Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (19 Ocak 1922 tarihli gizli celsede pişmanlık yasası görüşülüyor:)

    Hüseyin Avni (Ulaş) Bey (Erzurum); ” ..Eşkıya ile ateşkes yapan eşkıya olur efendiler. … Bir fırka askerin uğradığı köyde ot bitmez efendiler.. Şunu kesinlikle biliniz ki tâkibat yapayım derken tahribat yapıyorsunuz. .. Yaram derindir… dağlarda iki bin ve daha çok eşkıya geziyor.”.

    Ali Fethi (Okyar) Bey (Dâhiliye Vekili)(İstanbul); “. Bu eşkıyanın (Sungurluda katil ve eşkıya İlyas’tan bahsediyor) aman dilemesi nedeniyle o yörede bulunan çeteler birer birer aman dilemiş ve Hükümete sığınmışlardır. Ve bugün Hükûmet onlara aflarını veyahut takiplerinin sonraya bırakılacağını Yüce Meclis’e sunacağını vaat etmiştir”.

    Neşet Bey (İstanbul); ”Eşkıyanın elinden silahı alınmış mıdır?”

    Ali Fethi Bey; “Hayır alınmamıştır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 639) kitabından birebir alınmıştır.

  • (14 Ocak 1922 tarihli gizli celsede İstiklal Mahkemeleri görüşülüyor)

    Hakkı Hami Bey (Sinop); “…  Konya’nın ilçelerinden 60 yaşında bir adam, sorduklarında bu adamın rehin olduğunu söylüyorlar. .. Adamın oğlu asker kaçağı imiş, adamı yakalıyorlar,. Hapsediyorlar… Mahkemenin beyannamesinde diyor ki; birisi askerden firar ederse akrabaları sıraya konulacak ve bunlara eziyet edilecek. Ve ayrıca köy ihtiyar heyetinden 300 lira para alıyorlar. .. Efendiler bu dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Dokuz aydır yatıyor o zavallı vergi veriyor. .. sizi katiyetle temin ederim ki bizim zamanımızda yapılan kötülük 14 senelik meşrutiyet zamanında (… Boşluk var, itiraz sesleri var…) belgeleri dahi vardır. .. Köyleri baykuş yuvası yapmak için mi yoksa müreffeh bir devre açmak için mi çalışıyoruz? İstiklâl Mahkemelerine de ve hiçbir kimseye de adam asmak yetkisini vermeyiniz. İdam cezası tavuk öldürmek değildir, hayat çok yücedir… .. İnsan asmakta devam edilirse sonuç ne olacaktır? Sonuç yıkılmak olacaktır. Bu gibi şeyler memlekete felaketten başka bir şey getirmez.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 617, 618) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1994) Hakkı Hami Bey aydın ve değerli bir insan.

  • (3 Ocak 1922 tarihli gizli celsede Harp Encümeni yani savaş komisyonu kurulması görüşülüyor, parantez içerisindeki ‘eksik’ kelimesi kitaptan alınmıştır:)

    Hüseyin Avni (Ulaş) Bey (Erzurum); “Osmanlı İmparatorluğu’nun kuralları, kanunları, idaresi bizim için yeterli görülmemiş, bir inkılâp meclisi ile millet kendi hakkını bizzat idare edecek… (eksik) .. Ne bahtiyarlık!… Tarih bunu kaydediyor, o istibdat (baskı dönemi) aranacak ve millet (eksik) o kralların yapmış olduğu haksızlıklardan daha büyüğünü görecek… bu diktatörlüktür efendiler, başka bir şey değildir. … Bütün milletler gibi biz de medeni bir hükümet kurmaya çalışalım.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 578, 579) kitabından birebir alınmıştır.

  • (27 Aralık 1921 tarihli gizli celsede cephenin durumu görüşülüyor:)

    Refet (Bele) Paşa (İzmir) (Milli Savunma Bakanı): “.. Bendeniz Başkumandanlığı nasıl isterdim? Cephenin gerisinde çadırını kurmuş, gece gündüz ordunun halini düşünüyor… Başkumandanımızı bir gün Meclis’imizde, bir gün Ukrayna sefarethanesinde (büyükelçiliğinde), nutuk irat ediyor (nutuk veriyor), bir gün M. Briyon’un hututu esasiyesince düşünür… İsmet Paşa Hazretlerinin kafası o büyük cepheyi idare edemedi.…Sakarya Muharebesini kazandınız. Şu kadarcık bir cephe… “

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları 2, (İş Bankası Yayın No:267 – Sf.558,559) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1994): Büyük Afyon meydan muharebesi yenilgisi Türk tarihinin en feci meyden muharebesi yenilgisidir. Sakarya savaşı ise Yunan’ı ancak Polatlı civarında tutabilme savaşıdır. İsmet Paşa’nın kapasitesi bu savaşları kaldırmaya yetmez diyor. Daha ne desin?

  • (12 Aralık 1921 tarihli gizli celsede halkın genel durumu görüşülüyor:)

    Salih Efendi (Erzurum); “Efendiler, memleket 80 milyon ordu bütçesi veriyor. Öyle olduğu halde neferi cephede açtır. Hiçbir millette böyle bir şey yoktur. Beş milyon ahali iki milyon vergi veremezken, biz bu kadar (80 milyon) vergi alıyoruz milletten. Demek ki sistem bozuktur. …Evet, bu millet bütün geleneğinden, tarihinden vazgeçti, bize güvendi. Biz de İmparatorluktan farklı bir şey yapmadık. Köylere giderseniz, yine o aşar, yine o rüsum, yine o köhne iş.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 464) kitabından birebir alınmıştır.

  • (13 Nisan 1922 tarihli gizli celsede tekâlif görüşülüyor:)

    BAKKAL’IN NOTU 81996): Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Mustafa Kemal Başkumandan olarak hükümete bir tezkere yazıyor ve 12 Nisanda, ülkenin içinde bulunduğu durumu anlatarak mali kaynaklar bulabilmek için kendisine yetki verilmesini özellikle istiyor.

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 259) kitabından notlar alınmıştır.

  • (8 Aralık 1921 tarihli gizli celsede Gediz-Afyon yenilgisi görüşülüyor:)

    Mehmet Salih Bey (Erzurum); “Eskişehir’in boşaltılmasına 13 Temmuz 1921’de başlanmış 19 Temmuz 1921’de sona ermiştir. Yani 7 gün yani 168 saat devam etmiştir. Resmi evrakla sabittir ki Eskişehir’de 13 lokomotif, 550 adet açık-kapalı vagon… mevcut idi…. Ankara’ya iki yüz, Polatlı’ya 130 km mesafede olan Eskişehir’de her şey terk edilmiş ve yalnız iki vagon Rum fahişesi Ankara’ya nakledilebilmiştir. Bunu kimse inkâr edemez, bir suçüstüdür!” 

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 445) kitabından birebir alınmıştır.

  • (26 Aralık 1921 tarihli gizli celsede ordunun durumu görüşülüyor:)

    Salih Efendi (Erzurum): … “Hoca Mustafa Efendi, Sıhhiye Bakanı Refik (Saydam) Bey ve ben bugün 15 gündür gözlerimizle gördük, askerler kağnı arabasına koşulmuş, hayvan gibi araba çekiyorlar.. Bu bir millet için zuldür, hakarettir, şindir (aşağılanmadır).”…

    Mustafa Kemal Paşa (Başkumandan) (Ankara); “Ordumuzu matlup dereceye isal etmek için, teçhizatı, elbisesi ve silahı itibariyle 45-50 milyon liraya ihtiyaç vardır. Onun için behemehâl dışarıdan temin etmek mecburiyetindeyiz. Ve mecburiyeti tatmin için de Fransızlarla bir şey yapmaya çalışıyoruz. Diğer taraftan Rus dostlarımızdan bazı ihtiyacı temin etmeye çalışıyoruz.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 543) kitabından birebir alınmıştır.

  • (22 kasım 1921 tarihli gizli celsede Sakallı Nurettin Paşa’nın yolsuzluğu görüşülüyor:)

    Mustafa Bey (Dersim): “İstiklâl Mahkemesinde bulunuyordum, izahat vereceğim. Ateşkesten sonra İngilizler Samsun’a çıkarken, Aleksandr ve oğlu o gün hükümet konağına gidiyor ve oradakilere diyor ki “Sizin burada yeriniz yoktur, Hükûmet kurdum, bu belediye dairesi de Pontus Hükümetinindir.” diyor. İstiklâl Mahkemesine de şahadet etmiştir (mahkemeye de itiraf etmiştir). Yüz on iki kişi aynı amaçla Merzifon’da 1317 (1901) senesinden beri örgütlenmişler. Bu evrakların tamamını Nurettin Paşa’ya verdik. Sonra Aleksandır’ı beraat ettiriyor, bırakıyor. Eline de belge (beraat ettiğine dair) veriyor. .. Sonra Mahkeme gidiyor Aleksandır’ı yakalıyor. Açık celsede mahkeme ederken Aleksandr diyor ki: “Bu belge bana 30.000 liraya mal olmuştur. İkinci günü 23 kişiyi idam ediyorlar. Nedir bu?”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 441, 442) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1994): Seçim bölgelerinin eski adları: Canik (Samsun), Ertuğrul (Bilecik) Kangırı (Çankırı), Karahisarısahip (Afyonkarahisar), Karahisarı Şarki (Şebinkarahisar), Karesi (Balıkesir), Lazistan (Rize), Menteşe (Muğla), Saruhan (Manisa)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 423) kitabından birebir alınmıştır.

  • (12 Nisan 1920 tarihli gizli celsede mali durum ve Tekalif görüşülüyor. Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var.)

    Cemil Bey (Kütahya): “Müskirat (alkollü içecekler) Kanununun tatbikinden sonra 80 ila 150 kuruşa satılan içki, 400-700 kuruşa kadar satıldı ve içildi ve bundan yine çoğunluğu Pontus’çu, Yunancı ve gayrimüslimler yararlandı. Biz bunun imalini yasaklayacağımıza tüketimini yasaklayıp kilosundan 2 ila 2,5 lira vergi alırdık. 7-8 milyon lira gelir getirmez miydi?”    

    Besim Atalay Bey (Kütahya); “ … Enver Paşa seferberliğinde (Birinci dünya savaşında) halkı soydu, namusunu da bitirdi. Fakat hiç olmazsa cebine beş-on banknot (kâğıt para) sokuldu. Fakat biz bugün onları da emdik, o zamandan sağ kalan gençleri erittik.” …

    Yahya Galip Bey (Kırşehir): “.. Tekâlif-i Milliye’ye Meclisiniz karar vermemiştir. (Başkumandan vermiştir sadaları) .. Efendiler tüccardan 40 paralık mal aldınız 40 kuruş zam etti. … Bizim teşrii (yasama) hakkımız keenlemyekûndur (yoktur) hiçbir vakit bunu icra ettiğimizi bilmiyorum.” …

    Ali Şükrü Bey (Trabzon): “Tekâlif-i Milliye tatbikatı (uygulaması) rica ederim caiz midir (doğru mudur)? Bir kadının donunun alınması, kaşıkla yağ alınması.. Sorarım size efendiler, rica ederim, bu tarzda muamele (işlem) yapılırsa bu halktan gömleğini sonra nasıl isteyebilirsiniz.”

    İsmail Suphi Bey (Burdur); “Lenin üç yıl sonra diyor ki; biz Bolşevizm’i üç sebepten dolayı uygulayamadık. Birincisi her şeyi yaparız demekliğimiz, ikincisi bilgisizlik üçüncüsü suiistimaldir. (yolsuzluktur.)” … (1)

    Mazhar Müfit (Kansu) Bey (Kırşehir): “..Var mıdır efendiler, Tekâlifi Milliye emrinde bir köyün evine girip bir kalıp sabun almak?…. Poyraz Köyünden bir kadın ağlayarak anlatıyor. Kadının ayağındaki donunu alıyorlar ve kadın ağlayarak işte donum yok dedi. Kırk harami bir çıplağı soyamaz.”

    Mazhar Müfit Bey (Kırşehir): “.. Ayağınız sürçtü mü Kayseri’ye gidemezsiniz, gidemeyiz.  ..keserler bizi bunu iyi biliniz (doğru sesleri) .. Köylü eğleniyor bizimle bugün. Diyor ki; Köylü Milletin efendisidir diyorsunuz, biz böyle şeylere kanar mıyız? Ulan diyor bana, biz efendi isek jandarma gelip arabamı sopa ile almaz.” (2)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 219 ile 240 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): İsmail Suphi bey bilgili ve sosyalist bir mebus.

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (1995): Köylünün, halkın bu isyancılara bakış açısını gösteriyor.

    BAKKAL’IN NOTU; Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var. Başkumandanlık emri ile halktan Tekâlifi Milliye alındı ama iade edilmedi.

  • (14 Kanunuevvel yani Aralık 1921 tarihli gizli celsede askeri durum görüşülüyor:)

    Mustafa Durak Bey (Erzurum): “Efendiler Afyon harbini unutmayınız. O harpten önce yine hükümet adına bu yüce kürsüden Fevzi Paşa Hazretleri: Ordumuz demir gibi duruyor, biz bekliyoruz, eyvah niçin gelmiyorlar, biz hazırız, kafalarını parçalayacağız, diyordu… Biraz sonra da “Efendiler vaktimiz kalmadı, kaçınız, burada ancak sekiz gün durabileceğiz.” dedi. .. Efendiler… elde mevcut hesaplara göre bir ceket, bir pantolon, bir kaput, bir çift potin, olmak üzere bir asker takımını 225 kuruşa alıyorlar. Bizim aşağı-yukarı 150 bin mevcudumuz olsun, .. 150 bin takım elbise 900.000 lira eder. Hâlbuki biz efendiler elli milyon lira vermişiz, asker hala çıplaktır. Yazıktır, günahtır, artık bu milletin verecek ne malı nede canı vardır.”…

    Bir Mebus: “Memleketin zenginleri de vardır.”

    Mustafa Durak (Erzurum); “Zenginleri de yoktur. .. İstanbul’a kaçıyorlar yavaş yavaş. Orada askerlik te yoktur. … efendiler size gayet gizli bir gerçek ifşa edeceğim (açıklayacağım): Bizi ne kadar uyutuyorlar efendiler! Bize silah cephane lâzım mıdır? ..İlkbaharda İtalyan Hükümetinden 40.000 tüfek ve bin mitralyöz (makineli tüfek) ve yeteri kadar fişek (mermi) alınmıştır. Şimdilik parasız, belki sonra parası verilecektir. Bunlar Pula limanından trene konulmuş ve Triyeste’ye kadar gelmiştir… İtalya’daki temsilcimiz Cami Bey tarafından bir vapur hazırlanmış ve vapura da bir milyon küsur mark verilmiş cephane vapura konulmuş. O sırada Söke ile Kuşadası arasında bir Yunan uçağı düşmüştü. Bu uçağı almak için memurlarımız uğraştılar, alamadılar. O zaman güney cephesinde bulunan Refet Paşa İtalyanlara bir ültimatom verdi ve dedi ki:” Bu uçağı bize vermezseniz, ben bunu savaş sebebi kabul ederim.” Ve İtalyanlar vapurdaki silah ve cephaneyi boşaltıyorlar. Biz köylüden bir tüfek almak için adam asmaya kadar yürüdük. fakat oradan gelen 40.000 tüfek, top, vs. bir ültimatom keyfine gitti ve bundan kimsenin haberi de yoktur. Bizi uyutuyorlar. …. Ordudaki yolsuzlukların kontrolü size aittir. (Mustafa Kemal’e diyor) .Hükûmet üyeleri bunu son derece de dikkate alsın, memlekette de askeri baskısını kessin, her kes görevini yapsın.

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 488 ile 491 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1994): Yedi düvelden biri olan İtalyanlardan silah ve cephane almışız.

  • (11 Nisan 1922 tarihli gizli celsede Tekâlifi Milliye ve Men’i Müskirât kanunu görüşüldü. Tekâlif: Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var. Men’i Müskirât Kanunu alkol yasağı kanunu;)

    Mustafa Kemal Bey (Ertuğrul); “Kastamonu ormanları yıllık 12-15 milyon arasında gelir verir. Kastamonu ormanlarını satmalı değil hükümet işletir. Maalesef (üzülerek söylüyorum ki) bir kere olsun bu ormanlardan yararlanma yolu düşünülmemiştir. Çünkü hükümette bu zihniyet yok. Köylünün tepesine binmek, köylüyü soymak, parasını soymak ve olmadığı takdirde her ne olursa olsun köylü, fedakârlık edeceğim dedi diye ve bu vaziyette memleketi kurtarmak!”

    (Maliye vekili hakkında soru önergesi istizah:)

    Ali Şükrü Bey (Trabzon); “Efendiler bu arkadaşın (Maliye Vekili Hasan Bey) yüzünden memlekete bir yıl içerisinde girmesi ihtimali olan 60 milyon lira Yunanlılara verilmiştir. Samsun’da bulunan iki Amerikalı şirketin tütün satın almak için başvurdukları halde yazışmalarının İngilizce olmasına bu hükümet razı olmadığı için, yazışmalarının sansüre tabi olmasına izin verdikleri halde izin verilmediği için 60 milyon liralık bir tütün satılıp ta parası memlekete giremedikten başka, o para düşmanlarımızın kesesine girmiştir. Gitmiş Kavala’dan (Yunanistan) almışlardır.  …

    Osman Bey (Kayseri): “… Nitekim İngiltere bize silah satıyor.” …         

    Hüseyin Avni (Ulaş) Bey; “Köylü kadınların vergiden, aşardan, arazi vergisinden başka fazla olarak bir şey vermeye, hatta onu da vermeye zamanı yoktur. Böyle olduğu halde birde tekâlif suretiyle öküzünü arabasını aldılar. Ey hocalar size manevi cesaret adına hitap ediyorum. Dinleyeniz. Burada bir Müskirat (alkollü içecekler) Kanunu yapıldı. Fakat akşamları her gün rakı içiyorlar. … Efendiler meydanda bir gerçek vardır. Eskiden rakı içenler gene içiyorlar zavallı köylü üzüm yetiştiriyor eskiden 50 kuruşa satarken bugün 10 kuruşa satıyor.

    Süleyman Sırrı Bey (Yozgat); ”Rakıyı içenler Müskirat Kanunu’nu yapanlardır.”

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Üzümün kıyyesi (bir ölçü birimi) 50 kuruş iken 10 kuruşa inmiştir ve artık herkes bağ yetiştirmekten sarfınazar etmiştir ((vazgeçmiştir). Memleketin içerisinde yine sefih insanlar Yunanlılar aracılığı ile gelen rakıları içmekte ve memleketten para serbestçe gitmektedir.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 206 ile 213 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var. Başkumandanlık emri ile halktan Tekâlifi Milliye alındı ama iade edilmedi.

  • (29 Ekim 1921 tarihli gizli celsede asayiş ve Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Laz Osman konuşuluyor:)

    Osman Bey (Lazistan); “Merkez Ordu Komutanı Nurettin Paşa tarafından, kadınların, çocukların tehciri (hicret ettirilmesi, zorunlu göç ettirilmeleri) meselesi bütün mıntıkalara emrediliyor. Bunu haber alan Samsunlular Samsun aydınları ve Müdafi Hukuk Heyeti, Belediye, Müftü… doğrudan doğruya Mustafa Kemal Paşa’ya başvurarak bu tehcir olayı olursa Samsun’un baskına uğrayacağı, Yunan donanmasının bombardıman etmesi ihtimali fazladır. Ve Bakanlar Kurulu tehcir kararını erteledi. Fakat Nurettin Paşa kızarak bunları (Mustafa Kemal’e ricaya gidenleri) şehirbent (şehir dışına çıkma yasağı olan) yapıyor. .. Sonuç: Paşa Hazretleri (Sakallı Nurettin Paşa) Samsun’a geliyor, halkın kalbini rencide etmek için ne gerekirse yapıyor.” …

    Ziya Hurşit Bey (Lazistan); (1) “Nurettin Paşa Samsun’da elli yaşından on beş yaşına kadar olan Rumları tehcire tabi tuttu. Ve ilk kafile daha Samsun’dan altı saat mesafede iken saldırıya uğradı. .. Nurettin Paşa Rum tehcirinde Amerikalıların ve yabancıların gözleri önünde katliam yaptırdığı ve Amasya’ya geçen Rumların dahi aynı muameleye maruz kaldıkları ısrarla söylenmektedir ve bu böyle olmuştur.” …

    Hafız Mehmet Bey (Trabzon); “.. silah toplamak için köylere giden Giresun Alayı’nın (Topal Osman’ın alayı) bir taburu uzaktan uzağa silah atarak köylere giriyorlar ve yakıyorlar. .. Bu suretle köyler yanınca ve aileleri saldırıya uğrayınca eşkıya artıyor. .. O gün gündüz gözü ile kasaba içinde beş kişi öldürüldü. Hatta bunlardan birisi Amerikalı Kampanya Direktörünün (şirket müdürünün) kapısı önünde öldürüldü… Hatta bu günlerde birçok Müslümanların dükkânlarından dahi çapulculuk yapıyorlardı… sırf ceplerini doldurmaya yöneliktir.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 404 ile 409 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) 1994): Ziya Hurşit, Türkiye’nin Amerika’da okumuş ilk makine mühendisi. Akıllı, hırçın ve gözü kara. İzmir’de Mustafa Kemal’i öldürecekti, yakalandı ve 1926’da asıldı.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Mustafa Kemal Paşa, İçişleri Bakanı Fethi Bey’in de istememesine rağmen Sakallı Nurettin Paşa’yı destekliyor.

  • (29 Ekim 1921 tarihli gizli celsede ordunun durumu, asker firarları ve İngilizlerden silah alımı görüşülüyor:)

    Refet Paşa (İzmir) (Milli Müdafaa Vekili); “.. Sakarya Harbinde de hiç olmazsa otuz bin kişi firar etti ve Refet Paşa otuz bin tüfeği buldu, yerine koydu. Oradan aldı, buradan aldı, İngilizlere başvurdu, casusluk etti ve ordu tekrar savaşa hazır hale geldi. … Arkadaşlar bir kaputun üç sene ömrü var biz altı ayda bir kaput veriyoruz yine yetişmiyor. Çünkü alan kaçıyor. Ne istiyorsunuz? Bir milyon asker giydirmek mi? Yarın akşam cevabını vereceğim. Şimdi makine (telgraf makinesi) başında İstanbul’da tam yetkili, haysiyetli, şahsiyeti bilinen kişilere başvurarak bir milyon insanı giydirmeye yetecek kumaşı gönderiniz deriz. Bir hafta sonra bu kumaşlar İnebolu’dadır. .. ülke dâhilinde bulmak mümkündür ama para gerekir. .. Bu namütenahi (sınırsız) cephaneler nereden çıkıyor. Birde onu sormaz mısınız? .. Bir tek top mermisi bugün yirmi liradır. Biz Sakarya Muharebesinde 140.000 mermi harcadık… Sayısız cephane yaktık…”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 397, 398) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKALIN NOTU (1994): Milletvekili 200, memur 100 lira maaş alıyor.

    BAKKAL’IN YORUMU (1994): Mustafa Kemal İsyanının finansman kaynağı çok önemlidir. Bu konuda çok az bilgi var. Refet Paşa’nın İngilizlerden silah aldım dediği doğrudur. İstanbul’da telgrafla malzeme isterim dediği tam yetkili ve haysiyetli adam veya adamlar kimlerdir? İngilizler olabilir mi? Osmanlı Devleti yöneticileri de olabilir.

  • (16 Ekim 1921 tarihli gizli celsede Fransa ile yapılacak anlaşma görüşülüyor:)

    Ali Şükrü Bey (Trabzon): “…Efendiler, bugün Yemen’de İmam Yahya elan (halen) size olan bağlılığını koruyor. Bizim sancağımız korunuyor bizim ordumuz var yine bizim memurlarımız orada icrayı hükmediyor.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 349) kitabından birebir alınmıştır.

  • (5 Ekim 1921 tarihinde Koçgiri ve Ümraniye ile Karadeniz’deki Rum tehciri görüşülüyor:)

    Vehbi Efendi (Konya); “Hükümetçe tedibi (terbiye edilmesi) gereken on dört köy yerine yetmiş-seksen köy mahıv ve perişan olmuş.”

    Ziya Hurşit Bey (Lazistan); (1) “.. Nurettin Paşa Rum tehciri (zorunlu göçürmesi) sırasında Samsun’un içinde bunlar için gayrimesul (sorumsuz) çeteler yapılıyordu. Bunun üzerine Rumlar dağlara çıktılar. .. bu Rumlar Müslüman köylerini bastılar. .. Onun yapabileceği iş tehcir yapmak, namus sahiplerini lekelemek ve Büyük Millet Meclisi’nin tarihi şanını ortadan kaldırmak…. Demek ki bu adam Büyük Millet Meclisinin üstündedir ve kendisi orada bir aile Hükümeti oluşturmuştur. Damadı Erkân-ı Harp Reisi (Kurmay Başkanı), bir kardeşi Tokat Mutasarrıfı. Meclis-i Ali (yüce Meclis) bu adamı derhal görevinden atmalıdır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 272 ile 287 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1994): Aynı günkü celsede Sakallı Nurettin Paşa’nın Samsun ve civarında yaptıkları eşkıyalık konusunda Lazistan Mebusu Ziya Hurşit ve Osman Bey’in Dâhiliye Vekâletine yönelik soru önergesi görüşülüyor. Osman Bey ve Ziya Hurşit’in anlattıklarına göre Samsun’da Rumların kadın ve çocukları tehcire tabi tutulmuş, bunun üzerine erkeklerin eşkıyalıkları artmış. Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa’nın çok kötü idaresinden keyfi ve despot idaresinden bu Lazistan mebusları da şikâyetçiler.

    BAKKAL’IN YORUMU (1994): Bütün bu şikâyetlerden sonra Dâhiliye Vekili Fethi (Okyar) Bey Nurettin Paşa’nın görevden alınması gerektiğini kabul ediyor. Mustafa Kemal Başkumandan olarak Nurettin Paşa’nın görevden alınmasına gerek olmadığını söylüyor. Sadece Karahisarısahip Mebusu Şükrü Bey Başkumandan’a karşı çıkıyor. Bu Şükrü Bey ve Lazistan Mebusu Ziya Hurşit Bey İzmir suikastı davasında asılıyorlar.

  • (4 Ekim 1921 tarihli gizli celsede Koçgiri ve Ümraniye olayları görüşüldü:)

    Emin Bey (Erzincan); “.. Ümraniye meselesi şu şekilde olmuştur. Karacaören Nahiyesinde eskiden beri bilinen on sekiz ile yirmi kişi, eşkıyalık ettiklerinden birkaç kez mahkûm olmuşlardı. .. Alişir adındaki habis (kötü huylu) adam bu eşkıyalığa bir siyasi renk vererek … bundan yararlanmak için kalemi ile ortaya çıkmıştır. Sivas Vilâyeti Jandarma Taburu komutanı İzzet beyi yeterli kuvvetle göndermiştir. İzzet Bey kurt postuna fevkalade ihtiyacı olduğu için olayı takip etmekten çok kurt postu toplamakla meşgul olmuştur. .. Bu eşkıyalar 3-5 jandarmanın silahını almış…. bu durum eşkıyayı şımartmıştır. Bir takım çapulcu adamların da bunlara katılmasını sağlamıştır. (Şubat 1921 sıraları) Zara Kaymakamı ile Tortum Kaymakamı Şakir Bey, .. Ümraniye Nâhiye Müdürü Haydar Bey’in konağına gitmişler. Akşam keyfi sırasında Şakir Bey elini cebine sokup bir kâğıt çıkarmış ve demiştir ki “Sizin idam fermanınız benim elimdedir!” Bu sırada Konakta misafir olan Dersimliler de bunu duyuyorlar. “İşte sizin idam fermanınız, sizi Ermenilere benzetip ve sizi tamamıyla imha ederim. İstemezsem size bir şey olmaz” .. Bunu söylemesiyle Kürtlerin ekserisinde tabii bir galeyan başlamış. Ve Ümraniye’ye bir saat uzaklıktaki Hacer köyünde asker ile Kürtler arasında münazaat (ağız dalaşı) yaparlar. Asker sevk edilir burada genel bir sorun olur. Halis Bey burada şehit olur. Kürtlerden de askerden de ölen olur. Sivas Valisi Cemal Bey Temyiz mahkemesi Üyesi Şefik Bey’i nasihat ve Nurettin Paşa’ya verilen İdam Fermanı meselesini tahkik için gönderiyor. Şefik Bey Hükümetin teklifini söyler; Ümraniye yani Koçgiri aşiretinin silahların ve asker kaçaklarının hükümete teslimini söyler. Peki derler. Parayı makbuz almadan Şefik Bey’e teslim ederler. O sırada Cemal Bey meseleyi Cemal Paşa’ya söylüyor ve diyor ki: “Mesele bitmiştir, bir askerin yapacağı iş kalmamıştır. Nurettin Paşa ise Milli Savunma Bakanlığına yazıyor. Nurettin Paşa, ben bunları çember içine aldıktan sonra Hükümetin teklifini daha şiddetle alacağım diyerek, .. Tuttuğunu öldürmeye, ırzlara geçmeye, namuslara tecavüz etmeye kalkıyor. Bu suretle beş milyon on sekiz liralık servet mahvolmuştur. Ben ispata hazırım. Otuz bin mevaşiyi (davarları) Osman Paşa götürmüştür. Refahiye’de bir arkadaşım vardır Türk,  servetine tamah edilerek, karısı zorla alınmış ve sen Alevisin denilerek herifin malı ve evi yağma edildikten sonra öldürülmüştür. Efendiler, dünyanın neresinde böyle bir hareket görülmüştür ki: babasını bir evladının elinde bir ip diğer evladının elinde bir ip olarak çektirilerek tam altı saat süresince bu şekilde feciane öldürülmüştür. Rica ederim efendi sen bu durum karşısında asi olmaz mısın? Eğer asilik varsa ve bu ise işte Ümraniye olayı… .. Nurettin Paşa’nın emri ile buraya gelen sorumsuz Osman Ağa (Laz Topal Osman) kuvvetleridir. .. Sonra Efendiler diyeceksiniz ki Dersim buna ne şekilde katılmıştır? Bunu da söyleyeyim. Abdülkadir isminde bir Valinin yok yere sorunlar üretmesi.. .. Kürdistan adına gelen gazeteleri doğrudan doğruya Dersim’e dağıttırmış ve o gazetelerde “Kürtleri de Ermenilere benzeteceklerdir” diye yazılmıştır. Maalesef bu adam hala Tortum Kaymakamı olarak terfian gönderilmiştir.” 

    Hacı Ahmed Efendi (Muş); “Hakikaten buraya gelirken uğradığım bazı yerlerde bizi de Ermeniler gibi kesecekler diyerek dalgalanan bu havadis Dersim’e kadar gitmiştir.”

    Emin Bey (Erzincan) (Devamla): “Ve Ümraniye’de olan ve terbiye etme (Tedibat) denilen bu şeyin Afrika barbarlarının bile kabul edemeyeceği derecede olduğunu görünce Dersimliler korkmuşlardır. İşte örneği budur demişlerdir. Bu facia Ermenilere bile yapılmamıştır.” ..

    Hayri Bey (Dersim); “Gerçekten bu fecâyi Ermenilere bile yapılmamıştır.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 266 ile 270 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU(1994): Bu görüşmelerin devamı yok. Zabıtlar yok!

  • (3 Ekim 1921 tarihli gizli celsede jandarma, Koçgiri ve Ümraniye olayları görüşüldü:)

    Emin Bey (Erzincan); “.. Ben Koçgiri olaylarını tamamıyla takip etmiş bir arkadaşınızım. Orada öyle bir mezalim icra edilmiştir ki tüyleri ürpertir. “.

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “…Böyle mezalim (zulümler) kalmamalı her şey bilinmelidir. .. Aleni (celsenin açık olması) olmasına taraftarım...” (gürültüler).

    Mustafa Durak (Erzurum); ” ..Gizli celse bir memlekette yabancıya karşı siyasette yapılır. Memleketimizde yapılan mezalimi âleme karşı ilan etmeliyiz…. Çünkü efendiler, memlekette yapılan bütün felaket, bütün mezalim, bütün seyyiat bunların milletten saklanmasından doğmaktadır. …”         

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); ” .. Bu zulüm her tarafta işitilmiştir. Avrupa da işitmiş, bütün safahatına (evrelerine) vakıftır. Bütün kudretimizi göstermek üzere aleni yapalım. Meclis vardır…. Burada bir millet olduğunu gösterelim. Burada diktatörlük yoktur.”

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 248 ile 251 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (11 Ağustos 1921 tarihli gizli celsede Jandarmanın durumu görüşülüyor:)

    İsmail Şükrü Efendi (Karahisar-ı Şarki); “Efendim jandarmalardan ahali (halk kelimesinin çoğulu) nefret etmiştir. … Çünkü jandarmalar şimdiye kadar köylerde birer irtişa (rüşvet) aleti, hırsız ocağı olmaktan başka bir şey değildir. … Bir taraftan bir tarafa bir tarafa bir kumandan naklederken yirmi bin lirayla oynuyor… Jandarma hırsız ocağıdır… ” …

    Mustafa Durak Bey  (Erzurum); ” …. Efendiler hükümet adeta bir hırsız çetesi gibi halkın boğazına sarılmış, her şeyini yağma ediyor, götürüyor, vuruyor, öldürüyor. Soran yok. Rica ederim, bir buçuk yıl içerisinde halkın başına bu kadar kötülük yapılmıştır. .. Acaba kabahatli bir memur yok mudur? Efendiler memlekete yapılan kötülükler Büyük Millet Meclis’i adına yapılıyor. … Koçgiri olayını, Konya olayını bu ve bunun gibi olayları, bütün bunları doğuran gerçek sebep nedir Efendiler? Hepsine İngiliz parası mı gidiyor? Hayır!  Vallahi hepsi idaresizlik (kötü idare) yüzünden oluyor! … Efendiler, zulümle memleket ayakta duramaz. Adaletle memleket kurtulur…. “

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 203 ile 211 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Mustafa Durak Bey de cesur ve vatansever insan.