadar hiçbir yabancı ülkeye gitmiyorlar. Paris Antlaşmasına kadar Osmanlı Padişahı, kendisini hiçbir hükümdar ile aynı düzeyde saymıyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): Yeniçeriler üniforma giymiyor. Bu da rahatlıkla firar etmelerini sağlıyor. Demek ki üniforma ölüme göndermeyi kolaylaştırıyor.

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf.28) kitabından not alınmıştır.

  • “Düşün gücü olan, teorik dayanağı olan aydın, yalnızlığa en çok dayanabilen insandır.  Aydın, yalnızlığa dayanabilen hayvandır.” Sf. 19

    (Aydın) “Yeniçerilik yıkılınca hep dayanak aradı. Batmakta olan bir İmparatorluğu kurtarmaya çalışmak, mutlak misyoner (mücahit) ruhunu gerektirir.

    Türk aydını doğuştan imparatorlukçudur, kurtarıcı bir hırsa sahip.” Sf. 20    

    “Bilimlerin anası tarih bilimi kendisini ilerletecekler için son derece affedicidir. Hâlbuki Türkiye’de tarih bilimi Türk aydınını hep karalamıştır. Bundan bir sonuç çıkar; Türkiye’de tarih bilimi yoktur.  

    Bilim, tekil yanılgıları soyutlayabilmektir. Bilim, az sayıda yanılgı soyutlayarak çok sayıda yanılgıyı önlemeye yardı eder. Hâlbuki Türk aydın tarihi, benzer yanılgıların tekrarıyla doludur. Tarih, mantıksal ve toplumsal nedenlerle ilk ve ilkel bilim oldu. Çok basit bir nedenle; Yol ağzında olanlar hep tarihe bakarlar.    

    Tarih, bir başka yol gösterici durumuna çıkartılan piyasa mekanizmasının oluşumuna kadar, kuşkulu durumların tek yol göstericisi oldu.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 19 ile 21 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Yeniçeri Ocağı bir esnaf güruhudur, zamanına göre bir sermaye kesitidir, sermaye kesiminin silah kullanan bölümüdür. (1)

    Neden salt ve saf bir silahlı kuvvetler gerici olsun? Neden  .. Yeniçeri Ocağı bu denli gerici olsun ve bütün yenilik girişimlerinin, bütün yenilikçi akımların karşısına çıksın?   Bu neden, var; Sermaye gericidir. 1826 yılında lağvedilen (ortadan kaldırılan) Yeniçeri Ocağı …. saf ve salt bir silahlı kuvvetler örgütlenmesi değildir. Disiplinsiz bir esnaf güruhudur. Osmanlı’da sermaye ile iç içedir; ayrılması mümkün değil. Bunun için gerici.” Sf.18

    “Osmanlı Türkiye’sinde ulema (2) Yeniçerilerin tüm lanetli başkaldırılarına ortak oldu.  Yeniçeri Ocağı ulemanın dayandığı müttefiki idi. (3)

    Türkiye’de tüm yenilikler Sultan Mahmut ile ve Vakayı Hayriye (Hayırlı olay, Yeniçeri Ocağının ortadan kaldırılması olayı)  ile başladı.” (4)

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf.18,19) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Bu tanım fazla zorlamadır. Yeniçerilerin esnaf olmadan önceki dönemi çok parlak bir dönemdir ve o zamanlar Ocak, Osmanlı’nın ana unsurudur., devletin temel yapı taşıdır. Ayrıca Ocağın sermaye ile ilişkisi sadece esnaflıkla sınırlı değil, Yahudi bankerlere esamilerini (maaş belgelerini) satmaları da önemli bir durumdur. Ancak tabii ki Yalçın Hoca’nın Yeniçeri analizi büyük önem taşımaktadır.

    BAKKAL’IN NOTU (2) (1995): Hukukçular yani kadılar ve müderrisler yani öğretmenler ile din adamları Osmanlı’da ulema sınıfıdır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (3) (1995): Yeniçeriler ulemayı kullandılar mı? Bence eylemlerinde halkı inandırmak için kullandılar. Ulema da Yeniçerileri kullanarak iktidar mücadelesi yaptı. Ayrıca Osmanlı düzeninin bu iki büyük örgütü, kışla ve cami, zaman zaman birbirleriyle de mücadele ettiler. Yani bu sınırlar bu kadar keskin değil, olmamalı da.

    BAKKAL’IN YORUMU (4) (2008): Bu da çok iddialı bir tez. Ayrıca Hoca; Yeniçeri Ocağının kapanması, aydını, yalnız bıraktı safralarından arındırdı, diyor. Ancak Osmanlının bozuk idaresine karşı çıkabilecek örgütlü güç te kalmadı, bence. Yeniçeri Ocağı ilk kurulduğu gibi devşirme ve salt asker olarak değerlendirilse ve ticaret yapmaları engellenip, maaşları bir düzene sokulabilseydi daha yararlı bir iş yapılmış olurdu. Ocağın lağv edilmesinden sonra ülkenin asli unsurları askere alındı, bu durum onların ekonomik olarak gelişmelerini engelledi. Babadan oğula geçen mesleki bilgiler aktarılamaz oldu, Türk ve Müslüman unsur; ziraat, ticaret ve sanayi de çok geri kaldı. Yeniçeri Ocağının yerine yine devşirme veya profesyonel bir silahlı kuvvetler kurulabilirdi.

  • “Tek başına eylem aydını büyütmez. Aydın, kafasıyla ve çok büyük bir inatla, toplumu değiştirmek için mücadele eden hayvandır. Tanımı kısaltmak gerekirse; Aydın, kafasıyla mücadele eden insandır.  Aydını tarihin diğer aktörlerinden ayıran en belirgin çizgi, mücadeleye kafasını koymasıdır.” Sf.15

    “Türk aydını, çok uzun yıllar ölmekte olan bir İmparatorluğu yaşatmak için mücadele etti. Türk aydını kurtaramadı. Aydının hayal kırıklığı, tarihte istisna değil kuraldır. … Hayal kırıklığı aydının en büyük öğretenidir.” Sf.17

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 15 ile 17 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sevgi, sezmeye yardım eder. Her düşünüre gereklidir. Çünkü düşünür, bir anlama, düşündüğüne aşk olmuş kimsedir.  

    Türkiye’yi önemsemeyen kendisini küçümsüyor demektir. Sf.13

    Her bilimsel çalışma aynı zamanda bir yöntem çalışmasıdır. Her ciddi bulgu bir yenice yönteme dayanır. Yöntemin yüzde yüz yeni olması mümkün değil, ancak yenice olabilir. Türk aydınını Türk eyleminin bir ürünü olarak ele almak, bu çalışmayla birlikte ortaya çıktı. Türk aydını Türk tarihinin ürünüdür.” Sf.15

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 13 ile 10 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Türk aydını başıyla yürüyor, ayağıyla düşünüyordu. Tersti; tersine çevirmeye başladım.

    Türk diline teorik bir anlatım gücü kazandırma çabalarımı burada da sürdürdüm.  Çok sesli sunmak istedim. .. Denediğim cümlelerde parantezsiz parantezlerle, dip notlarla, metin içi eklerle, çok sesli bir sunuşa yaklaşmak istedim. İlaçla beynimin çalışmasını yavaşlatmak zorunda kaldığım oldu.   Yazmak, benim için, öncelikle kafamı boşaltmaktır. Entelektüel yaşamımı sürdürebilmem için zaman zaman kafamı boşaltmam ve bunun için de yazmam gerekiyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 7 ile 10 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 23 Kasım 1925 tarihli gizli celsede Mebus Maaşlarının Artırılması görüşüldü ve kararlaştırıldı:

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – (İş Bankası Yayını (Sf. 580) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Milletvekillerinin maaşları 3500 liraya çıkartıldı. Savaş zamanında Birinci Meclis’in vekilleri 400 lira alıyordu.

      

  • (18 Kasım 1925 tarihli gizli celsede Savunma Bakanlığı bütçesi görüşülürken bakan bilgi veriyor:)

      Recep Bey (Müdafai Milliye Vekili) (Kütahya); ” .. Arkadaşlar malumu âliniz (yüce bilginiz vardır) geçen sene verilmiş olan üç milyon liralık taahhüt (üstlenme) kanunu ile hükümet bir tayyare (uçak) fabrikasının inşasına teşebbüs etmiştir (yapımına girişmiştir). .. Yakında yapılmaya başlanacaktır. … yaptığımız mukavele de Yünkers ile yapılmıştır. Her sene bize 250 tayyare teslim etme taahhüdünü (üstleniciliğini) almıştır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 543, 544) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995):  Savaştan yeni çıkmışız halk açlıktan kırılıyor Savunma Bakanı Recep Peker silah alımı ve harp sanayisinin gelişmesi derdine düşüyor. Recep, Eskişehir’de seçim gezisi sırasında “açız” diyen halka “bok yiyin” diyen kişi.