Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Mustafa Kemal’in Milli direnişi güçlendirmek için, ısrarla, Şeyhlerin, Dedelerin (Alevi-Bektaşi uluları), Aşiret Başkanları ve öteki kent ve kasaba ileri gelenlerinin işbirliğini sağlamaya çalışır…. Erzurum Kongresi sonucu oluşturulan Heyet-i Temsiliye’de Mustafa Kemal Başkan, Mutki Aşireti Reisi Hacı Musa Bey, Nakşibendî Şeyh’i Fevzi Efendi, Hoca Raif Efendi, gibi kişiler var. .. Millet Meclisi’nde, Mustafa Kemal Başkanlığa, Konya’dan Çelebi Abdulhalim Efendi Birinci Başkan Vekilliği’ne, Kırşehir’deki Çelebi Cemalettin Efendi 2. Başkan Vekilliği’ne seçilirler. Mustafa Kemal, Mutki Aşireti Reisi Hacı Musa’ya yazdığı mektupta: .. dedelerimizden kalan Anavatan’ı Ermenistan yapmak istedikleri apaçık gözüküyor.” der. Yine 13 Ağustos 1919’da Bitlis’teki Küfrevizâde Şeyh’i Abdülbaki Efendi’ye de “Faziletli Efendim..” diyerek mektup yazar ve Halife’nin esaretinden bahseder. Aynı gün Şırnaklı Abdurrahman Ağa, Derveş’li Ömer Ağa, Muşas’lı Resul Ağalara da mektup yazıp Ermeni korkusundan bahseder. Ayrıca, Heyet-i Temsiliye’ye seçtirdiği Eski Bitlis Mebusu “Sadullah Efendi Hazretlerine”, İngilizlere karşı direnen Şeyh Mahmut’a, Norşin’li büyük şeyhlerden Ziyaettin Efendiye, Garzan’da sonradan Milli Mücadeleye karşı ayaklanacak olan Cemil Çeto Bey’e, Malatya’da Hacı Kaya ve Şatzade Mustafa Ağalara mektuplar gönderir. Şiran Müftüsü Hasan Fahri’ye övgüler düzer. Mustafa Kemal Sivas’tan Ankara’ya geçerken Hacı Bektaş’ta Alevilerin lideri Çelebi Cemalettin Efendi ve onun Postnişin’i (post vekili, görevini devam ettirecek kişi) Niyazi Salih Baba’yı ziyaret etti. Cemalettin Efendi hemen kabul etti hatta Cumhuriyet yanlısı olduğunu hemen belli etti. (1)

    Bu sırada Anadolu’da 3-4 milyon Alevi vardı. Mustafa Kemal daha Samsun’a çıkar çıkmaz, Aşiret başkanları gibi Alevi Dedelerini de kazanmaya önem verir. 26.06.1919 günü Tokat’tan, 2.Ordu Müfettişi (o dönemde Ordu Komutanına verilen unvan) Cemal Paşa’ya mektup yazarak, … Alevi Liderlerine mektuplar yazarak onları Müdafai Hukuk’a kazandırmasını istemiştir. . İzmit-Adapazarı tarafındaki Padişah yanlısı Çerkezlere karşı, Tokat, Sivas, Bolu Düzce Çerkezlerini Bekir Sami Bey aracılığı ile kendi yanına çekti.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.990-993) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2007): Alevilerin Osmanlı ile derin ayrılıkları, tarihten gelen kinleri vardı zaten.  

    BAKKAL’IN YORUMU (1993): Mustafa Kemal Paşa feodal ilişkilerden, sonuna kadar ve başarıyla yararlanmıştır.

  • “Mustafa Kemal ta Erzurum Kongresinde bile Müdafai Hukuk Cemiyetlerinin (Hak Savunma Cemiyetlerinin) örgüt kademelerinin başında Vali, Kaymakam, Komutan gibi idarecilerin bulunmalarını istememiş. Bunlar İstanbul’a bağlanır ve kendi başlarına buyruk olurlar diye.  Bu cemiyetlerde işçi, köylü ve esnaf temsilcilerine yer verilmez, sadece eşraf (ileri gelenler) bulunur.

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.987) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Bu Müdafai Hukuk Cemiyetlerini İstanbul gizli bir şekilde, kurdurmuş ve desteklemiştir. Burada amaç, Mondros Ateşkes Antlaşması gereği olarak, ülkemizde antlaşma hükümlerine uyulmasını kontrol eden komiserlik ve bunlara bağlı birliklerin kalıcı olmalarını halkımızın istemediğini göstermek ve onların kalıcı olamayacaklarını kabul ettirmek ve gerekirse bu yolda silaha başvurmaktır. Bu cemiyetlerin yönetimindeki eşraf genellikle vatansever ve Osmanlı gizli istihbaratı diyebileceğimiz, Teşkilatı Mahsusa’nın adamlarıdır. Zaten halkın direnişe yatkın bir hali yoktu, 1907’den beri süren savaşlarda bitip tükenmişlerdi. Bizim ile birlikte savaştan yenik çıkan Almanya’ya daha ağır Ateşkes hükümleri konuldu, Alman İmparatoru da gizlice, direniş örgütleri ile halkını bilinçlendirterek, ülkesini işgalden kurtardı. Padişah Vahdettin, Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Müdafai Hukuk Cemiyetlerini bu bakış açısı ile organize etmesi için göndermişti. Ancak, Mustafa Kemal daha Erzurum Kongresine gelmeden, Enver Paşanın yaptığına benzer tarzda bir askeri ihtilal hazırlığına başlamıştır. Erzurum ve Sivas Kongreleri işte bu Müdafai Hukuk Cemiyetlerinin çalışmaları sayesinde toplanmıştır

  • “Kastamonu İstiklâl Mahkemesi Başkanlığı yapan Necati Bey, “.. Tutuklu erlerin cepheye gönderilmesinde çok pratik bir yöntem bulur, yargı yetkisini Askerlik Şubesine verir.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 980) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Bu Necati Bey, ABD Elçisi Grew’in  “En kaba cinsten bir politikacı, çok az kültürü var, ona kolay kolay bir eğitimci gözü ile bakılamaz.” dediği adam. Bu adam, Milli Eğitim Bakanı iken “mektepler olmasa Maarifi iyi idare ederim” , yani okullar olmasa bu bakanlığı iyi idare ederim diyen bir adam. Çok doğaldır ki bu pratik çözümü ile İstiklâl Mahkemesinde görev yaparken hukuku da berbat etmiştir.

  • “Dr. Reşit Galip Bey, Köycülük akımının öncüsüdür ve Ekim 1920’de bu konuda şunları söylüyor. “Bizde gelenek olmuştur, büyük memurların küçük memurlara verdikleri başlıca emir ve öğüt, eşraf (ileri gelenlerle) ile hoş geçinmektir… İllerde Valiler bile zorbaların elindedir. Hükûmet içişlerinden, evkafından (vakıflarından), tapusuna hep bunların elindedir. Adalet işleri de eşrafın elinde ve etkisindedir. .. Köylü, kendisine verilen emirlerdeki insafsız sözlerin, gerçek anlamının ne olduğunu, kendisinin kimin hakkını savunmak için öne sürüldüğünü anlamıştır. Biz nedense kendimizi çok akıllı köylüyü de hayvan bildiğimiz için, hep yanılmakta ve aldanmaktayız. Bunu kavrayabilmek için köylüye inmeli, ona güven verdikten sonra dertlerini ve şikâyetlerini dinlemeliyiz. Onun neden kendisine yakışan bir yiğitlikle savaşmadığını işte o zaman anlarız.” Dr. Reşit Galip, eşraf ve ağaya savaş açıp, köylüyü kazanmak düşüncesinde idi.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.984) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Resmi rakamlara göre Osmanlı, 1. Dünya Savaşı’nda 2 Milyon 850 bin kişiyi silâhaltına almış, 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığı zaman ancak 560 bin kişi kalmış. Ölü sayısı Larcher’e göre 500-600 bini aşmıştır. Ayrıca Doğu illerinden Ermeni ve Rumlar sayılmazsa 500 bin kadar halk da savaşa kurban gitmiştir. Nüfus 12 milyon iken 10 milyonun altına düşmüştür. Mareşal Fevzi Paşa (Çakmak), “10.Kolordu, gürbüz olan 40 bin mevcudundan ancak 3 bin askerle Allahuekber Dağlarının eteğine gelebilmiştir. (1)

      2 Ocak1915’de 10.Kolordu’dan 600, 9.Kolordu’dan da 344 asker kalmıştır. 3 Ocak’ta mevcut asker sayıları biraz arttırılan bu iki kolordu, 10.Ocakta tamamen yok olur. Yüz bin kişilik üç Kolordu’dan 10-15 bin kişi kalır. Tifüsten de çok askerimiz ölür. Savaşta ülkemizde görev yapan Liman Von Sanders Paşa, 13 Aralık 1917 tarihli raporunda: “ ..Harp tarihi bu saldırı için, hiç bir zaman akla uygun bir neden bulamayacaktır.” der. 24 Aralık 1916’da Harput’ta bir Doktor raporuna şunları yazıyor: “Buraya cepheden getirilen hastalar cidden acınacak durumdadırlar. Kirli ve bitli olmaları bir yana daha kötüsü açlıktan ölmek üzeredirler. .. Aylık ortalama ölü sayısı 900 kadardır.” der. Bir Alman Doktoru da “Zayıflamış ve takatten düşmüş insanların ne kadar dayanıksız oldukları en basit olaylarda bile görülüyor. İnsanları ameliyat etsek ölüyorlar, ameliyat etmesek yine ölüyorlar.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 933 ile 950 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2007): Dedem, Harputlu Mennanoğlu İbrahim de bu 10. Kolordu’da asker iken, Erzurum – Hasankale, Köprü köyü, Şeytan dağında büyük ardıç ağacının altında şehit düşmüştür. Dede’m, sekiz yıl Yemen ve Ortadoğu’nun birçok cephesinde askerlik yapıp, Harput’a geldikten sonra Seferberlik yani I. Dünya Savaşı için asker toplama emri çıkınca tekrar silâhaltına alınıyor. Osmanlının Kafkasya cephesi veya meşhur olan adı ile Sarıkamış cephesi, zamanın Başkomutanı Enver Paşa’nın hatalı ve vicdansızca bir planıdır. On binlerce insanımız düşmanla karşılaşmadan, Aralık ve Ocak aylarında, Sarıkamış dağlarında donarak Şehit oldular.

  • “Meclis, asker kaçakları konusunu görüşürken, asker kaçaklarının ailelerinin de cezalandırılması gündeme gelince, Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey “… arkadaşlar Tanrı yada kul yapısı hiçbir kanun bilmiyorum ki, suçluyu değil de yakalayamadık diye evlatlarını, karısını, masum çocuklarını öldürsün, kurban etsin.. zaten biraz havada asılı bulunuyoruz ve zaten halk bizden bir şey anlamamıştır.  .. Ordu ile geçinemeyeceğiz.(anlaşamayacağız)” der.  İstiklâl Mahkemesi kurulmasını öneren Refik Şevket (İnce) de “Hamdullah Suphi Bey’e derim ki, biz geçineceğiz, … Bu amacımızı korumak için çalışacağız, gideceğiz, asacağız, asılacağız, hapsedeceğiz. Ve ancak böylece başarılı olacağız Efendiler….”  der.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 979, 980) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sakarya Zaferi’nden sonra firarlar azalır, Temmuz 1921’de 30 bin firar olayı var iken, Kasım 1921’de 3 bine düşer. Mustafa kemal Sakarya savaşını “Subay Savaşı” diye nitelendirir. Bu Savaşa katılan subayların % 20 den fazlası şehit veya yaralıdır. Genç ve acemi askerlere cesaret vermek için subaylar birliklerinin önüne atılmışlardır.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 982) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Sakarya Savaşı’nı idare eden İsmet Paşa taktik hatalar yapıyor, bunun sonucunda birçok subay Ordumuzun şerefini kurtarmak için çılgınca, olağanüstü bir kahramanlıkla savaşıyorlar.

  • “Yüzbaşı Kemal Bey tarafından Yunan’a karşı savaşmak için kurulan müfreze, dağılıyor ve toplanan gönüllüler Yüzbaşı Kemal’i Yunan’a teslim ediyorlar. Trakya’da 1920 Temmuzunda Yunan ilerleyişi karşısında birliklerimiz dağılırken, Vize-Saray bölgesindeki Süvari Birliğinin halk tarafından zorla silahları alınır ve birlik savaş dışı bırakılır. Komutan Cafer Tayyar Paşa atından düşmüş yerde baygın yatarken, köylüler tarafından Yunan’a teslim edilir.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 976) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Halkın bu davranışlarının sebepleri arasında, İttihat ve Terakkinin yani Enver Paşa’nın hatalı savaş politikası, yönetimden yana memnuniyetsizliği, padişah ile Kuvayı Milliye’ci dediğimiz bir yönüyle de ihtilalci olan güçlerin anlaşamamaları ve halkın büyük çoğunluğunun Padişah’a sadakatleridir.

  • “1918 Eylülü’nde Osmanlı İmparatorluğunun nüfusu 450 milyon. Cumhuriyet kurulduğu zaman 10 milyon. Mütarekeden (Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan) sonra ordumuzda çok hızlı bir firar (kaçma, askerden kaçma) furyası başlıyor. Sadece Erzurum’daki 15. Kolordu ayakta kalıyor.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 973, 974) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Bu Kolordu’nun ayakta kalması sayesinde ve Kâzım Karabekir Paşa’nın üstün yönetimi ile Türkiye, Ermeni savaşını kazanmış, Kürtlerin ayrılmamalarının güvencesi olmuştur.

  • “Liman Von Sanders Paşa’nın 1917’de yazdığı “Türk Ordularının Bugünkü Durumu” adlı raporundan: “Türk Ordusunda asker kaçaklarının sayısı 300 bini aşmış bulunuyor. … Türk askeri, özellikle Anadolu askeri mükemmeldir. Bu insanlara biraz özen göstermekle, gereği kadar yiyecek sağlamak ve güvenli bir yönetimle en büyük görevler yaptırılabilir. Ordu’nun birçok kısımlarında savaş yeteneğinin zayıflaması, Türk Genel Kurmaylarının aldığı hatalı kararların sonucudur. Türk askeri kendisine davranışta özen ve dikkat ister. Üstelik güveni olursa bu askerle her şey yapılabilir. Şimdi görülmekte olan bu büyük ölçüdeki firarlar, Türklere eskiden miras kalmış değildir.””

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 958, 959) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1993) İnsanımız, askerimiz ve o dönemin beceriksiz, maceracı yönetimimiz hakkında çok objektif bir değerlendirme. Hacı Liman Von Sanders Paşa, Türkiye’de beş yıl görev yapmış bir insan. İnsanımızın hasletleri (erdemlilikleri) hakkında söylemiş olduğu şeyler az bile.

  • “Mustafa Kemal 7. Ordu Komutanı iken, 20 Eylül 1917’de bir Rapor yazar ve bunu Sadrazam (Başbakan) ve Harbiye Nazır’ına (Milli Savunma Bakanı, Enver Paşa’ya) gönderir. Mustafa Kemal’in Yaveri Cevat Abbas’ın öne sürüp İsmet İnönü’nün doğrulamasına göre bu raporu gerçekte, İsmet Paşa hazırlamıştır.

    (Bu önemli rapordan bazı alıntılar var):

    “… Askeri politikamız, bir savunma politikası veya elimizde bulunan kuvvetleri ve bir tek askeri dahi son âna kadar saklamak politikası olmalıdır…. İçinde bulunduğumuz bataklıktan Almanlarla birlikte bulunarak kurtulmak zorunlu ise de, Almanların bu zorunluluktan ve savaş yıkımından yararlanarak bizi sömürge biçimine sokmak ve memleketimizin bütün kaynaklarını kendi ellerine almak politikasına karşıyım ve devlet ileri gelenlerinin bu hususta hiç olmazsa Bulgarlar kadar bağımsız ve kıskanç (ülke menfaatini kıskanan) olmalarını gerekli görürüm.” (1) 

      Rapora devam.. “… Falkenhain geldiği günden beri aşiret başkanlarına Alman teğmenleri göndererek doğrudan doğruya temas kurmaktadır ve Araplarla Türkler düşmandır. “Biz Almanlar, tarafsız olduğumuz için onları kazanabiliriz.” sözünü bizzat bana, bir Ordu Komutanı’na söylemiştir…. Savaş Müslüman ve Hıristiyan bütün halkımızı bitkin hâle getirmiştir. Halk ile Hükûmet arasında bağlar çözülmüştür. .. Öte yandan idare tam bir acz (çaresizlik acizlik) içerisinde olduğundan, genel yaşantının tam bir anarşiye sürüklenmesini önleyememekte, adalet ve hukuka aykırı davranışlar Hükümetten nefreti artırmaktadır. .. İdarenin tam bir acz içine düşüşü, bir asayiş kuvvetinin yoluğundan, geçim derdi ile memurların rüşvetçi olmasından, vurgun ve yolsuzluklardan, memur kalitesinin düşmesinden ve adalet işlerinin hiç işlememesinden ileri gelmektedir. … Bu nedenle, savaş devam ederse, karşısında bulunduğumuz en büyük tehlike, her taraftan çürüyen ulu saltanat binasının bir gün içeriden ve hep birden çökmesi olasılığıdır. … Memleket sağlam bir hareket üssü olarak kalmalıdır.”

    …Falih Rıfkı Atay, bu raporun hazırlandığı günlerde, Mustafa Kemal bu felaketli gidişi durdurup, Enver’i işbaşından uzaklaştırmak için Cemal Paşa liderliğinde bir “Ordu Hareketi” düzenlemeye çalışmış, ancak Cemal Paşa yeterli cesareti gösterememiştir….  Enver Paşa, Falkenhayin’ı Filistin saldırısı ile görevlendirmiş, 7. ve 8. Orduları onun emrine vermiştir. Mustafa Kemal de 7. Ordu komutanlığından istifasını sunmuş, ona 2. Ordu Komutanlığı teklif edilmiş ancak reddedip İstanbul’a dönmüştür. Filistin saldırısı tekrar başarısız olunca Falkenhain’in yerine Liman Von Sanders Paşa geçer. Mustafa Kemal Paşa Temmuz 1918’de yeniden 7. Ordu Komutanı olur ve Liman Paşa’nın emrinin tam tersine orduya geri çekilme emri verir.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.953-958) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2007): Kemal Paşa’nın bu raporunda önemli ve gerçekçi bilgiler var. Bulgarlar da Almanya’nın yanında savaşa girdi ancak 1917’de bizden bir yıl önce, kendilerini ezdirmeden yenilgiyi kabul edip çekildiler. Vahdettin Şehzade iken onun Yaveri olarak birlikte Almanya’ya gittiklerinde de bunu açıkça belirtmiştir.

  • “Osmanlı bütçesi 1. Cihan harbi öncesinde 34 milyon altındı. Duyun-u Umumiye’ye (Dış Borçlar İdaresine) yıllık ödenen borç: 14 milyon altın. 800.000 askerli Ordu’ya maaş olarak ödenen 9,5 milyon altın. Maliye bakanı Cavit Bey bütçeden ek kaynak vermemekte çok direnir. ..8 Ağustos 1914’de Müslüman halk için de Bedelli Askerlik Kanunu çıkar, bu Osmanlı tarihinde bir ilktir, 30 altın veren zenginler savaşa gitmezler. … Osmanlı, savaş başlayınca, savaşa girdiğinde müttefiki olan Almanya’dan 5 milyon altın borç para ister. Almanya öyle şartlar öne sürer ki, Osmanlı savaşa girmese bu parayı alamayacaktır, üstelik ödeme şartları da çok ağırdır. 22 Ekim’de Enver Paşa… Rus donanmasına saldırı emri verir ve ilk para 26 Ekimde gelir.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 927) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Alman Genelkurmay Başkanı Moltke (1) 12 Mayıs 1914’te “Türk Ordusu kesinlikle değersizdir. Ne silahı ne cephanesi ne de yiyeceği vardır, Subayların karıları yolların kenarlarında dilenmektedir.” diyor.”  

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 922) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996); Osmanlı ordusunu eğitmek için 1838’de ülkemize gelmişti..

  • “Lozan’da Boğazlar sorunu görüşülürken, Çiçerin (Sovyet Dışişleri Bakanı ve Murahhası) Boğazların Türk tarafının olmasını savunuyor. İsmet’e ilk önce söz veriliyor, hemen hemen hiçbir şey söylemiyor. Lozan’daki ABD Delegesi Grew (Türkiye Büyükelçisi), “İsmet çok sağır, olanı biteni izleyebilmek için sekreterlerinin çevirisine bağımlı. Hazırcevaplıkta usta olan Lord Curzon’a (İngiltere delegesi) karşılık verebilme olanağına pek az sahip.”  diyor.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi II – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.884) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): İsmet Paşa için 7-8 dil bildiği hep söylendi ne Lozan’da nede başka bir yerde yabancı dil konuştuğunu veya anladığını söyleyen yok.

  • “1920 yılı sonbaharında, İstiklâl Mahkemesi kurulurken, Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey Meclis’te “Esasen biraz havada asılı durumda bulunuyoruz ve esasen halk bizden bir şey anlamamıştır.” diye konuşuyor.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 912) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sivas Kongresine Güney İlleri temsilci göndermemişler. Ege Kuvayı Milliye (Milli Kuvvetler) örgütü, TBMM açılıp da kendini kabul ettirene kadar İstanbul ile ilişkide. Trakya Fransız himayesinde çözüm arıyor, Ödemiş ve Tire temsilcileri Yunan işgalinden kurtulmak için İtalyan işgalini araştırmışlar, Balıkesir ileri gelenleri Amerikan himayesi istemeye yönelmişler, Amerikan bayrakları asmışlar, Manisa-Alaşehir’de 150 esnaf Fransız himayesi isteme eğiliminde. Yunus Nadi ve arkadaşları İstanbul işgalinden sonra Ankara’ya kaçarlarken, Budaklar Köyünde silahlı bir adama rastlarlar ve konuşurlar… Köylü “Biz istiyoruz ki dünyada ne olursa olsun, fakat bu köye bulaşmasın.” demiş. Yine, Mustafa Kemal Samsundan Havza’ya giderken, Bir köylü; “Şimdi benim vatanım da yurdum da aha şu tarlanın ucu. Düşman oraya gelinceye kadar benden hayır bekleme.” diyor.

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 909) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kızıl Ordu’nun başarılı Komutanlarından Frunze 1921 sonlarında Ankara’da Mustafa Kemal ile konuştuktan sonra 22 Aralık 1921’de Dışişleri Bakanı Çiçerin’e bir rapor gönderir: “Halk iyice bitmiş, tükenmiştir, yorgundur, barışı özlemiştir fakat aynı zamanda uzun ve enerjik propaganda sonucu, mücadele zorunluluğunu hayli iyi anlamaktadır. Ordu son derece kötü durumdadır… Fakat Ordu’nun morali hayli yüksektir.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi II – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 860) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Türk-Fransız işbirliğinden korkan Stalin’e Ekim 1921’de, Moskova Büyükelçimiz Ali Fuat Paşa (Cebesoy) “Eğer Fransızlarla birlikte olup size zarar verirsek beni rehin tutun” der.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi II – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 846) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sovyetler, Türkiye (Mustafa Kemal), İran (Rıza Han), Afganistan (Emanullah Han), bu üç ülkede de merkezi milli bir devleti teşvik etmiş, para ve silah desteğinde bulunmuştur. Bu üç ülke de İngiltere kontrolünden sıyrılmış oldular.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi II – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 811, 812) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Lenin, Türkiye’ye gelen Büyükelçi Aralof’a şöyle söyler: “Mustafa Kemal Paşa …. İyi bir örgütleyici.. yetenekli bir lider, ilerici, akıllı bir devlet adamı…. Padişahı da yardakçıları ile birlikte silip süpüreceğine inanıyorum…. ”  Mustafa Kemal 1920 ve 1921 yıllarında birçok kere Rusya ile askeri ittifak istiyor, ancak Bolşevik liderler kesinlikle reddediyor. Ekim 1921 Ermeni savaşının olduğu dönemde, Çiçerin’in Rıza Nur’a (1) söylediğine göre, Moskova’da Çerkez asıllı Dışişleri Bakanımız Bekir Sami, Çiçerin ile gizli bir pazarlığa girişmiş, Asetinlerin (bir Çerkez boyu) bağımsızlığına karşı, Bitlis ve Van’ı Ermenilere bırakmaya Millet Meclisi’ni razı edebileceğini söylemiştir.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi II – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 747) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1993): Rıza Nur; Askeri Doktor, Lozan’ın iki murahhasından yani özel delegesinden biri İsmet Paşa diğeri Rıza Nur. Çok akıllı ve o dönemde tarihe tanıklık etmiş, Hatıraları var. Rusya’ya bir heyet olarak gitmişler.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): BMM Hükümetinin Dışişleri Bakanı Bekir Sami, 4 Mart 1921 günü Lloyd George’a “Türkiye’yi Rusya’dan korumak için bütün Kafkasya’da askeri bir set olarak bağımsız bir konfederasyon kurulmalıdır.” önerisini yapmıştır. Bekir Sami, Çerkez asıllı, Çerkez Beylerinden olduğu için kendi ırkının kurtulması açısından bu öneriyi yapmış olabilir. Bekir Sami’nin Kafkas konfederasyonu düşüncesini, Lloyd George önce çok övmüş ama bu düşünceyi Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin’e anlatarak Türkiye ile Rusya’nın arasını açmıştır. Bu durum, bir Dışişleri Bakanı’nın, kendi ırkına yararlı olabilmek için temsil ettiği ülkesine nasıl zarar verdiğinin güzel bir örneğidir. Ali Fuat Cebesoy’da bu Kafkas Konfederasyonu düşüncesine inanıyor. Rusların daha güneye inmemeleri için bu konfederasyonu tampon olarak düşündüğünü söylüyor bunu da Moskova’da büyükelçi iken İngiltere Büyükelçisine söylüyor ama İngilizler bu fikre sıcak bakmıyorlar. Rauf Orbay Paşa da Çerkez Beylerindendir.