Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (23 Eylül 1922 tarihli gizli celsede genel durum görüşülüyor:)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): ” .. herkes bu memlekette haddini hududunu bilmezse iş şirazesinden çıkar. Memleketin geleceğini yine zora sokarız…. Avrupa bizimle haberleşiyor biz İzmir’le haberleşemiyoruz.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 815 ile 821 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): İzmir’de Mustafa Kemal ve General Pelle arasında geçen bir görüşme var, İstanbul’a yazılan bir mektup var ve hükümet ve Meclis ne olup bittiğini bilmiyor. Hüseyin Avni Bey buna itiraz ediyor.

  • (18 Eylül 1922 tarihli gizli celse:)

    Rauf Bey (Hükûmet Başkanı): “…Bu sırada Paşa Hazretleri ile genel durum hakkında görüşme ihtiyacını yazdım. ..bildirdim. Sonra Paşa Hazretlerinden aldığım telgrafta harp zaruretleri kendilerini her an bulundukları noktadan ayrılmaya .. kendilerine ulaşmak üzere bizim… hareketimizi arzu ediyorlar.”..     

    Selahattin Bey (Mersin): “Hükûmet burada çalışacaktır. Kalkıp gidemez.”

    Hüseyin Avni (Ulaş) Bey (Erzurum): “..bir hafta önce Avrupa’da bir başvuru üzerine Rauf Beyefendi dediler ki: Bu meseleler için en yetkili olan Başkumandan ile anlaşmak gerekir. .. Avrupalılar merkezi hükümete başvuruyorlar, hükümet Başkumandanlığa bildiriyor. Başkumandanlık ile görüşmenin sağlanamaması nedeniyle fikrini buraya bildiremiyor. Avrupalılar ta Avrupa’dan bizimle haberleşiyor, biz cephedeki Başkomutanla haberleşemiyoruz. Bu acayip bir şeydir. Anadolu’da harp bitmiş. Ordu levazım ve ihtiyacını hazırlıyor ve tamamlıyor. Başkumandanlığın orada oturmasıyla burada oturmasında bir fark yoktur. Olabilir, Başkumandanlık ile askeri durumlar için temas olabilir. Siyasi durumlar için tabii Başkumandan Paşa Hazretleri cevap veremez! … Arkadaşlarımız ne kadar iyi düşünürlerse düşünsünler, ne kadar vatanperver olurlarsa olsunlar, bizim düşündüğümüz kadar düşünemezler. Meclis’in düşündüğü her halde iyidir, biz kötü düşünemeyiz… Çünkü hak bizimdir… Siyasi işlerin halledilebilmesi için Paşa Hazretlerinin burayı şereflendirmesi lâzımdır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 784 ile 791 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995) Hüseyin Avni Bey direniyor Paşa buraya gelsin diyor bir çok Mebus bu arada Başbakan Rauf Paşa da heyet olarak gidelim diyor.

  • (26 Ağustos 1922 tarihli gizli celsede Pontus tehciri konuşuluyor:)

    Hakkı Hami Bey (Sinop): “Eğer tehcir cana kastetmek için yapılacak olursa işte efendiler o çok çirkin bir meseledir. … Öyle kötülükler yapılmıştır ki bugün memurlarımızın yaptığı kötülüğü emin olunuz İngilizler yapmaz. ..Emin olunuz onlar soyulacaktır, dövülecektir, her şey yapılacaktır. Irzlarına tecavüz edilecektir, öldürüleceklerdir.”

    Mustafa Sabri Efendi (Siirt): “Öldüreceğiz ya tohumluk diye mi besleyeceğiz.” (1)

    Mehmet Şükrü Bey (Karahisarısahip): “Pontus meselesini tenkil (tepelemek, ezmek) için giden adamlar, tenkili şöyle bir tarafa bırakıyor evvelemirde kesesini dolduruyor, yağma yapıyor sonra yaptığı suçun delillerini ortadan kaldırmak için memlekette yangınlar yapıyor.”… 

    Selahattin Bey (Mersin): “Bir Türkiye Hükümeti kendisinin emri altında bulunanları ayırt etmeksizin, din ve cins, mezhep ve bütün tebaanın (bağlı olanların, tabi olanların) hükümetidir…. Biz niçin yok etmek siyaseti ortaya koyuyoruz… Yağma siyasetidir, imha (ortadan kaldırma) siyaseti değil !”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf.711 ile 731 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Bu Mustafa Sabri, bir hoca! İnancı bu vahşeti onaylıyor, Kenan Evren’in de idam ettirdiği solcular için böyle bir ifadesi vardı.

  • (21 Ağustos 1922 tarihli gizli celsede jandarma görüşülüyor:)

    Mazhar Müfit Efendi (Kırşehir): “Karahisar Mebusu Ali Bey kardeşimiz.. Eşkıyalığı ilmi bir şekilde bölümlere ayırarak.. Dediler ki. Şekavet (eşkıyalık, suç işlemek) üç türlüdür: birisi adi suçlar, bir de şekavet-i müstemirre (örgütlü suçlar), birisi de şekavet-i siyasiye. Bendeniz bir şey daha ilave edeceğim ki onun adına maalesef şekavet-i resmiye (hükümet terörü) diyeceğim. Asıl milletin bugün kurtulmak istediği mesele o resmi eşkıyalık meselesidir.”

    Mazhar Müfit Efendi (Kırşehir): “.. Eşkıya bir tarafa gidiyor jandarma öbür tarafa gidiyor. Jandarma bu işi halledemez. Halkı tamamen silahlandırıp ta bu işi gördürmek imkânı yoktur. .. Halk ile iş gördürecek dereceye kadar inmiş isek o zaman Hükümete gerek yoktur. .. Suçlu ile suç söndürülmez efendi.”

    Mustafa Durak Bey (Erzurum): “Efendiler buradan kalkıyorum Memalik-i Osmaniye’nin yani bugün işgalimizde olan memleketimizin yarısını geçerek ta öbür tarafa gidiyorum. Halk bizden zarar görmüştür. Bir saat önce ölüp gitmemizi istiyor. Çünkü işe sahip değiliz..”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 684 ile 689 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (19 Ağustos 1922 tarihli gizli cesede jandarma bütçesi görüşülüyor:)

    Rifat Bey (Tokat): “Eğer bu jandarmanın da şimdiki jandarmalar gibi 600 kuruş maaşı 6 ay verilmese, bu yapacağınız jandarmalar da milletin başına bela olur. Nitekim şimdi olduğu gibi. .. Jandarma bir köye gitti mi bunu bir nimet biliyor. Şunu getir, bunu getir diyor. Eşkıyadan fazla zulüm ediyor..   Önce ver parayı, sonra eline silahı ver..”

    Emin Bey (Erzincan): “Bizim Hükümetimizin bir şiarı (kuralı) var o da, halka karşı zulüm ile muamele yapmak, zalimlere karşı yumuşakça davranmaktır…”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 657 ile 673 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (31 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede Tavsend’ın gelişi görüşülüyor:)

    BAKKAL’IN NOTU (1995): General Tavsend birinci dünya savaşında bize esir düşmüş, iyi muamele görmüş, bize ilgisi var. Aynı zamanda Başbakan Llyod George’un rakibi olan partiden bir mebus. Ağustos’ta yapılacak son savaş öncesi geliyor. Hatta Parlamentosuna bir telgraf çekerek sanki bir antlaşma yapmış gibi “Eğer Yunanlılar Anadolu’yu tamamen boşaltırlarsa bu savaş bitecektir.” gibi büyük laflar ediyor. Rauf Bey bu açıklamayı İngiliz kamuoyu için yaptığını söylüyor. İngiltere hesabına gelmiş olması muhtemeldir. Zaten son üç yıldır Ankara casus kaynıyor.

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 640, 641) kitabından not olarak alınmıştır.

  • (26 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede Yeni bir İstiklâl Mahkemesi kurulması görüşülüyor:)

    Ragıp Bey (Kütahya): “Avrupa da böyle sizin gibi söylüyor.”

    Hüseyin Avni Bey: “Evet ben Yunanlıyım, teşekkür ederim… Jandarmanı tesis et, Hükümetini tesis et. Daha kendimize güvensizlik yapıyoruz. Adliyeye güvenim yok diyen bir millet (konuşma gürültülerle kesiliyor)”  devamla “Nasıl üç kişi ile bu memleketi idare edersiniz? Rastgele üç kişiye kişisel kanaatinizle siz hüküm verin deyip yetki veren millet, ilmi inkâr edip hukukunu çiğniyor demektir. İhtilalin de bir hukuku vardır.. Hüner, isyan ettirmemektedir... Kars’tan Ermenistan’a göç ediyorlar Beyefendi. Yarayı tedavi edin.. Avrupalılara dedirtmemek (onları konuşturmamak) hünerdir. ..Efendiler kanun hakimdir. B.M.M. Ordusunun gücünü kötüye kullanmamalı. Kanun hâkim olmalı. Kişilerin hâkimiyeti payidar (sürekli, kalıcı) olamaz. Yarın gelirler üzerimize kül ekerler.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 607 ile 632 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Hüseyin Avni Bey’in neredeyse tek başına verdiği büyük mücadele sonucunda, Meclis’i mevcut İstiklâl Mahkemeleri Kanunu’nun iptali noktasına getirdi ama sonunda yasa çıktı.

  • (26 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede yeni bir İstiklâl Mahkemesi kurulması görüşülüyor:)

    Hakkı Hami Bey (Sinop): (Amasya İstiklâl Mahkemesi üyelerinden.) “Başlangıçta İstiklâl Mahkemeleri ilk faaliyete geçtikleri zaman asker firarlarına bulundukları yörelerde oldukça engel olmuş ve yararları da görülmüştür. Fakat sonradan sonraya itiraf etmek gerekir ki onlarda maalesef hiçbir şey yapamamışlardır…. İstiklâl Mahkemesine .. zannederim 26.Ağustos.922 tarihli bir zeyil (ilave) ile bir görev daha verilmiş ve üzülerek belirteyim ki mahkemeyi en çok başarısızlığa sevk eden sebep bu ilave olmuştur. .. Kanun (İstiklâl Mahkemeleri Kanunu) o kadar hukuka aykırı biçimde düzenlenmiş ki; Bir hareket olduğunda, o hareketi yapana “Senin yaptığın hareket bir suçtur.” “Canım efendim Kanunda bunun suç olduğuna dair bir şey yoktur.” “Ben orayı bilmem, işte yetki” diyor…Sen dediğin halde ben yaparsam cezalandırabilirsin, sen yap-yapma diye bir şey dememelisin. Böyle verilen bir zeyil ile İstiklâl Mahkemeleri maalesef tavuk hırsızlarına kadar el uzatmış.” …

    Hakkı Hami Bey Devamla); “Suçlu ele geçerse anasının babasının adını sormadan, amaç ipe çekmekse, İstiklâl Mahkemesine gerek yoktur. Dört beş manga asker gönderirsiniz rastgeleni vururlar, mahkemeye gerek yoktur. Gerek varsa, adaletli bakış açısından bunu gösteriyorsanız, .. Dünyanın nazarında adli teşkilattan olan mahkeme gönderilir. .. Efendiler İstiklâl Mahkemeleri memleketimizde baki kaldıkça bizimle kimse ticari ilişkilere girişmez. İtiraf etmek gerekir ki adeta Rusya’daki Çekalara benziyor. ..Rusya’da biliyorsunuz ki herhangi bir yerde bir mahkeme suç olmadığına kanaat ediyor, diğer bir yerde idam ediyor. ..Çok rica ediyorum İstiklâl Mahkemelerini geçici olarak görevden alalım ..”  

    Hüseyin Avni Bey  (Erzurum): (Hukukçu) “Efendim birinci günden beri İstiklâl Mahkemelerinin karşısındayım. Bir kere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Allah’ın vermediği yetkiyi kendisi başkasına verdiğine hayretteyim! …Hiç kimsenin reyi hudiyle (kişisel kanaatiyle) bir kimseyi asmak ve kişisel kanaatiyle asmak ve öldürmek için o yetkiyi peygamberlerine bile vermemiştir. ..Fakat TBMM bunun ötesinde her yetkiyi vermiştir. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) aslen batıl (temelsiz, geçersiz) olduğunu iddia ederim.  .. Biz her türlü harekâtı yatıştırdıktan sonra, her türlü galeyanı yatıştırdıktan sonra, asker kaçakları dolayısıyla bir mahkeme kurduk. … Bütün sadakatiyle bize itaat eden, bağlı kalan halkımıza karşı güvensizlik edip te, daha doğrusu iş edinmek, iş görüyorum diye görünmek tarihte gülünç bir sayfa oluşturacaktır. Ve gelecekte bize, ne iş gördünüz diye hesap sorarlarsa cevap vermekten aciz kalacağımıza inanıyorum. .. Memleketin bir tarafında vicdani kanaatiyle üç adamı idam eder, diğer tarafta hayatını bağışlar. Ne güzel eşitlik, ne güzel adalet… Adaleti uygulayacaksanız böyle mahkemeleri kaldıralım. .. Pontusçular hain imiş! İdare edin efendiler. Siz kelle-i beyinle idare edemediniz. Demek kabiliyet yok.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 607 ile 632 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (24 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede ordunun durumu görüşülüyor:)

    Kâzım Paşa (Milli Savunma Bakanı) (Kozan): “Kaymakam Cemal ve Refet Bey’ler doğrudan doğruya Fransa’ya gitmişlerdi. Bunların alacağı şeyler makineli tüfek kısacası büyük çapta harp malzemesi…. İstenilen malzemeyi getirdiler. Bugün en son fişekleri İskenderun limanına çıkmıştır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 582) kitabından birebir alınmıştır.

  • (22 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede Nihat Paşa’nın yolsuzluğu görüşülüyor:)

    Lütfi Bey (Siverek): “…efendiler bugün bendeniz Kürdistan mebusuyum… Fransız ordusunu Urfa’da mağlup eden, gerçekte, asi dediği Kürt askerleridir. .. Nihat Paşa’nın askerleri sayesinde değildir. … Büyük Millet Meclisi bütün Müslümanlardan Bedeli Nakdi (Askerlik yerine bedel ödemek) alınmasını reddettiği bir sırada Nihat Paşa hangi yetkiyle Müslümanlardan Bedeli Nakdi alıyor? Ve aldığı paraları mal sandıklarına (devlet kasasına) yatırmış mıdır? Hayır!”

    (Nihat Paşa Malatya Hasançelebi ve Hekimhan tarafında halka büyük bir baskı ve zor kullanıyor. Meclis Başkanı Malatya Mebusu Feyzi Efendi’ye söz hakkı vermiyor.)

    Feyzi Efendi (Malatya): “…Cinayetler bizim memlekette olmuştur.. Ben söz söyleyeceğim, dinleseniz de söyleyeceğim, dinlemeseniz de söyleyeceğim. Beni burada öldürün!”

    (Yine de konuşturmuyorlar. O da önerge veriyor.)  

    Fevzi Efendi (Malatya) Önergesi: “Nihat Paşa Hasançelebi’de eşkıyalar tarafından soyulur. Eşkıyaların üçü ölü dördü de sağ tutuldukları, aldıkları paraları da aynen iade ettikleri halde, Nihat Paşa Akçadağ Kaymakamı Emin Bey ile bir subay gönderir, bunlar eşkıyaları bırakarak etraftaki zengin çiftçileri toplarlar. Dayakla 2500 kırmızı lira zorla tahsil edilmiştir. Bu konular hiç araştırılmamıştır. Araştırılmasını teklif ederim.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 566 ile 572 arası kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Tehcirde Ermenilerin mallarını doğuda çoğunlukla Kürt aşiretleri ele geçirmişler. Ermeniler, Fransız lejyonerlerinin yüreklendirmesiyle geri dönmeye başladıklarında Kürtler; Urfa’yı, Antep ve Maraş’ı Ermeni dönüşlerinden, Efeler de Ege’yi Rumların geri dönüşlerinden kurtarma telaşına düşmüşler.

  • (17 Temmuz 1922 tarihli celsede Pontus meselesi ve deve yolsuzluğu görüşülüyor:)

    Dursun Bey (Çorum): “… Amasya İstiklâl Mahkemesince Pontus meselesinden dolayı idam edilen Aleksandors’un Çorum’da 160 küsur devesi vardı. Tabiidir ki Amasya İstiklâl Mahkemesi mallarının devlete gelir kaydedilmesine karar verdi. Hükümet te buna vaziülyed etti (el koydu). Bir müddet (zaman) sonra buradan Arslan Arif Bey’e develerin teslim edilmesi için emir verildi ve teslim edildi. Evraklar nasılsa İçişleri Bakanlığı aracılığıyla gönderildi.” (1)

    Emin Bey (Canik): “…Bu develer devletin malıdır. .. develerin kıymeti 3-4 yüz bin liradır.”

    Dr. Mazhar Bey (Aydın); “.. Milas’ta 6-7 sabun fabrikası vardır. Altı ay uğraşılmıştır. (Bu fabrika sahipleri gayrimüslim, onlar rahatsız edilmiş.) İki tane Hıristiyan vücudu mu daha gereklidir, 5-6 tane sanayi kuruluşunu korumak mı gereklidir? Bir devletin idaresindeki ekonomiyi, sanayiyi ve ticareti gözetmeyen insanlar ancak o memleketi yıkmakla meşguldürler. … Orduyu yaşatmak ne ile yaşatacağız? Ben askerim. Orduyu yaşatacağız, memleketin ekonomisine önem vermeyeceğiz yıkacağız. Böyle şey olmaz. .. Biz ülkenin ziraat ve ekonomisini yükseltecek tedbirler beklerken, Meclisimizin Hükümeti bunların ekonomisini yıkan, yakan ve yıpratan sonuçlara ulaşıyor. Hangi devleti kurmak ve hangi devletin istiklâlini kurtarmak için çalışıyorsunuz? Taşları dağları yuva yapmak için mi, baykuşlara yuva yapmak için mi? … Orduyu yükseltirken onun arkasındakini yıkmak doğru değildir. Tekâlifi Milliye bütün memleketi yıkmıştır. Bir Nahiyedeki (ilçenin küçüğü) deve miktarını askeri heyet baytarı (veterineri) ile birlikte tespit etmiştir. Mevcut 500 devenin 300’ü işe yarar halde, 200’ü hastalıklı diye rapor etmiştir. Aynı gün ukâla bir Nâhiye Müdürü orduya 500 devemiz var demiş. Vatandaştan bu 500 deveyi almışlar hasta olanlarını da getirip vatandaşa değiştirtmişler.” ….

    Mustafa Durak Bey (Erzurum): “Efendiler askerliği kim yapıyor?… Zengin çocukları değil, tüccar çocukları değil efendiler. Asker olanlar fakirlerdir.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 527 ile 538 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): Bu Arslan Arif Bey İstiklâl Mahkemesine sevk edilmiş oradan da tuhaf biçimde kurtulmuş bir adam. Buna develeri verin diyen iki teklif var, birisi İstiklâl Mahkemesi, diğeri ise Çorum Mutasarrıflığı. Dursun Bey’in ifadesine göre Ankara İstiklâl Mahkemesine sevk edilen Arslan Arif Bey için “en yetkili bir kişiden telgraf geliyor” ve adam serbest kalıyor. Cebelibereket Mebusu İhsan Bey (Topçu İhsan) soruyor “En yetkili dediğiniz Mustafa Kemal Paşa mı? Dursun Bey bir şey söyleyemiyor. Sf. 532  

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Dr. Mazhar Bey Askeri doktor. Akıllı, insancıl, ilerici bir insan.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Başkomutanın emri ile çıkan Tekâlifi Milliye yani milli vergi herkesin malının bir kısmına el konulması şeklinde zoraki vergi uygulamasıdır. Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var.

  • (17 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede Milli Savunma Bakanlığı bütçesi görüşülüyor:)

    Selahattin Bey (Mersin): “.. Bu ülke yalnız buğday ile.. Geçinemez, geçmiştir artık. Havadan uçaklarınızı, otomobili yürüteceksiniz.”   

    Ali Cenani Bey (Antep) (Muvazenei Milliye  (Milli Denge Yani Bütçe Komisyonu Başkanı): “Dâhilde görevlendirilen (yani cephede olmayan) erlerin toplamı bendenizce elli binden aşağı değildir. … Adana’dan geçtiğim zaman Adanalılar bana şikâyet ettiler. Dediler ki: Biz savaştığımız zaman subay bulamadınız. Bugün buraya üç yüz subay göndermişlerdir. .. otuz bile fazladır..   Bendeniz Ankara içerisinde 17 bin er ve erbaşın beslenmesinde bir anlam göremiyorum… büyük bir kısmı gereksiz olarak hizmetçilikle meşgul oluyor. Hükûmet bunlara boş yere para veriyor. ..” …

    Ziya Hurşit Bey (Lazistan): “..Meclis’in kendisine Başkumandanlık verdiği zat o zaman: Düşmanı iki taraftan sıkıştırıyoruz ve nerede ise atacağız diyordu. O zaman radyoda memlekete ilan edildi. On ay oluyor, milyonlarca para veriyoruz… bütün meclis sırf sinir kesilmiş. Meclis en doğal hakkı olan yasama hakkını bile feda ediyor, fakat ortada hiçbir şey yoktur.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 511 ile 526 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (17 Temmuz 1922 tarihli gizli celsede ordunun durumu görüşülüyor:)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Geçen sene orduya 56 milyon para verdiniz.. Bugün ordu geçen senenin bir buçuk katından fazladır. .. Efendiler ordu bir buçuk kat arttığı halde masraf yine o masraftır. Geçen yılın yolsuzluklarını kabul etmeliyiz. … Bu Ordu görevini bir an önce yapmalıdır. .. Bundan sonra parlak kelime değil hesap, rakam isteriz. Bu kürsüde çok parlak sözler söylenmiştir fakat ondan pek çok zarar görülmüştür.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 500, 501) kitabından birebir alınmıştır.

  • (15 Haziran 1922 tarihli gizli celsede Suriye görüşmeleri:)

    Hüseyin Avni (Ulaş) Bey (Erzurum): “Efendim, arzı malumat (bilgi sunma işi) mezar taşlarına olur. Biz mezar taşı değiliz. Bizim burada Hükümetin yetkisini aşıp aşmadığını araştırmamız gerekir. .. Milletin geleceğini sizlere değil, on katınıza dahi bırakmak yetkisi bizde yoktur…. Aylarca önceden söylediğim gibi çok acele komisyonlar kurup, siyasi, ekonomik, sosyal, askeri durumumuzu belirleyip, ileride yapılacak anlaşma görüşmelerine hazır olmalısınız. … Bekir Sami Bey heyeti Llyod George’a gittikleri zaman Llyod George benden ne istiyorsunuz?” deyince apışıp kalmışlar ve “efendim 24 saat müsaade istiyoruz” demişler.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 426,427) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1996): Fransızlar Suriye’yi fiilen işgal etmişler. Ve Ankara Hükümeti ile bir gümrük antlaşması yapmak istiyorlar. Fransızlar Osmanlının yıkılacağını biliyorlar demek ki. Maliye Bakanı Hasan Bey hududu Meclis’e açıklıyor. Mebuslar da bu antlaşma metnini niye bize vermiyorsunuz diyorlar. Ankara hükümeti bağımsızlık mücadelesinde Suriye’yi Fransa’ya bırakmış.

  • (25 Şubat 1922 Tarihli gizli celse:)

    Hakkı Hami Bey (Sinop); “Efendiler ben düşman İzmir’i işgal ettiği zaman Aydındaydım. Utanç ve üzüntü ile söylemeye mecburum ki Aydın’ın ileri gelen ağniyası (zenginleri) memlekette bir karışıklık çıkıp ta servetimiz elden çıkmasın diye Rumlarla irtibat (bağlantı) kurmuşlar.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 880) kitabından birebir alınmıştır.

  • (10 Haziran 1922 tarihli gizli celse. Söke İtalyanlar tarafından 13 Nisan 1922 de boşaltılmış.)

    Ali Şükrü Bey (Trabzon): “… Eli silah tutanların (yani Rumların) dâhile sevki için emir verildiğini beyan buyurdular, doğrudur.” (1)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 379-381) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Dönemin Trabzon Valisi Hazım Bey’in eşi Pontus. Ali Şükrü Bey bu kadının Vali’yi etkileyip bazı Pontusçuların meselâ Enfiyecioğlu’nun, tehcirden etkilenmemelerini sağladığını iddia ediyor.

  • (6 Mayıs 1922 Başkumandanlık Kanunu görüşmeleri:)

    Mustafa Kemal Paşa: “Bizim Meclisimiz dünyanın en demokrat bir Meclisi’dir. Şükrü Efendi (Mehmet Şükrü Bey) bilsin ki millet onun gibi düşünmüyor. Şükrü Efendi’nin dediği gibi komedya oynatmıyoruz. Efendiler Başkomutanlığın gereğini ve gereksizliğini Şükrü Efendi ve arkadaşlarının takdirine ihtiyaç yoktur. Şükrü Efendi ile arkadaşları Ordunun yalnız inhilaline (çökmesine) yardım eden kuvvetlerdir.”

    Mehmet Şükrü Bey; ”Estağfurullah Paşam estağfurullah!”

    Hüseyin Avni Bey; ”Cephe arkadaşlarından kimler var Paşa’m?”    

    Mustafa Kemal Paşa; ”Efendiler ben kanun yayınlamadım.. Başkumandanlık emir verir ve ben emir vermişimdir…  Hüseyin Avni Bey kanun aleyhinde söz söylerken birçok mütelaşi (telaşlı) sözler söylemiştir. .. Meclis’i Aliye hitaben diyorum ki, bu hareket tarzı ile Meclis’i siz rezil edeceksiniz”.

    Hüseyin Avni Bey; “Öyle bir sözüm yoktur yanlıştır.”

    Mustafa Kemal Paşa; “… fertler vardır efendiler ve bunları da sözlerle inkâr etmenin imkanı yoktur.”

    Hüseyin Avni Bey; “Müsaade buyurunuz efendim.”

    Mustafa Kemal Paşa; “Dur efendim! Ne zır zır ediyorsunuz.?”     

    Hüseyin Avni Bey; “Zır zır kelimesini kabul etmem!“

    Mustafa Kemal Paşa; “Zır zır yapıyorsun ya!“

    Hüseyin Avni Bey; “İstirham ediyorum Paşa’m sözünüzü geri alınız.”         

    Mustafa Kemal Paşa; “Mahalle kahvesi midir burası?”

    Hüseyin Avni Bey; “Milletin Kâbe’sidir.”

    Mustafa Kemal Bey: “Öyle ise riayet ve hürmet ediniz Kâbe’ye.”          

    Hüseyin Avni Bey; “Ben hürmetkârım.” 

    Mustafa Kemal Paşa; “Efendiler bugün milleti yaşatacak olan yalnız harptir. Başka çare yoktur. ..ancak ondan sonra milleti insanca yaşatmak mümkün olacaktır. (çok doğru sesleri) … Kanunun ülkede angaryayı yasakladığını söylüyorlar. Doğrudur efendiler. Fakat tehlike, ihtiyaç bize her şeyi meşru (haklı) göstermektedir.”

    Mustafa Kemal Paşa: “…Ordu kumandansızdır. … Binaenaleyh bırakamam ve bırakmayacağım.”

    (Başkumandanlığı bırakmam diyor, süresi dolmuş olmasına rağmen. Bolu mebusu Hoca Sadullah Efendi yalakası Mustafa Kemal’i destekleyen dini bir konuşma yapıyor.) ….

    Salih Efendi (Erzurum); “… Paşa Hazretleri emir buyurdular ki Anadolu’da ben eseri himmetimle yalnız bu işi ben yaptım. Öyle ise bizi neye karıştırdınız.? .. yalnız bu işi ben yaptım. Öyle ise bizim ne kıymetimiz kalmıştır.”

    Hüseyin Avni Bey; “…..Paşa Hazretlerinin fedakârlıklarının derecesini bilmeyen kimse yoktur. … Paşa da daima şunu kalben bilir ki o geldiğinde sinemize girdi. Fakat sinemize girdiği zaman hançeri ile değil gülleri ile kabul ettik. Paşayı bu şekilde kabul ederiz. … Paşa’ya her ne söylersem buradan ve mertçe açık bir dille haykırırım… bir gün için tenezzül edip (alçalıp) böyle makamlarına giderek gerçek dışı bir biçimde Paşa’nın kulağına söylemeyi asla kabul edemem. Bu ayıptır ve zillettir. (bravo sadaları) ..Yine söylüyorum yasama yetkimize Paşa hürmetkâr olmaya mecburdur. .. Paşa Hazretlerinin buyurdukları gibi, biz Cengiz, Petro, Napolyon gibi efsaneleri içimizden çıkarmak istemiyoruz. …Böyle olağanüstü yetkileri kullanırsa pek doğru olmaz Çünkü o da insandır. Paşayı size ben prezante ettim (ben teklif ettim).“ ….

    Mehmet Şükrü Bey; “Şimdiye kadarki söz konusu işlerden uzun uzadıya bahsetmeyeceğim. Paşa Hazretleri,”

    Mustafa Kemal Paşa; “Bahsedecen de ne olacak?”

    Mehmet Şükrü; “Böyle asabiyetle (sinirlilikle)“

    Mustafa Kemal Paşa; “Asabiyet falan yok. Haydi haydi!” 

    Mehmet Şükrü Bey; “Asabiyetle karşıladılar hâlbuki benim amacım, açık celsede yapılmasını söylemem, aleyhinde bir güvensizlik değil.”   

    Mustafa Kemal Paşa; “Aleyhinde kelimesine tenezzül etmem. Aleyhimde bulunursan ne olacak?”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 334 ile 353 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Kemal Paşa çok sinirli, Erzurum Mebusu Salih Efendiyi de “Sus!” diye azarlıyor. Başkomutanlık Kanun’u henüz oylanmamış, Mustafa Kemal çok kızgın ve üzgün. Hüseyin Avni Bey korkmuş olmalı. Bu arada, Başkumandanlık Kanunu çıksın diye, Yunanistan saldırıya geçmiş şeklinde yalan haber ve yazılar geliyor Meclis’e.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Ali Şükrü ve Laz Abidin kıvırıyorlar, Diktaya, karşı duran Hüseyin Avni, Mehmet Şükrü ve Salih Efendi üç kişi kalıyor.

    BAKKAL’IN YORUMU (2019): Ali Şükrü’nün muhalifliği, dini fanatikliğine dayanıyor ve kişisel hırsı var, Kemal Paşa’nın koltuğuna talip.

  • (4 Mayıs 1922 tarihli gizli celsede Başkumandanlık kanununun süresinin uzatılması görüşüldü:)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Aleni bir kanunun gizli görüşülmesinin anlamını arkadaşlarımdan sorarım. Bir Başkumandanlık Kanunu var, bir takım yetkiler veriyoruz. Bu yetkiler hakkında, aleyhinde idare-i kelam etmek (eleştirel konuşma) yasak mıdır? Hayır. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) bu idare-i kelam bir milletin ispat-ı rüştüne (geliştiğini ispat etmeye) delalet eder. Millet de bilsin ki batağa giderken de hesap soracaklar. Rica ederim böyle panoramalardan vazgeçin. Her şey açık ve serbest olmalıdır. Ve gayet serbest idarei kelam edilmelidir. Bu gibi işler böyle kapalı celselerde görüşülmez.”

    Ali Şükrü Bey (Trabzon); “.. O kanuna bugün bu şekilde ihtiyaç olmadığına kaniim (kandım, inanıyorum) (Hiç lüzum yok sesleri) Meclis’in böyle bir devirde hukuku teşriiyesini (yasama hakkını) hatta icraiyesini (yürütmesini), küçük bir parça bile olsa gasp (zorla alma) ve tahdit edecek (sınırlayacak) bir kanuna bugün gerek yoktur. Fakat o gün lâzım idi. Nitekim biliyoruz ki Tekâlifi Milliye gibi bu Meclis’in hakkına taalluk eden kanunlar Başkumandanlık imzasıyla yapılmıştır.”…

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Bizde mukaddes şahıslar yok, lehinde de aleyhinde de söyleriz.”..

    Salih Efendi (Erzurum); “Fransızlar bir barış yaptılar. Hâlbuki bugün Fransız Genel Kurmayı ta Pozantı’dan itibaren demiryolu hattını işletiyor.  Yani bu dehşetli bir inceliktir. Fransız Genel Kurmayı Adana’da hattı işletiyor. Bunu hükümet bizden gizliyor.”

    (Başkumandanlık Kanununun süresinin üç ay daha uzatılması, komisyonda görüşülmeden, usulsüz olarak kabul edildi.)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Ben kişisel mücâhade (gayret) ve mücadelemi kimseye vermem. Başka arkadaşlarımız da insan gücünün üstünde güçler tasarlayarak ve hayal ederek yetkilerini (gürültüler) … efendiler Tekâlifi Milliye (1) diye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerini istimal edecek (kullanacak) bir şahsı dünyada görmek istemem. .. Bu benim hakkı insaniyetim, bu benim mebusluk şerefim. .. Namusum üzerine milletin vekâletini deruhte ettim (üzerime aldım) Hakkı teşriiyemi (yasama hakkımı) elimde tutacağım. Onun hukukunu başımın üzerinde tutmak için tırnaklarım varken başkalarına verip de heder ettirmeyeceğim. Hangi millet size yetki veriyor ki hakkınızı kendiniz istimal etmeyin (kullanmayın) başkalarına verin diye kim söyledi? Kim sizi böyle vekil etti? Böyle mebus tanımam. Millet, hakkını istimal (kullanmamız) için yetki verdi, yoksa gereksiz yere başkasına devretmek için vermezdi. .. Yasama hakkının ne demek olduğunu ilan için, İnsanlık binlerce, yüz binlerce sene böyle miskin adamların elinde inleye inleye denizler kadar kan döktü. Siz zorla kafese, peçelere girmek istiyorsunuz. Siz milleti rezil edeceksiniz. (iki satır zabıttan reis Paşanın gördüğü lüzum üzerine çıkartıldı.) … Herkes düşüncesin burada benim gibi söylesin. . Ben kendi kanaatimi söylüyorum. Hangi zorunluluktur ki Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkisinin önemli bir kısmını böyle selmettüsselam (rastgele), bir kısım alıp ta kim olursa olsun bir başkasına versin. Ben akıl, dirayet, mekinet açılarından BMM üzerinde bir güç göremem. … Tekâlifi Milliye gözümüzün önünde bir hakikat gibi parlıyor. Demek ki insanların suiistimal edebileceği yetki ve güç verilebiliyor. …efendiler, hakkınızı kıskanınız. Efendiler, seçmenlerimizin vermiş oldukları hakkı kullanma çarelerini bulalım. .. Yetkimi, yasama görevimi ben kendim burada namus bildim. Bunun için ebediyen haykıracağım. … Avrupa, dünya milletlere saygı gösteriyor., kişilere değil efendiler. Kişilerden beklediğimiz saygı kalıcı olmaz. Milletlerin seçimine saygı duyalım. .. Milli güç olursa harbi de o yapar efendiler. Yoksa kişiler, kurunu ûlaya (geçmiş zamanlara) ait bir takım zihniyetler onlar ölmüştür. .. Bunları yeniden icat etmeyiniz. Yeniden halkı zincirlere sarmayınız efendiler. Yüzde kırk tekâlifi Milliye alınırken içimiz sızlıyordu, fakat ne yapalım verdik diyordunuz. İşte bugün vermeyiniz.”

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Aleni bir kanunun gizli görüşülmesinin anlamını arkadaşlarımdan sorarım. Bir Başkumandanlık Kanunu var, bir takım yetkiler veriyoruz. Bu yetkiler hakkında, aleyhinde idare-i kelam etmek (eleştirel konuşma) yasak mıdır? Hayır. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) bu idare-i kelam bir milletin ispat-ı rüştüne (geliştiğini ispat etmeye) delalet eder. Millet de bilsin ki batağa giderken de hesap soracaklar. Rica ederim böyle panoramalardan vazgeçin. Her şey açık ve serbest olmalıdır. Ve gayet serbest idarei kelam edilmelidir. Bu gibi işler böyle kapalı celselerde görüşülmez.”

    Ali Şükrü Bey (Trabzon); “.. O kanuna bugün bu şekilde ihtiyaç olmadığına kaniim (kandım, inanıyorum) (Hiç lüzum yok sesleri) Meclis’in böyle bir devirde hukuku teşriiyesini (yasama hakkını) hatta icraiyesini (yürütmesini), küçük bir parça bile olsa gasp (zorla alma) ve tahdit edecek (sınırlayacak) bir kanuna bugün gerek yoktur. Fakat o gün lâzım idi. Nitekim biliyoruz ki Tekâlifi Milliye gibi bu Meclis’in hakkına taalluk eden kanunlar Başkumandanlık imzasıyla yapılmıştır.”

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Bizde mukaddes şahıslar yok, lehinde de aleyhinde de söyleriz.” 

    Salih Efendi (Erzurum); “Fransızlar bir barış yaptılar. Hâlbuki bugün Fransız Genel Kurmayı ta Pozantı’dan itibaren demiryolu hattını işletiyor.  Yani bu dehşetli bir inceliktir. Fransız Genel Kurmayı Adana’da hattı işletiyor. Bunu hükümet bizden gizliyor.”

    (Başkumandanlık Kanununun süresinin üç ay daha uzatılması, komisyonda görüşülmeden, usulsüz olarak kabul edildi🙂

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Ben kişisel mücâhade(gayret) ve mücadelemi kimseye vermem. Başka arkadaşlarımız da insan gücünün üstünde güçler tasarlayarak ve hayal ederek yetkilerini (gürültüler) … efendiler Tekâlifi Milliye diye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerini istimal edecek (kullanacak) bir şahsı dünyada görmek istemem. .. Bu benim hakkı insaniyetim, bu benim mebusluk şerefim. .. Namusum üzerine milletin vekâletini deruhte ettim (üzerime aldım) Hakkı teşriiyemi (yasama hakkımı) elimde tutacağım. Onun hukukunu başımın üzerinde tutmak için tırnaklarım varken başkalarına verip de heder ettirmeyeceğim. Hangi millet size yetki veriyor ki hakkınızı kendiniz istimal etmeyin (kullanmayın) başkalarına verin diye kim söyledi? Kim sizi böyle vekil etti? Böyle mebus tanımam. Millet, hakkını istimal (kullanmamız) için yetki verdi, yoksa gereksiz yere başkasına devretmek için vermezdi. .. Yasama hakkının ne demek olduğunu ilan için, İnsanlık binlerce, yüz binlerce sene böyle miskin adamların elinde inleye inleye denizler kadar kan döktü. Siz zorla kafese, peçelere girmek istiyorsunuz. Siz milleti rezil edeceksiniz.(iki satır zabıttan reis Paşanın gördüğü lüzum üzerine çıkartıldı.) … Herkes düşüncesin burada benim gibi söylesin. . Ben kendi kanaatimi söylüyorum. Hangi zorunluluktur ki Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkisinin önemli bir kısmını böyle selmettüsselam (rastgele), bir kısım alıp ta kim olursa olsun bir başkasına versin. Ben akıl, dirayet, mekinet açılarından BMM üzerinde bir güç göremem. … Tekâlifi Milliye gözümüzün önünde bir hakikat gibi parlıyor. Demek ki insanların suiistimal edebileceği yetki ve güç verilebiliyor. …efendiler, hakkınızı kıskanınız. Efendiler, seçmenlerimizin vermiş oldukları hakkı kullanma çarelerini bulalım… Yetkimi, yasama görevimi ben kendim burada namus bildim. Bunun için ebediyen haykıracağım. … Avrupa, dünya milletlere saygı gösteriyor., kişilere değil efendiler. Kişilerden beklediğimiz saygı kalıcı olmaz. Milletlerin seçimine saygı duyalım. .. Milli güç olursa harbi de o yapar efendiler. Yoksa kişiler, kurunu ûlaya (geçmiş zamanlara) ait bir takım zihniyetler onlar ölmüştür. .. Bunları yeniden icat etmeyiniz. Yeniden halkı zincirlere sarmayınız efendiler. Yüzde kırk tekâlifi Milliye alınırken içimiz sızlıyordu, fakat ne yapalım verdik diyordunuz. İşte bugün vermeyiniz.”

    Mehmet Şükrü Bey (Karahisarı Sahip): “… Meclis yasama ve yürütme yetkilerini Başkumandan Paşa Hazretlerine vermiştir. Paşa Hazretlerinin yayımladığı bir beyanname veya bir kanunla Tekâlifi Harbiye, Tekâlifi Milliye çıkmış ve halkı zarara uğrattığı ve ne kadar suiistimal yapıldığı hepimizin gözlerimizin önündedir.” ..

    Selahattin Bey (Mersin); (Albay Çolak Selahattin Bey ) “… Ben meseleyi kişisel olmaktan uzak tutarım.. Fakat bunun bir kişi meselesi olduğunu gördükçe üzülürüm…. kanun angaryayı (zorla çalıştırmayı) yasaklar. Angarya yaptırıyorsunuz, doğru mudur? Mahkeme (İstiklâl Mahkemesi) oluşturulur, gider herhangi bir yerde karar verir. İcrai kaza eder (Yasamanın yetkisini kullanır) Bu doğru mudur? Hakkı kazayı (yasama hakkını, karar verme hakkını) kim vermiştir.”

    (Lazistan Mebusu Abidin Bey arkadaşları ile bir araştırma komisyonunda görev yapmış anlatıyor. Ordu ihtiyacının ve besleyebileceğinin üzerinde vatandaşlardan hayvan topluyor, bunların çoğu ölüyor)

    Ali Şükrü Bey (Trabzon): “Başkumandan Paşa Hazretleri bu yetkileri bizzat kullanmıyor. Ve bu yetkiler yasama yetkileridir… Ben bunu size verdim desin, bitsin.” 

    Mehmet Şükrü Bey (Karahisarısahip): “Bu verilir mi, alınır mı?”    

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “.. Paşa, kuvvet Başkumandanlık kanununda değildir. Milletin azim ve imanında, süngüsündedir. Kuvvet milletin rüştünü (büyüdüğünü, geliştiğini) ispat etmesindedir.” …

    Reis; “Soru mu?”

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Evet efendim sorudur. Sizi Genelkurmay Başkanı yaptık, sizi Bakan yaptık, Orduların başına koyduk, siz düşmana cevap vereceksiniz… Başkumandanlığın kanunu ile ise vay halimize. Böyle anlaşılıyor ise arz ederim ki o kuvvet değildir. .. Burada reşit bir millet görmek istiyorum.”

    (Başkumandanlık kanununun, yasama yetkisi veren 2. maddesinin iptali ile ilgili önerge verenler. Selahattin (Mersin), Hüseyin Avni, Ziya Hurşit, Hulusi (Karahisarısahip),  Mustafa (Dersim), Lütfi (Siverek), Kara Vasıf (Sivas), Mehmet Şükrü, vs. 1995)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 310 ile 330 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) 1996: Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var.

     

  • (23 Şubat 1922 tarihli gizli celsede yolsuzluk görüşülüyor:)

    Nadir Bey (Isparta); “..Efe’nin tenkili (ortadan kaldırılması) zamanında Isparta’ya vardığımda dinlediğim şudur; Efe’yi tenkil için Refet (Bele) Paşa Hazretleri Isparta’ya gelmişler, tenkil eylemişler. .. Efe’nin eşyasının kısmen yağma edildiğini duydum. Hatta halktan gasp edilmiş (zorla alınmış) otuz kırk tulum da yağ ziyan edilmiş. . mevcut altınları ve banknotları  (gürültüler, miktarını söyle sesleri..) miktarını bilmiyorum, yalnız duyduğumu söylüyorum.” 

    Salih Efendi (Erzurum); ”Nadir Bey bunları senin araban götürmüş.” 

    Nadir Bey (Isparta); “Benim arabam götürdü. Efe’nin evinde ne kadar para bulunmuş ise (Ne kadar sesleri) Benim tahminime göre altın veya banknot yüz bin liradan aşağı olmamak gerekir. Bunu nereden söylüyorsunuz derseniz, diyebilirim ki, bugün Efe’nin Kuvvei Tenkiliye kumandanı olmak üzere Isparta ve Antalya civarında bilinen kişilerden aldığı nakit yani altın veya banknotun miktarı bellidir.. Benim arabama yüklenen para nereye gitti ise gitti.. (nereye sesleri) Refet Paşa götürdü. Nereye götürdüğünü bilmiyorum.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 864, 865) kitabından birebir alınmıştır.

  • (20 Şubat 1920 tarihli gizli celse:)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “.. Ne yapacağımız hakkında da söylerim. Paydos yaparız, idareye paydos yaparız, idareyi halkın eline veririz. Bunu yıkarız, Ordunun mukavemetini arttırırız, askeri Hükümeti yıkarız, kuvveti cepheye veririz.” 

    Bir Mebus; “Milletten para istemeye de yüzümüz olur.” ..

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); ” … İlk başladığımız zaman ne kadar samimi ve sağlam esaslardan yürüyorduk, bugün ne olduk efendiler. .. Çok saltanatlar kurduk efendiler Çingeneler bile bizimle bazı konularda istihza ediyorlar (alaycı bir biçimde gülüyorlar)”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 832, 833) kitabından birebir alınmıştır.