Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “8 Ocak 1918’de açılanan Wilson Prensiplerinin 12. Maddesi şöyledir: “Şimdiki Osmanlı İmparatorluğunun Türk olan kısımlarına güvenilir bir egemenlik sağlanmalı, fakat halen Türk olan yönetimi altında bulunan öteki milliyetlere her türlü kuşkudan uzak, bir yaşama güvenliği ve kesinlikle engelsiz bir kendi kendine gelişme olanağı verilmelidir. Boğazlar bütün milletlerin gemilerine ve ticaretine, serbest geçiş için, milletlerarası garanti altında, sürekli olarak açık bulundurulmalıdır.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 305) kitabından birebir alınmıştır.

  • “ABD Başkanı Wilson’un yakın çalışma arkadaşı Albay House 1916 Şubatında Londra’da toplanan İngiliz Savaş Kabinesi toplantısına katılmış. Anılarında “Türkiye’yi hem Asya’da hem de Avrupa’da neşe içinde paylaştık.” diyor.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 302) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1912 yılında Morgenthau’nun Türkiye’ye elçi atanması ABD Başkanı Wilson’a önerildiği zaman, Başkan: “Türkiye diye bir şey olmayacak ki, elçi göndermek gereksin.”  cevabını verir. Elçi, Türkiye’ye “O halde izin verin de bunu yerinde izlesin.” gerekçesi ile gönderilebildi…. 1914’de ABD’de Osmanlı Büyükelçisi olan Ahmet Rüstem Bey’i ABD kovuyor, o da Sivas kongresinden hemen sonra harekete katılıyor. İlk Meclisin Ankara mebusu iken bir süre sonra mebusluktan ayrılmış ve Avrupa Gazetelerine yazı yazmış, Mustafa Kemal ona ömür boyu maaş bağlatmış. Ahmet Rüstem “Heyet-i Temsiliye” günlerinde (Erzurum Kongresi ile 23.Nisan.1920 arasındaki günlerde) “Bizim bir ihtilâl kimliğimizden başka bir kimliğimiz yoktur. Bu kimliğimizin bize verdiği cüretle (atılganlıkla) her şeyi yapabiliriz.” diyor.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 293) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Kongrede ABD Mandası konusunda çok sert tartışmalar oldu, en sonunda Mustafa Kemal kazandı, “durumu incelemek üzere Amerikan Kurulunun çağrılması” biçiminde bir karar çıktı ve konu tatlıya bağlandı.

    Sivas Kongresinde Refet Bele, “.. Yirminci Yüzyılda 500 milyon borcu, yıkık bir memleketi, pek verimli olmayan bir toprağı ve ancak on-on beş milyon lira geliri olan bir millet için, bir dış destek olmaksızın yaşantısını sürdürme olanağı yoktur.” diyor. … Kara Vasıf Amerika’yı “ehven-i şer” (kötünün iyisi)  görüyor.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 277) kitabından birebir alınmıştır.

    )

  • Halide Edip’in Kemal Paşa’ya yazdığı 10 Ağustos 1919 tarihli mektup:

    “…İngiltere, Türk’ün birliğini, yenileşmesini, gerçek bir bağımsızlık kazanmasını, gelecek için bile olsa istemiyor. Yeni araçlar ve görüşlerle, yeni ve Müslüman Türk Hükümeti, başında Halife de olursa, İngiltere’nin Müslüman tutsakları için bir kötü örnek olur. Türkiye’yi bütün olarak İngiltere alabilse, kafasını kolunu koparır, birkaç yılda kendisine gönülden bağlı bir sömürge haline getirir..”  “Birbirini yok eden, çıkar, hırsızlık ya da serüven (macera)  ve ün için yaşayanların, sonsuz isteklerini yerine getiren Hükûmet anlayışı yerine, milletin rahatlığını ve gelişimini sağlayacak ve halkımızı, köyleri, düşünüşü ile yepyeni bir halk haline koyabilecek bir Hükûmet anlayışı ve uygulaması bize gereklidir. Bu işin istediği para, uzmanlık ve güç bizde yok.  Yabancı devletlerden borç para almak, siyasal tutsaklığı arttırıyor.” “On beş yirmi yıl sıkıntı çektikten sonra, yeni bir Türkiye’yi, her kişisi öğrenimi ve anlayışı ile gerçek bağımsızlığı kafasında ve cebinde taşıyan bir Türkiye’yi, ancak Yeni Dünya’nın (ABD’nin)  yeteneği yaratabilir.” “Türkiye’yi kesin karar ve irade sahibi olan bir iki kişi belki kurtarabilir. Serüven (macera) ve savaş dönemi artık geçmiştir. Gelecek için birlik ve kalkınma savaşı açmak zorundayız. Sınırlarında bunca çocuğu ölen zavallı yurdumuzun düşünce ve uygarlık savaşında kaç şehidi var. …”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 264, 265) kitabından birebir alınmıştır.

  • ABD Yüksek komiseri Amiral Bristol 14.08.1919 tarihli raporunda; “Mustafa Kemal’in İstanbul’daki yakınlarına gönderdiği özel mektuplarda, Amerikan Mandasını yeğ tuttuğunu belirttiğini” yazıyor. İngiliz Generali Harbord da raporunda Mustafa Kemal’in Türkiye üzerinde, tek devletin, özellikle Amerika’nın Mandasından yana olduğunu yazıyor. (1)

    Amiral Bristol; “İngiltere Mezopotamya petrolünü kendi tekeline almak, öteki devletleri bu bölgeden uzak tutmak için mümkün olan her tedbire başvurmaktadır…. Türkiye sorununun tek çözüm yolu, eski Osmanlı İmparatorluğunun tamamı üzerinde tek bir Manda düzeninin kurulmasıdır.” diye rapor ediyor. 1919 yazında ABD’den gelen King-Crane Kurulu, sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya “Eğer siz, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde ABD’nin Mandasını istetecek olursanız ABD’de Osmanlı Mandasını kabul edecektir.” demişlerdir.

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 257) kitabından birebir alınmıştır

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1993): Bunlar kesin belgelerdir, ayrıca Erzurum Kongresi bir Manda talebi Kongresi olup Sivas Kongresi kararlarının 7 maddesi açıkça mandayı onayladıklarını göstermektedir. Yalçın Küçük Hoca kitaplarında Sivas Kongresinin bütün hükümlerinin manda talebi ile ilgili olduğunu söylüyor. Manda kelimesi moral bozukluğu yaratır diye onun yerine müzaheret (yardım etme) kelimesi kullanılmıştır.

  • 1918 yılı sonlarına doğru, “Türk Wilsoncular Birliği” adlı dernek İstanbul’da kuruldu. Bu dernek, 5.2.1918 tarihinde , Halide Edip (Adıvar), Yunus Nadi, Ahmet Emin (Yalman),  Dr. Celal Muhtar, Vecdi Ebuzziya (eski bakan), Ali Kemal, Celal Nuri (Bayar), Necmettin Sadak, …gibi gazetecilerin imzası ile ABD Başkanı Wilson’a Manda için başvurmuş,…

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 257) kitabından birebir alınmıştır

  • “Sivas kongresinin devletlere seslenen bildirisinde “Dünyaya adalet sözü veren büyük devletlerin manevi desteğine güvenerek” deniliyor.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf.5) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Falih Rıfkı Atay’a göre; Mustafa Kemal Anadolu’ya geçerken İsmet’i de götürmek istemiş, İsmet “Yeni evlendim beni biraz rahat bırak” deyip gelmek istememiş. 1920 yılı başında Ankara’ya gelmiş Ali Fuat Cebesoy’un tüm ısrarına rağmen kalmamış, İstanbul’un işgalinden sonra Malta’ya sürülme korkusu ile sıkıştırarak Ankara’ya götürmüşler.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 245) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Falih Rıfkı Atay’a göre Fevzi Çakmak, Kuvayı Milliye’yi (milli güçleri) Mart 1920’de bile sergerdelik (başıbozukluk) olarak değerlendiriyor.  Yine Atay’a göre Fevzi Çakmak İstanbul’un işgalinden sonra bile İngiltere’ye karşı bir direniş göstermemiş, Ali Rıza ve Salih Paşa Hükümetlerinde Harbiye Nazırı olarak görev yapmış, bunları izleyen Damat Ferit Hükümetinde de Harbiye Nazırı olmak istemiş İngilizler karşı çıkınca, Malta’ya sürüleceğine Anadolu’ya geçmiş.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf.244) kitabından notlar yorumlanmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1993): İngiliz gizli belgelerine “Mustafa Kemal’in en iyi generallerinden biri, en yetenekli milliyetçi liderlerden biri diye geçen Refet Bele, 13.06.1921 ile 5.12.1921 arasında İngiliz Birlikleri Genel Komutanı olan General Harrington’ın temsilcisi, Binbaşı Henry ile İnebolu’da yapılan görüşmede; “Ankara Hükümetinin de İngiltere’nin dostluğuna çok değer verdiğini söylüyor” Hatta “Türkiye ile İngiltere beraber olurlarsa, İngiliz İmparatorluğunun çıkarları korunabilecek.” diyebiliyor. Ve 6 Temmuz 1921’de Mustafa Kemal General Harrington’a bir telgraf çekiyor “Tam bağımsızlıktan” söz ediyor.

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 240) kitabından notlar yorumlanmıştır.

  • “BMM Hükümetinin Dışişleri Bakanı Bekir Sami, 4 Mart 1921 günü Lloyd George’a; “Türkiye’yi Rusya’dan korumak için bütün Kafkasya’da askeri bir set olarak bağımsız bir konfederasyon kurulmalıdır.” önerisini yapmıştır. (1)

    Bekir Sami’nin Kafkas konfederasyonu düşüncesini Lloyd George önce çok övmüş ama bu düşünceyi Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin’e anlatarak Türkiye ile Rusya’nın arasını açmıştır. (2)

    Ali Fuat Cebesoy’da bu Kafkas Konfederasyonu düşüncesine inanıyor. Rusların daha güneye inmemeleri için bu konfederasyonunu tampon olarak düşündüğünü söylüyor bunu da Moskova’da büyükelçi iken İngiltere Büyükelçisine söylüyor ama İngilizler bu fikre sıcak bakmıyorlar.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 232 ile 239 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2007): Bekir Sami Çerkez asıllı, Çerkez Beylerinden olduğu için kendi ırkının kurtulması açısından bu öneriyi yapmış olabilir.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Dışişleri Bakanı’nın, kendi ırkına yararlı olabilmek için temsil ettiği ülkesine nasıl zarar verdiğinin güzel bir örneğidir.  

  • “Vahdettin, 21 Mart 1921 günü İngiltere yüksek komiseri Sir Horace Rumbold’a; “Ankara liderlerinin Türkiye ile hiçbir gerçek bağlantıları yoktur. Ne kan bağıyla, ne de başka bir şeyle ülkeye bağlıdırlar. Mustafa Kemal kökeni belirsiz bir Makedonya ihtilâlcisidir. Kanı, Bulgar, Sırp, Rum her şey olabilir. Daha çok Sırp’a benzer. Ankara liderleri arasında hiç bir gerçek Türk bulunmaz…. Benden, bir avuç isyancıya boyun eğmem istendi…. Birliği isterim, ancak birlik, ancak asilerin meşru otoriteye boyun eğmeleriyle sağlanabilir. Halen bu otoriteyi gösterecek güçten tamamen yoksunum.” 

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 207, 208) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Bu akılsız ve muhbir padişah İngilizlerin kendisinden yana ve imparatorluktan yana olduklarını zannediyor. Kurttan şefaat bekleyen kuzu gibi.

  • “Vahdettin “Türkiye’nin ölüm fermanı” saydığı Sevr Antlaşması’nı “Gelecekte İngiltere yardımına dayanacağı umuduyla” imzaladığını açıklamıştır.  Vahdettin ve Damat Ferit hep İngiliz yanlısı olmuşlardır.””

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 204) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Sevr’i Osmanlı heyeti imzaladı ancak Vahdetin onaylamadı.

  • “1925 yılında Şeyh Sait İsyanı çıkar. İngiltere Milletler Konseyinde Türkiye’yi, eskiden olduğu gibi Hıristiyanlara zulüm yapmakla suçlar ve konsey 16.12.1925’de Musul’u İngilizlere bırakır. 5 Haziran 1926 Antlaşmasıyla Musul İngiltere’ye bırakılır ve Ekim 1929’da İngiliz donanması İstanbul’a dostluk ziyareti yapar. 1890’lardan beri İngiliz emperyalizmine karşı savaştığımız ve 1914 ile 1918 yılları arasında topyekûn bir ölüm kalım savaşı verdiğimiz halde Kurtuluş Savaşımız İngiltere’ye karşı bir uzlaşıcılık içinde geçmiştir. Mustafa Kemal “İngilizlerin temel çıkarlarına dokunmadıkça Anadolu’da bir direnme hareketine girişilebilinir.” diyor.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 196 ile 203 arası) kitabından birebir alınmıştır

  • “Irak Hükûmeti İçişleri Danışmanlığı yapan G.J. Edmonds “Kürt, Türk, Araplar” adlı kitabında şunları yazıyor: “Türklerin o sırada (1926 yılı) Bağdat’ı geri almamalarının tek nedeni, Türk Hükümetinin iyi niyet ve uyanıklılığı idi. Hakkâri Valisi’nin Nasturiler tarafından tutsak alınması, Jandarma Komutanının yine onlar tarafından öldürülmesi, müzakereler üzerinde bir gerginlik havası estirmişse de, çabuk geçmiş. Türk Hükûmeti yine ölçülü davranışını sürdürmüştür. Musul Komisyonundaki Türk Delegesi, temelde İngiltere’ye karşı bir düşmanlık beslenmediğini hissettirmiştir.””

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 195) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Şemdinli’de bir Kürt ayaklanması oluyor. Şeyh Sait İsyanında idam edilen İngilizci şeyh Abdulkadir’in oğlu Abdullah, Amcası Seyit Taha ile birlikte yakalandıklarında üzerlerinde İngiliz altınları varmış. İki Alay asker ile bu isyan bastırılmış.

  • “Mayıs 1924’te İstanbul’da Musul işi görüşülmek üzere bir konferans toplanır. İngilizler Musul’un tam kuzeyinde (Burada Musul şehrinden değil eyaletten söz ediliyor) Hakkari’de Nasturilerin (Hz. İsa’nın doğduğu köy olan Nasara köyünden olan Hıristiyan Kürtler) yaşadığını, hatırlatarak.. Türkiye ile Irak arasında bir Nasturî tampon bölgesi kurmak isterler. Konferanstan 5-6 ay sonra, Hakkâri’yi bombalayacak kadar ileri giderler. Hatta askeri birliklerimizi de bombalarlar, tam bir kriz yaratırlar. Türk Hükûmeti diretince İngiltere geriler.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 195) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Hakkâri’yi ve askerlerimizi bombalamışlar, bu savaş nedenidir, tek tüfek atmamışız, öyle anlaşılıyor, peki nasıl direttik, ne yaptık yani? İngiltere, Petrol bölgesinin istikrarsız olması, için bu bölgede yaşayan Kürtleri Türkiye, Irak, Suriye ve İran arasında parçalamış. Musul’un bizim olması Kürtlerin tamamına yakınının bizimle olması demekti, bunu istemediler, biz de istemedik. Yalçın Küçük Hoca’nın dediği gibi Musul’u kolay verdik, Hatay’ı kolay aldık.

  • “2 Ekim 1922’de İngiliz askeri törenle İstanbul’dan ayrıldı. David Walder Çanakkale Olayı adlı kitabının 405. sayfasında, bu töreni şöyle anlatır. “Harrington (İngiliz kuvvetlerinin komutanı) İngiliz bayrağı yukarıda dalgalanarak ülkeyi terk etmeye kararlıydı. … Türkler bu törene katılmak için askerlerinin donatılmadığını ileri sürünce, İngilizler, koca bir Alay’a yepyeni çizmeler göndermişler. .. Fransız ve İtalyan birliklerinin geçişleri oldukça sönük geçti…. İngiliz muhafız birliğinin (Muhafız yani koruma birlikleri, aynı zamanda tören birlikleridir) geçişi sırasında halk (Türk Halkı) hayranlıklarını bağırarak değil el çırparak ifade edip İngilizleri alkışlamaya başladılar. .. İngiliz bandosu “Mustafa Kemal Paşa” adlı Türk Marşını çalarak, tören alanından hoşnut ayrıldılar.

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 180) kitabından notlar yorumlanmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Bir millet, bir hafta öncesine kadar güya savaştığı bir ülkenin, işgalci askerini, böyle mi gönderir? Askeri birliklerin donanımsızlığı düşmana söylenir mi? Bu, utanç vericidir.

  • “Lozan’daki ABD delegesi GEW anılarında: “İsmet galip bir devleti temsil etmekteydi, fakat ona yenilmiş bir düşman gibi davranılıyordu. Konferansın düzenlemesinde Türk Delegasyonuna (diplomatik temsilci) hiçbir önem verilmiyordu. İsmet Paşa, önemli Komisyonlardan birinin Başkanlığının Türkiye’ye verilmesini istedi, reddedildi. Genel sekreter Türk olsun dedi, reddedildi. Türkiye’nin iki değil üç delege ile temsilini istedi, reddedildi. Öteki istekleri de bunun gibi reddedildi.”  .. İngiltere Lozan Konferansında istediğini elde eder, Musul Konferansın dışında bırakılmıştır. .. Lozan’da Avrupa Delegasyonun koltuk, Türk delegasyonuna sandalye veriliyor, itiraz üzerine düzeltilir. Curzon, İsmet’i, öğrencisini azarlayan öğretmen gibi azarlıyor.

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 192) kitabından birebir alınmıştır

  • “23 Eylül 1922’de İngiliz Hükûmeti müttefiklerle birlikte Ankara’ya bir nota (Diplomatik İhtar yazısı) yollar: “tarafsız Bölgeye asker gönderilmemesi” istenir. Aynı gün Türk süvarileri (atlı birlikler) tarafsız bölge sınırını aşarlar. Ama Türk süvarileri tüfeklerinin namlularını yere doğru tutarak, savaşmak niyetinde olmadıklarını belirtirler. (1) 

      Londra Harrington’a; “Türk askeri tarafsız bölgeyi çiğnerse ateş açma yetkisi verir ve Çanakkale’ye asker yığarlar.”  29 Eylülde İngiliz kabinesi; “Türkler 24 saat içinde tarafsız bölgeden çekilmezse üzerlerine ateş açılacak” şeklinde karar alınır. Ayrıca Harrington’a bütün tarafsız bölgeyi Türk kuvvetlerinden temizleme emri verilir. İngiliz Kabinesi, 30 Eylül günü savaşın başladığı haberini beklerken 2.30’da Harrington’un emri dinlemeyerek henüz ateş açmadığını öğrenir. Bu sırada Mudanya’da Ateşkes görüşmeleri başlar.”

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi I – Doğan Avcıoğlu (Tekin Yayınevi 1. Baskı 1985 – Sf. 192) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2007): Kurtuluş savaşında emperyalistlerle savaşmadık.